Bir kaç gün sonra lojmanda kapım çaldı. İçimde tuhaf bir merak kıpırdandı; kimseyi beklemiyordum. Kapıyı açtığımda Miran’ı karşımda buldum. Gözleri parlıyordu, yüzünde samimi bir sıcaklık vardı. Sanki uzun zamandır içini kemiren bir şeyi nihayet paylaşacakmış gibi duruyordu. Kısa bir selam verdi, ama lafı hiç dolandırmadı: “Teğmen Liya, izin gününüzde ailemin evine yemeğe gelin,” dedi heyecanla. “Efsun ve Aras’ı da çağırdım.” İçimde küçük bir kıpırtı oldu, dudaklarıma istemsiz bir gülümseme yayıldı. Direkt sordum: “Efsun’la mı ilgileniyorsun?” Bir an sustu. O kısacık sessizlikte gözlerime baktı; sanki orada gizli bir onay arıyordu. Sonra, sesini saklamaya gerek duymadan söyledi: “Evet, onunla ilgileniyorum. Ama onu tek başına davet etmem saçma olur. Bana yardım eder misin?” O an içi

