2.Bölüm

1210 Words
Nasıl yaşantılar, nasıl hayatlar olduğunu bizde dışarıdan asla göremezdik. Batıyı; kültür, medeniyet diye bir bir sıralar, dışarıdan olanları da elimizin tersiyle itekler dururduk. İnsan ayrımı yapmam diyenleri de bilirdim, ırkçılık yapanları da. Bunları hepimiz bir bir biliyorduk aslında. İnkar etme biz insanoğlunun en büyük kusuruydu da asla bunu göremezdik. Ben bu şehre ayak bastığım ilk an anladım aslında. Küçükken kendime bir hedef koymuş, okumuş ve öğretmen olmuştum. Sınava girmiş puanımın gelmesini beklerken bile 'atanırsan şark yerin ilk doğu olacak hazır mısın?' diye soranlara 'hayır, ben oralarda yapamam, çok kararsızım aslında' diye cevap veriyordum. Ne de büyük bir yanılgıymış aslında bu. Mardin.. İlk başta ismiyle göz korkutan ama adım attığın an seni büyüleyen şehir. Taksinin içinde hayranlıkla etrafı izlerken, eniştemin '' otel çok uzak mı?'' diye sormasıyla kısa bir an onlara bakıp yeniden dışarıyı izlemeye başladım. Annem yeniden beni dürtüklediğinde açık ağzımı sonunda kapattım. ''Geldik abi'' diyen taksicinin sesiyle kapıyı açıp sıcak havaya adım attım. Güneş açıkta kalan her yerimi yakmaya hevesli gibi dört bir yandan sardı bedenimi. Eniştem taksiciyle beraber valizleri çıkarırken bende annem ve teyzemin yanına geçtim. Beraber otele giriş yaptığımız da eniştem lobiye geçti. Teyzemin sonunda göz yaşları geri de kalmış ve yerini büyük bir sessizlik almıştı. Eniştem elinde iki anahtarla geldiğinde beraber asansöre bindik ve odalarımızın olduğu kata çıkmaya başladık. Asansör durduğunda biraz daha yürüdük. İki tane kapının önünde durduğumuzda eniştem anahtarlardan birini anneme uzatıp '' abla bu sizin. '' dedi. Annem anahtarı bana uzatıp '' gir sen kızım içeri. Duş al yat '' dedi. Annem teyzemlere dönerek '' hadi'' dedi ve onlarla beraber onların odasına doğru ilerlerdi. Beni geride bırakmaları beni kuşkuya düşürdü. Benden bazı şeyleri sakladıkları gün gibi ortadaydı. Elimde duran anahtarla kapıyı açıp valizleri alarak içeriye girdim. Geniş ve ferah odaya küçük bir göz gezdirip, Valizi köşeye bıraktım. Büyük balkon camının önüne gidip perdeleri geriye çektiğimde gözlerimin önünde duran manzara beni yeniden büyülemeye yetmişti. Aslında buraya adım attığım an atama da nereyi isteyeceğimi o an anladım. Kısa bir süre sonra kapı çaldı. Hızlı adımlarla kapıya gidip açtığımda annem, teyzem ve eniştemi buldum. Eniştem '' kızım biz gidiyoruz '' dedi. Kaşlarım anında çatılırken annem '' sen odadan çıkmıyorsun Mehir. Biz kız tarafının evine gidiyoruz. '' dedi ve hızlıca itirazım geldi o an. ''bende geleceğim anne. Sizi yalnız bırakmam '' Teyzemi ilk defa bana karşı bu kadar katı ve net konuşurken gördüm o an. Bedenim buz kesti. ''Buraya gelmek istedin tamam dedik Mehir ama asla daha fazlası yok. Eğer dönüş biletin alınsın istemiyorsan odanda kal.'' Eniştem bile belli etmeden gerginlikle teyzeme baktı ve o an gerçekten ters bir şeylerin olduğunu anladım. Başımı ağır ağır salladığımda ''hadi kapını kapat '' dedi annem ve yürümeye başladılar. Onların arkasından bir kaç saniye bakakaldım ve ardından kapıyı kapatıp, otelin ön tarafını görmek için cama yaklaştım. Bir kaç dakika sonra bizimkiler kapının önünde durdu ve eş zamanlı olarak bir araba da onların önünde durdu. Eniştem eğilip bir kaç şey konuştu ve annemlere başıyla arabayı işaret etti. Gözlerim teyzemin titreyen ellerine takıldı o an. Kapıyı açamamıştı ve annem hızlıca onun için kapıyı açtı ve ikisi arkaya eniştem öne geçerken, kapıların kapanmasıyla araba hareket etti. Kalbim korkuyla çarparken, perdeyi kapatıp odada bir ileri bir geri yürümeye başladım. Derin bir nefes alarak, gözüme ilişen telefonumu aldım yatağın üzerinden ve yeniden Murat'ın numarasını bularak aradım. Onca aramalarıma rağmen kapalı çalan telefon sonunda açılmıştı. Telefon çaldı çaldı ve tam kapatacağım sıra da açıldı. ''Murat, şükürler olsun sonunda açtın.'' Ses gelmedi o an ve ''Abi, abi duyuyor musun beni? Murat ses ver iyi misin? bak biz Mardin'deyiz. annemler geliyor. Alo, alo!'' diye konuşurken bir anda telefon kapandı. ''Allah kahretsin!'' diye söylenerek yeniden aradım ve yeniden telefon kapalı çalmaya başladı. Yatağın üzerine umutsuzlukla çöktüğümde kaç saat öyle tek başıma oturdum bilmiyordum ama saate baktığımda saatin daha üç olduğunu gördüm. Biraz nefes almak umuduyla üzerimi değiştirip, her ne kadar bizimkiler tembih de etse kendimi sokağa attım. Dışarı çıkıp derin bir nefes aldığımda otelin adını telefonuma kaydedip, yürümeye başladım. Çok fazla uzaklaşma isteğim olmadığı için otelin yanındaki kafeye geçtim hızlıca. Oturduğum anda çantamdan sigara ve çakmağımı çıkarıp yaktım. Yanıma gelen garsonu gördüğüm de ''merhaba '' diyerek tebessüm ettim. ''Merhaba, hoş geldiniz.'' diyerek bana aynı şekilde güler yüzle karşılık veren kızın uzattığı menüyü almadan '' orta türk kahvesi '' dedim. Kız gülümseyerek yanımdan ayrıldığında telefonumu çıkararak biraz sosyal medya da dolaştım. Bir süre sonra kahvem gelmişti. ''Şehrimizi gezmeye mi geldiniz?'' Çalışan kızın gülümseyerek sorduğu soruya içimden '' keşke o şekilde olsaydı '' demek geçerken dilimden yine de '' evet '' döküldü. Kız kahvemi önüme bıraktığında ''zaten misafir olduğunuz çok belli'' dedi beni süzerken. Kaşlarım havaya kalkıp dudaklarımdaki gülümseme daha da genişlerken '' nereden belli peki?'' dedim. Kız hayranlıkla kızıla yakın kumral saçlarıma bakıp '' Rus kızları gibisiniz '' dedi. Onun tabirine seslice gülüp '' Aslen İzmit'liyim aslında '' dedim. ''Bakar mısınız?'' Yan masadan birinin seslenmesiyle kız bana '' afiyet olsun'' diyerek hızlıca ayrıldı. Önüme gelen kokusu üstündeki kahveden bir yudum alarak, gülümsedim. Yüzümdeki gülümseme acının ve merakın maskesiydi aslında. Aklım annemlerde kalırken, onları hem aramak istiyordum hem de aramaya korkuyordum. Kafede biraz daha oturup, havanın kararmaya başlamasıyla beraber hesabı ödeyerek yeniden otelin yolunu tuttum. İçeriye girip odaya çıktığımda merakım içimi yemeye başlamıştı artık. Annemin numarasını bulup aradığım da telefon açılmamıştı bir türlü. Belirli zaman aralıklarla teyzemi, annem ve eniştemi aramıştım ama asla açan yoktu. İçimdeki endişeyi ve olumsuzu bir kenara atarak anneannemin numarasını tuşladım. Bir kaç çalıştan sonra '' Mehir abla '' diye telefonu açan Gonca'nın sesini duydum. ''Kuzum döndün mü arkadaşından.'' dedim sesimi neşeli tutmaya çalışarak. Gonca'nın aksi ve tripli sesini duymamla kalbimdeki acı daha da büyüdü. ''neden bensiz tatile gittiniz. Anneanneme de kızdım. Hepiniz gitmişsiniz ve beni bırakmışsınız. '' Daha on yaşında olan Gonca'ya bu durumu pek tabi anlatamazdık ve şimdi her şey arap saçıydı. ''Çok değil ki aşkım. Bir kaç gün sonra döneceğiz. Seni arkadaşlarından ayırmak istemediğimiz için almadık'' Gonca'nın ''o zaman söz ver. Döndüğünüzde söz verdiğiniz gibi abimle beni hayvanat bahçesine götüreceksiniz '' dedi. Boğazım düğümlendi, kalbim daha da ağırmaya başladı. Abisi.. Murat.. Murat abim.. Kaderi bir pamuk ipliğine bağlı olan Murat.. İlk defa Gonca'ya söz verirken, dudaklarım titredi. İlk defa yapacağımın eminliği olamadı üzerimde. Gözlerimden yaşlar ilk defa bir bir süzülürken, titreyen sesimle '' söz Gonca. '' dedim. ''Döndüğümüzde Murat abimle beraber seni hayvanat bahçesine götüreceğiz. '' Telefon kapandığında saatlerce daha yeni idrak etmiş gibi ağladım. Konduramadım. İnanmadım. Bu gerçekle yüzleşmeye, bu saçmalığın anlamsızlığına ilk defa isyan ettim. Hak dedim, hukuk dedim ve ellerimde çaresizlik kaldı bir tek. Karanlık çöktü, ay gitti, hava aydınlandı ama yine de ne gelen oldu nede aramalarıma cevap veren ailem.. Elimde büyük bir hiçlikle kalakaldım. Ne adres bildim, Ne yol. Sabahın ilk ışıklarından sonra ılık bir duşa girip, saat 8 e doğru ise otel odasında çıktım. Ne gelen vardı ne giden ama ben polise gidecektim artık. Murat'la beraber ailemde orta da yoktu. Derin bir nefes alarak, merdivenlerden indiğimde önümde siyah bir araba durdu. Dün annemlere yapılan gözlerimin önüne geldi o an. ''Mehir hanım '' ne ara yanıma geldiğini anlamadığım adam ismimi söylediğinde şaşkınlıkla yüzüne baktım. ''siz kimsiniz?'' Adam gözlerini asla yüzüme çıkarmadı o zamanlar da. Benim gözlerim korku ve merakla adamın her miliminde dolanırken '' sizi götürmeye geldim. '' dedi. Bir adım endişeyle geri adım attığım da adam ceketini geriye çekerek dikkatimi oraya yönlendirdi ve belinde gördüğüm silahla beynimden vurulmuşa döndüm. ''Zorluk çıkarmayın lütfen.'' Bu kadardı işte. Zorluk çıkarma. -BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD