2.BÖLÜM

1217 Words
Gözüme vuran güneş ışığı ile uyanmayı çok isterdim fakat beni uyandıran şey elbette ki alarmdı. Erva'nın uyanmamasına dikkat ederek alarmı kapatıp yataktan çıktım. Ev ahalisi saat 8de kahvaltılarını yaptıkları için bizlerde 6.30da uyanıyorduk. Tabi Erva için aynı şey geçerli değildi. Bir taraflarında pireler uçuşarak uyuyordu. Okulda çok yorulduğu için ona kıyamıyorduk. Hanımefendi okusun yeterdi bize. Odada ki banyoya girip hızlıca işlerimi hallettikten sonra odaya geçip dolabı açtım. Belirli bir kıyafetimiz yoktu fakat ben etek giymeyi seviyordum. O yüzden dizlerimde biten siyah kalem eteğimi giyip üstünede beyaz salaş kısa kollu tişört giydim. Tişörtü içine sokup, babetlerimi de giydikten sonra, Erva'nın üstünü örtüp odadan çıktım. Hızlıca mutfağa girip her zaman ki kahvaltılıkları tepsiye dizmeye başladım. Tepsiyi salona götürüp, masayı ayarladıktan sonra kahvaltılıkları dizip mutfağa geçtik. Fulya abla daha uyanmamıştı ve benimde uyandırmaya niyetim yoktu açıkçası. Zaten ayaklarından dolayı çabuk yoruluyordu o yüzden de dinlemesi daha iyi olurdu. Bütün kahvaltılıkları hazırlayıp kızartmalarıda yaptıktan sonra annemin öğrettiği, ona özel olam böreği yapmaya başladım. Çok az zamanım kalmıştı ama olsundu. Yetişmezse biz yerdik. *^*^*^*^*^*^*^*^ Kahvaltılar yapılmış, ev toplanmış, kahveler içilmişti. Şimdi de mutfakta hepimiz boş boş oturuyorduk. Erva okulu olmadığı için bizimleydi. Eylül canı sıkıldığı için, Fulya abla ise pirinç ayıklamak için. Hepimiz farklı sebeplerden aynı masada buluşmuş, Fulya abla hariç ellerimizi çenemize dayamış oturuyorduk. "Çok sıkıldım. Bir şeyler yapsak ya.?" Eylül'ün önerisiyle Erva gülümsedi. Bu gülümsemeyi tanıyordum. Yaramazlık yapmadan önce Alin'de böyle gülerdi çünkü. Aynısıydı. Sinsi ama masum, sırıtık ama gülümsemeli. Ortaya karışık çoban salatası gibiydi bu gülümseme. Her telden vardı ve sonu genelde güzel olmazdı. "Kafeye falan gitsek ya.?" evet gerçekten harika bir öneriydi. Dediği şeyle göz devirdim. "İzin günüme daha 2 gün var kuzularım. Ama siz gidebilirsiniz bence." evet hafta sonunda daha 2 gün vardı. Gitmek istedikleri belliydi ve benim yüzümden evde kalmalarını istemiyordun. Bu iki cimcime kardeşim gibi olmuştu. Aramızda sadece 2-3 yaş fark vardı ama kardeş gibi görüyordum onları. İki çılgın kız kardeş. "Olsun. Annemden izin alırız Saygı. İzin vereceğini biliyorsun. Hadi kırma bizi." Kafamı olumsuz anlamda sallayıp gülümsedim. "Olmaz bebeğim. Siz şimdi tıpış tıpış gidiyorsunuz. Hafta sonu içinde bana söz veriyorsunuz ve çılgınlar gibi eğleniyoruz. Tamam mı.?" Önerim hoşlarına gitmiş olacak ki onaylayıp yanaklarımı öptükten sonra koşarak mutfaktan çıktılar. "Sen neden gitmedin kuzum. İpek Hanım izin verirdi biliyorsun." "Olsun Fulya ablam. Şimdi öylesine izin almak olmaz. Başka zaman ihtiyacım olduğunda almaya yüzüm olsun en azından. Hafta sonuna ne kaldı zaten. Pazar günü doyasıya gezeriz işte hep beraber." "Ah benim güzel gözlüm. Nasılda düşüncelisin sen. Allah karşına senin gibi birini çıkarsın annem." Ellerini öptükten sonra diğer yemekleri hazırlamak için kolları sıvadım. Bu akşam Güven bey'in isteği üzerine taze fasülye yapıcaktık. Evet zenginlerin evinde her akşam portakal suyu yatağında ördek yapılmıyordu. Yada ıstakoz. Hatta bu evde hiç değişik bir yemek yapılmamıştı. Normal ev yemekleri yapılıyor, mezeler ve salatalarla masa süsleniyordu. Onun dışında herşey aynıydı. Hatta pilavda kullanılan yağın markası sütaş'tı. Yani zengin insanlarında hayatı evlerine girdikleri an normalleşiyordu. En azından bu evde bu durum böyleydi. *^*^*^*^*^*^*^*^* Eylül ve Erva'nın azarlamaları eşliğinde sonunda istedikleri, benide zorla ikna ettikleri bar'a gelmiştik. Ne kadar dil döktüysem de ikna edememiştim. Benden daha inatçı oldukları kesindi. Gürültülü müzik eşliğinde bulduğumuz ilk boş masaya oturduk. Oturduğumuz gibi sanki gelmemizi bekleyen garson vardı ve hemen yanımıza gelmişti. Kızlar hafif alkollü kokteyl söylerken ben sadece su istemiştim. "Fulya teyze ve İpek Hanım sizi bu halde görürsen çok fena olur biliyorsunuz değil mi.?" Morallarini bozmak istemiyordum fakat haklıydım. 25 yaşındaydım ve onlara bir yerde ablalık yapmak zorundaydım. İkiside üzgünce kafasını salladı. Bir an dediğim için pişmanlık duydum. Fakat kısa sürdü. "Bir taneden başka içmek yok." *^*^*^*^*^ Kızların dans tekliflerini geri çevirip masada pineklemeye başladım. Herkes çılgınlar gibi dans ederken, ben yine tek başıma oturup onları izlemekten öte geçemiyordum. Ama böyle yerleri sevmezdim ki ben. Kalabalık, gürültülü, alkollü... bana göre değildi. Ben daha çok sessiz yerleri severdim. Evim gibi , gece sahil kenarı gibi, ormanın içinde ki bir bank gibi... Yanıma birilerinin gelmesiyle kafamı kaldırıp kim olduğuna baktım. Güçlü bey ve arkadaşları. Tek kaşımı kaldırıp Güçlü Bey'e baktım. Gülerek baştan aşağı süzmüş ve burun kıvırmıştı. Evet kıyafetim bu ortama fazla uymuyor olabilirdi fakat benimde tarzım buydu. Dışarı çıkarken etek giymek istememiştim. Özelliklede bu soğukta. Henüz akıl sağlığım yerindeydi. "Van kedisi sen böyle yerlere gelir miydin.?" Alay dolu sesiyle dişlerimi sıktım. Benimle uğraşmaktan hiç bıkmaz mıydı bu adam. "Burada olduğuma göre gelirmişim değil mi Güçlü Bey." Cevabım üzerine birazcık, çok azıcık bozulmuştu. Yada duygu sömürüsü yapıyor da olabilirdi emin değilim. Alttan almamı falan bekliyordu herhalde. Arkadaşlarının yanında sataşması yetmiyor gibi birde ona uygun cevap verecektim öyle mi.?! Yok ya! Benim başım kel miydi.! "Neyse asi çilli tanıştırayım. Bu Can, Sinan, Güney, Hayat. Şu karşıdan süzülerek gelende yurt dışından gelen kuzenimiz Berhan. " "Memnun oldum." Arkadaşları Güçlü gibi gıcık tiplere benzemiyorlardı. Berhan hariç. O uzaktan gördüğüm kadarıyla soğuk nevalenin tekiydi. Ve sanırım bizlerden büyüktü. Yani benden büyük olduğu kesindi ama dış görünüş olarak Güçlü'lerden de büyük duruyordu. Hepsiyle tokalaştıktan sonra yerime oturdum. Güçlü tam dibime oturmuş ve bana inat olsun diye o çirkin sesiyle şarkıyı tekrar ediyordu. Kendi kendime sabır dileyip Hayat'a döndüm. Onunla sohbet etmeye başladığımda çok şükür ki Güçlü susmuş ve diğerleriyle sohbete başlamıştı. Tabi bu yüksek seste konuşmak zor olsada bağıra bağıra anlaşıyorduk. *^*^* Müzik yerini slow parçalara bıraktığı için Eylül ve Erva' da yanımıza gelip oturmuşlardı. Hep beraber sohbet ediyor ve inanılması zor bir şekilde de eğleniyordum. Sohbetimize katılmayan biri vardı oda Berhan bey. Viskisini yudumluyor, etrafı izliyor ve sadece soruları yanıtlıyordu. Arada birde kolunun altına aldığı Eylül'ün saçlarını öpüyordu. Yakışıklıydı. Hemde gerçekten çok yakışıklıydı. Uzun boyu, yapılı vücudu ve mavi gözleri vardı. Arada sırada gözlerimiz çakışsa bile hemen gözlerimi kaçırmak zorunda kalıyordum çünkü çok derin bakıyordu. Sil aklından saçma düşüncelerini Saygı. O ve sen imkansız. Bir ineğin çikolatalı süt yapması kadar imkansız hemde. Kırk yılın başı içime düşen düşüncelere tekme savurup sohbete devam ettim. Yoksa düşünecektim ve sonunda hiç iyi şeyler olmayacaktı. Ve ben yine her zaman ki gibi beğenme, hoşlanma, aşık olma düşüncesini tamamen aklımdan silmiş ve kendi hayatıma odaklanacağıma söz vermiştim. Evet bunların hepsine 5 dakika içinde karar vermiştim. Hayal dünyasında yaşamaya gerek yoktu. Biraz kendime gelmek kendimle ilgilenmek istiyordum. Babam varken çok yoksulluk çekmiştik. Tabi asla halimden şikayetçi olmuyordum bizim için çalışıp çırpınması, her akşam eve gelirken benim için çikolata alması, anneme arada bir ufakta olsa sürprizler yapması...hepsi benim için paha biçilmez şeylerdi. Şimdi ise tektim, keşke ailem olsaydı yine yoksulluk çekseydim ama ' ama olmuşu değiştirme şansım yoktu fakat olacak için uğraşabilirdim. Babamdan kalan ufak tefek borçaları bitirdikten sonra biraz kendimle ilgilenebilirdim. Akıl almayacak kadar zengindi. Yatlar, villalar, oteller, uçaklar, arabalar.... her şeyden fazla fazla vardı adamda. Yerimi bilmek zorundaydım. Daha önce uçak içi görmemiş biri olarak onun ile ilgili düşünceyi içime düşüremezdim. Yakışı kalmazdı bir kere. Gözlerimi kendime söz vererek son kez ona çevirdim. O zaten bana bakıyordu. Gözlerini kaçırma gereği duymadan ilk önce baştan aşağıya inceledi daha sonra ise hafif bir gülümsemeyle önüne döndü. Tamam anladık bu kıyafetler buraya uygun değil. Ne bu canım bakan gülüp önüne dönüyordu. İlla havalı giyinmek zorunda mıydım? Al işte bu yüzden de beğenmeyecektim böyle zengin bir adamı. Bir söz daha vermiştim kendime şuan. Kendi kendime mırıldandıktan sonra gülen Güçlü beye döndüm. Sinsi sinsi gülüyordu haspam. "Komik bir durum mu vardı Güçlü bey." Sesim istemediğim şekilde fazla sert çıkmıştı. Bu halime daha çok gülüp kafasını olumsuz anlamda sallayan Güçlü bey'in kafasını koparma isteğimi bastırıp önüme döndüm. Bu geceyi katil olmadan atlatabilirsem çok şükürdü gerçekten.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD