Masada emirler havada uçuşuyordu. Türkoğlu’nun sesi tok, keskin, duvarlara çarpıp geri dönüyordu. “Telefon kayıtlarını alın! Giriş-çıkış kameralarını tarayın! Mardin’den çıkan her aracı durdurun!” Masadaki telsizler, bilgisayar ekranları; hepsi bir savaşı anlatıyordu. Ama benim savaşım, masanın öteki ucundaydı. Aras. O sessizdi. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, başını biraz eğmişti. Yüzü sabit, ama bakışları kıyamet gibi. Sanki içinde yıllardır yanmakta olan bir yangını kimse fark etmiyormuş gibi oturuyordu. Ben fark ediyordum. Her saniye, her nefeste, o yangının dumanını içime çekiyordum. Dalıyorum. Gözlerim, istemsizce ona gidiyor. Esmer teni… güneşte kavrulmuş gibi. Bir asker bronzluğu değil bu, daha çok savaşta pişmiş bir adamın derisi gibi: Sert, sabırlı, yorulmuş. Gözle

