- Kana Yansıyan Dolunay-
Her şeyin kendi zıttı ile yaratılıp kendi kadar aynı ile savaşması yaşam oluyordu. Bu kadar karmaşıklık su gibi yolunda akacak kadar normalleşiyordu.
Krallar çıktıktan onu odada yanlız bıraktıktan sonra etrafı temizlemek için birkaç kişi girdi içeriye. Kısa boylu yüzlerini pelerin ile saklayan ve sadece işlerini yapmak isteyen iki kişiydiler. Lacivert renkli kapüşonlu pelerinleri vardı, ışıksız yerlerde gittiklerinde pelerinlerinin rengi siyah gibi duruyordu.
Aleysa, tavanda olan Buz Kelebeklerine elini uzattıktan sonra onları kendine çağırdı. Ardından gelen kelebekler ile geniş taş balkona çıktı. Hizmetçiler hızlı çalışıyorlardı, onun takip edemeyeceği kadar hızlı. Biri yerdeki kırılan vazoyu diğeri balkon kapısının kırılan camlarını temizliyordu.
Alesya kelebeklerden gelen onu biraz daha iyi hissettirecek enerjiyi kendine çekti. Depolayabileceği bir şey olsaydı ona bir ömür yetecek kadar bu enerjiden alırdı. Fakat onlardan ayrılması gerekiyordu. Avucunu göğsüne koydu ve Anisa Kralları ile konuştu.
“Kelebekleriniz için teşekkür ederim. Dostluğunuz içinde.”
Buz Kelebekleri onun ağarmaya başlayan ve renklerinden dönen saçlarından ayrılmaya başladı. Uçarak ondan ayrıldıklarında arkalarından izledi.
Kendini boşluğa düşmüş gibi hissetti. Fakat artık bir mücadelenin içinde olduğunu biliyordu. Artık çaresi savaşmak olan bir hayatta kendini kurtarmalıydı. Kendinden başka kimsesi yoktu. Güven gibi bir duygusu yoktu. Fakat hafızası geri gelecekti ve anılar onu bu işin en başına götürecekti. Onu buraya getiren neyse tersine çevirecekti ve buradan gidecekti.
Alesya koca evrende tek başına savaşacaktı. Güçlü ve korkusuz olmalası gerekecekti ve tüm bunlarla baş edecekti.
Aleysa hizmetçiler dışarı çıktıktan sonra içeriye gitti. Banyo kısmına geçti, yine her yerde yılan kabartmaları vardı. Krallıklarının sembolü olduğunu anlayabiliyordu. Fakat bu kadar fazla olması sanki kendini kabul ettirmek ister gibiydi. Kendini kendilerine kanıtlamak istiyordular. Aleysa daha önceden burasının Elbanlara ait olduğunu öğrenince hak verdi. Onlara burayı kendilerinin yapıp kabul ettirmek zorundaydılar. Acaba halka ne oldu diye düşündü. Kral Dirim’in halkını gözeten bir kral olabileceğini tahmin ediyordu fakat onları da halkından görür müydü bilemedi. Onu fazla tanımıyordu, tüm iyi niyeti ve kibarlığı ile aslında ona mesafe katıyordu. Onunla anısı vardı bu yüzden samimi olacak ve anılarını hafızasına tekrar nasıl getirebileceğini öğrenecekti.
Onu kütüphaneye çağırmıştı, burası hakkında bilgi edinmek iyi olacaktı. Aslında o da Alen gibi burada hiçbir şey bilmeyerek karanlık içinde yaşıyordu. Bilgi yolunu aydınlatacak ve onu daha güçlü kılacaktı.
Yılan kabartmalı banyoda aynanın olduğu yerde çatlak vardı. Buradaki aynalarda parçalanmıştı. Alen onu kolayca ele verebilecek aynaları yok ediyordu. Alesya bunu tahmin edebiliyordu fakat onu kurtardığı için bir şey demeye hakkı yoktu. Yine de ona sinirliydi. Zihninde onun adını tekrarladı. Onun ruhunun yoğun varlığını hissettiğinde hemen öfkesini kustu.
“Tüm bunlar senin yüzünden oluyor. Bugün az kalsın ölüyordum. Yine.”
Alen ondan minnet ve teşekkür beklerken birde azar işitince dayanamadı. Alesya'ya sabır göstermek onun için çok güçtü. Hem o sabırlı değildi, hemde Alesya kışkırtmayı iyi biliyordu.
“Tam tersi hepsi senin hatan. İlk olarak İksir Gölü’ nün orada başkalarına ait olan kral hayvanlarının gücünü kabul ettin. Bugünde onlar için büyü yaptın. Şu kelebeklerden bahsediyorum, hani orada taktığın bronş.”
Üstüne basa basa ve tane tane bir çocuğa anlatır gibi anlatması Alesya’nın canını sıktı. Tavırları ile üste çıkmasına izin vermeyecekti.
“Hafızamı buraya gelmeden önce kaybettim. Buradakileri hatırlıyorum. Bana aptalmışım gibi davranma.”
Alen kinayeli bir şekilde güldü. Ona sinirini belli etmeden ve göstermeden nasıl konuşabileceğini bilmiyordu. En azından kinaye ile ona laflarını dokundurmaktan kendini alamadı.
“Peki aptal olmayan. Neden büyü yaptın hemde yine başkalarının krallık hayvanları için. Ayrıca kanda neyin neysiydi? Kanını büyüde nasıl kullanırsın?”
Alesya kaşlarını çattı; kanı büyüde kullanmak mı, o böyle bir şey yapmamıştı. Aklına parmağına batan gülün çıkardığı kan ve suya dokunuşu geldi. Parçalar yerine oturduğunda Alen’in öfkesinde haklı bir yan olabileceğini düşündü. Ama hatasını kabul edemezdi. Nereden bilebilirdi bunu?
“Sence ben kanın büyüde kullanılacağını biliyor olabilir miyim?”
Alen gözlerini kapattı ve kendine hakim olmak için bir müddet bekledi. Daha sonra daha ılımlı olarak konuştu.
“O ki bir şey bilmiyorsun bir bilene sor. Mesela ben.”
Alesya kaşlarını kaldırdı ve inatçı bir keçi gibi davrandı. “Sana güvenmiyorum. Kardeş olma saçmalığın bir numaradan ibaret.”
Alen sertçe elleri ile yüzünü sıvazladı. Bu dayanılmaz olmaya başlamıştı. Nasıl bu kadar inatçı ve burnunun dikinde olabiliyordu anlamadı. Söylediklerini gerçekten düşünmüyordu bile sadece kendi bildiğini okuyordu. Onu inandırmayı bırakmayacaktı fakat erteleyebilirdi. Şimdi uyarması gereken büyük bir sorun vardı.
“Tamam zeki kız. Kardeş değiliz. Elban Kraliçesi değiliz. Fakat nerede olduğunu bilmesemde şu lanet olası krallık hayvanımız, sen başka hayvanların gücüyle olduğunda senin yanına gelmeye çalışıyor ve seni öldürüyor.”
Alesya sıkıldı ve onu geçiştirdi. “Güzel hikaye yaz bunları okuyan çıkar.” Onu tekrar o kör karanlığa iterken arkasında sinirden deliren Alen bağırdı.
“Senin canının okuyacağım.”
Alesya onu umursamadı, ona hiçbir şey yapamazdı. Sonuçta kimse zihnine saklandığı bir insanı öldürerek kendini yok edemezdi. Suyu açıp ellerini ve yüzünü yıkadı. Aynaları gitmiş sadece yılan figürü kalmış kabartma ile bakıştı. Artık onun için yeni bir dönem başlıyordu. Güçlü ve korkusuz olmalıydı. Öyle olmasa bile öyleymiş gibi davranıp herkesin cesaretini kırmalıydı. Onu öldürmeye kalkışamayacak kadar korkutmalıydı.
Dinlenmek için kendini yatağa bıraktı. Bu sefer diğer zamanlardan daha uzun bir süre kendini iyi hisstemişti. Yatağın üzerine uzanmış sele serpe duran saçları ile tavanı seyrediyordu. Düşünüp yeni ihtimalleri kuruyordu, sonra tekrar düşünüyordu.
Kapısı çalındı ve ondan girilmesi için onay vermesi beklendi. Yavaşça doğruldu avuçlarını destek alarak bastırdığı yataktan kapıya baktı.
“Gir.”
Yine lacivert renkli kapüşonları başlarında yüzlerini gölgeyle örten birileri girdi. Bu sefer beş kişiydiler ve ellerinde bir şeyler vardı. Alesya onlar içeriye girerken sıklayarak bakıp ellerindekinin ne olduğunu anladı. Kıyafetler ve mücevherlerdi. Onların arkasından Kral Dirim girdi içeriye.
Reverans yapmak için hafifçe başını eğdi.
“İyi zamanlar dilerim. Sizlere ihtiyaç duyabileceğin birkaç şey getirdik.” sonra kafasını kaldırdı ve ona baktı.
Yatağın üzerinde dağınık saçları ile ona ve etrafına bakıyordu. Elbisesinin etekleri dizlerinden yukarıya çıkmıştı. Çok doğal görünüyordu. Sanki yıllardı burada yaşayan biriydi ve uyanıp onu bekleyen hizmetçileri karşılıyordu. Alesya yavaşça ayağa kalktı ve gelenlere doğru ilerledi. Birinin elindeki gümüş aynayı gördü.
“Aynaları kaldırın.”
Sert ve kesin bir emir verir gibi söyledi. Kralları gibi reverans yapmamış üstüne birde onlara emir vermişti. Bu hizmetçileri şaşırttı. Kapüşonları yüzlerini gölgelemese şaşkınlıklarını birbirlerine gösterirlerdi.
Kral Dirim onun kabalığını mazur görmeye çalışacaktı. Alesya tuhaf davrandığını biliyordu fakat hemen açıkladı. Saçlarının arkadan göğsüne doğru aldı.
“Yaşlandığımı görmek istemiyorum.”
Kral Dirim gülümsedi ve bunu yapmaları için arkasındaki hizmetçilere baktı. Hizmetçilerden biri hemen aynayı götürdüğünde Alesya sert tavrını bıraktı. Hep aynı şeyi giymiş kişiler garip geldi.
Kral Dirim’e gülümseyerek baktı. “Teşekkür ederim çok düşüncelisin. Az önceki kabalığıma bakma. Sadece bedenimin hızla yaşlanmasını görmek beni kötü hissettiriyor.” Aslında kötü falan hissetmiyordu sadece Alen’i gizliyordu.
Kral Dirim bunu anlayışla karşıladı elbiseleri gösterdi. “Sizin güzelliğine güzellik katacak elbiseler getirdiler. Özenle seçip diktiler, sizin için. Giyindikten sonra sizi yemeğe bekliyorum. Umarım eşlik etmek istersiniz. Ayrıca görünüşünüz için bir şeyler yapabiliriz. ”
“Tabi severek.” deyip ona gülümsedi. Kral Dirim gittikten sonra hizmetçiler yine hızları ile onu şaşırtı. Daha önce orada olduğunu bilmediği gömme bir dolabı açtılar. Alesya kabartmalar ve motifler yüzünden oranında duvar olduğunu sanıyordu. Hizmetçiler kapağını açtığında içi geniş büyükçe bir dolap çıktı ortaya. Getirdikleri elbiseleri askılara yerleştirmeye başladılar. Bir makyaj masası getirildi, Alesya’nın korkutan olmamıştı aynası yoktu.
Alesya sadece işini yapan başını yerden kaldırmak istemeyen hizmetçilere baktı. “Durun.” dedi. Hepsi sanki donmuş gibi ellerindeki işle kaldılar. Bu Alesya’yı gülümsetti. Sonra yumuşak ve sevecen sesi ile hata yapmaktan korkan hizmetçilere yaklaştı.
“Şu kafanızdakileri çıkarsanıza.”
Bir hizmetçi eğilerek sesindeki titreme ile konuştu. “Efendim, affedin bizi. Bunu yapamayız.” Kadın sesindeki korku Alesya’yı meraklandırdı. Neden bunu yapamazlardı öğrenmek istedi.
“Neden? Eğilmene gerek yok.” Önünde eğilen kadının omzuna dokunarak kaldırdı. Kadın onun dokunmasından korkarak geriledi ve doğruldu.
“Efendim bize bu emredildi.”
“Ne yani yüzünüzü o kıza göstermeyin mi dediler?” Sesindeki alınma belli oluyordu, bu emirin nedenini anlayamadı.
“Hayır efendim. Bu sizin için bir emir değil. Bu her zaman geçerlidir. Bizler yüzlerimizi saklarız.”
Alesya yine de nedenini söylemediği fark edebiliyordu. Geçiştirildiğinin farkına vardı. “Neden peki? Ne diye yüzünüzü saklıyorsunuz?”
Kadın geri çekilmek ve bu sorudan kaçmak istiyordu. Fakat Kral Dirim ona iyi davranıp saygı göstermelerini aksi kanıtlanana kadarda kraliçe olarak görmelerini tembihlemişti.
“Krallarımız için efendim. Sarayda çalışan kadınlar yüzlerini onlardan saklar ve bu pelerinlerini giyer. Yüzlerimizi onlara göstermemiz uygun değil.”
Alesya garipsedi, bu nasıl bir hiyerarşiydi anlamadı. “Üzerinizdekileri çıkarın hemen, rahat olun. Ben kral değilim sonuçta. Ayrıca onlar yüzlerinizi görse ne olur?”
Kadınlar kararsızlıkla birbirlerine baktılar. Bunu yapmaları uygun olur mu bilmiyorlardı. İçlerinden bir kadın cesur davrandı. Kapüşonunu geriye indirdi ve yüzünü gösterdi.
“Bekar krallara karşı mesafeli olmamız emredildi Kraliçe.”
Alesya onun yüzüne ve ne kadar güzel olduğuna bakarken genç kız ona doğru eğilerek selam verdi.
“Hizmetinizdeyim efendim.”
Alesya ona içtenlikle gülümsedi, sıcak kanlı birine benziyordu. Kız üzerindeki koyu lavicert kıyafeti çıkarak diğerlerine öncü oldu. Onlarda yavaşça çekinerek pelerinlerinin çıkardılar. Alesya bundan daha fazla memnundu. En azından yanında ona yardımcı olan kişilerin yüzlerini görüyordu. Ruhsuz hayaletlerin içinde değilde kadınların arasındaydı. Yüzünü ilk gördüğü genç kıza döndü.
“Adın ne senin?”
Kız başını eğerek ismini söylerken ellerini önünde saygı ile bağladı. “Sally.”
Alesya gülümseyerek elbiseleri astıkları gömme dolaba ilerledi. “Ben de Alesya. Şimdi Sally yemek için uygun bir elbise seçmem için bana yardım et.”
Sally onun adıyla hitap etmesine hem şaşırdı hemde sevindi. Diğer hizmetçilerde ona baktılar ve şaşırdıkları gözlerinden belli oluyordu. Sally hayret etmeyi bir kenara bıraktı. “Tabii efendim.”
Elini, dolaba yeni astığı bir elbiseye uzatırken bileğindeki damga belli oldu. Üç kısa çizgi üst üsteydi. Basit fakat derilerini yakıp bir daha çıkmayacak kadar etkindi. Aleysa’nın gözüne takıldı, bir kaza olduğunu sandı.
Oysa bir hayvan gibi damgalanmıştılar. Geldikleri yeri unutarak onların arasına karışma cürretine kalkışmasınlar koyulan bir işaretti. Siz Adal değilsiniz, ilk vazgeçilen sizler olacaksınız der gibi onları ayırt ediyorlardı. Alesya hazırlanırken Sally tüm içtenliği ile işini yaptı ona en güzel elbiseyi gösterdi, saçlarını büyük bir heyecan ve istekle ördü. Onu en iyi şekilde hazırladı.
Alesya hazırlandıktan sonra ayağıya kalktı ve etrafında ona hayranlıkla bakan hizmetçilere gülümsedi. Kolları omzularından açık straplez tül bir elbiseydi. Sade ama bir o kadar güzel beyaz bir elbiseydi. Alesya bu gri ışıklı evrene göre beyazının fazla parlak olduğunu düşündüğünde kumaşın parlatıldığını anladı, ışıldıyordu. Kollarından yere kadar uzanan tüllere baktıktan sonra sürekli eğilen kızlara döndü. Başını hafifçe eğdi.
“Teşekkürler.”
Kadınlar ne diyeceğini bilemediler. Hizmetleri karşılığı ile hiç teşekkür almamışlardı. Kulaktan kulağa bu kızın şeytan sütünden geldiğini duyduklarında hissettikleri korku geçti. Saray duyumları gerçek değildi.
Aleysa’nın aklına giderken aynalı koridordan geçebileceği geldi. Muhtemelen yanında birileri daha olacaktı ve aynadaki yansımada Alen’i göreceklerdi.
Hemen arkasına döndü, hizmetçinin çıkardığı pelerinin aldı. Hemen omuzlarının üzerinden çevirdi. Önündeki ipi bağlarken Sally itiraz etti.
“Aman Kraliçe Alesya, ne yapıyorsunuz? Lütfen çıkarın o pelerini. Bu pelerini hizmetçiler giyer.”
Alesya ona döndü ve omuzlarını silki. “Kim demiş onu. Bak bende giydim.” Kapüşonu başına geçirirken onu caydırmak istediler ama yapamadılar. Sarayın düzeninden bu pelerinleri sadece hizmetçilerin giydiğini anlattılar fakat Alesya burnunun dikine gitti. Bir hizmetçi ona pelerin dikebileceğini söylediyse de onu vazgeçiremedi.
“Hadi, beni yemeğe kim götürüyor?” deyip beklenti ile onlara baktı. Sally pelerinini giydi ve onun gibi kapüşonunu başına geçirdi. İyice çekip yüzünü sakladı, krallar bu iş için onlara kızacaktı.
“Buyrun Kraliçe Alesya. Size ben eşlik edeyim.”
Alesya önden ilerledi, o çıktığında kapıdaki lordlar onu fark etmemişti. “İşinizi daha hızlı bitirmeliydiniz. Krallar onu bekliyor. Nerede kaldı şu kız?” dediğinde Alesya sinirlendi. Başlığını indirdi ve sertçe baktı.
“Tam da burada o kız.”
Lordlar onu görür görmez eğilerek selam verdi ve özür diledi. Sally onlara gelince kötü davranan lordların bu duruma düşmesine içten içe güldü. Alesya sert bakışları içinde derin bir nefes alıp kapüşonu kafasına taktı. “Gidelim.” Sally onun arkasından yürüyüp gidecekleri yönü elini uzatarak gösterdi.
Alesya aynalı koridora gittiklerini biliyordu. Yüzünü daha fazla gizlemek isterken aynaların duvarda olmadığını fark etti. Duvarlara garip garip bakarken Sally çok kısık bir sesle onunla konuştuğunu kimseye fark ettirmeden merakını giderdi.
“Bugün saraydaki tüm aynalar size olan saldırıda sihirle parçalandı.”
Alesya rahatladı ve derin bir nefes alarak kapüşonunu indirdi. Bu çok boğucuydu, hizmetçilerin buna nasıl dayandığını anlamadı. Saray aydınlatılmıştı. Aslında bu gri ışıklı Sukha’da her zaman ışıkların açık kalması ve her yerin aydınlanması gerekiyordu. Neden yapmıyorlardı anlamadı.
Sally’nin yönlendirmesi ile yürüdü. Koca merdivenleri ve kabartmalarla dolu olan duvarları, koca kolonları ve büyük kapıları gördü. Burasının yapısı çok güzeldi.
Büyük siyah kapıların açık olduğu yere ilerledi. Bundan sonrasında Sally arkasından gelmedi. Nedenini görebiliyordu. Büyük yuvarlak masada oturan iki kral...
Onun geldiğini gördüklerinde konuşmayı bırakıp bakışlarını çevirdiler. İkisi de ayağa kalktı. Kral Dirim’in bunu kibarlıktan yapabileceğini biliyordu fakat Kral Dora neden ayağa kalktı bilmiyordu.
Kral Dirim ince bir gömleğin üstüne geniş bedenini sıkan uzun bir ceket giymişti. Kral Dora’nın kuşanmışlığı hâlâ aynıydı. Kral Dirim masanın diğer tarafından ilerlerken Kral Dora pelerinin iplerini çıkardı. Yanından geçip genç kızın yanında giden kardeşine pelerinini verdi. Uyumları göz dolduruyordu, konuşmadan anlaşmaları genç kızı hayrete düşürdü.Alesya bunun ne demek olduğunu sonra anladı.
Kral Dirim hızlı adımlar ona geldi. “İyi vakitler dilerim Kraliçe Aleysa.” diye selam verdi. Selamının karşılığını beklemeden onun üzerindeki pelerinin iplerini sihir gücü ile açtı ve geriye düşürdü. Alesya şaşkınlıkla geriye düşen pelerinine bakarken Kral Dirim elindeki pelerini havada dalgalandırarak onun omuzlarının üzerine örttü.
“En kısa zamanda size pelerin dikerler. O zamana kadar bunu kullanabilirsiniz.”
Alesya bir hizmetçinin pelerinini kullandığı için böyle davranmasına güldü. Alt tarafı pelerindi fakat hiyerarşik toplum katmanları burada o kadar önemliydi ki hizmetçilerin pelerinini giymesi hakaret sayılmıştı.
Kral Dirim elini ona uzattı, Alesya elini onun avucuna bıraktı. Kibarlığına karşı her zaman minnet doluydu. Yemek masasına kadar eşlik etti ve sandalyesini çekti. Alesya sandalyeye otururken masaya ve tam karşısında oturan Kral Dora’ya baktı.
“Pelerininde ne vardı? Bana verdiğine göre ölümcül bir şey olmalı.”
Kral Dora yemeğe başlamak için kardeşinin oturmasını bekledi. “Sadece bir iyilikti teşekkür et, kırmızı kan. Ama güzel fikir bir dahakine pelerine zehirli dikenler koyup veririm.”
Alesya ona sertçe baktı. Pelerinini verdiği için söylemek istediği iyi şeylerden vazgeçti. Kabalık etmekten ve kötü davranmaktan vazgeçmiş değildi.
“Belki bir gün teşekkür ederim.” diyerek geçiştirdi. Sonra masadaki yemeklere ve boş tabağına baktı. Yiyecekler tanıdık ya da hatırladığı şeyler değildi. Çatal kaşığı nasıl kullanabileceğini biliyordu ama ne yiyecebileceğini bilmiyordu. Kral Dirim tabağına bir şeyler koyarken onun masaya sadece baktığını gördü. Ona yiyecekler ile ilgili bilgi vermesi gerektiğini bilmiyordu.
Aleysa ona doğru itilen yemek tabağı ile şaşırdı. Kafasını kaldırıp krallara baktı. Kral Dirim içtenlikle gülümsüyordu, Kral Dora ise bakışları tabağında yemek yiyordu. Bir tabak daha ona doğru hareket edince bu yiyeceklerin Kral Dirim’in tavsiyesi olduğunu düşünerek tabağını doldurdu.
Oysa Kral Dora kısa bir an onun yemeklere iştahlı bakışını görünce başka bir tabağı da güçleri ile ona doğru itti. Alesya ondan gelen kibarlığı bilmeden afiyetle yiyip karnını doyurdu. Tabağını büyük bir iştahla bitirdi. Lezzetli yemekler bitince sandalyesine yaslandı.
“Bu lanet ne?” diye sordu. Yer ve zaman ya da bir konusu olmadan direk sordu. Krallar keyifsiz bir şekilde birbirlerine baktı. Kral Dirim çatalını tabağına bıraktı ve bardağından bir yudum su içip ağzını temizledi.
“Bu konu hakkında ne öğrenmek istiyorsunuz?”
“Neden lanet için beni öldürmek istediklerini tabii.”
Kral Dirim derin bir nefes alarak geriye yaslandı. Ona bunun neresinden başlayarak anlatması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Kardeşi onun kadar düşünceli biri değildi.
“Lânet, kehanetteki kızın gelip tüm kötülükleri başlatması ile olacak. Bizde sen bir şey başlatmadan seni bitirmek istiyoruz.”
“Ben size bir şey yapmadım. Size kötülük yapmam. Yapacak olsamda bunun nedeni beni öldürmek istemeniz olur.”
Kral Dora onun söylediklerindeki haklı kısımlarını biliyordu. Muhtemelen biride onu öldürmek istese onlara karşılık verirdi ve bu karşılık pek iyi niyetli olmazdı. Fakat bu kızın anlayabileceği bir şey değildi. Eğer şeytanın sütünden içmiş ise kötülükle beslenmek isteyecektir. Bu içgüdülerinin ve yaratılışının nedeni olacak. Kendi elinde olmadan bunu yapacaktı.
Kral Dirim kötümser bakmak ve kızı korkutmaktansa iyi ihtimallerden konuştu. “Kraliçe Alesya, kimse sizden zaten kötülük beklemiyor. Sadece gerçekleşen durumun biraz garip, bizimde aklımız karıştı. Haliyle lanet meselesi de bizi biraz geriyor.”
Alesya ona doğru döndü. “Lânet... Neden lânetlendiniz? Ne yaptınız ya da niye yapıldı?" Kral Dirim bilmiyor der gibi dudaklarını sarkıttı. Kral Dora kadehindeki kırmızı içeceğinden bir yudum aldı.
“Biz de kehanet için doğduk. Dokuz krallıkta da aynı şey oldu. İkiz bebekler olarak doğduk. Annelerimiz öldü. Babalarımızı Yedi Bilgeler kim bilir nereye götürdü, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz biz lanetlenmedik. Biz lanete doğduk.”
Ortam sessizliğe gömüldü, herkes kendi düşünceleri ile baş etmez zorunda kaldı. Alesya kafasını sallayıp düşündüklerini zihninden uzaklaştırdı ve gülerek Kral Dora’ya sataştı.
“Sende kötülük yapabilirsin. Şimdi bende seni öldürebilir miyim?”
Krallar da güldü, Kral Dora bunun bir espri ve laf dokundurma olduğunu bildiğini için pek sinirlenmedi. “Üzgünüm kehanette Kral Dora’yı kimse öldüremez diyor.”
Alesya güldü ve yemekten sonra ağırlaşan ve uyku ile kapanan gözlerini kapattı. Sıcak olmuştu üzerindeki saten pelerini çıkardı. Tekrar yaslanıp rahatça yemeği bitmiş bir şekilde krallarla masada sohbet etmeye devam etti.
“Bence aradığınız kişi ben değilim. Nasıl biri olduğumu bilmiyorum ama ne kötülük yapacak ne de işinize yarayacak biriyim.”
Kral Dora onu inceledi, artık onun kötülük getirecek kız olduğuna o kadarda inanmıyordu. Ama ona karşı iç güdüleri ile peşine düştüğü bir öfke vardı. Onun güzel yüzünü ve zorla açık tuttuğu gözkapaklarının ardındaki mavi gözlerine baktı. Dolundayda onun için mi vardı ya da kardeşi için mi geldi bilmiyordu.
Alesya derin bir nefes aldı. “Uykum geldi, ben artık kalksam iyi olur. Yemek güzeldi.” Yaşlanıyordu; bendeni bunu göstermeye başlamıştı, gözlerinin çevrelerinde kırışıklık vardı. Kral Dirim ona eşlik etmek için ayaklandığında Alesya zaten ayağıya kalkmıştı. Sırtı yumuşak sandalyeden ayrıldıktan sonra üşüyen genç kız sandalyedeki pelerini aldı ve üzerine geçirdi. Söylenerek ilerledi. “Burada vakit yok ama çok hızlı geçen bir süre var. Sadece yemek yerken bile yaşlandım.”
Kral Dirim büyük adımlarla ona yetişti. Sarsak yürüyüşlerini düzeltmek için kolundan tutup bir elinide sırtını koyduğunda Alesya esniyordu. Ona yardım eden kralı görünce gülümsedi.
“Seni hatırladım, gördüm. O zamanda çok güzeldin, şimdi de. Söylese kral sen benim için kimsin.” Sesi giderek cılızlaştığında başını onun omzuna koydu. Çok uykusu vardı ve bir adım atamayacacak kadar yorgundu.
Kral Dirim eğilerek onu kucağına aldı. Alesya büyük bir memnuniyetle kucağına kıvrılıp kolunu onun boynuna sardı. Çenesini omzuna yerleştirdi ve mırıldandı. “Sağol.”
Kral Dirim onunla birlikte yürürken söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Onu hatırlamış olduğunu söylemesi kafasını karıştırdı. Sorusu da bir o kadar kafa karıştırıcıydı.
Merdivenlerden çıkıp koridora geldiklerinde aynaların takılmak üzere olduğu gördü. Alesya’nın yüzüne baktı, giderek kırışıklaşıyordu. Bunu görünce üzüldüğünü söylemişti.
“Aynaları takmayın, artık burada aynalar olmayacak. Aynalı diğer koridorlar içinde geçerli.”
Onun emrine başlarını eğen askerler kucağında taşıdığı kıza bakmamaya çalışıyordu. Çekingelerini fark ettiğinde Kral Dirim oradan ayrıldı. Onu odasına götürdü ve yavaşça yatağına bıraktı. Onun yatağa kıvrılmasını ve rahat bir poziyon alıp derin uykuya kendini bırakmasını izledi.
Yanına oturdu yüzüne gelen saçları büyük bir şefkatle çekti. Parmakları ile onun saçlarını tarayak yastığa yaydı. İyice derin bir uykuya dalmasını bekledi. Saatlerce başında bekledi. Odanın kapısı sessizlik ile açıldı. Onun uyanmaması için adımlarını nazik atan Kral Dora içeri girdi.
Elinde uzunca bir kutu vardı. Kardeşinin yanına gelip arka tarafındaki koltuğa oturdu ve elindeki kutuyu uzattı.
Kral Dirim kutu için uzandığında “Beni hatırladığını söyledi.” dedi. Kardeşi usulca başını salladı. Gökyüzünü gösterdi ve orada olmayan dolunayın boşluğunu işaret etti.
“Seni oradan görmüş. Dolunaydan..”
Kral Dirim derin bir nefes aldı ve kabul ettiği kutuyu açtı. İçinde kılıç şeklinde uzun saç tokası vardı. Kadınlarının saçlarının arasına aksesuar olarak taktığı tokalardandı. Fakat aynı zamanda keskindi.
İlk olarak elini Alesya’nın bedeninin üzerinden geçirip sihrinden çıkan küçük ışıkları onun üzerine serpti. Tüm acısını almıştı, bir kaç dakika acıyı hissetmeyecekti.
Sonra elini kendi elinin içine aldı ve avucunu açtı. Narince okşadı, bunu yapmak ona düşmüştü. Kardeşi kıza dokunamıyordu. Tokayı onun avuç içine batırarak ince bir kesik açtı. Alesya’nın eli kendi kanı ile dolmaya başladı. Kral Dora ayağa kalktı, kardeşine elini biraz yukarı kaldırmasını işaret etti.
Kral Dirim kendi eli ile birlikte kızın kırmızı kan dolmaya başlayan elini de kaldırdı. İkiside kırmızı kanın midelerini bulandırmasına rağmen yakınlaşıp baktılar. İlk gören Kral Dora oldu ve heyecan içinde parmağının ucu ile gösterdi.
“Dolunayın yansıması.”
Kanın içinde küçük bir parıltı vardı. Kâhin Lodar’ın dediği gibi dolunay kaybolmamıştı sadece önüne geçen bir perde onu kapatmıştı ve gizlemişti.
Kral Dirim elini yavaşça çekip Alesya’nın elini yatağa bıraktı. Kesik avucun içine ise tokayı bıraktı. Küçük bir hediyenin mazereti ile bunu ondan habersiz yapmak zorunda kaldılar.
“Onun hafızasının önünü perdeleyen şey sence iyilik mi kötülük mü?” Kral Dirim sorusunun evabı için kardeşi Kral Dora’ya baktı. Bunu ikiside bilmiyordu fakat tahminler peşlerinden gidecekleri cevaplara dönüşebilirdi.
“Bilmiyorum. Bunu bize zaman gösterir. Bu zaman içerisinde diğer kızı bulmamız gerek. Senin kızda burada olmalı.”
Kral Dirim yüzünü buruşturdu. “Benim kız? Alesya gördüğüm kızdan daha fazla benim.” Onun bu kadar sahiplenmesi kardeşini korkuttu. “Onun hakkında bir şey bilmiyoruz.”
“Eğer kötülük getiren kraliçe olacaksa onu kendi ellerimle öldürürüm. Öncelikle onun sınırlarını bilmeliyiz. Gücü bize ne kadarı ile etki edebilecek öğrenmeliyiz. Ama değilse kardeşim... Bu güzel kadın benim.”