Dün gece ki sinirlendirme faslı başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ne yapacaktı da bu adamı sinirlendirecekti. Onun sinirleneceği şeyler hakkında çokta bilgisi yoktu. Ama onu yakinen tanıyan biri en yakın arkadaşının kocasıydı. Kot ceketini üzerine aldıktan sonra omuzlarına dökülen saçları bir toka yardımıyla toparladı. Yatağın üzerine fırlattığı çantasını eline alarak Tutku'nun yolunu tuttu.
...
''Dün gece nasıl geçti?'' diye sordu Şahin.
''Klasik isteme'' diyecekti ki ''aslında sanırım bizimkisi pekte klasik değildi.'' dedi.
''Evet, evet duydum. Çokta güldüm. Hepinizin kahvesine tuz atmış öyle mi?'' dedi ve kahkaha attıktan sonra ''Bu kız gerçekten deli.'' diye ekledi.
''İnanabiliyor musun bu kızla beni evlendirmeye çalışıyorlar!'' Ellerini yüzüne götürerek kafasını koltuğa yasladı.
''Hadi ama hep olumsuz yanlarını görme. Sıla iyi kızdır.'' diye arkadaşına morel vermeye çalışıyordu.
''İyi mi? Onun güzel olmaktan başka hiç bir artısı yok.'' ''Güzel olduğunu kabul ediyorsun yani?''
Pot kırmış gibi yüzünü buruşturdu. ''Yani doğal güzellik değil tabi ki. Tüm gününü güzel görünmek için harcıyor emeğe saygı diyelim.''
Karşılıklı gülüşürken kapı çalındı. Hülya yüzünde ki ciddi tavrıyla ''Mert bey imzalamanız gerek.'' dedi.
Elinden aldığı dosyaları kenara bırakarak Hülya'nın yan tarafında ki koltuğa oturması için elinden tutarak küçük bir hamlede bulundu.
''Bana tavırlı mısın hala?''
Ellerini kadının yüzünde gezdiriyordu. Bir an olsun Şahin'in odada olduğunu unutmuş gibiydi. Bu kadın bazen onun aklını fena halde alıyordu. Özellikle ona tavırlı olduğu zamanlar da daha da çekici geliyordu.
''Patronum olduğunuz için artık ona göre davranıyorum.'' dedi ve yüzünü yana çevirerek ona dokunan elini bir kaç cm uzaklaştırmayı başarmıştı.
Adam daha da sokularak çenesinden kavradığı kadını kendine doğru yanaştırdı. ''Ben hala seninim. Sende benim.'' dedi ve dudaklarına minik bir buse kondurdu.
Şahin kısa bir öksürükle orada olduğunu hatırlatarak romantik ortamı bozmuştu. Ellerini kadının yüzünden çekip vücudunu uzaklaştırırken gözlerini ondan alamıyordu. ''Daha sonra, detaylı olarak konuşacağız.'' derken alması gereken mesajı ona vermişti.
Kadının kendini naza çektiği tüm hareketlerinden belliydi. Cevap vermeyip odayı terkederken göğüs dekoltesini daha da açmayı ihmal etmiyordu.
''Ah bu kadınlar'' dedi Şahin'e dönüp ''Hangisiyle uğraşacağım?'' ''Sıla bu durumu bilse sana burayı dar eder biliyorsun değil mi?''
''Onun benim hayatıma müdahale etme gibi bir hakkı hiç bir zaman olmayacak.'' ''Bence bu kadar emin konuşma. Onu tanımıyorsun.''
''Onu tanımıyor olabilirim ama hayatımda söz sahibi olamayacağından eminim.'' ''Göreceğiz'' dedi Şahin.
''Sen ona evlenme teklif ettin mi?''
''Ne teklifinden bahsediyorsun?'' dedi ve gülümsedi ''Sen bizim sahte bir evlilik yaptığımızı hala anlayamadın mı?''
''Biliyorum, biliyorum o kadar çok tekrarlıyorsun ki unutmak mümkün değil zaten. Tamam
kabul ediyorum, evliliğiniz sahte olacak ama kadınlar sahtede olsa her zaman teklif bekler.'' ''Beklediği teklifi ben etmeyeceğim.''
''Sen bence yine de bir düşün.'' dedi ve omzuna vurarak odadan çıkmak için kapıya yöneldi. Kapıyı kapatalı bir kaç saniye olmuştu ama Mert kendi kendine konuşmaya devam ediyordu.
''Bir de teklif mi edeceğim?'' ''Hayır tabi ki etmeyeceğim.''
''Asıl onun bana teklif etmesi lazım. Bakiyim ben onunla evlenecek miyim?''
...
''Tutku sen biliyor musun Mert en çok neye sinir olur?'' ''Bilmiyorum ki. Yani o genelde Şahinle takılır ama...''
''Ama ne küçük bir şeyler de olabilir. Şahin bahsetmiştir belki sana.''
Şahin'e soramıyordu. Çünkü Mert'in en yakın arkadaşıydı ve ona gidip bu durumdan bahsetmesinden çekiniyordu.
''Beklemeyi sevmez diye biliyorum, bakımsız kadınlardan hoşlanmaz, bir de sarhoş olup saçmalayan bir sevgilisini terkettiğini anlatmıştı Şahin.'' dedi.
Bekletme olayını her zaman yapıyordu, yapmaya da devam edecekti zaten. Bakımsızlık onun tarzı olmadığı için bu ihtimali çoktan eledi. Sarhoş olma meselesi ise epey canını sıkmıştı. Çünkü Sıla sarhoş olunca gerçekten fena halde saçmalayıp sapıtıyordu. Yani işin sonunda Mert'i sinir etmekten ziyade insanlara rezil olabilirdi. Bir keresinde sarhoş olup sokakta ki tüm arabaların camlarını kırıp hepsinin üstüne çıplak fotoğrafını bıraktıktan sonra içki içmeyi de bırakmıştı. Başka bir şey bulmalıydı.
''Başka bilmiyor musun? Bunlar olmaz'' dedi. ''Malesef canım.''
Saydığı seçeneklerden istemesede yapacağı tek şey bakımsızlık olacaktı. Yüzünde ki makyajı silerek eline sürdüğü yağı saçlarında gezdirdi. Kendisine 4 beden büyük olan elbiseyi giyerek, eline aldığı makasla babetlerinin ucunu kesti. Böylece babetleri yıpranmış bir görüntüye sahip olmuştu. Bu şekilde dışarı çıkmaya utansa da yapacak başka bir şeyi yoktu. Gözüne geçirdiği gözlük ve kafasına taktığı şapkayla tanınmayacağını düşünmüştü. Bu halde onu zaten kimse tanıyamazdı. Hızlı adımlarla arabasına binerek insanların onu görme ihtimalini azalttı.
''Yarım saat sonra şirketin karşısında ki kafede olacağım. Düğünle ilgili konuşmamız gerekenler var.''
Mert'e attığı mesajdan sonra arabasını çalıştırdı. Onu ona en yakın olan kafeye çağırmıştı ki gelmeme gibi bir lüksü olmayacaktı. Dışarıda onu bakımsız görmesi, tanımadığı insanların içinde sinirden hiç bir şey yapamamasını izlemek zevkli olacaktı. Tabi Sıla için de kolay olmayacaktı. Daha şimdiden arabadan nasıl ineceğini düşünmeye başladı.
Kafenin önüne geldiğin de arabanın içinden Mert'in köşede ki masada oturduğunu gördü. Gözü devamlı saatteydi çünkü Sıla 5 dakika geç kalmıştı ve Mert sinirden dizlerini hızlı hızlı aşağı yukarı hareket ettirmeye başlamıştı. Tabi ki hemen inmeyecekti. Amacı sinirlendirmekse bunu kasıtlı olarak biraz daha uzatacaktı. Aradan 10 dakika daha geçmişti ve Sıla arabanın içinden keyifle Mert'i izliyordu. Bir yandan titreyen telefonu susmak bilmiyordu. Arayan tabiki Mertti. Bir kaç dakika daha durduktan sonra arabadan inerek utangaç ama gayet hızlı adımlarla Mert'in masasına doğru ilerliyordu.
Sıla'yı karşısın da görünce yüzünü buruşturdu. Ne olmuştu bu kadına böyle? ''Merhaba'' dedi ve karşı sandalyeye oturdu. ''Çok bekletmedim değil mi?'' Adam bekleme kısmını tamamiyle unutmuş, karşısında ki kadına bakıyordu. ''Bu ne hal?'' diye sordu.
''Ne varmış halimde, her zamanki gibiyim.''
''Her zamanki gibi? Güldürme beni. Sıla senin yapabildiğin tek şey makyaj. Suratında bir gram boya yok. O saçlarının hali ne öyle?'' dedi suratında ki iğrenme ifadesiyle.
''Doğal halim. Beğenmedin mi yoksa müstakbel kocacığım?''
''Özüme döndüm diyorsun.'' dedi ve ekledi ''Keşke boşandıktan sonra dönseydin.''
''Daha evlenmeden ne boşanması, hem belli mi olur belki bana aşık olursun, bırakmak istemezsin.''
''Bu halinle dünyada ki tek kadın olsan yine dönüp sana bakmam.''
''Dünyadaki tek kadın olsam senin bana bakabilme ihtimalin bile olur mu sence? Tercihimi bradten yana kullanırım.''
''Haha brad mi? Kafanda ki bitleri temizle sen önce.''
''Sıla'' diye duyduğu ses çok tanıdık geliyordu. Omzunda olan elin Semih olmaması için dua ediyordu ki bu duanın boşa olduğu belliydi. Kafasını yavaşça yukarıya doğru kaldırdığında karşısında ki adam Semihten başkası değildi.
Adamın suratın da Mert'in ifadesinin aynısı vardı ve aynı soruyu sordu ''Bu ne hal?'' Semihte bakımlı kadınlardan hoşlanırdı ve Sıla'yı bir gün bile bakımsız görmemişti.
''Şey'' dedi Sıla. Durumu toparlaması gerekiyordu Semih ondan iğrenmemeliydi. Mert'i sinir etmek uğruna Semih'i kaybedemezdi.
''Ben sana sonra açıklasam.'' dedi Sıla masum ses tonuyla. ''Seni dinliyorum. Şimdi!'' diye baskıladı sesi.
''Ben Mert'i sinir etmek istemiştim. Bakımsız kadınlar sinirlendiriyormuş. Bende o yüzden bu hale girdim.'' dedi kafasını öne eğerek.
''Sen Mert'i sinir etmeye uğraşacak kadar, hayatta yapmayacağın şeyleri yapacak kadar çok mu düşünüyorsun?'' Adam epey sinirlenmişti. Onun tarafından düşünüldüğün de haklıydı da.
''Bu adama hesap mı veriyorsun sen hala?'' diye çıkıştı Mert.
''Sen sussana, sanane. Tabiki hesap vereceğim o benim sevgilim.'' kadın kendini ve ilişkisini savunmaya geçmişti.
''Sana ne oluyor ya?'' diye atıldı Semih Mert'e karşı.
Yerinden kalkarak parmağını adamın göğsüne dayadı. ''O benim nişanlım.'' dedi.
Sıla Mert ve Semih'in arasına girerek. ''Ben senin nişanlın değil, onun sevgilisiyim.'' dedi.
Kolundan kavradığı kadını kendi tarafına çekerek elini gösterdi ''Dün akşam o yüzüğü parmağına taktığın da benim nişanlım oldun.''
''Bir dakika!'' dedi Semih. ''Sen dün akşam hasta değil miydin?'' Yalan söylediğini anlamıştı Mert ve bu durumu kullanacaktı.
''Ne hastası kardeşim bak nişanlandık biz. Yakında karım olacak sende bundan sonra yerini bil. Geçmiş geçmişte kaldı. Hem sana yalan söyleyip şuan seninle o masada oturmak yerine burada benim yanımda duruyorsa Sıla çoktan seçimini yapmış. Hem baksana nişanlım benim için ne kadar uğraşmış bu hallere girmiş. Az önce sen söylüyordun beni ne kadar düşündüğünü.''
Sıla duyduklarını karşısında gözlerini kocaman açmıştı. Yanında ki adamı itekleyerek ''Sus artık.'' diye bağırdı.
Semih ise ''Bu iş burada bitmedi.'' diyerek parmağını sallayıp tehtit vari hareketler yapıyordu.
Sıla arkasından gidecek olsa da Mert kolundan kavrayarak ''Sakın.'' dedi. ''Ne yaptığını sanıyorsun sen?''
''Müstakbel karımın, o züppenin peşinden gitmesini engelliyorum? Beni sinir etmeye çalışıyordun öyle mi? Dün akşam ki planında faciayla sonuçlandı. Başka neler var sırada merak ediyorum.'' dedi gülerek.
''Sana dünyayı dar edeceğim.'' dedi gözlerini kısarak. ''Yenilgiye doymadım diyorsun yani.''
Etrafta onları izleyen gözler epey fazlaydı. ''Bence bir an önce git. Herkes sana bakıyor. Birazdan sosyal medyada bol bol likelarsın bu fotoğraflarını.'' diyerek kahkaha attı.
Ellerini göğsünün üzerinde birleştirmiş, kaşlarını çatarak arabaya doğru ilerledi. Giderken homurdanmayı da ihmal etmiyordu.
...