Artık her şey normale dönmüştü. Ameliyat sonrası annesi de çok iyiydi. İbrahim'in annesi de ameliyat olmuştu. Kız kardeşi Fadime ilgileniyordu. Bugün annesi geçmiş olsun için gitmek istiyordu. Annesi;
Kader kızım sende gel istersen Munise yenge de ameliyat olmuş birlikte gidelim dönerken de pazara uğrarız” dedi
Hazırlanıp evden çıktılar. Kapıda Şerife ile Gülser teyze ile karşılaştılar. Ellerinde valizler ile bekliyorlardı. Annesi;
“Hayırdır komşum nereye gidiyorsunuz?”
“Kütahya’ya gidiyoruz. Yakup çağırdı. Şerife ile Uğur’u yanımda götürüyorum. Üç ay buralarda yokum. Çocuklara göz kulak olur musun? Buralar önce Allah'a sonra size emanet” dedi
“Sen hiç merak etme komşum gözün arkada kalmasın” dedi
Munise yengenin yanına gittiler. Ağrılarının geçmediği çok belli oluyordu. Fadime de annesinin yanında elinden geleni yapıyordu. Biraz oturup sohbet ettiler. Sonra müsaade isteyip kalktılar. Dönüşte pazara uğrayıp alış veriş yaptılar. Kader’in aklından delice fikirler dönüp dolaşıyordu. Aldıklarını mutfağa götürüp tezgâhın üstüne bıraktı. Dolaba yerleştirdi. Odasına geçti telefonu eline aldı. Cesaretini toplayıp tekrardan İbrahim'in telefon numarasını çevirdi. Unuttuğu bir şey vardı. Aradan kısa bir zaman geçti. Telefonu çaldı. Eline telefonu aldı. İbrahim arıyordu.
Yok artık beni neden arıyor? Telefon numaramı nerden biliyor? Diyerek bir telâşlandı. Telefonu açmadı. Aradan bir kaç dakika geçti tekrar telefonu çaldı.
“Alo"
“Alo bu numaradan arandım cevap veremedim kiminle görüşüyorum?”
“Kusura bakmayın lütfen yanlış numara çevirdim sanırım” dedi
Telefonu kapatınca
“Ah Kader nasıl böyle bir hata yaparsın? Telefon numaranı gizlesene, zaten anlamamıştır. Neyse artık olan oldu” dedi Aslında çok korkmuştu. Abisi bir duyarsa çok kızardı. Her akşam herkes yattığında balkona çıkıp sigara içer bir yandan da İbrahim balkonda mı diye merak ederdi. Uzaktan uzağa sevmeye başlamıştı. Evde kalmak pek iyi gelmemişti. Çalışmak kafasını dağıtmak istiyordu. Başka bir yerde işe başladı.
Kader'in abisi askere gidecekti. Akşam asker kınası yapılıyordu. Kına bittikten sonra otogara gittiler. Beklenen otobüs geldiğinde arkadaşları hep bir ağızdan marşlar söyleyip asker abisi ile tek tek vedalaştılar. Abisi anne babası ve Kader’le birlikte de helâlleşti. İbrahim'e sarılırken benim yokluğumu aratma sana emanet demişti. İbrahim o akşam Kader'e karşı bir şeyler hissetmeye başladı. Sürekli balkona çıkıp onu görmek istiyordu. Kardeşi Fadime'nin telefon rehberinde Kader'in numarasını aldı. Numara hiç te yabancı gelmiyordu. Kader'in numarasını rehbere ekledi. Daha önce gelen çağrılarda ekli olduğunu gördü. Aslında o gün arayan kişinin Kader olduğunu anlayınca sevindi. Kader'in duygularından emin olmak için ne yapabilirim acaba diye düşünüyordu. Akşam iş dönüşü onu görmek için yolunu değiştirirdi. Karşılaştıklarında da tesadüfen olmuş gibi belli etmemeye çalışırdı. Kader işe başladıktan sonra İbrahim’i bir daha aramadı. En son aradığında numarasını gizlemeyi unutmuştu, o korku ona bir süre yetmişti. Zaten artık intikam almaktan da vazgeçmişti. İbrahim'de Kader’e olan ilgisi günden güne daha da artmıştı. Akşam Kader balkona çıkıp sigara içiyordu. İbrahim de balkonda onu görebilmek için adeta balkonda nöbet tutuyordu. Kader'in balkona çıktığını görünce telefon aldı. Hemen mesaj yazmaya başladı.
“Selam Kader nasılsın”
Kader gelen mesajı görünce gözlerini açtı. Kafasını çevirip İbrahim ‘in balkonuna baktı. Kimse görünmüyordu. Demek ki arayan kişinin kendisi olduğunu anlamıştı. Mesaja cevap yazmadı. Yatağına yattı. Tam vazgeçmişken bu gelen mesaj yeniden içinde bir kıvılcım oluşturdu.
Ertesi gün iş yerinde cevap yazmaya karar verdi.
“Teşekkür ederim sen nasılsın”
İbrahim telefondan gelen mesaj sesi ile hemen telefonu eline aldı. Mesaj Kader'den gelmişti. Öyle mutlu olmuştu ki hemen yazmak istedi.
“Bende iyiyim. Akşam seni gördüm çok dalgın görünüyordun.”
İbrahim aslında sohbet etmek için konu bulmaya çalışıyordu.
Kader'in çok hoşuna gitmişti. Onu düşünen birisi vardı. İbrahim'i ilk defa buraya taşınmadan önce oturdukları mahallede görmüştü. Nuriye teyzesi yani İbrahim yengesini getirmişti. Dürüst olmak gerekirse yakışıklı çocuktu, sarı saçlı yeşil renkli gözleri vardı. Tam o zaman sevmişti. Sonrasında bu mahalleye taşındıklarında tekrar görünce duygularını daha da derin hissetmeye başladı. İlk aşkıydı tam da o düğün gününe kadar içindeki sevgi nefrete dönmüş hayal kırıklığı yaşamıştı. Sevil o akşam ağlarken İbrahim teselli etmeye çalışıyordu. Bunlar aklına gelince tekrar içindeki öfke alevlenmiş vazgeçmiyorum oyuna devam dedi kendi kendine sonra İbrahim’e bir mesaj daha yazdı
“Evet iş yerinde biraz yoruluyorum sanırım, iyiyim merak etme”
“Nasıl merak etmem sen çok değerlisin benim için”
Kader gözlerine inanamıyordu. Benim için çok değerlisin yazmıştı. Kader bu mesajı defalarca okudu. Çok hoşuma gitmişti. Aslında içindeki çocuk mutlu olmuştu. Ailesinden sonra ilk kez biri ona değerli olduğunu söylüyordu. Cevap olarak gülücük gönderdi.
“J”
İbrahim yazdığı mesajları karşılıksız bırakmadığı için öyle mutlu olmuştu ki gelen gülücük onun için ayrı bir anlam taşıyordu. Hemen hemen her gün aynı saatlerde sudan sebeplerle Kader'e mesaj atıyor sohbet ediyordu. Artık yüz yüze konuşmanın vakti gelmişti. Neredeyse bir ay mesajlaşma devam etti. Kader’in aklında ne alacağı intikam kalmıştı nede hesap sormayı düşünüyordu. Onu düşünen onu seven birisi vardı. Kendini çok mutlu hissediyordu. Bir akşam Kader'in telefonuna bir mesaj geldi.
“Yarın işten biraz erken çıkmak için izin alabilir misin? Birlikte bir yerde oturup konuşuruz”
Kader gelen mesajı gördü. Biraz düşündü. Nasıl yapabilirim acaba diye izin istesem bir saat önce çıksam. Sonrada sanki işten gelir gibi aynı saatte evde olurum. Evdekilere de anlamaz . Kader cevap yazdı.
“ Tamam izin almaya çalışacağım. Alabilirsem sana yazarım. Fazla kalamam” dedi
“ Tamam senden mutlaka haber bekliyorum. Teşekkür ederim” dedi
Akşam bir saat erken çıkmak için izin istedi. İş yerinden daha önce izin isteme olmadığı için usta başı izin verdi. Kader İbrahim'e mesaj yazdı.
“İzin aldım nerede buluşacağız”
“Sen kaçta çıkabilirsin”
Normalde çıkış saati yediydi, Kader altıda işten çıkacaktı.
“Saat altıda çıkacağım”
“Tamam” dedi
Sadece tamam yazmıştı. Nerede buluşacaktı? Nereye gelecekti? Hiç bir şey söylemedi.
İbrahim'in izin günüydü evde tıraşını olmuş kokular sürmüştü. Her zamankinden daha özenli hazırlanmıştı. Fadime abisindeki bu telaşın sebebini anlamamıştı. Mutlu olduğu her halinden belli oluyordu. Kader saat altıda işten çıktı. Telefonu eline aldı. Tekrar mesaj yazıp sormak istedi. İş yerinin bahçesinden dışarı çıktı. Birde ne görsün , İbrahim gelmişti işte orada bekliyordu. Kader şaşkınlığını gizleyemedi.
“Sen ne zamandır burada bekliyorsun?” diye sordu
“Yeni geldim sayılır, hadi gidelim”
Durağa doğru birlikte yürüdüler hiç konuşmadan ikisi de birbirinden çekingen ne yapacaklarını bilmiyordu.
Merkezde İkram pastanesi vardı. Arka tarafında bir çok meyve araçları olan şirin bir pastaneydi, hem orada kimse onları göremezdi. Zaten Kader'in de tek korkusu tanıdık birinin onları görmesi mahallede söz konusu olmasıydı. Birlikte bahçeye geçip oturdular. İbrahim;
“Karnın acıktı mı? Ne yiyelim” dedi
Kader kendine inanamıyordu. Karşında İbrahim oturuyordu. Öylesine utangaçtı ki Kader'in gözlerine bakamıyordu. Az bir süre sonra garson elinde bir not defteri ile yanlarına geldi;
“Hoş geldiniz efendim siparişiniz nedir?”
İbrahim Kader'e baktı.
Kader;
“Biz birer çay alalım” dedi
Kader İbrahim’den daha sakın görünüyordu. İbrahim sanki dilini yutmuştu. Heyecanından masada duran küllük ile sürekli bir oraya bir buraya çevirip duruyordu. Kader elinden küllüğü alıp kenara bıraktı. Onu hiç böyle görmemişti. Çok şaşkın ve suskundu. Zaman öylesine hızlı geçmişti ki ; Kader kolundaki saate baktı.
“Kalkmam lazım eve geç kalacağım” dedi
Birlikte kalktılar. Aynı sessizlikte yürüyüp dolmuşa doğru gittiler. İş yerinin önünden geçerken daha kızların servise binmediğini görünce dolmuştan indi. İnmeden önce İbrahim’e dönüp
“Eve servisle gitsem daha iyi olacak, çay için teşekkür ederim" dedi
Aşağıya indi servise bindi. Her zaman olduğu gibi aynı durakta indi. İbrahim durağın tam karşısında onun servisle gelmesini beklemişti. Aslında İbrahim'in onun için yaptığı her şey hoşuna gitmeye başlamıştı. Bugün aynı masada oturmuşlardı. Tam bir saat tek kelime konuşmadan oturmuşlardı. Eskiden olsa İbrahim'in çenesi hiç durmazdı. Karşısındakini güldürmeyi bilirdi. Eski halinden eser kalmamış sanki suçlu küçük bir çocuk misali kafasını masadan kaldıramamıştı. Kader onu görünce önce şaşırdı sonra kafasını hafif öne eğip kalırdı iyi akşamlar demek istemişti. İbrahim'de onun bu hareketine karşılık verdi.
Evde sürekli elinde telefon ile dolaşmaya başladığını fark eden kardeşi abisindeki bu değişikliğin sebebini öğrenmek istese de abisinden tek bir ipucu alamamıştı.
Konuşmalar artık günden güne daha fazla artmış mesajlaşma dışında telefonda da konuşuyorlardı. Buluşmak istediklerinde genel olarak aynı taktiği uyguluyorlardı. Artık birbirleri ile konuşacak konular buldukları için bir saat yetmez olmuştu. Bir hafta sonu gezmesi planlıyorlardı. Kader iş yerinden arkadaşları ile gideceğini söylemişti. Biri bir duraktan , diğeri bir sonraki duraktan otobüse bindiler. Kadıköy sahilde biraz gezip vapurla karşıya geçtiler. Martılara simit attılar. Dönüşte sahilde bir balıkçıdan balık ekmek yaptırıp sahile karşı oturdular. Öyle iştahlı yiyorlardı ki hem konuşuyor hem de gün içerisinde başından geçen komik olayları anlatıp gülüyorlardı. Kader’in ekmek arasındaki balık kılçıklı olan kısmı gelmişti. Tam bir işkence misali bir ısırıyor iki kılçık geliyordu. Biraz daha deniz havası aldıktan sonra otobüs durağına giderken yanına bir roman kızı yaklaştı. Elindeki kırmızı güllerden birini uzatarak;
“Yakışıklı abim bu güzel kızı Allah sana bağışlasın almaz mısın kırmızı bir gül”
İbrahim ne diyeceğini bilemedi. Kader'e baktı. Kader;
“Hadi geç kalıyoruz otobüs kalkacak” dedi
Gülü almış olsa eve nasıl götürecekti. Hadi götürdü evde annesi görse nasıl açıklayacaktı. Almamak daha mantıklı diye düşündü. O gün aynı otobüste arka arkaya koltuklarda mahalleye kadar geldiler. Kader her zaman ki durakta İbrahim bir sonraki durakta indi.
Öyle yorulmuştu ki, eve geldi annesi;
“ Kızım ablan aradı hastaneye yatıracaklarmış. Doğum zamanı gelmiş. Yarın ben yanına gideceğim. Size haber ederim” dedi
Kader ablası ile konuştu. Sezaryen doğum yapması gerekiyormuş acil ameliyat ile bebek alınacakmış.
Annesi sabah erkenden ablasının yanına gitti. Kader çalıştığı için gidemedi. Öğleden sonra annesi aradı ablasının kızının doğduğunu bu gece ablasının yanında refakatçi olarak kalacağımı söyledi. Kader sabah babasının kahvaltısını verdi. Sonra kendisi de hazırlanıp işe gitti. Sonbahar gelmiş havalar iyice soğuk olmaya başlamıştı. Günler o kadar hızlı ilerliyordu ki ne zaman sabah oluyor ne zaman akşam oluyor anlaşılmıyordu. Annesi, ablası hastaneden taburcu olana kadar yanında kalmıştı. Kader babası ile ablasını ziyarete gitti. Pembe kundak içinde bakan iki göz gördü.
“Aman Allah'ım bu nasıl güzel bir bebek böyle” dedi
Elleri minicik, gözleri sanki iki tane zeytini yan yana koymuşlardı. Fındık gibi bir burun dudakları ise kiraz gibiydi, beşiğin yanına yaklaştı;
“Hoş geldin meleğim ben senin teyzen oluyorum” dedi kokusunu içine çekti
Ablasına sarıldı.
“ Geçmiş olsun abla gözünüz aydın hayırlı uzun ömrü olsun" dedi
Ablasının çok fazla sancısı vardı. Daha dikişleri tazeydi. Oturup kalkmakta,bebekle ilgilenmekte zorlanıyordu. Annesi bu durumu fark etmişti.
“ Kızım ablan biraz iyileşip ayağa kalkana kadar burada kalsam iyi olacak. Sen babanla eve dönersin.”
“Tamam annem sen nasıl istersen öyle olsun. Ablamın yanında kalman daha iyi olur.”dedi