Mantık ve Hisler

3541 Words
Mantık ve Hisler Neden ikiye ayrıldığınızı biliyor musunuz? Çünkü sizlerde birlik yok. Siz meleklerden ve şeytanlardan bir çok yol gördünüz ve birinde yürürken diğeri sizin aklınızı çelmeli böylece yaşamınız Tanrı’nın istediği gibi bir imtihan olacaktır. -Yedi Bilge Alesya’nın şu an buz yığınına dönüşmesi gerekirdi. Fakat kelebeklerin güçleri ona etki etmemişti. Kral Dora bunu fırsata çevirmeye çalıştı. Kardeşi gibi düşünen kralları kendi tarafına doğru çekmek istedi.  “Bakın etki etmiyor. Geldiğinde dolunay kayboldu. Sarayımız bize ihanet etti, bize saldırdı. Kadeh Yılanını tedirgin ediyor ve Buz Kelebekleri ona etki etmiyor. Bu güç bariz şeytan sütü.” Alesya ona kaşlarını çatarak baktı, söyledikleri çok karmaşık gelmişti ama onu kötülediğini anlamıştı. Sinirle soluyarak bakıyordu.  Kral Tavi duyduklarından pek etkilenmemiş gibi kardeşine döndü. “Ne düşünüyorsun kardeşim? Kralların gücü yetmeyecek mi bu kıza?” Kral Tambet başını kaldırırken parmaklarını birbirine geçirdiği ellerini havaya kaldırdı. Bir tür şükür işareti yaptı. “Tanrı adil kardeşim.”  Alesya onlara dikkatle baktı, Kral Dora onlara kötü bir şey düşündürmeyi becerdi mi diye tartıyordu. Kral Tavi bunun bilinci ile Tanrı’ya teslimiyet gösterdi. “On beş kralın arasında bir seçim yaparken kimse gücünü kullanamayacak.” Hiç bu bakış açısından bakmayan Kral Dirim de onlarla birlikte gülümsedi. Onun düşüncelerine birazda olsa serin sular serpen Kral Tambet’in kardeşine söylediği şey oldu. “Tanrı bize iyiliğini göndermiş.”  Kral Dirim kendi gibi düşünen krallar olduğuna sevindi. Bu işte onun yanından olacak kişilere ihtiyacı vardı. Çünkü bu mesele evreni ikiye ayıracaktı. Alesya, on beş kral lafını duyduktan sonra düştüğü çukurdan çıkmak isterken oraya çok fazla battığını anladı.  Sadece biri iki ya da dört tane değillerdi. On beş tane kral vardı, onlardan nasıl kurtulacaktı. Aklına gelen kötü ihtimallere rağmen hislerini iyimserliği dayayıp onu mutlu etmeye çalıştı.  Bunun Anisa krallarının güçlerinden gelen enerji olduğunu henüz bilmiyordu bu yüzden kendi ile çelişip durdu. Kral Dora bıkkınlık ile geri çekildi. “Sanırım burada onun şeytan sütünden olduğunu düşünen sadece benim.” Kardeşi Kral Dirim onun içini rahatlamaya çalıştı. “Endişelerini anlıyoruz Kral Dora. Fakat sende bizi anlamaya çalış.”  Kral Dora onları anlayacak inançları içinde barındırmıyordu. Onları bağnaz ve körü körüne inanan aptallar olarak görüyordu. Onları hayallerinden ve iyilik elçiliğinden uyandırmak için her seferinde gerçeklerle saldıracaktı. “Bu kız; bir insan bedeninde ve halklarımızın bu kıza gücümüzün yetmediğini anladığında onları koruyacağınıza nasıl inandıracaksınız?” Alesya söylediklerine dikkat kesildi, güçleri ona yetmiyor muydu? Muhtemen güçlerinin yetmediği kişi Alen’di. Aynalı koridorda neler yaptığını hatırladı. Buna sevindi, artık onlara karşı bir gücü olduğunu biliyordu. Fakat bunun için fazla sevindiği ortaya çıktı.  Kral Dirim kardeşinin bir konuda dikkatini çekmeye çalıştı. “Ona dokunamayan sadece siz olabilirsiniz Kral Dora.” Az önce diğer kralların ona dokunabildiğini hatırlattı. Onun neyden bahsettiğini bilmeyen Kral Tavi “Dokunamamak?” diye sorarak meseleyi kurcaladı. Kral Dirim anlatmaktan daha etkili olacak bir şeyi biliyordu o da bunu bizzat krallara göstermekti. Onların konuşmalarını kafa karışıklığı ile takip etmek isteyen Alesya’ya gülümsedi.  “Kraliçe Alesya, saygı değer Anisa Krallarına koridorda yaptığınızı gösterebilir misin?” Alesya yutkundu, gözlerini kaçırdı. Benim bir gücüm yok diyemezdi. Kendini güçsüz gösteremezdi bu çok tehlikeliydi. Bu yüzden Alen’den bahsetmedi. Burada neler döndüğünü tam olarak anladıktan sonra buna karar verecekti.  “Bilmiyorum. Bilerek yapmadım.” diyerek gözlerini kaçırdı. Bunun için rahat olması gerektiğini düşünen Kral Dirim basit bir şey istedi. “Sadece elinizi uzatın Kraliçem.” Alesya bunun aynaları parçalamakla alâkalı olup olmadığını bilmiyordu. İçinden Alen’in ismini tekrarlayıp kendini duyurmaya çalıştı. Tam şu an ihtiyacı vardı. Alen’in ağırlığını ve zihnindeki yükünü hissettiğinde elini uzattı. O ne yapması gerektiğini bilirdi. Daha önce onu korumuştu şimdi de yapardı.  Kral Dora bahsettikleri konuyu göstermek için onun avucuna elini uzattı fakat dokunmadı. Ellerinin arasında görünmez bir şey vardı ve dokunmasını engelliyordu. Aralarındaki hava sertleşip yoğunluk kazanarak bir kalkan oluşturuyordu.  Anisa Kralları bunu görünce şaşırdılar. Kral Tambet “Biz selamlaşırken eline dokunmuştuk.” dediğinde kardeşi bu konunun kurcalanmasının boşuna olduğunu dillendirdi.  “Kesinlikle Tanrı adil. Ona zarar vermek isteyecek kişileri engelliyor.” Kral Dora laf dokundurulduğunu anladı fakat bu iyi niyet emsallerine söyleyecek sözü soktu. Alesya elini çekip ondan uzaklaştı. Kral Tambet onu incelerken hissettiği kırmızı kana odaklandı bu sefer.  “İnsan bedeninde olması beni düşündürüyor.” Bu öyle kolayca görmezden gelebilecekleri bir konu değildi. Onun farklı olmasından yanı sıra bu evreden yaşayamazdı.  Kral Tavi biraz düşündü beyaz yüzünde mavi göller gibi duran mavi gözlerini bir yere sabitledi. Daha sonra dönüp merakla sordu.  “Göl ona ne yaptı?” Kral Dirim gözlerini kaçırır gibi bunun cevabını verirken oyalandı. Onun gibi umut ve inançla olan kralların diğer tarafa geçmesini istemiyordu.  “Beden boyutu verdi.”  Sadece bu kadarını söyledi. Onun belirtmekten kaçındığı noktayı Kral Dora haklılığını kanıtlamak için söyledi. Kardeşi Kral Dirim’i gambazlar gibi sakladığını ortaya çıkardı. “Konuşabilen bir boyuttu ve küçük bir kız çocuğuydu.” Daha fazla Anisa Kralları ile birlikte olup bu konu hakkında hayale kapılmasını istemiyordu. Onları daha kötü günlerin beklediği aşikardı. Kardeşinin kızı sahiplenmesini ve saraylarında tutmasını istemiyordu. Başka bir krallığa yollamak istiyordu.  Kral Tambet endişe içinde kardeşine bakıp sesini azaltarak konuştu. “Boyutlar konuşamaz.” Bunu tüm krallar bilirdi. Fakat normal gitmeyen zamandan ve olaylardan sonra bununda farklılaşması Kral Tavi’yi endişelendirmedi. “Kraliçe çok özel biri ben bunu düşünmeyeceğim.” dediğinde güvenini ortaya koydu.  Neye güveniyorlar belli değildi. Alesya da anlamıyordu. Onu tanımayan kişiler ona sahip çıkmak ve öldürmek için yarışıyorlardı. Kimdi kendi bile bilmezken onlara ne yaptığını hayal bile edemiyordu.  Kral Dirim, komşu kralların endişesini yok etmeye çalıştı. Onları durum hakkında bilgilendirdi. Zeki bir kraldı onları bekleyen olayları tahmin ediyordu. Kendi inancına sonuna kadar bağlı kalıp onları lanetleyen Tanrı’ya itaat edecekti. Bunu yaparken kendi çevresinde güç toplamak en iyisiydi. Çünkü bir çok kralın onun karşısında severek durup savaş isteyeceklerini biliyordu. Bu işte Anisa Krallığını yanına almak iyi bir hamle olurdu.  “Boyut sabah bedeni verdi. Güvenli bir kıyıya bırakana kadar hizmet edeceğiniz söylemişti.” Kral Tambet, genç kızın güvenli bir kıyıya yine kırmızı kanı ile geçtiğini hissedebiliyordu. “Hâlâ insan bedeninde...”  Kardeşine bakıp başını onaylayarak salladı. Buraya kadar gelmeleri elçilerinin sözlerine inanmadıkları için değildi. Bizzat kendi gözleri ile görmek içindi. Onlarda Tanrı’nın verdiği son şansı en iyi şekilde değirlendirmek için tüm güçlerini kullanacaklardı.  Kalplerini meleğin kanadından huy kapmış kız için sevgi ile doldururken, şeytanın sütünden içmiş kız olup olmadığını öğrenmek için akıllarını ve sezgilerini kullanacaklardı. Bundan başka çareleri yoktu.  Lanet elbet onları bulacaktı. Görmezden gelmek ve Sukha’nın değişmekte olduğunu inkar etmek çözüm değildi.  Kral Tavi, genç kıza güven veren sıcak bir gülümseme ile baktı. Olayları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için biraz manipüle etti.  “Biz gelene kadar boyutun sizi korumuş olması. Biz gelmeden hemen önce bedeni bırakması...” Kral Dora onun imasına sert bakışları ile karşılık verdi. “Ne ima etmeye çalışıyorsunuz, Kral Tavi?” Açıkça belli etmekten bir sakınca yoktu. Çünkü zaten Adalların kralları arasında karar birliği yoktu. Biri genç kızı korumak istiyor diğeri onu öldürmek istiyordu.  “Kraliçenin güvenliğinin bizde olması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum, Adalların yüce kralı Dora.” Kral Dirim, omzularını daha da dikleştirdi. Onları dikkatle izleyen genç kıza baktı. Mavi gözlerindeki panik ve korku belli oluyordu. Anisa Krallarına sordu.  “Kraliçe Alesya’nın sizinle gelmesini mi istiyorsunuz?” Kardeşi Dora onların cevabını beklemeden niyetlerine sevindi. Geri caymadan bu konuda onlara onay verdi. “Götürebilirsiniz.”  Onun bu tutumu; izin, onay ya da başından atma her neyse çok çirkin duruyordu. Bir krala yakışmadığı gibi bir kraliçe içinde böyle konuşamazdı.  Alesya onun bu yaptığına öfke ile baktı. Onun adına karar veriyordu, bu kadar hevesli olduğunu göre kesin kötü bir istekti. Onu öldürmek isteyen adam neden onun iyiliğine hareket etmesin ki?  Kral Tambet bakışları ile onu kınayarak sözlerini ayıpladı. “Bir kraliçe hakkında konuşuyorsunuz. Eşyadan bahsetmiyorsunuz. Sözlerinize dikkat etmelisiniz.”  Alesya ona iyi davranacaklarını düşünüyordu. Kibar ve nazik krallara benziyordular. Ayrıca ona sakinlik ver huzur veriyorlardı. Kral Tavi, onun içindeki düşüncelerini konuşması ile destekledi.  “Nerede isterse veya kiminle isterse onunla kalabilir. Zorlamaya kimsenin gücü yetmez.” dediğinde son cümlesindeki baskı Kral Dora içindi.  Sessizliğini bozan Kral Dirim kafasını iki yana salladı. “Kraliçe Alesya, karar veremez.”  Nedenini bilmediği bir şekilde hiçbir şey hatırlamıyor ve kafası çok karışıktı. Sırf Anisa Krallarının sakinlik aurası için bile onları seçebilirdi. Seçimi kesinlikle yönlendirme ile olmuş olurdu.  Kral Dora genç kız yeter ki gitsin istiyordu. Kardeşine diğer kralların önünden rest çeker gibi karşı çıktı.  “Pekâla karar verebilir. Hey sen, kırmızı kan. Onlarla gitmelisin.” Diğer krallar yanlarında olduğu için Kral Dirim kardeşine sesini çıkaramadı. Fakat daha sonra bu yaptığı için kardeşinin canını okuyacaktı. Tüm gözler Alesya’ya döndü. Genç kız kararsızca bakışlarını onların üzerlerinde gezdirdi. Onların krallık hayvanlarına bile bakıp tarttı. Tüm artılar ve iç güdüler Buz Kelebekleri olan Anisa krallığını gösteriyordu. Fakat birden kafasını iki yana salladı. “Hayır istemiyorum. Ben kimseyle bir yere gitmek istemiyorum.”    Bilmiyordu. Kalbinde ve zihninde büyük karanlıkların yuttuğu varlığını çözemiyordu. Hissettiği fakat hatırlamadı her şey ona baskı yapıyordu. Gri rengi ile lanetlenmiş, ışıktan uzak, göğünde sekiz hilal dolandıran bu evren onu bataklık gibi içine çekiyordu. Çamuru kendinden bir bataklık. Burası nasıl bir yerdi? Kral Tavi’nin sivri çenesi kıvrılan dudakları ile daha belirginleşti. Onun ne hissetiğini anlamaya çalıştı. Koca evrende tek başına kime güveneceğini bilmeden yaşamaya başlamıştı.  “Korkmanıza gerek yok Kraliçe.” diyerek onu yatıştırdı. Onlarla gelmesi en doğru gibi görünüyordu. Fikir ayrılığı içindeki diğer krallar onu saraylarında rahat ettiremezdi. Kral Tambet’te kardeşi gibi iyilikle yaklaştı.   “Endişe etmeyin lütfen, sizi rahat ettirmek için elimizden geleni yaparız.”  Onu ikna etmek istiyorlardı. Bunun için çaba gösterdikleri açıkça belliydi. Bu zamana kadar onun yanında olan ve iyi davranan Kral Dirim kılını bile kıpırdatmıyordu.  Onlar gibi dil dökmüyor ya da bir şeyler vaad etmiyordu. Fakat varlığının baskınlığı ortadaydı. Gözlerini Alesya’nın gözlerini dikmiş onu bekliyordu. Genç kız aklında dolaşan fikirleri açıklığa sürüklemek isterken geleceği hakkında neler olacağını bilmek istiyordu.  “Sen? Sende gelecek misin?” diye sordu. Bu soru onların aralarında bir yakınlığın ve kurulmak üzere olan bağların habercisi gibiydi.  Alesya hiçbirini tanımıyordu fakat Kral Dirim’in varlığını istiyordu. Onun yanında olması kendini güvende hissetmesini sağlayacaktı. Bunlar hisleri ve iç güdüleri ile değil aklından ona kalanlardı.  Kral Dirim bunu ona sormasına içten içe mutlu oldu. Kendini yakın hissediyor demekti. Fakat bunun zerresini bile yüzünde göstermedi. Sert duruşu ile Alesya’ya açıklama yaptı.  “Bizim krallıklarımız farklı. Üzgünüm ki sizin yanınızda sadece kendi krallığım sınırları içinde bulunabilirim. Bizimle kalmak istemez misiniz?”  Bu geç gelen sözlü davet çok önceden belli edilmiş dilekti. Alesya omzundan göğsüne dökülen saçları geriye attı. Mavi gözleri etrafı tararken kendi kendine söylendi.  “Ben kimseyi tanımıyorum.”  Kral Tambet buna anlayışla yaklaştı, adımları yaklaştıkça Alesya’nın alın çizgileri düzeldi. “Aklınızı değil hislerinizi kullanmalısınız.”  Kral onu büyü çemberine aldı. Anisa Kralları yakınlarında olan kişileri kendi enerjileri ile sakinleştirip dizginleyebilirdi. Bir de üstüne onu yönlendiren sözleri Alesya için algıdan başka bir şey değildi. Bir kuka gibi ellerinde hareket edebilirdi. Kral Dirim sesli bir şekilde güldü ve elini Alesya’ya doğru uzattı. “Sizde bu alanda güçlerinizi kullanmamalısınız Kral Tambet. Elbette bu sizin yaratılışınızdan geliyor fakat onu etkiliyor.”  Alesya’nın aklı karıştığında ona uzatılan elin koruma olduğunu anladı. Onun neyden bahsettiğini bilmiyordu. Fakat kavuştuğu sakinlik ve huzur aklına gelince parçaları birleştirmeye çalıştı. Havadaki yardım eline kendi elini uzattı ve yanına geçti.  Kral Tavi kardeşinin hareketini önemsiz göstermek için gülümsedi. “Bu sadece kibarlık yapıyorum.”  Herkes tarafından öldürülmek için istenecek kızın şimdi de savunmak için savaşılması gerekmiyordu. Uygun olan neyse -ki Kral Dirim onlara kendi gücünü hatırlatmamıştı henüz- o yapılmalıydı. Alesya’yı yanından arkasına doğru aldı. Bu durumda en uygun olan güçtü ve Kral Dirim oradaki herkesten daha bilgili ve güçlüydü.  Evrendeki tüm krallar arasında doğuştan gücü haricinde tüm büyü ve sihirleri bilen kişi oydu. Henüz kimse onun gücünün sınırında olarak yeteneklerini kullandığını görmemişti. Ama en iyisi olduklarını içten içe biliyorlardı.  Kral Dora genç kıza yakınlaştı. Bedenleri arasındaki soğuk ve yoğun mesafe duvarı hemen kendini belli edince Alesya onu fark edip döndü. Onun öfke dolu delici bakışlarını üzerinde hissediyordu.  “Neden nazik krallarla gitmiyorsun?”  Kısık sesle söylediği bu soru aslında kovmaydı. Bariz bir şekilde onu kovuyordu. Onu başından atmak ve sarayına gelmesin diye gitmeye teşvik etmekti.  Alesya hızlı düşünmek istedi. İç güdülerini takip ederek bu kraldan uzaklaşabilirdi. Fakat buna gerek yoktu. Çünkü zaten dokunamıyordu.  Kral Dirim’e gelince onu koruyordu ve iyi davranıyordu. İlerde bu davranışını değiştirecek bir şey olabilirdi. Aklı bir plan kurup hislerinin önüne geçti.  Alesya diğer kralların duyabileceği şekilde onunla konuştu. Yüzünde onu sinir edecek olmanın verdiği bir haz belli oldu.   “Sen bana bir şey yapamıyorsun. O iyi biri. Sizinle kalmam akıllıca olur.”  Kral Tambet bu mevzuyu kaybetmiş gibi omuzlarını hayal kırıklığı ile düşürdü. “Hislerinizi kullanmanızı bu yüzden dilemiştim.”  Kardeşi Kral Tavi’ye baktı, ne yapmaları konusunda bir karar vermeleri gerekiyordu. Buraya onu almaya gelmişlerdi. Kralların başlarından atmak için severecek vereceklerini ve Alesya’nın onlara mutluluk içinde eşlik edeceğini sanmışlardı. Oysa Kral Dirim çoktan kızı kendi etkisine ve gücü altına almıştı.   Alesya'nın onlarla gelmesini çok isterlerdi. Fakat her şey daha fazla açığa çıkmasını bekleyip bu sürede onu Anisa Krallığına getirecek oyunları kurabilirlerdi. Burada kimse kimseye gücünü kullanamıyordu, çünkü herkes güçlüydü. Fakat oyunlar krallıklar arası diplomasi ve siyaseti değiştirebilecek tek şeydi. Kral Tavi kardeşine vazgeçelim der gibi bir bakış attıktan sonra onun sessizliğini onay kabul etti.  “Kral Dirim size iyi bakacaktır, Kraliçe Alesya. Kral Dora da bir şey yapamayacaktır. Zihninizin buraya adapte olmasını mantığınızı zorluyor, ama aynı zamanda sizi koruyor.” Kral Dirim kazanmışlık ile gülümsedi. Hemen arkasındaki kıza yarım bir şekilde dönüp konuştu. “Hislerinizin, mantığınızın ve anın tadını çıkarın Kraliçem.” Anisa Kralları yan yana geldi. Bir ellerini arkalarına uzatıp bellerine sakladılar diğer ellerini kalplerine koyup eğildiler. İkisi de aynı güvenceyi vererek selamladı.  “Anisa Krallığı yanınızda olacak.” Alesya onları da yanında tutmak istiyordu. Kısa süreli değişebilir bir seçim yaptığını içten içe onlara anlatmak istedi. Öne çıkıp avucunun içinde tuttuğu kelebeği iki krala doğru uzattı.  “Bu benimle kalabilir mi? Ben çok sevdim onları.” Kral Tavi, onlara karşı sevgi göstermesi hoşuna gitti. Krallıkları ile bağ kurmasını istiyordu. Fakat üzülerek onu reddetmek zorunda kaldı.  “Kelebekler krallardan uzakta yaşayamazlar.” Kral Tambet yüzü düşen genç kızın gönlünü almak için gülümsedi. “Sizi sık sık ziyaret etmek için güzel bir nedenimiz var. Buz Kelebeklerini sevdiniz onlarda sizi.”  Alesya onlara karşı ne yapacağını bilemedi, onlar kadar eğilmedi sadece hafifçe başını eğdi. Teşekkür eder gibi bakıp iltifat etti.  “Çok güzeller ve sakinler.”  Kral Dirim adapte olmaya başlayan Alesya’yı görünce sevindi. Kendine yer edinmeye başlamalıydı. Ona bir öğretmen gibi yaklaşıp Anisa Krallarının bedenlerinin etrafını gösterdi. “Sakinlik kelebeklerden değil Kraliçe Alesya, huzurun vekili yüce Anisa Krallarından.”  Onun söylediğini bizzat göstermek isteyen krallar etrafa uçuşan Buz Kelebeklerini kendi üstlerine çekti. Şeffaf renksiz kelebekler onların bedenlerine yaklaşınca renk almaya başladı.  Gri evrenin gizlemeyeceği parlaklıkta ve göz kamaştırıcı renklerdeydiler. Mor, mavi, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil... Her renk vardı. Alesya’nın nutku tutuldu. İlk kez bu kadar güzel bir şey görüyordu. Bu renksiz evrende kavuşabileceği en güzel mucize bu gibi hissetti. Yüzündeki gülümseme kocaman olduğunda mavi gözlerini ışıldıyordu. Anisa Kralları gördüğü ilgiden memnunlardı. Kral Tavi bağlılıkları ve sözlerine olan sadakatlarini daha üst bir gerçeğe kavuşturdu. Aynısından kardeşinine kürkünde olan kelebek figürlü bronşu çıkarıp Alesya’ya uzattı.   Buz Kelebeklerinin gücünde olan bir bronştu. Diğer krallar gücünün ne olduğunu bilmiyorlardı. Sadece krallıklarını gösteren bir nişan olduğunu varsayabilirlerdi. Aslında Buz Kelebeklerin kanat sesleriydi. Bu sesler evrenin neresinden olursan olsun, diğerine sesini duyurabilirdi.  “Bunu her zaman yanınızda bulundurun Kraliçe Alesya. Dostluğumuzun nişanesi olsun. Umarım beğenirsiniz.” Alesya onlara olan müteşikkirliğini göstermek için parmaklarına aldığı bronşu hemen üzerindeki pelerine taktı. Sakinlik ve huzur dolu krallardan onları hatırlatacak bir hediye hoşuna gitti.  Teşekkür etmek için ağzını açtığında boğazına bir şey takıldı. Bir şey boyunun yırtıyor gibiydi. Ellerini hemen boynuna götürüp bu acıdan kurtulmak istedi. Bedeni titremeye başladığında öksürükler ciğerinden ağzına kadar dizildi. Diğerleri ona yardım eli uzatmak için hazırken Kral Dora kafasını iki yana salladı.  “İnsan bedeni dayanamayıp tükenecektir. Onu ne zamana kadar boyuta taşıtabileceksiniz. Tartışmaya bile gerek yok ölecek zaten.”  Alesya onu sıkıştıran ve kemiklerini etine saplamak isteyen güçten kaçmak istedi. Sarsak adımlarla uzaklaşmaya başladı. Diğer krallar ona yaklaşmak istediler ama bunun sadece kırmızı kan olduğundan sandılar. İnsanların evrendeki sancısı olduğunu düşünmüşlerdi.  Ta ki Alesya yardım istemek için konuşmaya çalışırken boğazından çıkan hırıltı ile krallık hayvanları korkuya kapılana kadar. Çok sesli veya kulakları tırmalayan bir hırıltı değildi fakat bu ses hayvanları delirtmişti.  Kral Dirim uzaktaki Kadeh Yılanını görmemişti. Öksüren ve can havli ile ne yapacağını şaşırmış korku içindeki Alesya’nın elini tuttu. Anisa Kralları da ona yardım etmek istiyorlardı fakat ellerinden ne gelir bilmiyorlardı. Burada güçlerini kullanamazlardı. Kral Dirim eğilip Alesya’yı kucağına aldı.  “Onu tekrar göle sokalım.”  Fazla uzaklaşmamışlardı. Onların telaşını yaşadıklarını düşündükleri kraliyet hayvanları daha fazla içlerinde olanlara karşı koyamadılar. Alesya’nın dudağından sızan kan ve çırpınış da ortalığı karıştırdı.  Kadeh Yılanı en büyük boyutunu aldı ve İksir Gölüne giden kralının önünü keserek etrafını çevirmeye başladı. Diğer krallarıda çemberinin arasına alıp öyle hızlı hareket etmeye başladı ki sürati bir hortum oluşturdu.  Buz Kelebekleri dehşet içinde uçuşup kanatlarını birbirine değdiriyorlardı. Her iki krallığında hayvanları bir döndünün içindeydi. Biat ettikleri ve aldıkları emirin içine hapsolmuşlardı. Çıkmıyor ya da kurtulamıyorlardı.  Kadeh Yılanının sürati oradaki kralların dengesini bozdu. Güç bela kucağındaki kızla duran Kral Dirim önünü zor görüyordu.  Hayvanlara sözleri ya da sesleri geçmiyordu. Tavi ve Tambet birbirlerine çarparak ölmeye çalışan kelebeklerini durdurmak için bağrıyor ve aralarına giriyorlardı. Kadeh Yılanı hızıyla kendi krallarını devirmeye çalışıyordu. Her şey birbirine girmişti.  Gök gürültüsü, bulutsuz hilal dolu göğü kamçıladığında yer sallandı. Kral Dirim yere serildi ve kollarındaki kız yere düşürken sırtıda acıya katıldı.  Alesyanın ağrıdan alev alıp yanan bedeni titrerken ciğerine sıkışan tüm kan dışarı çıkmaya çalışıyordu. Alesya hava ile değil kan ile nefes alıyor gibiydi.  Alen... Yaşlar akan ve korkudan büyüyen göz bebekleri ile Alesya bu ismi söyledi. Gözlerini etrafındaki afetlere kapattı. Onu sarsan rüzgar ve soğuk bedenini yanmaktan alıkoymuyordu.  Tekrar aynı ismi zihninde söyleyip yardım istedi. Karanlığın içinde birinin sadece ayaklarını bastığı yeri ışıklandırarak geldiğini gördü.  Alen nereye ve neye koştuğunu bilmiyordu, acıyı hissetmiyordu fakat ruhun nasıl zorlandığını hissedebiliyordu. Hapsolduğu karanlıkta yapabileceği tek şey hiçliğe koşmaktı.  Sonunda Alesya’yı karanlıkların içinde kıvranırken gördü. Hemen yanına gidip onu kucağına çekti. Ruhunun kanayan bir yere yoktu fakat yüzünden ne kadar canı yandığı belli oluyordu. Gözlerini sımsıkı kapatan Alesya onun zihnindeki ağırlığını hissetti yanındaydı. Ağlayarak konuştu.  “Lütfen yardım et.” Alen elini onun yanağına koyup okşadı. Göğsüne çekip bir bebeği sallar gibi ileri geri hareket etti.  “Güçlü ol.”  Ona yardım edemezdi, etmemeliydi. Bunu yapamayacağını belli eder gibi kafasını iki yana salladı. Gözlerinden yanaklarına doğru yaşlar akıyordu.  Kör karanlığın içinde sadece oturdukları yeri aydınlatan iki genç kızdılar. Alen kucağında onun dindiremediği acısına ağlamıyordu. Alesya dayanamıyordu, son nefeslerini aldığını hissetti.  “Yalvarırım yardım et. Canım çok acıyor.”  Alen kendine hakim oldu, söylediğini yapmamalıydı. Bildiği tek bir yöntem vardı onunla da kendini tehlikeye atardı. Yapamazdı... Kral Dora dizlerini yere koyup zorla da olsa kalktı. Buz Kelebekleri çarptıkları kanatları ile etrafı kara bulamışlardı. Kadeh Yılanı ise tüm karı fırtınaya çevirerek döne döne bir hortumun içine hapsetmişti. Gözleri zor görüyordu.   Kral Dora diğerleri gibi metanetli olmak istemedi, güçlerini kullanarak bu durumdan kurtulabilirdi. Bu bölgede güçler ve büyüler men edilimişti fakat öylece durup ne zaman bitecek diye bekleyemezdi. Kardeşini aradı yoğun karın içinde sadece silüetini fark edebildi.  Ayaklarının üzerinde güçlükle dururken kılıncını çekmiş tetikteydi. Bunu Kadeh Yılanları için olduğunu düşünmek Kral Dora’yı delirtti.  O kız için asil krallık hayvanlarına zarar vermeyi düşünmüştü. Krallığını her şeyden daha fazla önemseyen Kral Dirim’in bu yaptığı ona hiç yakışmamıştı. Öfke ile ona bağırdı.  “Kral Dirim!”  Kar tanelerinin kırpıştırdığı gözleri donup kaldı. Sesi çıkmıyordu, aslında çıkıyordu ama duyuramıyordu. O an kardeşinin kraliyet hayvanlarına karşı değilde büyü yapanlara karşı kılıcını çektiğini anladı. Burada sadece onlar yoktu, kuralları hiçe sayan kişiler vardı.   Kral Dora ona doğru zorla yaklaştı zaten Kral Dirim’de onu arıyordu. Yanında kız yoktu, kardeşini görür görmez. Ona sırtını dayadı. Etrafa bakındılar Anisa Kralları görünmüyordu, bu fırtına onları uzağa atmış olmalıydı. En son kelebekleri ile uğraştıklarını görmüşlerdi.  Anisa Kralları da onlar gibiydi... İki kardeş kelebekleri birbirlerine çarptıkça vücut ısılarını düşüyordu. Kelebekler kanatlarını birbirine çarptıkça ortaya kar yağdırıyorlardı. Onların çarpışmalarına mani olamayınca etraftaki tuhaflığı sezdiler. Birbirlerini korumak için yan yana durup etrafı kolaçan ettiler. Gelebilecek saldıraya karşı güçlerini hazırlıklı tuttular.  Kral Dora kolunu gözlerinin önüne siper etti. Uçuşan kar taneleri gözüne gelmezse biraz da olsa bir görüş mesafesi kazanabilirdi. Gözlerini kısıp ilerideki karartıya baktı. Emin olamıyordu fakat yerde yatanın Alesya olduğunu düşündü. İlerlemek için sarsak bir adım attığında Kral Dirim onun bileğini tuttu. Güçlerini kullanmayacağı için onu kılıcı ile koruyabilirdi. Yakınında durması en iyisiydi.  Kral Dora kardeşinin eline vurup sorun yok der gibi bırakmasını sağlayınca ilerledi. Alesya’nın kanı, oradaki beyazlığı delen tek renk gibi belli oluyordu. Midesi bulanarak yüzünü buruşturduktan sonra onun tepesinde gökyüzündeki karartıyı fark edebildi.  Kocaman bir gölge kar fırtınasının üzerine lanet gibi çökmüştü. Büyünün sahibi olabilirdi. İki kanat açıklığını fark edebiliyordu. Olabilecek ihtimallere uymayan kanatlar ve karartı son nokta oldu.  Derin bir nefes alıp güçlerini için odaklandı. Gözlerinin önündeki kolunu indirip hızlı bir hareketle içindeki gücü serbest bırakmak için kollarını iki yana açacaktı.  Alen, karanlığın içinde yüzündeki gölgelerin kesilmesi ile Alesya’nın yüz hatlarının normale döndüğünü fark etti. Elini onun yüzünde gezdirdi acı ile buruşturduğu yüzü serbest kalan kasları ile eski hallerine almıştı.  “Alesya.” diyerek onu kucağında tutarak sarstı. Cevap vermedi ya da hareket etmedi. Ruhu kollarının arasında ölüyordu. Elleri titremeye başladığında kendi ve sözünü unuttu. Alesya’nın yüzündeki elini çekip havaya kaldırdı. Parmakları tir tir titriyordu.  “Özür dilerim.” diye mırıldandı. Sonra tüm gücü ile elini onun kalbine vurdu.  Büyük bir dalga zifiri karanlığı yaladı geçti. İki kızı da savurdu. Aleysa çığlık atarak uyanırken Alen’de çığlık atarak acıya gömüldü. Büyük dalga sadece ruhların olduğu zifiri karanlığı değil. Bedenin olduğu yeride sarstı. Üzerinden geçtiği yeri eski haline geri döndürdü. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD