Yol, normalde sadece taşlarla döşenmiş sessiz bir geçişti saraya giden… ama bu kez içimdeki fırtınanın içinde boğuluyordum. Aracın içinde çıt çıkmıyordu. Ömer ve Alara, bana tek kelime bile etmiyordu; belki de sesimdeki o çelik soğukluğu hissettiklerinden, belki de içimde çarpışan ruhun çığlıklarını duyuyorlardı, bilmiyorum. Gözlerim yolda ama zihnim başka bir yerdeydi. Ortak salon. O kız. Vanilya ve pamuk şekeri gibi kokan teni. Mavi gözleri. Sert sözleri. Tokadı. Ve o son bakışı… İçimdeki kurt da susmuyordu. Giderek daha saldırgan hale gelen bir huzursuzlukla, sesini yükseltiyordu zihnimde. “Sen korkuttun onu. Bakışların, yaklaşımın… Bizim gibi birini ilk kez gören bir insana nasıl davranılırdı? Onu kaçırdın.” “Saçmalama,” dedim içimden ona. “Ben hazırdım. Ona dokunduğum anda

