Herkes gittiğinde anne kız kaldı. Şenay Hanımlar da oğullarından sonra gitmişti. Gonca kızlarla vedalaşırken bile onların “Senin neyin var rengin solmuş?” sorusuna “Bir şey yok” cevabını vermişti. Annesi ile baş başa kaldığında ise sakince olanı anlatmaya başladı ve gönderilen mesajı okudu. Halise Hanım elini kalbine götürürken “Allah’ın cezaları. Düşmediler yakamızdan.” dediğinde Gonca sertçe yutkundu.
O geceyi düşünerek ve ne yapacaklarını hesap ederek geçirdiler. Sabah, zar zor uyanan genç kız annesine bakındı. Ahırdan çıkan kadın elindeki süt kovası ile gelirken koşup ona yardım etti. Daha sonrasında üzerini değiştirdi ve diğer hayvanlarla ilgilendi. Haydar onun can sıkıntısını fark etmiş gibi sakin davranıyor oturduğu yerde yere yatıp başını dizlerine koyuyordu.
Akşama kadar aza koydular almadı doluya koydular taşmadı. Sonunda akşam vakti yemek yerken Gonca “Anne bu böyle olmaz. Ben yarın jandarmaya gideyim. Hem mesajı göstereyim hem yeniden şikayet edeyim. Yoksa bu lanetlerle baş edemeyiz.” deyip suyundan içti. Halise de başını salladı.
“Haklısın kızım. Babandan sonra kudurdular resmen. Allah'larından bulsunlar.”
Kızlar numarasını aldığı için arada mesaj atıyorlardı. Gece de mesajlaşmışlardı. Haziran sonu olduğu için okul durumları yoktu. Hatta son senelerine giriş yapmışlardı ve Staj yapmak için özel bir hastanede görev alacaklardı.
Safir “Benim Mıstık’la tanışmak ister misin Gonca?”
Gonca “Mıstık? İsterim tabi de o kim?”
Aysun “Kedi canım kedi. Bende de var. Adı Gürbüz. Dur resimlerini atalım.”
Gonca “Kedi mi? Çok severim ama bakmak hiç nasip olmadı.”
Safir “Senin Haydar bin kediye bedel kızım ne diyorsun sen.”
Hepsi telefon başında güldüğünde biraz olsun ortam neşelenmişti. Hemen önce Safir sonra da Aysun resimleri attı. Gördüğü kedilerle uzandığı yerden doğrulan kız resimleri daha dikkatli inceledi. Ardından hemen “Yanlız kızlar bu kedilere gel pisi pisi denmez onu baştan diyeyim. Seveceksek de acaba müsait misiniz sizi sevebilir miyiz denir. Maşallah çok güzeller ama resmen karizma bunlar.” yazınca diğer kızlar resmen kahkaha attı.
Aysun'un kedisi duman rengi maine coon kedisiydi. Cinsi erkekti. Safir'in ise turuncu ve beyaz karışımıydı. Biraz daha konuştular ve uyudular. Şenay Hanım ise geri dönmek için hazırlık yapıyordu. Öğlenden sonra geri çiftliğe gideceklerdi.
Sabah olduğunda anne kız rutinleri halletti. Saat on bir gibi hazırlanan Gonca kimliğini telefonunu küçük boyundan askılı çantasına koydu ve annesinin yanına gidip “Anne ben çıkıyorum. Otobüs durağına kadar yürürüm. Çok kalmaz gelirim. Merak etme sakın tamam mı?” dedikten sonra yanağını öptü.
Halise “Kızım dikkat et emi. Bak benim kalbim sıkışıyor. Şenay Hanımlar gelecekmiş haber verdi. Onlar gelince mi gitsen? Mustafa Bey’e rica ederdik götürürdü seni.” derken gerçekten de sanki bir el boğazını sıkıyor gibiydi.
Gonca da annesi öyle değince bir tedirgin olmadı değildi. Sonunda “İyi o zaman gitmeyeyim anne. Gelsinler de bir ricacı olalım. Daha garanti olsun” deyip çantasını masanın yanındaki sandalyeye bıraktı. Araba sesi duyduklarında onların geldiğini düşünüp çıktılar ama peş peşe gelen iki tofaş araba bahçede durduğunda gözleri büyüdü.
“Anne kapıyı kapa” demeye kalmadan çıkan adamlar ellerinde silah eve daldılar. İkisi Gonca’yı tutarken diğer ikisi de Halise’yi itip kakıyordu.
“Bırak. Bırak diyorum sana. Dokunmayın anneme. Allah belanızı versin.”
Mazhar, kızın karşısına geçip “İtaat etmeyi öğreteceğim sana.” dediği gibi tokadı sol yanağına yapıştırdı. Kadın kızını kurtarmak için çabalarken “Kes sesini be kadın” diyen kocasının kardeşi sert bir tokatla düşmesini sağladığında başının koltuğun kıyısına gelmesini umursamadı. Gonca ise dudağının kıyısının kanamasını umursamadan “Anne!” diye çığlık attığında Mazhar çoktan onu sürükleyerek götürmelerini işaret etmişti.
Zorla arabaya bindirilen kız çırpınsa da faydasızdı. Arabalar peş peşe çiftlikten çıktığında anne kızı zorlu bir sınav bekliyordu. Olaydan bir saat kadar sonra Şenay’lar geldiğinde açık kapıdan içeri girdiler ama devrilmiş birkaç biblo ile kaşları çatılan kadın “Halise Hanım. Gonca” diye seslendi ama ses gelmiyordu. Salonun kapısına yanaştıkları an inlemeye benzer sesle sesin geldiği yere döndüler. Yerde başını tutup inleyen Halise ağlıyordu.
Şenay ile kızlar hemen kadına bakarken Remziye ise elindeki bastonu sıkıyor Gonca’ya bakmak için mutfağa gidiyordu ki Halise “Kaçırdılar kızımı. Kurtarın Allah aşkına yardım edin bize ne olur” diye yalvarmaya başladığında durdu.
Mustafa Bey “Kim kaçırdı? Neler oldu anlat hele” dediği an kadın olan biteni anlattı. Safir, banyodan ilk yardım setini getirirken Aysun başının kenarındaki küçük kanamış yere bakıyordu. Karı koca duyduklarından sonra birbirine bakarken Şenay “Mustafa jandarmaya git. Yetişelim kıza.” dedi. Kızlar Halise ile ilgilenirken Remziye kızı ile damadını yolladı.
Karı koca jandarmanın yolunu hemen tuttuğunda zamanla yarışıyorlardı. Gonca ise zorla getirildiği evde amcaları ve babaannesinin karşısında dururken “Bırak beni gideyim. Anneme zarar verdiniz kadın öldü mü kaldı mı bilmiyorum. Mazhar abi ile asla evlenmem.” dedikçe kimse dinlemiyordu. Babaannesi “İmamı getirin. Kıysınlar şu nikahı. Sonra da bırakın evde. İş işten geçip karı koca oldular mı her şey biter zaten. Konuşturmayın şunu karşımda.” dediğinde gözleri büyüyen kız başını sağa sola salladı.
“Siz aklınızı kaçırmışsınız. Ben kimseyle evlenmem. Ölürüm yine evlenmem.”
Amcası Mahmut kızın karşısında dikildiği gibi “Bana bak küçük orospu. Sen gittin oralara bir havalandın. Ataya saygısızlık edildiği nerede görülmüş. Sesini kes otur oturduğun yerde. Evleneceksin dediysem evleneceksin. Bitti.” derken Gonca hem sinirden hem de korkudan ağlıyordu. Eğer o adam elini sürerse yaşayamazdı. Üstelik aklı annesindeydi. Onun nefes aldığını bilmeye deli gibi ihtiyacı vardı.
Yengeleri onu kolundan tutup odaya sokarken Mazhar imamı almaya gitmişti. Jandarmaya giden Mustafa ise durumu izah edip kızın telefonuna gelen mesajı gösterdi. Hanesine zorla girildiğini ve kızın annesini yaraladıklarını anlattı. Şenay ise telaşlıydı.
“Ya kıza zarar verirlerse.” derken anne yüreği sızlamıştı. Aynı şeylerin kızlarından birinin başına gelme olasılığı bile aklını kaçırmasına yeterdi.
Jandarma yola çıktığında karı koca da peşlerine takılmıştı. İmam gelmiş nikah için gelinle damadı beklerken Gonca hala “Ölürüm de evlenmem” diye bağırıyordu. İmam kızı duydukça “Eğer rızası yoksa gelin hanımın bu nikah olmaz. Öncelik rızadır çünkü” diyor Mahmut ise “Hoca uzatma kızın vekaleti bende. Kıy şu nikahı” diyerek diretiyordu.
Köye giren jandarma onların evine doğru giderken muhtar dahil birçok kişi de onların peşine takılmıştı. Murtaza kız bağırdıkça sinirlerine hakim olamamış odaya girdiği gibi dövmeye başlamıştı. Jandarma kapıya gelip sertçe vurmaya başladığında evden Gonca’nın çığlıkları duyuluyordu. Şenay arabadan inmiş sesleri duydukça “Yetişin kızı öldürecek” diye yakınıyordu. Sonunda kapıyı kırdıklarında küçücük evde kapısı kilitlenmiş odayı bulmak zor olmadı.
Odanın kapısını da kırdıklarında Gonca duvar dibinde sırtı ve kolları yediği kemer darbeleri yüzünden kanamaya başlamış ama çığlık atmaktan vazgeçmemişti. Yengeler, Murtaza ve diğerleri tutuklanırken Mazhar kaçmaya çalışmış bunu yaparken de bir askeri yaralayınca vurularak durdurulmuştu. Gonca hıçkırıklar içinde ağlarken Şenay odaya girdiği gibi elleri ağzına kapanmış “Aman Yarabbi” diye bağırmıştı.
Beş dakika kadar sonra üzerine Mustafa Bey ceketini vermiş arabanın içinde oturmuş kıza su veriyordu. Şenay ağlamıştı. Diğerleri hala jandarma arabasındaydı. Kaşları çatılan kadın arabaya yaklaştı ve babaanne ile amcalara doğru “Bu kız benim gelinim asker oğlumun da eşidir. Bir daha sizi etrafında görürsem ben değil ama oğlum size dünyayı dar eder haberiniz olsun.” dediğinde görevli jandarma eri uzaklaştırdı. O odada duvar dibindeki halini gördüğü an çoktan Demir’le evlendirme fikri kafasında netleşmişti.