Yorum yapmayı unutmayın lütfen. Fikirleriniz benim için çok önemli.
Bazen insan gözlerine ve duyduklarına inanmak istemez. Zira gördüklerimizin ve duyduklarımızın canımızın yakacağını biliriz.
Tam da şu an olduğu gibi.
Abimin söylediklerine inanmak istemiyordum. Hala inanamayarak ona bakıyordum. Zerre yerimden kıpırdamadan nefesimi tutmuş abimin yanındaki kıza baktım.
Kimdi bu kız?
Abimle kaçacak kadar cesaretli oluşuna gıptayla baktım. Bu topraklarda kaçmak kendi topuğuna sıkmak demektir. Her yürek bunu yapamazdı. Bakışlarımı bu sefer abime götürdüm.
Bakışlarında birçok duygu yer ediniyordu fakat bir duygu çok ağır basıyordu bunu hissediyordum lakin nu yaptığı bencillikti.
“Nasıl böyle bir hata yaparsın Asaf?” Babamın çaresizlikten zor çıkan sesini işitmemle titrek bir nefes aldım.
“Mecburdum baba.” Hala bencilce davranan abime kızgın bakışlarımı attım. Ne mecburiyeti bu ya!
“Bu gömleğindeki kan lekeleri umarım düşündüğüm şey değildir.” Babamın korkarak söylediği benim ise öfkeli bakışım abimin üzerindeydi. Kız kaçırayım derken bir de adam mı öldürmüştü?
Abim başını eğerken yanındaki kızın ağlama sesleri yükseldiğinde başım döndü tutunacak bir yer aradım. Zere hemen koluma girdiğinde annem kendi dizlerine çoktan vurmaya başlamıştı.
“Kimi öldürdün Asaf?” Babamın bu sefer gür ve öfkeli çıkan sesiyle kısa bir an ona baktım.
Abim yanındaki kıza baktığında bunu söylemekten çekindiği her halinden belliydi.
“Asaf!” babamın sabırsız çıkan sesiyle abim istediği yanıtı verdi.
“Mervan Botan’ı vurdum. Bilerek vurmadım karşı çıktı ve ben de onu durdurmak için vurdum. Öldü mü yaşıyor mu bilmiyorum…”Abimin sonlara doğru söyledikleriyle yanındaki kıza baktı özür dilemek istercesine.
“Mervan Botan mı? “Babamın şaşkın sesiyle kaşlarım çatıldı. Bu soy ismini hatırlıyordum.
“Botan aşiretinin küçük oğlunu mu vurdun sen Asaf!” Babamın kızgın çıkışıyla abim babama bir adım attı.
“Baba bırak şunu, saklayacak bir yer bul bize her an bizi yakalayabilirler.” Aynı çıkışı abim babama yaptığında babam bir adım geri durarak abime bakıp tükürdü.
“Utanmaz herif! Madem gidecek yerin yoktu bu haltı neden yaptın? Hangi çağdayız lan söyleseydin gidip adam akıllı namusumuzla isterdik ya!”
Abim ve Arin’e bakıp iğneleyici bakış attığında söylediklerine hak verdim. Kız kaçırmak nedir? Hangi devirdeydik?
“Vaktimiz yok baba!” Babama karşı dik bir duruş sergileyen abim ne yapacağını bilemezken dış ahşap kapımızın gürültülü bir şekilde açılıp patlayan silah sesleriyle korkudan bağırıp ellerimi kulaklarıma götürdüm.
Annem koşarak yanımıza gelip bize kalkan olurken babam abimi ve kızı da arkasına alıp belindeki silahı çıkarıp karşısında duran orduya karşı tek başına durdu.
Koskoca aşiret koca avlumuzu doldurmuştu. En arkadan korkuyla kalabalık ve eli silahlı adamlara karanlığa rağmen bakmaya çalıştım.
“Nerde lan o!” Tanımadığım yabancı bir sesi işittiğimde korkuyla irkildim.
“Kanımızı döken şerefsiz çık karşıma lan!”
Sesler birbirine karıştığında zoraki yutkunup babamın arkasından ortaya çıkan abime bakıp korkuyla çığlık attım.
“Şerefsiz sizin gibilere denir!” Abim yürek mi yemişti? Onlarca adamın elinde silah varken savunmasız bir şekilde onlara karşı diklenmesi takdire şayandı açıkçası.
“Asaf dur!” Babamın panikle abimi durdurması abimi durdurmuş lakin eli silahlı orta yaşlarda bir adamın abimin yakasından tutup silahın namlusunu abimin alnına dayamıştı.
“Şimdi burada kafana sıksam elim titremez biliyorsun değil mi?” Abime tüm soğukkanlılığıyla baktığında ona inanmıştım.
“Amca kurbanın olayım yapma…”Abimin alnına yasladığı silahlı adamın ayağına kapanıp yalvaran Arin ile abim kızgınca çıkışarak, ”Arin kalk oradan!” bağırdı.
Lakin Arin abimi dinlemeyip ağlayarak amcasına yalvarmaya devam etti.
“Babana bunu nasıl yaparsın Arin? Sen kendi namusunu düşünmedin hadi, babanın namusunu da mı hiç düşünmedin lan!”
Öfkeli çıkan nefes alışverişlerini ondan uzakta olmama rağmen duyuyordum.
“Lan bu piç senin kardeşinin kanını akıttı utanmadan hala onunla kaçtın sen Arin!”
Arin’in amca dediği adam tükürürcesine bağırdığında babam onu durdurmak için araya girerek onun yaşlarında belki de birkaç yaş büyük olan saçları kırlaşan bir adamın karşısında durdu.
“Oturup adam akıllı konuşalım Haşim ağa!” Babam onların öfkesine karşı sakin durmaya çalışırken karşı taraf daha da öfkelenerek havaya iki el ateş etmişti.
“İkiniz de ölümü hak ediyorsunuz!” diye bağırmıştı Haşim ağa. Sanırım bu Arin’in babasıydı.
Bir adama kaş göz yapan Haşim ağa, Arin’e bakıp kolundan sertçe tutarak kaldırdı.
Başka eli silahlı bir adam abimin ensesinden tutarak sürüklediğinde daha fazla duramayarak öne atladım. “Hayvan mı sürüklüyorsunuz siz!”
Karşımdaki adamlara bakıp diklendiğimde babam durmam için beni uyarırken onu duymazdan gelerek abimi sürükleyen adamın bacağına tekme attım. “Bırak abimi! Yoksa polis çağırırım siz eşkıya mısınız , ev basmak nedir? Hangi çağdayız”
“Jiyan dur!” diye kolumdan sertçe tutup geri çeken dedem araya girdi. Adamlar bana kaşları çatık bakarken Haşim ağa gözlerini bana kısmıştı.
“Alın bunları!” Yanındaki adamları talimatı alır almaz abimi ve Arin’i sürükleyerek götürdüklerinde ağzım açık kalmıştı. Babam ve dedem Haşim ağayı ikna etmeye çalışsa da başaramamıştı.
Koskoca aşiret ağalarına kim karşı çıkabilirdi ki?
“Kanımızı dökenin kanını kuruturuz!” Dişlerini sıkarak hepimizin üzerinde bakışlarını gezdiren Haşim ağanın ürpertirücü sesi kulaklarımı çınlattı.
Daha sonra herkesin sesini kesen bir telefon sesiyle Haşim ağa elini cebine atarak telefonunu çıkarıp kulağına dayadı.
Telefondan aldığı haber her ne ise adamın yüzündeki mimikleri değiştiğinde dikkatle ona baktım. Telefonu kapatmadan ‘çok şükür’ dediğini duydum.
“Ne oldu amca? ”diye yanındaki yeğenine döndü.
“Mervan’ın durumu iyiymiş.”
Bu habere hepimiz derin bir nefes aldığımızda şimdi ne olacağını merak ederek babama baktım. Vurulan çocuk iyiymiş.
“Geçmiş olsun Haşim ağa.” Diye sakin bir tonda konuşan dedeme baktı.
“Oğlunuza bir şey olmadığına göre torunumu bırakın.” Dedem Asaf abime çok bağlı biri. Zaten dedem erkek torun seven biri. Neden sevmesin. İlk erkek torunu abimdi. Onu iyi olması için her şeyi yapar benim için kılını bile kıpırdamaz.
“Yok öyle bir şey Ali Bey.” Haşim ağa dedeme kaşları havada bakarken “torunuzun cezası neyse çekecek!” dedi karalı bir sesle.
“Kızınıza da mı acımayacaksınız?”
Babam nerden vuracağını çok iyi biliyordu. Bu soruyla Haşim ağa kısa bir an duraksadı. Yanındaki yeğeni kulağına doğru bir şeyler fısıldadığında Haşim ağanın bakışları benim ve Zere’nin üzerinde durdu.
“Bunlar senin kızların mı Mehmet bey?”
Haşim ağanın sorusu üzerine babam hızla bize dönerek,” yukarı çıkın,” diye sert bir şekilde uyardığında ne olduğunu anlamadan Zere kolumdan tutarak sürükledi beni.
Yukarı çıkarken avludan gelen sesleri hala duyuyordum.
“Hüküm vermek için aşireti toplayın Zana!”
Aşiret toplanınca neler olacağını az çok tahmin edebiliyordum. Odama girdiğimizde Zere ağlamaklı gözlerle bana baktı.
Ona kaşlarımı çatarak soğukkanlılıkla baktım.
“Ne oluyor?”
“Duymadın mı ne dediğini?”
“Duydum da oğlu iyi işte ölmemiş bu önemli değil mi?”
Zere başını iki yana hızla sallayarak ”Hayır abla aşiret toplanacak ve berdel kararı çıkacak bilmiyor musun?” derken kaşlarım çatıldı.
“Olmaz, olamaz!” diye sertçe çıkıştım. Berdel mi kalmıştı?
Zere odanın içerisinde sabırsızca dolanırken mırıldanıyordu. Belli ki çok korkuyordu ama korkmamalıydı.
“Sakin ol hiçbir şey olamaz.”
Hızla bana dönerek “Sen öyle san. Vurulan oğlu benim yaşımda. Sence kimle berdel yapılacak” bunu derken bile gözyaşları akmaya devam ediyordu.
“Ben evlenmem. Ben daha okulumu bile bitirmedim abla!”
Sıkıntılı bir nefes koyarak ona baktığım da, ”Sen daha on sekiz bile olmadın. Bu bir suç olur asla öyle bir şey olamaz. İzin vermem!” dedim emin bir sesle.
Ararat ile birbirimizi çok sevmemize rağmen o yaşlarda evlenmeyi kabul etmemiştik. Kardeşime de kimse bunu yapamazdı. Daha çocuktu o ne evliliği.
Bu akşam olacak olan aşiret toplantısındaki kararı büyük bir korkuyla beklemeye başladığımızda annem odama girdi. Onunda yüzünde korku ve endişe vardı. Sanki olacak olanlara hazırlanıyordu.
Zere, anneme korkuyla bakarken ”Daye(anne) berdel olmayacak değil mi?” diye sordu ürkekçe.
Annem titrek bir nefes alıp yanıma gelip oturduğunda çaresizce konuştu. “Baban ve deden de gitti.”
Derin bir iç çekerek başındaki tülbendini düzeltip durumu izah etti. “Burada kız kaçırmanın iki bedeli olur; ya kan dökülür ya berdel olur.”
Dolu bakışları ikimizin üzerinde gezinirken abime içten içe saydığından emindim.
“Ne saçma bir töredir!” diyerek sinirle ayaklandım. Bunu kesinlikle kabul etmem.
“Babana güveniyorum… O sizin başınızı belaya sokacak bir şey yapmaz.”
Annemin ince sesi ile iç çektim. Babam kabul etse dahi ben kabul etmeyecektim. Bu yüzden karar veyahut hüküm ne olursa olsun umurum da değildi, benim içinde fark etmeyecekti.
Abim nasıl bizden habersiz başını belaya soktuysa öyle de çözsün. Kimsenin hayatı bizi bağlayamazdı. Bu kadar da gaddarım!
Saatler geçti biz hala aşiretler birliğinin vereceği kararı bekliyorduk. Zere saatlerce ağlamıştı ama ben tek gözyaşı dökmemiştim.
Benim gözyaşlarım kara topraktaki şehit sevdiğim için tükenmişti. Bir onun için dökülürdü. Buradaki saçma sapan töreler için tek gözyaşı dökemezdim.
Aşağıdan gelen seslerle annem ayaklandığında ben ve Zere de peşine takılıp aşağı inmiştik. Babam ve dedem gelmişti. Babam boynu bükük bakışlarını kaçırarak çardağa geçip oturduğunda annemin hıçkırık sesini duydum. Zere dayanamayarak, “Baba ne oldu?” diye sordu.
Babama pür dikkat baktığımda babam Zere’ye bakmaya çekiniyor gibiydi. Başını kaldırıp anneme baktığın da sessizliğini korurken dedem onun yerine bizi aydınlattı.
“Berdel olacak.”
Kesin bir dille söylediklerine hiç üzülmemişti. Niye üzülecekti ki hem. O erkek torununu kurtarmak için bizi yakardı tabii.
“”Zere, Botan aşiretinin küçük oğluyla evlenecek!”
Dedem Zere’ye bakıp acımasızca konuştuktan sonra başka bir şey demeden yukarı çıktı. Kaşlarım çatılı algılamaya çalıştığım da Zere’nin ağlama seslerine annemin ağlayışları karışmıştı.
“Bu şaka di mi?” diye sordum babama. Şaka olmalıydı. Zere daha küçüktü. Hem dediklerine göre karşı tarafın oğlu da küçüktü ne alaka? Ben sinirle babama bakarken babam bana bakıp sesli bir iç geçirdi.
“Ne ettiysem hükmü bozamadım. Abin kan dökmeseydi en azından bir şeyler yapabilirdim ama her şey için artık çok geç.”
“Ama bu haksızlık! Daha ikisinin yaşı ne ki baba ne evliliği?”
Babam yaşlı gözleriyle bana baktığında “abin hepimizi yaktı kızım.” Diyebildi sadece.
“Abim nerede?” diye sordum kızgınlıkla. Ondan hesap soracaktım! Onun yaptığı hatanın bedelini Zere ödeyemezdi!
“Mehmet ağanın evine götürdüler. Berdel olana kadar.”
Babama sabır çekercesine baktım. Bu Botan aşireti kimdi, nerden çıkmıştı. Zere’nin hayatını mahvetmelerine izin vermeyecektim. Babam ne yapacağını bilmese de ben ne yapacağımı çok iyi biliyordum.
********
Ertesi gün
Üzerime siyah bileklerime kadar gelen papatya desenli elbisemi geçirdim. Uzun kumral saçlarımı kendi haline bırakarak dolabımdan bir siyah şal çıkartıp odamdan nefes nefese çıktım.
Yıllar sonra dışarıya adım atacaktım. Bunu her ne kadar istemiyor olsam da Zere’nin hayatı için bunu yapmak zorundaydım.
Zaten yıllarca ailesine faydası olmayan biri olarak yaşamıştım. Bu saatten sonra ailem için bir şeyler yapmak zorundaydım.
Sessiz adımlarla aşağı indiğimde etrafta kimse yoktu. Sabah daha çok erkendi. Bizimkiler de dün gece geç yattığı için yorgunluktan daha kimse uyanmamış olabilirdi.
Ahşap kapıyı açtığım gibi kendimi dışarı attım. Gözlerim kapalı elim kalbimin üstündeyken derin derin nefes alıp verdim.
Güneşin yakıcı sıcaklığı yüzüme vurduğunda dışarı çıkmanın verdiği özlemi yaşıyordum. Yıllarca ev de hapis olmak bana göre hiç değildi fakat beni buna zorlayan sebepler vardı.
Gözlerim bu sebebi düşündüğünde yanmaya başladığında yutkundum. Derin bir iç çekerek usulca gözlerimi araladım. Sokaklardaki parke taşları bile değişmişti. Nereye gideceğimi tam olarak bilmesem de yürüdüm.
Bugün bu sorunu çözmem gerekti yoksa kimsenin aklına dahi gelmeyen şeyi yapacaktım. Saçlarıma şalı örtüp yüzümü kapatmaya çalışarak yürüdüm. Kimsenin beni tanımayacağını bilmeme rağmen her ihtimale karşı dikkatli olmaya çalıştım.
Çok az hatırladığım kadarıyla ağaların olduğu konağın mahallesine geldim. Bu mahalle de her ev büyük ihtişamlı konaklarla doluydu. Zengin ve ağaların olduğu konaklar…
Konakların kapılarındaki isimleri okuyarak dolandım. O kadar garibime giden aşiret isimleri vardı ki ama ben sadece birini arıyordum.
Sonunda aradığımı bulmanın rehavetiyle sesli bir nefes vererek ihtişamlı konağa baktım.
BOTAN KONAĞI
Konağının kapısının önüne vardığımda kapıdaki adamlar dikkatimi çekti. Onlarında dikkatini çekmiş olmalıyım ki beni gördüklerinde yerlerinden kıpırdanarak bana baktılar.
“Kime baktınız?” diye sordu biri.
Kaşlarım çatık soğuk bir ifadeyle onları izlerken, ”Haşim Botan ile görüşecektim.” demem ile birbirlerine bakıp dalga geçer gibi güldüler.
“Ne işin vardır ağamla?” Başka biri bu defa konuştuğunda dişlerimi birbirine geçirdim. Ciddi anlamda sabrımı sınıyorlardı.
“Sizi ilgilendirmez,” diyerek deli bir cesaretle içeri girecekken kolumdan yakalayıp beni geri püskürttüler.
“Her elini kolunu sallayan içeri giremez kadın!” diye ilk soru soran kel adamın çıkışmasıyla bende sinirle köpürdüm.
“Haşim ağa!” bağırmam ile bana deli görmüş gibi baktıklarında bir kez daha bağırdım.
“Haşim ağa çık dışarı!”
Deli gibi bağırmaya başladığımda ne olduğunu anlamadığım birkaç arabanın sokağa girmesiyle adamlar kendilerine çeki düzen verdiklerinde ben de gelen arabaları izledim.
Konağın önünde Range Rover bir arabanın durmasıyla gözlerimi kısarak baktım. Diğer arabalarda arkasından durduğunda, kapıdaki adamlar önümde duran aracın arka kapısını açtı.
“Hoş geldiniz ağam.” Aracın önünde adamlar hizaya girdiğinde kim olduğunu çözmeye çalışırken araçtan birinin indiğini gördüm.
Son derece tek bir tozun bile olmadığı beyaz spor ayakkabılar öncelikle gözlerime değdi. Daha sonra dar kot pantolonlu ve üzerindeki beyaz kısa kollu tişörtüyle inen adam gözlerindeki gözlüğü çıkartıp etrafına bakıp gülümsedi.
“Hoş bulduk Remzi abi fakat ağa demesen?” Bu sıfattan haz etmediği her halinden belli yüz ifadesiyle baktı Remzi denen adama.
“Olur mu öyle şey ağam?”
Bu durumu kabullenmek zorunda kaldığını bilen genç adam bakışlarını çekip bana döndüğünde göz göze geldik.
Bakışlarımı hızla çektiğimde onun bakışlarının hala üzerimde olduğunu hissediyordum.
“Kimsiniz?” diye sormasıyla ona dönüp tek kelime etmedim. Asıl sen kimsin hala bana bakıp duruyorsun? Demek vardı da işte.
“Delinin biri, Haşim ağayla konuşacağım deyip duruyor.” Hakkımda ettikleri hakareti işitirken başımı hızla onlara çevirip, ”Sözlerinize dikkat edin beyefendi!” diyerek uyardım kızgınlıkla.
Bana tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken koca ahşap kapı açıldı. İçeriden orta yaşlı bir kadın önce çıktı. Ardından ailenin diğer fertleri çıktığında bir adım geriledim.
“Oğlum!” diye önden çıkan kadın oğluna koşup sarıldı. Gözlerim kısık onlara baktığımda diğer aile fertleri de adama tek tek sarılmıştı.
“Neden haber etmedin?” annesinin sözleriyle annesine sıkıca sarılıp yanağından öptü.
“Bu topraklara adım atmayacağıma yemin etmiştim fakat…”diyerek devamını getiremedi.
Ne yani bu serseri Haşim ağanın oğlu muydu? Nereden gelmişti ki?
Küçük belki de beş yaşında bile olmayan bir erkek çocuğu herkesin arasından koşturup adamın bacağına sarıldığında, “Abim geldi,” dedi.
Genç adam eğilip küçük oğlanı kucağına aldığında “aslanım be,” diyerek yanaklarından öpmüştü.
Onların sevgi pıtırcık hallerine bakmayı keserek asıl meseleme döndüğümde kapıda duran Haşim ağa ile göz göze geldik.
“Konuşmamız lazım Haşim ağa,” dedim zerre çekinmeden.
Herkesin odak noktası biz olurken arkamdaki adamın babasına seslendiğini duydum. “Baba neler oluyor? "
Haşim ağa çatık kaşlarının ardından bana ve oğluna baktığında “İçeri girin,” dedi.
Buraya geldiğimi babam duyarsa çok kızacağından emin olmama rağmen içeri girdim. Bundan sonra başıma gelecek her şeyin sorumlusu bendim. Bunu biliyordum.
*****
Haşim ağa beni ve züppe oğlunu bir odaya almıştı. Oda da kimse yoktu. Ben ve yanımda aynı benim gibi merakla babasına bakan adama döndüm.
Babasına gözlerini kısmış, bizi neden buraya aldığını merakla bekliyordu. Ben buraya Haşim ağanın sözünü dinlemek için değil dün gece verdiği hükmü bozmaya gelmiştim.
Bu yüzden arkası dönük Haşim ağadan hala ses çıkmayınca” Ben buraya Zere ve oğlunuz Mervan’ın evliliğinin olmayacağını söylemek için geldim!” dedim dik başlılıkla.
Ağanın karşısında değil böyle konuşmak nefes dahi alırken destur çekmelisin fakat o kadar hayattan ve herkesten bıkmıştım ki kimseyi umursayacak halde değildim. Bu sözlerim karşısında yanımdaki serseri atıldı.
“Ne evliliği?”
Onun hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi konuşmasıyla kaşlarımı çatarak ona döndüm. “Hiç haberin yok mu yani?”
Eğreti bakışlarımla ona baktığımda kısık bakışlarını bana çevirdi. Gözlerinin rengi çok değişikti. Bana bakmayı sürdürdüğünde bir an sonra “yok!” diye baskın bir tonda yanıtladı beni.
“İyi o zaman al ben söyleyeyim, abim kız kardeşini kaçırdı. Bundan kaynaklı baban aşireti topladı ve berdel kararına vardılar. Anlayacağın daha reşit bile olmayan iki çocuğun evliliği söz konusu. Sen kardeşin için ne düşünürsün bilmem ama benim kardeşim evlenmeyecek aksine okuyacak!”
Tüm her şeyi çıplaklığıyla anlattığımda karşımdakinin bakışları değişmişti. Daha sonra bana bir adım yaklaşarak ” bana bak deli misin nesin, senin kardeşin okuyacaksa benim kardeşimde okuyacak! Ben de bu evliliğe müsaade etmem!” dedi bana meydan okurcasına.
Onunda benim gibi düşünmesi hoşuma gitmişti. En azından bu evliliğin olmaması için elimizden geleni yapacaktık.
“İyi, akıllı adamsın!” dedim alaylı tavrımla. Bana bakarken dalga geçtiğimi anladığında gözlerini kısarak bir adım daha yaklaştı.
“Bana bak sen!” üstüme yürüyecekken, Haşim ağa araya sonunda girdi.
“Asıl siz ikiniz bana bakın!”
İkimizde derhal ona baktığımızda, ikimizin üzerinde bakışlarını sürdürdü. Ve aklına her ne geldiyse dudakları iki yana kıvrılmıştı.
Ve önce oğluna en sonda bana baktığında bu belirsizliğe bir çözüm buldu.
“Kardeşlerinizi çok düşünüyorsanız o zaman bu berdeli ikiniz kabul edin!”
Ne dediğini algılamaya çalıştığımda son noktayı koyduğunda gözlerim yuvalarından çıkacakmış gibi oldu.
“Bu evliliği onların yerine siz yapın gitsin!”
Sizce evlenecekler mi?