Gelin? Yani benden mi bahsediyordu bu adam şimdi? Çünkü bana nişanlıymış rolü yapacağız annemin yanında demişti de az önce.
İyi de ben kabul ediyorum dememiştim ki.
"Kapatıyorum sultanım."
Yine annesini dinledikten sonra telefonu kapattı.
"Ben kabul ettiğimi hatırlamıyorum."
Kaşının birini kaldırıp "Sana yapmak veya yapmamak arasında bir seçenek sunduğumu hatırlamıyorum."
Dilim adeta tutulurken "Yapmak zorundasın Elçin. Edim'in borcunu boşuna silmedim ben." Dedi sertçe.
Gözlerimi kısarak baktım yüzüne.
"Ben mi dedim sana Edim'in borcunu sil diye? Hem sen yakışıklı adamsın seninle bir sürü nişanlı numarası yapacak kadın etrafında dolanıyordur. Neden ben?"
Farketmesemde Devrim'e iltifat etmiştim. Umarım o da farketmemiştir.
"Anamın kriterlerine uygun tek kız sensin de ondan."
Dedi göz kırparken. İstemsizce sırıtıp muzipçe baktım suratına.
"Ananın kriterleri neymiş?"
Haince gülümsedi. "Beyaz tenli, kısa boylu, zümrüt gözlü, hanımefendi."
Hanımefendi olmak ve ben? Puhahaha.
Kahkaha atmamı engelleyemedim. Ama sonra bana kısa dediği aklıma geldi.
"Sen bana kısa mı dedin ya?"
"Senin gerçeklere karşı tikin falan mı var?"
Ellerimi belime yerleştirip, mahalle karısı tavrımı takındım.
"Bir kere sen fazla uzunsun. Kim bilir kimin günahına girdin?"
Kaşları havalanırken
"Günah?" Dedi anlamlandırmaya çalışarak.
Gözlerimi kısıp "Kimin boyunu çalıp, kısa kalmasına sebebiyet verdiysen onun günahına girdin. Hıh."
Bu sefer uzun ve gür bir kahkaha attı. Yapma şöyle zalımın oğlu.
Kendini zorla durdurduğunda bana döndü.
"Bence sen konuşma artık. Çünkü konuşmayınca zeki duruyorsun."
Binci sin kınışmı ırtık. Çinki kınışmıyıncı ziki dırıyırsın.
"Sen bana zeki değilsin diyorsun ya hani, aynı durumdayız herhalde. Çünkü insanlar aynı durumların içerisinde olduğunda birbirlerini anlarlar ."
Karışık olsa da ona da laf çakmıştım. Yaşasın ben. Lafım azıcık bana da dokunuyordu ama olsundu.
Ona kapak sokmanın zevkiyle dört köşe olurken bana döndü.
Bir şey demeye mecali kalmamıştı sanırım.
Sırıtmam daha da genişlerken arabayı çalıştırdı. Ciddi bir ifadeyle
"Ben bu işi yapmayacağım Devrim."
"Nasıl yapmayacaksın kızım?"
"Git, istersen öldür Edim'i. Şu an karşımda öldürmeye kalksan gram acımam. Onun yaptığı şeyin bedelini ben ödeyemem."
Cümlelerim fazlasıyla sert çıkmıştı. Kesindi de aynı zamanda.
"Anlaştık kızım biz. Anlaşma metni var elimde. Yani yapmak zorundasın. Yapmadığın takdirde bu ülkede barınabilme ihtimalin bile kalmaz."
Resmen tehdit etmişti az önce beni.
Zorunda mıydım? Nah zorundaydım. Diretecekken aklına bir şey gelmiş gibi telefonun kilidini açıp "Pezevenk." Yazan bandın üzerine basıp bluetooth kulaklığını kulağına taktı.
"Alo Buğra şu sevgilinin stilistini benim eve yolla. 34 beden, elinde bulunan tüm elbiseleri getirsin bana."
".................."
Buğra her ne dediyse Devrim sinirlenmişti.
"Siktir git, kapat Buğra...."
Kulaklığı kenara fırlatıp arabayı sürmeye devam etti. Ama benim dilimde bir soru vardı.
Bedenimin ölçüsünü nasıl anlamıştı? Şu an sorgulayacağım en son konu bile değildi bu. Kendime gelip
"Yapmayacağım." Dedim ellerimi göğsümde birleştirip.
"Yapacaksın."
Sessizliği bozmak istemediğim için pencereden dışarıya bakmaya başladım. Bana istemediğim bir şey yaptıramazdı. Bunu bu adama öğretmem lazımdı.
Yolları izlemeye devam ederken uykum bile gelmişti. Esnemeye başlamıştım.
Ta ki Devrim'in "Geldik." Sesi duyulana kadar. Önüme döndüğümde kocaman bir kapı olduğunu gördüm. Ve kapının üstünden görünen harika, fildişi rengindeki evi.
"Trump'ın haberi var mı Beyaz Saray'ı evin yaptığından?"
Bembeyaz dişlerini gülümseyerek bana göstermişti. Dev kapı açıldı.
Evin şatafatı kapının açılmasıyla daha çok kendini gösterirken ağzım ayran budalası gibi açıldı.
Görmemişliğimi Devrim'e belli etmek istemiyordum ama ne yapayım? Görmemiştim.
Evin bahçesinin içine girdiğimizde yüzündeki gülümseyişi silip, evimde gördüğüm o sert adam ifadesini takındı.
Bir an şaşırdım, az önce benimle gülen o adam bu adam değildi. Neden yine bu ifadeye bürünmüştü?
Neyin var diye sormama kalmadan arabadan indi.
Ve kapımı açtı. Uuuuuu böyle bir centilmenliği, arabaya fırlatırcasına bu adam tarafından atıldığım için beklemiyordum.
Arabadan indiğimde her tarafta gezen takım elbiseli adamlara bakakaldım. Neden bu kadar çok adam vardı?
"Devrim doğruyu söyle Kavimler Göçünü senin evindeki adamlarla yeniden mi başlatacaksınız?"
Espirime gülmeden gayette ciddiyetle yanımda yürümeye devam etti.
Oha ama, çok iyi espiri yapmıştım. Niye gülmemişti ki bu?
Adamların hepsi Devrim'in önünde saygıdan eğiliyorlardı. Hükümranlığa bak sen.
Kapının önüne geldiğimizde zili çaldı. Birkaç saniyenin ardından kapıyı genç bir hizmetli kız açtı.
Altını çizerek söylüyorum, usturuplu giyinmişti.
Devrim'i takip ederek içeriye girmiştim. Evin ön cephesi, evin mükemmeliğini ele veriyordu fakat bu kadar muhteşem olduğunu düşünememiştim.
Tekrar görmemişler moduna geçiş yaptım.
İnsanlar ne kadar şanslı doğuyordu ya. Ben hayatım boyunca çalışsam böyle bir ev satın alamazdım.
Devrim le koltuklardan birine çöreklenirken bir melodi duyuldu salonda. Melodiyle kulak kabarttığımda bunun benim Telefonumun melodi sesi olduğunu farketmem birkaç saniyemi almıştı.
Telefonum benimleydi ve ben arka cebimde telefonumun olduğunu hissetmemiş miydim?
Cidden aptal mıydım neydim?
Ekrana baktığımda "Can." Arıyor yazısını gördüm.
Can benim mahalleden arkadaşımdı. Şimdi mahallenin FBI ajanları, yani pencerede dedikodu arayışları içerisinde olan teyzeler benim bağırışlarımı ve bir adamın kucağında dışarı çıktığımı gördülerse tüm mahalleye duyurmuşlardı.
Can da muhtemelen bu yüzden korkmuştu.
"Açabilir miyim?" Diye sordum bu işin kuralına uymak adına. Mafyaydı ya beyefendi. Açmamı istemiyor olabilirdi. Bende açma dediği için açacaktım ve hayatımda yaşamadığım kadar çok ekşın yaşayacaktım.
"Seni tutsak etmedim Elçin. Aç." Dedi göz devirerek.
Cidden bu işte bir sıkıntı vardı. Devrim o bilindik mafyalardan değildi.
Düşüncelerimi susturup telefonu açtım.
"Alo Ronaldinho"
Ona Ronaldinho diyordum çünkü kendisi futbol aşığıydı. Amatör bir ligde top sürmesine rağmen fazlasıyla iyiydi. Galatasaray'a transfer ederdik belki bu sene.
"Neredesin sen kızım? Mahalleye bir geldim senin kaçırılmış haberini aldım. Sen başını belaya sokmadan duramaz mısın?"
"Hop hooop Ronaldinho bugüne kadar hangi belaya battıysam sebebi hep Edim'dir. Yani benim bir suçum yok."
"Bizim mahallede bir söz vardır Elçin. Sen bu kelimeyi iyi bilirsin. "Yaw he he." Bela mıknatısısın gülüm sen. Nerede kavga olursa "Kesin Elçin oradadır. " Der oldum artık..........Ne...ne dedin sen? Yine o şerefsizin mi başının altından çıktı bu başına gelenler?"
"Evet." Dedim sakince.
"O piç ne yaptı sana?"
Gözlerimi Devrim'e çevirdim. Bizi ilgiyle dinliyordu.
"Şerefsiz piç kardeşim beni borcunu sildirmek için bir mafyaya verdi."
Devrim'e mafya diyince kaşları çatıldı. Sanırım Devrim'in de gerçeklere tiki vardı. Çünkü Devrim baya baya, kanıtlanabilir bir şekilde mafyaydı.
"O pezevenkler senden telefonu almadan etrafında ne görüyorsan söyle Elçin. polislere haber vereceğim. Korkma kurtaracağım seni."
Ben bu çocuğa korkuyorum dememiştim ki. Niye kafanda kuruyon oğlum?
"Bu kadar yeterli. Bitirin konuşmayı."
Ne olduğunu anlamadan telefon elimden alındı ve kapandı. Şu an fazlasıyla endişelenmişti Can. Adım gibi biliyordum onu.
Telefonun bataryasını çıkartıp bana uzattı telefonu.
"Telefonu birkaç gün kapalı tut. Sonra açarsın...."
"Telefon bende mi kalacak?" Diye sordum hayretle.
Yine göz devirdi. "Anlama kabiliyetinde yok sanırım güzelim. Seni buraya tutsak etmedim. Telefonun sende kalacak."
Tek bir cümlede nasıl iki tane tezzatlık olabilirdi?
Hem anlama kabiliyetin yok demiş hemde güzelim demişti.
Bana güzelim diyişini es geçip ellerimi göğsümde bağlayarak,
"Seni polise şikayet etmemden korkmuyor musun?"
Dedim kaşlarımı havalandırarak.
Güldü. Bu gülüşünün içinde bas bas bağıran bir kibir vardı.
"Bu hatayı yaptığın takdirde sana karşı uyuklayan şeytanı uyandırmış olursun."
Ben sadece buz'un bu adamın gözlerindeki rengin tasviri olduğunu düşünürken aslında cümlelerine de bu rengin somut soğukluğunu katabileceğini şu saatten sonra anlamıştım.
Kurduğu cümle bedenimi birkaç dakikalık
tipiye sokmaya yetmişti.
Gözlerindeki kararlılık beni derinden sarstı.
Onunla konuştuğumuz saatlerde bu yana ilk defa durumun ciddiyetinin farkına varabilmiştim. Tehdit etmişti ama beni tehditi korkutmamıştı. Şimdi basit birkaç cümle...
Bu adam gayette tehlikeliydi. İkinci tehditi de bunun sinyaliydi. Gözlerimi irileştirerek baktım gözlerine. Yüzü ifadesizdi.
"İkiyüzlüsün." Dedim.
Yine ağzımdan patavatsızca bir cümle firar etmişti. " Anlamadım?" Dedi, kullandığım cümleyi tekrar duymak ister gibi.
Başka biri olsa korkardı ama ben Elçin Korkmaz'dım. Korkmadığımı göstermek adına soğuk bir ifade taktım yüzüme
"İki yüzün var. Bu sadece sayabildiğim."
Kaşları havalanırken dudağını yukarı kıvrıldı. Ardından elini koltuğa yerleştirip rahat bir pozisyon aldı.
"İki yüzlü olmak kötü değildir, aksine insanların statülerini belirler ona göre hangi yüzü göstereceğine karar verirsin. Bu seni kötü biri yapmaz. Aksine karakterli yapar. Bazıları bunu yanlış anlar ama benim hiyerarşim hep bu olmuştur."
Düşünce ölçeğimde Devrim'in söylediklerini tarttığımda bunun baya baya mantıklı olduğunu içimden kabul ettim fakat bunu Devrim'in bilmesine yine gerek yoktu.
Telefonumu cebimde koyarken kapı zili çaldı. Az önce bize kapıyı açan kız koştur koştur kapıyı açmaya gitmişti.
Birkaç saniye geçtikten sonra içeriye çok güzel bir kadın ve taş gibi bir adam girdi.
"Devrim tüm cast ajanslarına baktım oğlum. Sevgi teyzenin istediği kriterlerde bir tane bile kız bulamad....."
Gözleri beni yeni yeni farkederken kaşları çoktan havalanmıştı.
Devrim kıza ve adama döndü. "Çakma yengeniz hayırlı olsun." Kız ve adam beni süzerken adam hayretle baktı Devrim'e. Benimde kaşlarım havalanmıştı. İnadımı beni tanımadığı için bilmiyor olabilirdi. Onu uyarmıştım, yapmayacağım diye.
"Bir haftadır ülkede kırmızı alarm verir gibi tüm Türk kızlarını tek tek İpek'le inceledik ve sen elinle koymuş gibi bir günde kızı buldun mu?"
Sesi kendiyle dalga geçer gibi çıkmıştı. Devrim'in annesi her kimse, onu o kadar sevdiği belliydi ki. Sırf annesinin kriterlerine uygun bir gelin bulmak adına cast ajanslarına bile bakmışlardı.
"Edim'in ablası."
Bana bakıp sertçe konuştu. "O dolandırıcının, dolandırıcı ablasıyla ne işin var Devrim?"
Bana dolandırıcı demişti. Bana bana. Gözlerim mi dolmuştu?
Keşke yanımda soğan falan olsaydı. Suçu ona atardım.
Kızın bakışları bana kayarken "Buğra." Diye sert bir ifadeyle çıkıştı.
Demek o pezevenk sensin. Tam Devrim'in diyişine uygun tavırları vardı.
İpeğin sesiyle Buğra ona döndü.
Yüzünde korumacı bir ifade vardı İpeğin.
"En iyi ben bilirim bir aileninin hatalarının bir çocuğa kesilmesini. Bence haksızlık ediyorsun. Bende tanımıyorum bu kızı fakat daha tanımadan ona dolandırıcı diyorsun. Zaman ver ona. Birlikte öğrenelim nasıl biri olduğunu. Hem Devrim'e güven çünkü o insan sarrafıdır. Bunu benden daha iyi biliyorsun."
Benimle aynı durumlarla baş ettiği için beni savunmuştu. Bana döndüğünde minnetle gülümsedim. Ama gözlerim hâlâ buğuluydu.
Ağlak su hiçbir zaman olmamıştım hayatımda fakat bugün Edim yüzünden gözlerim buğulanmıştı.
Cidden bazen Nerede hata yaptığımı düşünüyordum. Annem ve babam ölmeden önce Edim fazlasıyla iyi bir çocuktu.
Ne değişti de bu çocuk bu hâle gelmişti?
Buğra İpeğin bu cümlesinden dolayı kendini kötü hissetmiş olacak ki özür mahiyetinde gülümsedi.
Karşılık vermemiştim. Daha çok küfretmek istedim. Seni yazdım oğlum kara listeme. Mimlendin.
"Ne zaman geliyorlar?" İpek bir an duraksadıktan sonra coşkulu bir sesle
"Ay söylemeyi unuttum. Kapıdalar. Senin hanzolar içeriye almadılar haber vermediğin için."
Kafasını sallayıp adamlarını arayarak görevlilerin içeri girmesini söyledi. Yaklaşık on dakika içerisinde de içeriye girmişlerdi.
Bir anda kendimi değişik bir meşgalede bulmuştum. Kendimi sorgulamaya başladım.
Ne yapıyordum acaba ben burada? İnatlaşmıştım yapmayacağım, diye Devrim'le, şimdi paşa paşa gidecek miydim? Tabi ki istediğini yapmak için gitmeyecektim. Gidip annesine direk bu oyunu anlatıp masadan kalkacaktım. Ve böylece beni sürüklediği bu oyundan kolayca sıyrılıp Devrim'i Edim'e musallat ettirecektim tekrardan. Beni o etrafında; sürekli ona itaat eden kızlardan sanmıştı galiba.
Büyük bir ders verdikten sonra da çıkabilirsem kaçacaktım ehehe. İpek'te benimle yukarıya çıkmış elbiselere bakıyordu. Ardından siyah mini bir elbise beğendi.
Kıyafetlerine bakınca baya zevkli olduğu anlaşılıyordu.
Zevkine güvenmeye karar vermiştim. Elbiseyi yavaşça üzerime geçirdim. Cidden çok güzel bir elbiseydi.
İpek beğeni dolu bir ifade atarken ben ise kendimi garip hissediyordum.
Stil danışmanı da onay verdiğinde bu elbiseye karar vermişlerdi benim onayım alınmadan.
Susmaya karar verdim. Ta ki İpeğin
"Yüzün çok solgun. İstersen biraz makyaj yapalım."
Orası kırmızı çizgimdi işte. Giyim tarzıma falan karışabilirlerdi fakat yüz kesinlikle olmazdı.
"Makyaj malzemelerinin yerini gösterirsen ben yapabilirim." Dedim.
Gülümsedi ve çantasından makyaj malzemelerini çıkardı. Kuzu kuzu oraya gitmemi bekliyorlardı ama ben aradıkları karakterde birisi değildim. Susmazdım.
Benim ne yapacağımı dikkatle izliyordu. Makyajımı profesyonel bir şekilde yapmaya başladım. Bana şaşkınlıkla bakıyordu.
Benden beklemiyordu sanırım böyle bir makyaj. Soft ama güzel bir makyaj yapmıştım sonunda fırçayı kenara bıraktığımda.
Benim işim buydu. Bir make- up artistiydim. Ve defilelere çıkan mankenlere makyaj yapıp hayatımı idame ettirmeye çalışıyordum.
Makyajım da bittiğinde sonunda hazırdım. Saçlarım zaten kendiliğinden düzgündü. Birkaç fırça darbesiyle jilet gibi olmuştu.
Evet kaos gecesine hazırdım. "Çok güzel görünüyorsun."
Kendine hiç aynada bakmıyordu sanırım. Benden beklenilmeyecek bir şekilde nazikçe gülümsedim.
"Hadi aşağıya inelim."
"Sen in ben iki dakikaya geliyorum."
Kafa sallayıp odadan dışarı çıktığında telefonu alıp Edim'i aradım. Üçüncü çalışta açılmıştı.
"Senin eline nasıl telefon geçti kızım?"
Mafyaları kalıplara sığdırmışsınız, dogmatik bir düşünce gibi hiç sorgulamadan kabul ediyorsunuz. Te Allahım ya.
"Sen telefonun elime nasıl geçtiğini boşver de şunu sakın unutma. Bana bunu yaptığın için çok pişman olacaksın yavru kuş." Sesim baya ciddi çıkmıştı.
Ta ki Edim kahkaha atana kadar. "Sen beni tehdit etmeyi bırakta o adamdan nasıl kurtulacaksın onun çaresine bak. Canını almadan çıkamazsın sen o evden."