Bir anda evden fırladık. Arabada Miran hızlı hızlı anlatıyor, nefesi kısa, sesi sinirli: “Gözetlemede öte tarafa döşenmiş, gizli mayın. Tam sökecekken ateş açıyorlar. Hem çatışma, hem patlayıcı riski bir arada, tam cehennem.” Karargâha vardık. Türkoğlu’nun odasının kapısında askerler, çizmelerin sesi, radyo tıslaması… İçeri girince hemen selam verdik. Birden üstünden geçti: “Görev bizim. Destek çıkıyor ama gecikecek. Gidip, halledelim.” Sesi kürsü gibi sert, gözleri cam gibi soğuk. “Bir dakika daha kaybetsek bunlar altımızı oyacaklar. Hadi!” Biz, bir kaç askerle daha yola çıktık. Araçta kimse konuşmadı; eller tüfek diplerinde, yüzler odaklıydı. Vardığımızda Efsun başka araçtan iner inmez menzillendi, iş bölümü otomatikleşmiş: mayın ekibi yerini aldı, keskin nişancı gözleri hizaya aldı.

