3. Bölüm

1004 Words
Ertesi gün, evde baya bir telaş vardı. Akşama müstakbel damat adayım gelecekti. Tabi ki abartı ve çok güzel görünmeliydi her şey. Bana sorarsanız ruhumu teslim ediyormuşcasına içimde bir sıkıntı mevcuttu. Hiç hevesli değildim ve yüzümden de belli oluyordu bu durum. Sophia girip çıkıp uyarıyordu beni surat asmayayım diye. İki günde rahmetli olan, yaşlı büyükannesine benzemişim söz de. Yoksa damat adayı beni beğenmez fikrinden vazgeçerse bunu bana ağır bir şekilde ödetirlermiş. Kendim için değil, Mia için daha çok endişeleniyordum. Odamın kapısı çalındı o sıra. Evin yardımcılarından, Ava elinde beyaz bir kutuyla girdi içeriye. "Efendim, Sophia Hanım akşam için bunu giymenizi istedi. Terziden daha yeni geldi de." Dün bir sürü şey almamıza rağmen, üzerime özel dikim siyah dantelli iddialı bir elbise sipariş vermişti. Ölçülerimi almışlar bugüne yetiştirmişlerdi. "Tamam çıkabilirsin." Zamanında evin çalışanlarıyla samimi olduğum için geçmişte cezalandırılmıştım Sophia tarafından. Herkes sınıf farkının bilincinde olmalıydı ona göre. Beni evin bodrum katında soğukta iki gün aç susuz bırakmıştı. O zamanlar on sekiz yaşımdaydım. Ve dersimi almıştım, benimle muhatap olan kızı da işinden kovmuştu yengem. O gün bugündür kimseyle samimi değildim bu evde. Mia hariç. Zaten eğer o da olmasaydı dayanamazdım bu olanlara, bu insanlara. Ya kaçardım canımdan olurdum ya da kendimi öldürürdüm belki. Ava kutuyu makyaj masasına koyup sessizce çıkmıştı odadan. Hiç merak bile etmiyordum canım bile almıyordu giyinmeyi, kendimi bir mal gibi sergilemeyi.. Tekrardan kapım çalındı ve açıldı. Bu sefer gelen sevgili yengem, Sophiaydı. Gözlerimi devirmeden edemedim. Bu kadını hiçbir zaman sevemeyecektim. "Aman tanrım! Sen daha oturuyor musun! Kalk ve hemen hazırlanmaya başla. Kuaför de bir saate burada olur. Bana bak senin anlamamak için direndiğin şey bugün resmiyete dökülecek! Nişanı onaylayacağız seve seve ve sende bu duruma daha fazla surat asmayacaksın! Yoksa fena olur Diana. " "Eğer ki yemekte de hoşnutsuzluğunu belli edersen ve adamı kaçırırsak vay haline senin!" "Adından başka hiçbir lanet şeyini bilmiyorum Sophia! Sence de bu tavrım normal değil mi?!" "Hayır hiçte değil! O adamın arkasından koşan kadınların haddi hesabı yok. Sen resmen seçilmiş kişisin kendine gel Diana. Senin yerinde olmak isteyen milyonlar var tatlım." "Ben istemiyorum. Neden ben?! Madem öyle diğer kadınlarla evlenebilir. Ya siz iyi misiniz? Bu iş kafanızı hiç karıştırmıyor mu? Biz kimiz Adrian İvanov kim?! Bu adamın adı bile tehlike arz ediyor Sophia. Kendimizi hangi tehlikeye atıyoruz tanrı bilir!" "Ah benim tatlı kızılım. Biz her şeyi düşündük. Sen o küçük beynini bunları düşünerek yorma. Gavin her şeyin en iyisini bilir. Sana denileni sorunsuz bir şekilde hallet yeter. Ruhsuz bakışların ve suratın umarım adamın aklını karıştırmaz." Nihayet akşam yemeği saati gelmişti. Her şey hazırdı. Ben, masa, yemekler mumlar arkada çalan hafif piyano sesi.. Şöyle bakıldığında her şey muazzam görünüyordu. Kuaför isteğim üzere hafif makyaj yapmıştı. Sophia ya kalsaydı beni kırmızı halıya hazırlamak ister gibi süsleyecekti ama müsaade etmemiştim. Kabarık olan saçlarımı da düzleştirmiş ortaya zarif bir Diana çıkmıştı. "Mia nın bu gece huzurlu uyumasını istiyorsan Diana, şu suratının halini hemen düzelt!" Gavinin çene kasları sıkmaktan gerilmiş bana öldürecek gibi bakıyordu. Nefret somut bir kavram olsaydı eğer şuan belki de sevgili dayım ve karısı hayatta olmayacaktı. Mia için sessiz kalmalı denileni yapmalıyım yoksa küçük meleğim tehlike de olacaktı. Bizim birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Onu bırakamazdım. Henüz değil. Salonda oturmuş stresle kısa küt tırnaklarımla oynuyordum. Sessizlik hakimdi kocaman salonda. Yemek odası da hemen yan taraftaydı. Hizmetliler masanın başında servis etmeyi bekliyorlardı O sırada zil çalmış şimdiye kadar atmayan kalbim delicesine atmaya başlamıştı. Sanırım kaçınılmaz sona gelmiştim. Umarım adam çok yaşlı değildir. Sophia ve Gavin ayaklandı ve misafirini karşılamaya kapıya doğru ilerlediler. Ben ise ayağa kalktım ve bekledim. "Hoş geldiniz buyurun lütfen. Şeref verdiniz bizlere buyurun şöyle." "O kadar mutluyum ki anlatamam hoş geldiniz. Bizi çok onurlandırdınız." İlk dayım giriş yaptı salona. Gerçekten mutlu ve gururlu görünüyordu. Tabi ki öyle görünecekti. Koskoca Rusya mafya liderini evinde ağırlama şerefine nail olmuştu. Sonra onu gördüm. Bir doksana yakın iri vücudu ilk dikkatimi çeken şey oldu. Geniş göğsü ve güçlü omuzları.. Bakışlarımı yüzüne kaydırdım ve tanrının özel işçiliğine bizzat şahit oldum. O gözleri, düz burnu güçlü çene yapısı ve dolgun dudakları.. Sanat eserine eş değerdi yüzü. Özel bir sanatçının elinden çıkmışcasına güzel yaratmıştı onu tanrımız. Bir an öylece bakakaldım ve hayran olmamak gerçekten de elde değildi. Bu adam yaşlı falan değildi en fazla otuzlu yaşlarındaydı. İyi de neden ben?! "Diana. Sevgili yeğenim.. biraz utangaçtır siz onun kusuruna bakmayın lütfen." "Diana?" Sophia uyarı dolu gözlerle bana bakıyordu. Ağzımı açıp bir şeyler söylemek zorundayım değil mi? Ama tutulmuştum ve gerçekten konuşamıyordum. "Iı şey.. Hoş geldiniz." Elimi mecburen kaldırdım tokalaşmak için. İçim de bir şeyler tepetaklak olmuştu. Heyecandan ellerim titriyordu. Bu adamın bakışları neden bu kadar soğuk ve ilgisiz görünüyordu. Hiçbir şey anlamıyordum. Sanki zorla gelmiş gibi bir hali vardı. Yüzünde bir mimik bile oynamıyordu. "Hoş buldum." Sesi.. O karanlık ve derinden gelen erkeksi sesi.. Aman tanrım bana neler oluyordu böyle! Ne yani o kadar şeyden sonra bu adamı nasıl beğeniyle süzerdim kafayı yiyecektim. Elimi kavradı. Büyük ve sıcaktı benim aksime. Ellerim buz gibiydi ve titriyordum. "Öhmm. Yemeğe geçelim mi ne dersiniz?" "Benim için uygun." Yemek sesssiz sedasız bol stresli geçiyordu. Hala titriyordum ve ağzıma lokma sokmamıştım. Çatalımla tabakta ki etimi kesiyor, iyice küçültüyordum. Kafamı kaldıramıyordum, bir daha göz göze gelmek istemiyorum. Beni rahatsız eden bir şey vardı. Lakin bu yabancıya da çekiliyordum sanki. Aramızda yoğun bir şey oluşmuştu daha ilk dakikadan itibaren, bunu hissediyordum. "Diana tatlım?" Sophia nın sesi kendime gelmeme neden oldu. Kafamı kaldırıp yabancıyla göz göze geldim. O kurşun geçirmez gözleriyle beni izliyordu. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım ve lavaboya gitmek için müsaade istedim. "Ben lavaboya gidiyorum. İzninizle." "Müsaade senin." Hızla oturduğum yerden kalktım ve salonun çıkışına ilerledim. Elbise giymeye alışkın olmadığım için elbise de boğuyordu şuan beni. Bu yemeğin sonunu getiremeyeceğimden korkuyordum. Gavin ve müstakbel damat adayım aralarında konuşmaya başlamışlardı. Lavaboya girdiğim de hızla ellerimi ıslatarak boynumun etrafına sürdüm. Nefes alamıyordum sakin olmalıydım. Belki de adam benim sorunlarım olduğunu falan düşünecekti bu tavırlarım karşılığında. Ne yapacaktım? Nasıl kurtulacaktım bu işten? Tanrım bana yardım et. Ayna da kendimi inceledim bir süre. Bembeyaz kesilmiştim. Zaten beyaz tenliydim şimdi ruh gibi olmuştum. Bu adamın başka derdi olmalıydı. Yoksa imkanı yok benim gibi sıradan bir kız için kalkıpta buralara kadar gelmezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD