Can'dan Feza'ya söylediklerimden sonra kendimi arabanın koltuğuna attım. Peşimden gelen Baran şoför koltuğuna oturur oturmaz arabayı çalıştırmıştı. "Nereye gideceğiz. " diyen Baran'a yandan baktım. " Sence." dedim başka birşey söylemeden. Beni anlayan Baran kafasını sallayıp çalıştırdı arabayı. Gideceğimiz yer de yön de belliydi. Hayat beni her seferinde istemediğim o yere götürüyordu. Hayatımın içine eden adamın yanına. Ona olan öfkem ve kinim sarmaşık misali her yerimi sarmıştı. Yol boyunca ne Baran ne de ben konuşmadık. Ve sonunda beklenen an gelmişti. Araban inemedim bir süre, mezarlığın önünde kaldım. " Bunu kendine yapma abi. Hiçbiri senin suçun değildi bunu sen de biliyorsun. " diyen Baran'ın omzuna vurdum hafiften. " Biliyorum. Ben biliyorum ama yüreğim anlamıyor işte."

