İkinci Uyanış

3585 Words
-İKİNCİ UYANIŞ-   Kıyıda kraliyet hayvanlarının sakinleşmesini sağlayan krallar şaşırıp kaldılar. Kadeh Yılanı kızı öldürmek istiyordu fakat yaklaşamayacak kadar korkuyordu. Huysuzlanması ve kendini tutamaması kralları dehşete düşürdü. Bunun nedeni olarak gölden çıkan küçük kızı gören Kral Dora hemen kardeşine döndü.  “Bunu öldürmeliyiz.”  Kral Dora elini üzerinde sürüp Kadeh Yılanının koca başını okşuyordu. Pul derinin üzerinde avucunu tutup varlığını baskın tutuyordu. Ona hükmetmek için sadece dokunabilirdi özel güçlerini burada kullanamazdı. Kral Dirim kardeşi kadar hızlı kararlar alan biri değildi ya da kardeşi gibi hemen kurtulmak isteyen ve bu kurtuluşun yok oluş olduğu bir seçeneği kabul edecek biri değildi.  Kadeh Yılanı ile onun olduğu kadar bağ kurmamıştı. Kraliyet hayvanı daha çok Kral Dora’ya kalmıştı. Aynı onun babasını kılıncını sahiplenmesi gibi Kral Dora’da kardeşi yılanı fazla kullanıp zaman geçirmediği için kendine almıştı.  Kral Dora yine de Kadeh Yılanın itaatini hisseder hatta çoğu zaman onun hizmetinde olmak için can attığını hissederdi. Diğer kraldan gördüğü ilgiyi bekliyor gibi davranırdı. Kral Dirim sihrin ve büyüyün men edildiği yerde farklılık hissetti. Buraya çocukken sık sık gelirdi o zamanlarki gibi değildi. Havası ağır ve suyu hareketliydi. Diyar Perdesinden biri geçmişti ve her şey değişmişti bu daha fazla kötü şeyi evrene davet edebilirdi. Onların bilgisi dışında oluşan her şey sadece kötülüğün özünden geliyor olmazdı. Ama içlerini saran karamsarlık hep bu düşüncelere itiyordu.  “Krallığa geri dönmeliyiz.” Kardeşi de onun dediğini onayladı. Başını sallayıp gitmek için döndüğünde arkalarından konuşanla dona kaldılar.    “Sizlere selam olsun, tek günün toprağa ve denize bıraktığı krallar.”  Kral Dirim kılıncını kınından hızlı bir hareketle çıkarıp geriye dönerken ay ışıklarında parlayan gümüş kılıcı küçük kızın boynuna dayadı. Kral Dora’da kardeşi gibi kendi içindeki güçleri silah olarak çekti. Saldıraya geçmek için küçük bir an bekliyordu. Burada güçlerini kullanamazdı ama bu demek değildi ki birileri ona saldırırken durup kendini öldürtsün. Kral Dirim o temiz ve ışıklı sesinin aksi karanlık ve iğrenme dolu sesi ile konuştu. “Sen nesin?”  Küçük kız çocuğu dizlerini kırıp reverans yaptı. Bunu yaparken boynundaki kılıcın ona zarar vermemesi için dikkatli davrandı. Daha sonra doğrulduktan sonra kendini tanıttı. “Ben bir kayığım içimde taşıdığım ruhu güven dolu bir kıyıya kadar taşıyacağım. Ben sadece bir boyutum.” Ruh ve beden birbirleri ile çarpıştıklarında ayrılmaları tüm acıları dindirebilir diye düşünen Yedi Bilgeler ruh uzaklaştığında bedene sahip çıkacak birine ihtiyaç olduğuna karar vermişlerdi. Ruh kendini kabul edene kadar ayrı tutulacaktı. Fakat beden ruh gibi değildi, maddi bir varlığa ihtiyacı vardı.  Ruh, kendi içinde kendine gelene kadar onun bedeni bir kayığa verilirdi. Kayık onun bedenini taşır geri geldiğinde ise teslim ederdi. Alesya’nın bedeni bu evren için fazla dayanamazdı, yıpranmaya başlamıştı.  Kayık onun bedenini en taze bir boyutta tuttu. Çocukluk insan bedenin en taze olduğu dönemdi. Bu yüzden gölden bir çocuk olarak çıkmıştı. Fakat kralları bu kadar tedirgin eden bir gerçek vardı.  Kral Dora ondan gözlerini bir an bile ayırmamak için gözlerini bile kırpmadı. “Boyutlar konuşmazlar.” Kardeşi Kral Dora kadar çok kitaplar okuyup bilgeler ile kendini donatmamış olsa bile bunu biliyordu. Çocukken krallık için eğitildiklerinde bunu öğrendiğinden emindi. Boyutlar konuşamazdı.  Diyar Perdesi açılıp içinden kızı evrene verdikten sonra her şey değişmişti. Olmaz olan her şey oluyordu. Tüm olanlarda kötülük için geldiğini belli eder gibiydi. Kızın şeytanın sütünden gelen olduğunun bariz işaretleri sayılabilirdi.  Küçük kız tatlı bir gülümseme ile onlara baktıktan sonra Kral Dirim’e doğru dönüp konuştu. “Kraliçe için bunu yapmaktan onur duyuyorum. Sesimi sadece krallar için kullanarak kraliçeyi gururlandırmak isterim.” Onun söyledikleri konuşmasından daha şaşırtıcı olmaya başladı. Kraliçe olduğunu söylemişti. Kral Dirim onun söylediklerine odaklandığı için kardeşinin gördüğü sinsiliğin görememişti ya da fark etse bile umursamadı. Kılıcını indirmeye başladığında Kral Dora kardeşinin önüne çıktı ve boyuta sordu.   “Yani o beklenen mi?” Küçük kız gözlerini dikerek konuştu. “Ne beklediğinize bağlı Kral Dora...” Bu cürret ve bakışlardaki sinsilik, herkese kendi iyiliğini veren gölden gelmiş olmazdı. Kral Dora sinirlendi ve iğneleyeci şekilde konuştu.   “Bir krala dürüst cevap vermelisin. Sinsi cevaplar Yedi Bilge’nin İksir Gölüne yakışmaz.” Küçük kız sahte bir saygının hareketi ile başını öne eğip eğilerek af ediledi.  “Kusurum için beni affedin lütfen.”  Kral Dirim iyice geri çekildi. Küçük kızın gözlerine bakmaktan kendini alamıyordu fakat düşünmesi gerekenin sözleri olduğunu biliyordu. Onu kardeşinin sorgusuna bıraktı.  “Kız bir insandı. Şimdi büyüyüyecek misin sen?”  Kral Dora küçük kızın tepesine dikildi hâlâ daha onlara karşı bir zarar geleceğini düşünüyordu. Eğer bir şey yapmak isterse boğazını sıkıp öldürmek için yakınında durmak istedi.  Küçük kız yine gülümsedi, yapay ve sistemli bir gülüştü. Samimi olmadığı gibi gerçek olmadığı da açıkça belliydi fakat onu kimse yargılayamazdı.  “Ben sadece olanları bilirim efendim. Olacakları sizler daha iyi bilirsiniz.” Kral Dora ona politik cevaplar verip sinsilik eden küçük kızı köşeye sıkıştırmak için arkasındaki yılanı işaret etti.  “O ki olanları biliyorsun. Kadeh Yılanına ne oldu?” Küçük kız bu sefer sabit gülüşünü bir sırıtmaya çevirdi. Gözlerini yılana sabitlediğinde hayvan yerinde duramadı kıvrandı. Sonra hayvanın sahibine yani tepesine dikilip onu alaşağı etmek isteyen krala gözlerine dikti.  “Korku efendim. Onun tohumlarını azgınlaştıran şey korkudur.” Kral Dora onun boyuna gelebilmek için eğildi yine de ondan yüksek kalmıştı. Keskin bir şekilde konuştu.  “O Adalların kralliyet hayvanı. O hiçbir şeyden korkmaz.” Küçük kız içinde sözlerini gıdıklayan hissi tutamadı. Gözleri ile onunla alay ediyormuş gibi baktıktan sonra ukalaca cevapladı.  “O zaman siz korkmuş olmalısınız efendim.” Bu söz Kral Dora’nın sabır sınırı için çok fazlaydı. Hızlı bir hareketle koca güçlü elini küçük kızın boynuna uzattı. Boynunu tutup sıktığı gibi havaya kaldırdı.  “Bu ne cüret!” diye bağırdı. Küçük kızın bedeni eli arasında bir bez parçası gibi sallanırken uzun saçları uçuşuyordu. Küçük kızın bakışları ve gülüşü yok olmuştu boğazının kemikleri batarken nefes alamıyordu. Yüzü kızarmaya başladığında zorlukla konuşabildi.   “Bağışlayın efendim.” Kral Dora onu kendine yaklaştırdı. Tek eli ile onu kolayca havada tutabiliyordu. Sırıtma sırası Kral Dora’nın ince dudaklarına geçince küçük kızı hızla geriye itip gölün içine attı. Kasları ve kanı güçle doğmuş bir kral için onu uzağa fırlatmak zor olmamıştı. Daha sonra durgun bir şekilde düşünen kardeşine döndü. “Boyutların neden konuşamadığını anladım.”  Kral Dirim ellerini uzun saçlarının olduğu başından geçirdi ve saçlarını geriye taradı. Bu hareketi genellikle harekete geçeceği zamanlarda bir başlangıç işareti olarak yapıyordu. Az önce buradan gidelim demişti fakat kardeşine yaklaştı.   “Bu gece burada kalıyoruz.” Kral Dora ona anlam veremeyerek baktı. Kararını ne değiştirmişti.  “Neden?” Kral Dirim kardeşinin omzuna elini koyup atıldığı gölde suyun yüzüne çıkmış küçük kızı işaret etti. “Az önce bir boyutla konuştuğun için. Boyutlar konuşamaz.” Küçük kız kafasını sudan çıkarmış öfke ile ikisine bakıyordu. İçinde yükselen nefret ve şiddet arzusunu bastırmak istiyordu. Kralların dediği gibi boyutlar konuşamazdı.  Eğer boyutun içinde de Alen olmasaydı muhtemelen konuşamazdı. Alen kendine sahip çıkıp biraz daha ılımlı olsaydı böyle bir muamele görmeyecekti. Sakinleşince keşke konuşmasaydım ve kendimi belli etmemeliydim diyecekti.  Arkasına dönüp suyun içinde ay ışığının yansımasında duran Alesya’ya baktı. Suyun altında öylece sakinleşmiş hiçbir şey yapmadan duruyordu. Mavi gözleri açık olmasa muhtemelen uyuduğunu düşünürdü. Daha fazla gölde durmak istemedi suyun içinde ona zemin olan bir şeye basıyormuş gibi yürüyerek ilerledi.  Kral Dora ateş yakmak için bir şeyler toplamak isteyen kardeşinin başında durup söylenmekten başka bir şey yapmadı. “Bu kız geldiğinden beri her şey ters gidiyor. Krallığa geri dönmemiz gerek.” Kral Dirim sanki tüm dikkatini yakacak bir şeyler bulmak için harcıyormuş gibi davrandı. Oysa aklında binlerce ihtimal birbirine yaklaşıp karmakarışık hale gelip düğümlenmişti. Yine de kardeşine neden burada olmak istediğini açıkladı.  “Gölün yakınında olmak daha iyi olacaktır. İksir gölü barış ve iyilik için çalışır.” Kral Dora haklı olduğunu ve aynı şeyi kardeşinin de düşündüğünü bilerek üste çıkmak istedi. “Peki ya boyutun kelimelerinde neden sinsilik var?” Kral Dirim kurumuş otları yerden alıp doğrulduktan sonra pelerinini çıkardı. Otları bir araya getirip yakmak için cebindeki ateş taşını ve ona sürtmek için bıçağını kullandı. Bıçağı ateş taşına sürtüp çıkardığı kıvılcımlarla otları tutuşturdu. Daha fazlasına ihtiyaçları olacaktı ama ona bu konuda yardım eden yoktu. Onu izleyen ve yakacak bir şey aramayıp sadece söylenen kardeşine dönüp teselli etti. “Uzun günler bizi bekliyor. Dinlensek iyi olur.”  Daha sonra sudan çıkmış onlara yaklaşan boyuta ilerledi. Çıkardığı pelerini küçük kıza sardı. Titrediğini görünce üşüdüğü için olduğunu biliyordu, insan bedenlerinin kolay üşüdüğünü okumuştu.  Oysa Alen, Kral Dora’ya olan sinirinden titriyordu. Ona haddini bildiremediği için öfkeliydi. Ama Kral Dirim ona pelerinin sarmakla kalmayıp kucağına alarak ateşin başına götürdüğünde öfkesi dinçliğini yitirdi. Dikkati dağılmıştı... Biri boğazın yapışan diğeri onu kollayan iki krallaydı. Gördüğü iyilik onu iyi hissettirdi. Kral Dirim ateş için yine otlar ve eskiden gölde yapılan iskeleden kalma odunları bularak ateşi diri tuttu.  Alen küçük ve korumasız bedenini ateşle ısıtıp ışığı ile aydınlandı. Sonunda kendini bırakıp ateşin başında uyudu. Beden bir çocuk bedeniydi hemen yoruluyordu ve çok dinlenmeye ihtiyacı vardı.  O uyuduktan sonra Kral Dirim de yere uzanıp ateşin yanında başını koluna koyup gözlerini kapadı. Beyninde koşuşturan ve kendini şüphelerle dolaştıran ihtimalleri düşündü.  Yaşadıkları kolay ya da olağan değildi. Büyünün ve sihrin bile bir mantığı varken onları yok eden şeyin ne gibi bir dayanağı vardı bilmek istiyordu.  Onun bu rahatlığına sinir olan Kral Dora bir taşın üstüne oturdu. Dizginleri ellerinde olmayan ve onların bile oyuncak olduğu durumları durdurmak istiyordu. Bunun için aklına her seferinde gelen fikir kızı öldürmekti. Sadece gözlerini kapattığı ve uyumamış olduğunu bildiğini kardeşine konuştu.  “Bir an bile gözümü kırpmam.” Kral Dora dediği gibi de yaptı, gözünü bile kırmadı. Kardeşin Kral Dirim’in yakınında uyuyan kızdan gözlerini ayırmadı. Tek bir kıpırtı ile ona saldırmaya hazırdı. Etrafta olupta onların kaçırabileceği her duruma karşı tedbirliydi. Onun gibi gözlerini kırpmayıp tehlikelere karşı hazır olan Kadeh Yılanı da aynı hisler içindeydi. Bir ara sırf küçük kızdan uzakta olmak için suya bedenini soktu fakat bakışlarını asla üzerinden çekmedi.  Saatler sonra Kral Dirim gözlerini açmıştı fakat hareket etmiyordu. Hilallerin dolu dolduğu alaca gökyüzünü izledi. Dolunayın yokluğu kayıp olarak kalbini acıtıyordu. Onu özlemek alışkanlığı olduğu göğü cansız kılıyordu. Sevgisinin eski tadı yok gibi geliyordu.  Sonunda küçük beden gözlerini açtı ve uyandı. Üzerin büyük bir etki vardı; açlığın arzusu gibi susuzluğun korluğu gibi peşine düşmesi gereken bir arzuydu. Doğruldu ve Alen bir şeyin bedeni çağırdığını anladı. Hiçbir şey demeden o da olacaklar için merakla bekledi.  Küçük kız üzerindeki pelerini kaldırıp altından çıkarak ayağa kalktı. Uzun siyah saçları yere değerken adımları kararlı ve sarsılmazdı. Alen sadece döndü ve onun kalkması ile doğrulan Kral Dirim’e baktı. Alen sadece bu bedende onu yapabildi. Bundan daha fazla hükmü yoktu.  Bir elin avucunda basit bir kuklaydı. Nereye isterse oraya çektikleri ve sürüklenmekten başka bir çaresi olmayan bir kukla. Ruhunu çıktıktan sonra her beden bir et yığını basit bir oyuncak oluyordu.   Küçük ayakları torpakları çiğneyip gölün suyuna ulaştığında ilerlemeyi sürdürdü. Su boyunu aştıktan sonra iksirlerin bin gücü onu sardı ve dibe çekti. Bedeni Tanrı hangi ruha emanet ettiyse ona geri vermeliydi.  Dibe çekiliyordu ve ciğerlerinin havaya ihtiyacı vardı. Boğulurken çırpınıyor ve saçlarını her tarafa seren suyun içinde debeleniyordu. Alesya’nın ruhunun kıvranışları şimdi bedenin hareketlerinde var oldu. Ruhu artık dingin ve kendiydedi. Uzunca bir süre ağrısız düşünmüş kendini hissetmişti.  İç güdüleri ile hiçbir şey hatırlamadığı kendini aramıştı. Bulamasa da yeninden kendini fark etmişti. Aklını ve zekasını; hislerini ve iç güdülerini. Ne olursa olsun, kim olursa olsun ruhu artık kıvranmak istemiyordu. Kendini her şeyden korumak ve sakınmak istiyordu.  Alesya bedeninin ruhuna doğru çekildiğini biliyordu fakat yine de tepki vermiyordu. Gayet sakindi, gözlerindeki bakışlarda artık güçlü bir ifade vardık. Varlığının bilinci vardı.  Kim olduğunu bilmese bile, kimseyi tanımasa bile ruhu kendini böyle kabul etti. Beden onu örttüğünde ruh; eti ve kemiği kaplayıp zerresine kadar işlediğinde Alesya acıyı hisseder oldu.  Ciğerindeki baskıyı ve başındaki keskin acıyı en üst seviyesine kadar hissediyordu. Bin bıçak acısı tek bir kılınç darbesi ile başına sokuluyor gibiydi. Bedeni büyüdü göle girdiği zaman ki bedenini geri kazandı. Sudan çıkmak nefes almak istiyordu. Acıları artıyordu ya da deli gibi atan nabzı yüzünden göğsünden fırlayacak kalbini suya sığdıramıyordu. Acıyla kıvranırken yukarıya doğru yüzmeye başladı.  Kolları ve bacakları ile kendini yukarı itti. Aldığı ilk nefes sudan ayrıldığı o anda başındaki ağrı büyüdü. Her seferinde şifa olur sandığı her şey acılarını daha fazla katlıyordu. Acıların durduğu ya geçtiği yoktu.  Sanki biri beyninin içine sığamayıp onu yırtarak içinden çıkmak istiyordu ve bu acı Alesya’yı öldürecek gibiydi. Acıya dayanamayıp çığlık attığında bu onun bu evrendenki ikinci uyanışı oldu.  Pak çığlığı yerle ve gökle; suyla ve havayla bir oldu. Kralların başınada aynı ağrı saplandı. Güçleri onlara yetemedi, ani acı onları gafil avlayıp alaşağı etti. Ayaktakiler dizlerinin üzerine düştü. Oturanlar yerlerinde kıvrandı.  Gölün kenarında duran iki kralda yere düşmüştü. Kral Dora ellerini başının arasına alarak sıkıyordu. Kral Dirim aldığı her nefesin beynindeki acıya baskı yaptığını düşünür gibi nefesini tutmuş bedenini sıkıyordu. Kısa bir andı ama onların karşı koyamayacağı kadar büyük ve ani saplanan sancıydı.  Alesya kendini sankinleştirmek için hızlı hızlı nefes aldı. Onun paniği ile batıp çıkan bedenini kontrol altına aldı. Zaten bedeni suyun gücü ile yukarı kalıyordu aşağıda çıkarken yaptığı gibi kolları ve ayakları ile kendini suda iterek ilerledi.  Başardı ve dikkatle arada su yutarak ilerledi ve gölün kenarına geldiğinde bu seferki uyanışında kralların kendine gelmelerinin kolay olmadığını gördü. İkisi de allak bullak olmuştu. Kral Dirim kendini toparlayıp ayağı kalkmak için kılıncını baston olarak kullandı. Daha sonra adımlarından emin olarak yürüdü ve kılıncından destek olmaya çalıştı. Alesya kendini kıyıya atmış sırt üstü uzanırken öksürüp duruyordu.  Kral Dirim önce kardeşine gitti. Onu yerden kaldırdı ve yüzüne bakıp acının izlerini anlamak istedi. Kral Dora iyi olduğunu belirtmek için başını salladı ve doğruldu.  İkisi de giderek dinçleşti. Birlikte Alesya’nın yanına giderken Kral Dora ondan daha durgun olan kardeşine sordu. Ondan daha fazla kendi hareketlerinden emindi bu yüzden ona sordu. Onun bildiği bir şeyler olabilirdi. “Göl onun bedenini iyileştirdi mi dersin? Yoksa bedeni hâlâ insan mı?” Kral Dirim yerden pelerinin aldı ve silkip tozunu alırken ilerlemeye devam etti. “Bilemiyorum. Bunu kâhinlere sormak lazım.” Alesya’nın yanına geldiklerinde kendini savunmasız göstermek istemeyen kız toplanmaya çalıştı. Doğrulup ayaklarını uzatarak oturdu. Onun yanına çömelen Kral Dirim endişe ile sordu.  “İyi misin Kraliçe Alesya?” Alesya ona baktı, hitap şekli hoşuna gitmedi ama şimdi umursayacak değildi. Kraliçe değildi, o kendi bile değildi. Ona cevap verebilmek için biraz durup kralın ismini hatırlamaya çalıştı. Daha sonra onunla konuştu.  “Dirim... Bunlar rüya değil.” Kral Dirim memnun bir gülümseme ile ona bakıp elindeki pelerini uzattı. “Artık kabullenmenize sevindim Kraliçem.”  Alesya ayağa kalkmak istedi ona yardım için uzatılan eli yani Kral Dirim’in elini tuttu. Ona bir şeyler söylemek istiyordu fakat dilinde kelimeler bir araya gelmiyordu. Burada tam olarak neler olduğunu öğrenmeden gölde yaşananlardan ve kafasının içindeki kızdan bahsetmeycekti.  Pelerini kendine sarıp elleri ile sıkı sıkı tutarken etrafa bakındı. Üşüyordu saçları yüzüne yapışmıştı ve kıyafetleri ıslak olduğu için hem ağırlık yapıyordu hemde üşütüyordu. Ayakları çıplaktı kuru otlar batıyordu. Ona yardım etmek için burada güçlerini kullamayan Kral Dirim yürümek ve bu bölgeden çıkmaktan başka bir çareleri olmadığını biliyordu.  “Saraya gitmek ister misiniz?” diye sordu. Zaten gidecek bir yeri yoktu. Buranın gerçek olduğunu da kabullenmişti. Alesya oranın neresi olduğunu bilmiyordu, öğrenmek istedi.  “Saray?”  Kral Dirim gülümsedi, orası için neler söyleyebilirdi bilmiyordu. O kraliçeydi, kehanette bahsedilen kraliçelerden biri bundan emindiler. Boyut bile onun için kraliçe demişti. İnsan olması şu anlık arka plandaki bir ayrıntıydı.  Kral Dirim iyice düşündü karşısındaki kızın kolay bir şekilde manipüle edileceğini biliyordu. Hafızasının olmaması bunu yapmalarına kolaylık sağlıyordu. Onu istedikleri gibi yönlendirebilirlerdi. Kardeşinin buna büyük bir tepki vermesinden ve Alesya’yı korkutmasından endişe ederek konuşmadan önce kardeşine bakış attı. Daha sonra samimi bir gülümseme onun giydiği pelerinin iplerini bağladı. “Eviniz Kraliçem, saray sizin eviniz. Değil mi kardeşim?” Kral Dora bunu bozacak bir şey söylemekten kendini zorluk içinde alıkoyardı. Fakat birde onaylamasını beklemesi fazla geldi. Kendini tutamadı sanki kızı hiç tedirgin etmemesi gerekir gibi büyük bir neşe ile söyledi.  “Her fırsatta sizi öldürmeye çalışanlarla dolacak olan Adal Sarayınızı eviniz görebilirsiniz. Fakat yaşamınız uzun sürmeyecek.” Alesya’nın kalp atışları hızlandı, neden onu öldürmek isteyeceklerdi bilmiyordu.  “Sen neler söylüyorsun? Ben kimseye bir şey yapmadım.” Kral Dora onunla kendinin fare ile oynadığı gibi oynamak istedi. Kimseye bir şey yapmadığını biliyordu. Korkutucu bir gülümseme ile ona yaklaştı. “Yapmayacağın anlamına gelmez.” Alesya geriledi iki kralada bakıp konuştu. Onu anlamalarını bekledi. “Ben burada neler olduğunu bile anlamıyorum. Kim olduğumu bile bilmiyorum.”  Kral Dora onunla dalga geçti. “Bence Tanrı’nın verdiği son şansta kim olduğunu bilmemen.” Eğer gerçeği bilse kehanet yüzünden herkesin onu şeytan kanından ya da melek kanadından olduğunu bilmek istemeden kendilerini garantiye almak için öldüreceğini bilirdi.  Kral Dirim kardeşinin bu oyununa son vermesi için uyarıcı bir ses tonu ile seslendi. “Kral Dora.”  Kral Dora tamam der gibi kız ile uğraşmayı bıraktı ve önden yürümeye başladı. Arkasıdan kalan kardeşini gerçeğe uyandırmak için gittiklerinde onları bekleyen şeyden bahsetmeye başladı. “Halklar ve krallar onun kim olduğunu merak ediyor. Endişeliler. Kendilerini riske atmadan meleğin kanadından olsa bile ölmesini isteyecekler.” Bu söylediği Alesya’yı olduğu yerde durduğunda Kral Dirim kolunu onun sırtına koyup destekle yürüttü. Ona güven vermek için yüzüne baktı.  “Halkımız bunu istemeyecektir.”  Kral Dora onun inşa ettiği tüm iyi niyet köprülerini yıkmaya hevesliydi. Kızı istemiyordu fakat kardeşini durduramadığı için kızın onları istememesine çabalıyordu. “Ama kralları bunu istiyor. Sadece ben değil diğer krallarda böyle düşünecek. Kızın gücü bize yetiyor. Acısını veriyor. Geldiği andan dolunay yok oldu. Bunları iyiye yoracak kimseler tanıyor musun? Sen hariç tabii, Kral Dirim.” Karşılarına çıkan iki kişi onlara selamlamak için eğildiler. Alesya onları tanımıyordu ama diğerlerinin tanıdığı belliydi. Üstlerinde kat kat kürklü kıyafetler vardı.  Alesya da üşüyordu fakat o kadar soğuk olduğunu düşünmüyordu. Gözlerinin mavi olması istemsizce onlara yakın hissettirdi. Tenleri beyazdan çok şeffaf gibiydi geldi, damarlarını ve neredeyse kemiklerini gösterecek sanıyordu. İkisi birbirine benzemiyordu ama kürklerinde aynı kelebek işareti ve aynı kelebek sembolü olan yüzükler takıyorlardı.  Kısacık sarı saçlarının ve sivri çenesinin olduğu uzun adam gülümsedi ve Kral Dora’ya baktı. “Anisa Krallığı bu konuda Kral Dora’nın yanında yer almaktan büyük şeref duyar.”  Alesya gülümsedi, ona kötü davranan kralın söylediklerinden nedenini anlamasa bile onu öldürmek istemeyen kişiler olduğunu anlamıştı. Dirim zarar vermek istemeyen tek kişi iken şimdi bu iki adamda ona müttefik gibi duruyorlardı.  İnce ve uzun, sivri çeneli olan Kral Tavi ve ona göre külolu ve geniş yüz hatları olan Kral Tambet kardeşler arkada duran kızı görmek için ilerlediler. Ona gülümseyerek bir ellerini arkada tutup diğer ellerini göğüslerine bastırarak öne doğru eğildiler. Alesya ne yapacağını bilmiyordu onların selam vermek isterdi fakat şimdi çekiniyordu.  Tavi Tambet kardeşler doğrulmaya başladılarında kürklerinin ve paltolarını içinden kelebekler çıkmaya başladı. İlk olarak bundan irkilen Alesya hemen yanındaki Kral Dirim’e yaslandı.  Sanki Anisa krallarının içinde ya da kürklerinin arasında koza yapmış kelebekler şimdi onun karşılarında ilk kanat çırpışlarını yapıyordu. Alesya etrafta uçuşan yüzlerce kelebeği görünce yanında olduğu kişiden ayrıldı ve büyülenmiş gibi onların kanat çırpışlarını izlemeye koyuldu.  Kral Tambet öne çıkıp avucunu kibar bir hareketle ona uzattı. Ne yapması gerektiğini tam olarak bilmeyen Alesya biraz çekinerekte olsa elini onun avucuna bıraktı. Kral Tambet’in eli buz gibiydi şu zaman kadar karşılaştığı her şeyden soğuktu. İlk olarak dokunuşla irkildi geri çekmek istediğinde Kral Tambet parmaklarını tuttu ve Alesya’nın eline bir öpücük bıraktı. Buzdan bir öpücük. Alesya içindeki endişelerin birden gitmesi ile rahatladı. Bu kral bir şey yapmıştı buna ama iyi bir şeydi. Çünkü kendini daha iyi ve mutlu hissediyordu. Artık onun elinin soğukluğu aklına gelmiyordu.  Kral Tambet geri çekildiğinde kardeşi de nazikçe onun elini öptü ve gülümsedi. Bu kral kardeşler ona her ne yaptıysa onları sevmişti. Kendini huzurlu hissediyordu.  Onların selamlaşması bittiğinde bu sefer dört kral birbirlerine resmi selamlar verdiler. Onların sohbetlerinden bulunmayan Alesya havada uçan kelebeklere kendini kaptırmıştı.  Kanatları şeffattı arkasındaki görünebilirdi ama buğulu görünürdü. Altın sarısı bedenleri ve kanat tozları vardı. Buzdan yapılmışa benziyorlardı.  Alesya merak ederek onlara dokunmak için elini kaldırdığında kelebekleri korkutmamak için avucunu açtı ve konmalarını bekledi. Kelebeklerin daha fazla uçtuğu yere ilerleyip elini onlara dokunmak için kaldırdığında Kral Tavi endişeli bir şekilde ona seslendi.  “Buz Kelebeklerine dokunmayın lütfen. Donmanıza neden olurlar.” Alesya elini indirip ona doğru döndü. Söyledikleri gerçek olabilirdi hayvanlar garip geliyordu, gerçi normallikleri nasıl olur onu da hatırlamıyordu. Alesya selamlaşmalarını bittiğini anlayınca merakını gidermek istedi.  Onlar gibi resmi konuşmayı ya da uygun olan tutumu bilmiyordu. Yanlış bir şey yapmaktan korkuyordu bu yüzden üstü kapalı sordu. “Sizde bunlar gibi misiniz?” Kral Tambet sorduğu sorunun ne anlama geldiğini çözemedi. Alnında kırışıklar oluşturarak kaşlarını kaldırıp etrafa baktı daha sonra onu kötü hissettirmeden yeniden sormasını istedi.  “Kusura bakmayın lütfen ama ne sorduğunu pek anlamadım.” Kral Tavi mahcup olan genç kızın bakışlarının değdiği Adal krallarını görünce gülümsedi. “Ben anladım.” dedikten sonra kardeşine bakışları ile diğer kralları gösterdi. Onlar arasında iletişim sağlamak konusunda pek istekli olmayan Kral Dirim yine de onların iyi niyetlerine karşılık verdi.  “Evreni kabullenmekte güçlük çekiyor.” Kral Tavi bunun güzel bir şey olduğunu düşünerek hayranlıkla Alesya’yı inceledi. “Mantık algısı kuvvetli bir insan olmalı. Alışması zordur. İyi ki geldik.” Buraya kadar yorulduklarına değdiğini düşünen Kral Tambet kardeşine gülümsedi.  “Enerjimiz ve hislerimiz ona iyi gelecektir.”  Kral Dora onların sevgi pıtırcığı hallerini bayağı buluyordu, gözlerini devirerek bakışlarını kaçırdı. Dikkatini yine kelebeklere kaptırmış olan Alesya’yı işaret etti. Uyarmalarına rağmen tam önündeki bir kelebeği yakalamak istiyordu.  Kral Dora “Fakat kelebekleriniz iyi gelmeyebilir.” diyerek baktığı yere dikkat çekti.  Alesya sessizlikten dolayı onların izlediğinin farkına vardı. Hepsi aynı tarafa bakıyordu ona mı yoksa onun arkasına mı bakıyorlar emin olmadı. Arkasına dönüp bir şey var mı diye baktı. O arasına döndüğünde sırtını kaplayan ve saçlarına konmuş Buz Kelebeklerini krallar gördüler.  İki krallığın kralları da şaşıp kaldılar. Alesya onların dikkatinin kendisinde olduğunu anladığında ne yapacağını şaşardı. Güçlü durarak ona zarar vermek isterlerse kendini koruyacak güçte olduğunu belli etmek istedi.  Kendi koruyacak güçte değildi, kralların güçlerine karşı hiç şansı yoktu. Fakat asla teslim olmayacaktı sonuna kadar kendini savunmak için elinden geleni yapacaktı. Gücü yettiği kadar. Krallardan ilk şaşkınlığını atıp konuşan Kral Dirim oldu. Kelebeklerin ona zarar vereceğini söyleyen kardeşine “Bu konuda şüpheliyim.” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD