Aynı taşlı, çakıllı bahçe yolunu bu defa yanımda Selim ile yürüyordum. Karşımda derme çatma duran ev bildiğim parasızlığı bir kez daha seriyordu gözlerimin önüne. Boyası dökülmüş, aydınlığı bile fazla almasınlar diye yapılmış küçük pencereleri ile her türlü eksikliği hatırlatacak kadar aşinaydı bana. Elime değerken eli, başımı ondan tarafa çevirdim. Elimi sımsıkı sardı eli, tebessüm ederken yüzü; "Sana güvenmeyi öğreteceğim, Derya." dedi. Güvenmeyi öğrenememek miydi benim meselem? Ne yani, şimdi de Selim bana doktorluk edip aklıma, kalbime verdiğim zararları tedavi mi edecekti? Eve doğru yaklaşırken yaptığımız şeyin sonuçlarından korkup durakladım. Adımlarım onun ayaklarına bağlıymış gibi, o da durakladı; "Ne oldu?" diye sordu. Elimi tutan eline baktım, "Yapmayalım boş ver." dedim. D

