Mardin’in akşamı, taş evlerin arasından süzülen sıcak bir nefes gibiydi. Gökyüzü, rengi unutmuş bir ressamın fırçasından taşan mor ve turuncu tonlarla karışmıştı. Terasta oturuyordum. Şehrin altımdan akıp gidişini izliyordum; minarelerden ezan sesi değil, bir huzurun yankısı yükseliyordu sanki. Havanın içinde taşın tozu, geçmişin kokusu vardı. Ve ilk defa… hiçbir şey düşünmeden nefes alabiliyordum. Kimseyi memnun etmeye çalışmadan, kimsenin beklentisinin altında ezilmeden, sadece kendi isteğimle burada, bu terasta oturuyordum. Bu kadar basit bir şeyin insana bu kadar iyi gelmesi garipti. Belki de özgürlük, büyük sözlerin arkasına saklanan değil; küçük bir “umurumda değil” cümlesinin içinde gizlenen bir şeydi. Elen’in kahkahası az öteden, avludan yükseldi. Aras’ın ailesi onu benimsemişti

