İlk Büyü

3551 Words
- İlk Büyü- Kişinin güven duyulması için kendini ispatlaması gerekiyor. Fakat herkes kanıt görünce inanır. Onun için herkes olmadığı kişinin, kanıt ve ispat istemesi zaten başlı başına güvensizliktir.  “Seni koruyacağım.”  Alen’in bu sözü hırıltılı çıkan sesiyle bulunduğu kör karanlığa yayarken Alesya ona güvenmiyordu. Fakat mecbur olduğunu biliyordu. Kendi yaşamı için onu kurtarmak zorundaydı. Herkes zorundaydı; yaşamaya karar vermeye, bu yolda acıdan kurtulmaya, her şeye kararlıydı.  Kendilerini ve onlara bağlı olan halklarını kurtarmak zorundaydılar. Bu lanetin değişmeli, azap doldurduğu yaşamları değil kurtuluşların destanı olmalıydı.  Alen güçlerini kullandı, bedene ulaşamıyordu ama kendi kalp atışları kıyaya vuran dalga gibi yansıyordu. Ruhunun derinliklerinde ona varlık ve yücelik sağlayan güçlerine ulaştı. Yeşin gözleri kararlı ve vahşi bakışları ile boşluğa bakarken rengi maviye geçiş yaptı. Su yeşili gözleri mavi ve tonları arasından dolandı ışık saçtı. Onu koruyacaktı.  Alesya gözlerini sımsıkı yumup acısını bedeninden atmak istedi. Kaslarının arasından çıkmak isteyen, derisini yırtmaya çalışan bir güç vardı. Buz Kelebekleri korku ile tavana yapıştı. Korkuları ile çırptıkları kanatlarından küçük taneli karlar çıkıyordu. Alesya’nın olduğu yatağa yukarıdan dökülüyordu.  Alesya derin bir nefes alıp onu yutan acıyı sertçe dudaklarından vermek istediğinde gözlerini açtı. Acısı geldiği gibi ani bir şekilde kayboldu. Bedeni yorgun ve harap olmuş bir şekilde yığıldı. Gözleri güçsüzlükle kapanırken son olarak yukarıdan ona doğru gelen kelebekleri gördü.  O bayılarak yatağa yığıldığında Sukha’daki tüm krallar rahat bir nefes aldılar. Aslında bundan sonra hiçbir zaman güvenli bir nefes alamayacaklarını biliyorlardı. Onları güçsüz kılan o kızın ölmesini istiyorlardı. Burada en üstün ve en güçlü onlardı...  Bu böyleydi ve böyle kalmak zorundaydı.  Concor Krallığının hayvanı emir aldığından beri toprakların arasına çöl kumlarını karıştırarak Adal Krallığında saklanıyordu. Çöl Vaşağı, kendini zerre kadar küçültüp toprak ve kum yapabilirdi. Topraklarda saklanıp tekrar oradan dirilebilirdi. Rüzgâra karışıp kum fırtınası olurdu. Nefeslere karışır ciğerleri kapatarak nefes almasını engellerdi.  Jan ve Janek kardeşleri emirlerinin yerine getirilmesi için uygun zamanın bu olduğunu söyledi. Kralların saraydan ayrıldığını halkın arasına gizlenen adamlarından öğreniyordu. Gelen kızın ihtimal dahilinde bile olsa laneti güçlendirecek olmasını istemiyorlardı. Onda saklı olan bir iyiliğin riskini alamazlardı.  Çöl Vaşağı, Adal Sarayının bulunduğu tepenin tam karşındaki açıklıkta kendini kum olarak gizlemişti. Başlarına saplanan keskin acının öfkesi ile Jan ve Janek Corcon ona emir verdiler. Artık beklenecek bir şey yoktu.  Çöl Vaşağı kum olarak serpildiği yerden havalandı. Kendini bir toz bulutu olarak rüzgârın eline verdi. Onu doğruca saraya götüren rüzgârın içinde ıslıklar çalışıyordu. Kimsenin duymadığı sakin ve tılsım dolu rüzgâr ıslıkları. Kimse duymasada onu duyabilecek olanlar vardı. Sarayın altındaki mahzenlerin karanlığı ve serinliği ile dinlenen Kadeh Yılanı ve Alesya’yı iyi bir enerji yayarak rahatlatmak isteyen Buz Kelebekleri.  Bu onlar için bir alarmdı.  Kadeh Yılanı altın sarısı keskin gözleri ile yerinden fırlayıp mahzenin kolonları arasından kıvrılarak geçti. Bedeni büyümeye ve çatallı dili ile kamçılayarak havayı koklamaya başladı. Buz Kelebekleri uyuyan Alesya’yı uyandırmak için havalanıp havalanıp onun bedenine çarptılar. İstediklerini güçte olsa başardıklarında Alesya kaşlarını çatarak gözlerini açmıştı fakat geç kalmıştı.  Sert bir rüzgâr ile onun balkon camlarını kırarak içeri giren Çöl Vaşağı her yeri kum taneleri ile kapladı. Onu nefessiz bırakmak için etrafında dolandı. Bir kum fırtınası odayı kapladığında Alesya nefes alamayarak öksürmeye başladı. Buz Kelebekleri onları uçuran kumlara karşı koymaya çalışıyorlardı.  Onlara dokunan kum tanelerini buza dönüştürüyorlardı. Zemine kahverengi bir kar yağıyor gibiydi. Alesya yüzünü saklamak için yatağa kapandı nefes almaya çalışıyordu. Balkonun kırılan camları ile sadece pervazları kalmıştı. Onlarıda kıran Kadeh Yılanı oldu.  İçeriye girer girmez dişlerini saplamak için ağzını açtı. Çöl Vaşağı hem ona karşı hemde kelebeklere karşı bedensiz savaşamazdı. Odadaki kum taneleri bir araya geldi ve uzun tüyleri sinsi bakışları ve sivri kulakları ile Çöl Vaşağı ortaya çıktı.  Büyük patilerine rağmen tüyleri onun yumuşacık olduğunu hissettirir gibi duruyordu. Kafasını iki yana salladı ve başının üstündeki tüyleri salladı. Aralarından rüzgâra karışmış onunla birlikte gelen gerçek kumları ve tozları çıkardı.  Kadeh Yılanı tıslayarak ona doğru atıldığında zıplayarak onun ani hareketinden kurtuldu. Alesya öksürerek ayağa kalktı ve onlara baktı. Gözleri gördüğü hayvanla korkuya kapılırken Buz Kelebekleri ona doğru gelip onu korumaya çalışırarak önünde barikat kurdu.  Çöl Vaşağı bir kunduraya getirip yılanın üstünden atlayarak kuyruğunu ısırdığında Kadeh Yılanı acı ile tısladı.  Alesya’nın eli ayağı titriyordu, bu devasa yılana bile meydan okuyan hayvan onu öldürmeye gelmişti. Korkuya kapılırken dışarıya bağırdı, saraydaydı elbet biri onu duyardı.  “Yardım edin! İmdat!”  Kapıda duran lordlar onun sesini ve hayvanların gürültüsünü duyuyordu fakat duyduklarını belirten tek bir ifade bile olmadan dikiliyorlardı. Emri hatırlıyordu; kimse içeri girmeyecek. Bu kimse onu korumayacak demekti. Lordların içeride duydukları yılan sesi ve kızın bağrışları ile gözleri bile kıpırdamıyordu.  Merdivenlerden koşarak gelen Lord Veter aynalı koridordan geçerken bağırdı. “Kapıları açın!”  Diğer lordalar onu duymazdan geldiğinde sırtında duran iki kılıncınıda kınında çekerek koşmaya devam etti. O da emir almıştı ve Kral Dirim’i asla hayal kırıklığına uğratamazdı.  “Kral Dora’nın emri üzerine seni içeri alamayız.” diye gürleyerek aynı anda konuşan lordlarda kılıçlarını çekti.  “Kral Dirim’in emri üzerine kızı koruyacağım.”  Fakat onlar birbirlerine girmeden olan oldu. Alesya onu kabul etti. Zihninden Alen’e seslendi.  “Sana güvenmemi istiyorsan kurtar beni buradan.”  Alen sırıtarak bu işi büyük bir zevkle kabul etti. Kör karanlıkta kendi etrafında dönmeye başlarken kollarını iki yana açtı. Alesya gözlerini kapatarak ona teslimiyet gösterdiğinde onun da kolları yukarı kalktı.  Kaslarının içinde gezinen, kemiklerini karıncalaştırarak içinde dolanan gücü hissetti. İnsan bedeni için fazla olan ama onu yok etmek istemeyen bir güçle derin bir nefes aldı. Alen kendi etrafında dönmeyi bıraktığında gözlerini kısa süreliğine kapattı.  Yeşil gözleri göz kapaklarının ardından saklandıktan sonra derin bir nefes aldı. İki kızda aynı anda gözlerini açtılar ve boğazlarında çıkmak isteyen hırıltıya iç güdüsel olarak kapıldılar.  Bir kükreme ya da uluma değildi onlardan çok uzaktan gelen kesik bir sesti. Bu duyan tüm krallık hayvanları oldukları yere sinerken saraydaki tüm aynalar parçalandı. O devasa, korkutucu yılan küçülüp yatağın altına girerken kelebekler Alesya’nın arkasındaki saçlarına konup sindiler.  Çöl Vaşağı uzun bedeninin aksine küçük kuyruğunu indirerek balkona doğru gitti. Yaptığı hatayı biliyor gibi cezalandırılmadan kaçtı.  Alesya derin bir nefes aldı ve kendini şaşkınlık içinde ayakta zor tuttu. Yatağa oturdu bir müddet neler olduğunu sindirmek istedi. Her şeyin dindiğini anlayan Kadeh Yılanı büyüyerek yatağın altından çıktığında Alesya korku ile öne sıçradı.  Ayaklanıp köşeye geçerken yanındaki vazoyu eline aldı. Sanki onu fırlatarak kendini koruyabilecek gibi davrandı. Lordlar fırlayan aynaların parçalarından kendilerini korumak için çömelmişlerdi. Her şeyin durduğunu anladıklarında kafalarını kaldırdılar.  Etrafta birilerine baktılar, kıyafetleri parçalanmış ve derilerinde kesikler oluşmuştu. Lord Veter ayağıya kalkıp odaya girmek için hareketlendiğinde sarayın aşağı katından sesler geldi. Krallar koşarak ilerliyordu ve arkalarından askerler uygun adım onları takip ediyordu.   İkişer adımlarla çıktıkları merdivenlerden sonra kırık ayna parçalarına basarak hızla geldiler. Kral Dirim kapıda duran Lord Veter’a sert bir bakış attıktan sonra yanından çekti.  Kapıyı açıp içeriye girdiğinde ikisi de farklı köşelerde durmuş birbirlerine ürkekçe bakan Alesya ve Kadeh Yılanını gördü. Alesya, Kral Dirim’i görür görmez derin bir nefes aldı. Vazoyu yerine bırakırken yerde gördüğü kelebek bronşunu hemen eline aldı. Tedirginliği tam olarak geçmemişti.  Titreyen parmağı ile köşede durup başını kaldırarak ona bakan yılanı gösterdi.  “Onu alabilir misiniz acaba?”  Odaya giren Kral Dora gözlerini devirip söylendi. “Hiçbir şeyden değilde bir yılandan korkuyorsun yani.” Alesya ona sertçe baktı. Yılanın, vaşağa nasıl saldırdığını ve kocaman ağzındaki dişleri gördükten sonra ister istemez tedirgin oluyordu. “Az önce o şeyi yiyecekti az kalsın.” O kumlu yaratığın adını bilmiyordu. ‘Şey’ deyip onu açıklayacak kelimeleri düşündü. Bir kedi ya da bir aslan? İkisi de değildi.  Kral Dirim ona yaklaştı vücudunu kontrol edip gözle görünür bir yarası var mı diye bakındı.  “Neyden bahsediyorsunuz? Siz iyi misiniz?” Alesya onun sorduğu soruyu aynı zamanda bronşun büyüsü ile Anisa krallarından da duymuştu. Her iki tarafa da cevap verdi. “İyi miyim bilmiyorum? Onun ne olduğunu da bilmiyorum, sadece bir hayvandı. Beni öldürmek istiyordu. Ama yılan onu kaçırdı.”  Onlara aradığınız kraliçelerden biri benim içimde beni o kurtardı diyemezdi. Onlara çarpıtılmış ve eksik şeyler anlattı.  Kral Dora odanın içini incelerken bir yandanda kinayeli bir şekilde konuştu. “Canını kurtarmış desene. Ne gerek varsa böyle bir şey yapmasına.” Parmağını duvara sürtüp üzerindeki kalın toz tabakasına baktı.  Alesya’nın hâlâ daha yılandan çekindiğini gören Kral Dirim onu rahatlatmak için kolunu uzattı. Kadeh Yılanı boyutunu küçülterek ona yaklaştı. Bacağına tırmanarak yukarı çıkıp daha sonra koluna dolandı.  Yılan hemencecik gelip bileğine sarıldı. Kral Dirim onu okşadığında nadir sevgi gördüğü krala karşı zevkle kıvrıldı ve çenesini onun tenine bastırdı. Alesya artık o kadar korkmuyordu ama böyle davranarak şüpheleri üzerinden atmak istiyordu. Anisa Krallarının konuşmaları kesildi, kralların burada olduklarını anlamış olmalıydılar. Alesya köşeden çıktığında “Bana bir şey yapar mı?” diye sordu. Aslında onu kurtarmaya çalıştığını biliyordu.  Kral Dora büyük bir hayal kırıklığı ile başını iki yana sallayıp iç çekti. “Ümidim o yöndeydi.” Alesya ona karşılık verecekken birden ayaklarının altındaki zemin oynadı. Başımı döndüğünü sandı fakat zemin tekrar sallandı. Yine kralların bir şey hissettiği yoktu.  “Hissetmiyor musunuz?” diye sordu. Kral Dirim yüzünü buruşturarak baktı. “Neyi?” diye sordu.  Alesya biraz daha öne çıkıp onlara yeri gösterdi. Hâlâ daha titreşimi hissedebiliyordu.  “Şu an hissetmiyor musunuz? Yer sarsılıyor gibi.”  Kral Dora onun neyden bahsettiğini biliyordu Kardeşine etrafın tozunu gösterdi, çoktan fark etmiş olması gerekirdi. Kadeh Yılanı öksürür gibi ağzını açtıktan sonra toprak üfledi. Kral Dora buna sinirlenmemeye çalıştı. Sarayına izinsiz girme cesaretinde bulunanları cezalandırmak isterdi. Eğer onlara hak vermeseydi. Kızı buraya kabul ederek bu gibi olaylarlar karşılaşacaklarını biliyorlardı.  “Kısa bir ziyaret. Misafirleri hoş görmek gerekir sonuçta, herkes merak ediyor.” Kral Dirim kafasını sallayarak ona onay verdi. Sonra dönüp Alesya’ya aklını karıştıran noktayı sordu. Kadeh Yılanı muhtemelen onu yeseydi lanet başlangıcı olan bir savaş başlamış olabilirdi.  “Kadeh Yılanının onu yediğine emin misin?” Alesya net konuştuğu için pişman oldu bakışlarını kaçırdı. Öyle bir şüphe ile bakıyordu ki herhangi bir yalan onların arasında kurulacak köprüleri yıkabilirdi. Hemen kendini korkuya verdi. Ellerini nereye koyacağını şaşırmış bir şekilde etrafta amaçsızca gezindi. “Yemedi mi ne bileyim buradaki her şey çok tuhaf. Kabullenmeye çalışıyorum zaten aklım bunda zorlanıyor.” Kral Dirim onun durdurdu ve ellerini omuzlarına koydu. Ona güç vermek ve kapıldığı korkuları bitirmek istiyordu. “Tamam geçti, sakin ol Kraliçe Alesya.” Kardeşi onun aksi davrandı. “Seni öldürecekler sakin olsan iyi olur.” deyip alay etti. Kral Dora’nın söylediklerini önemseyememişti. Alesya Kral Dirim’in gözlerinin içine bakarken derinlerine işledi. Onu koruyan bu adamın gözlerinde daha önce fark edemediği bir şey vardı. Kahverengi ve sarılarının arasına gizlenmişti bulması için Alesya’nın onların üzerine düşünmesi gerekiyordu.   Alesya ilerledi ona doğru, keskin bakışları yumuşarken Kral Dirim’e doğru çekildi. Biri ona itse kabul ederdi fakat ona giderken nazlanan kalbinin ritimleri değişti. Gözlerini gözlerinden ayırmadı.  Bir büyü ya da sihir olabileceğini düşünmedi. Tek düşündüğü gözlerinde saklı olan hisleriydi. Ona ait kayıp hisler Kral Dirim’in gözlerindeydi.  Gözlerini kırpmak istemiyordu fakat kirpikleri birleştiğinde zaman durdu. Onu gördü...  Bir kayanın üstünde, her zamanki gibi pelerinli kıyafetleri yoktu. Resmi değildi; üzerinde ince bir gömlek elinde bir kitap. Uzun saçları tepesinden sıkı bir şekilde toplu duruyordu. Kafasını kaldırmış içtenlikle ona bakıyordu. Hayır kafasını kaldırıp Alesya’ya değil dolunaya bakıyordu...  Alesya zamanın akışına geri döndüğünde ona gülümseyen Kral Dirim’e baktı. Bu bir hatıraydı, emindi. Zihninde kör karanlıkta saklananlar arasındaydı.  Büyü falan olamazdı, hafızasının geri geldiğini düşünüyordu. Yine de emin olamadı. Gözlerini kırparak ondan bir adım uzaklaştı. Kral Dirim’in elleri omuzlarından çekilince sordu.  “Az önce bana büyü mü yaptın? Sakinleştirmek için falan.”  Kral Dirim anlam veremedi, az önce ona ne kadar güzel bakıyordu ve gülümsüyordu. Şimdi niye böyle davrandı bilemedi. Bilmeden bir şey mi yapmıştı? “Hayır, Kraliçem. Sizin izniniz olmadan güçlerimi size karşı kullanmam.” Onun sözlerine inanan Alesya gülümsedi. Unuttuğu ne varsa gelecekti. Alen’in onu nasıl bu duruma düşürdüğünü hatırlayacaktı ve kurtuluş yolunu bulacaktı. Artık bir çaresi vardı, şansı vardı.  Kral Dora dilini ardı ardına şaklattı ve öfke ile Alesya’ya baktı. “Belki seni rahatlatmak için değerli dostlarından armağan almışsındır. Buz Kelebekleri gibi hediyeler.” İşaret parmağı ile tavanı gösterdi.  Alesya gözlerini kaçırmadı aksine ona karşı dikildi. “Onlar benim kelebeklerim.” Doğruydu sonuçta onları büyü ile burada var eden kendi olmuştu.  Kral Dora onun küstahlığı ve cesareti karşısında öfkeye kapıldı. Belinden bir bıçak çıkardı.  “Senin dilini keserim.”  Kral Dirim hemen onun önüne geçti. Alesya’yı korkutmasını istemiyordu, aslında zaten korkuttuğu da yoktu. Aleysa, bronş sayesinde Kral Tavi’den duydukları ile kendini güçlü hissetti.  Kral Dirim kardeşinin elinden bıçağı aldı ve sakin olmasını istedi. Yaptığı hareketi kendi içinde tartıp değerlendirmesi için kendine getirdi..  “Neden bunu yapıyorsunuz Kral Dora? Lütfen biraz sakin olun. Sakin.” Kral Dora kardeşine hak verdi daha kontrollü olması gerekirdi. Daha önce onu bu kadar köşeye sıkıştıran durumlar olmadığı içindi. Her şey ondan bağımsız geliştiği için bu günlerde öfke içinde geziyordu. İlk önce kendini kontrol etmeliydi sonra olayları.  Tam kendini dizginlemişti ki Alesya onun iplerini kesti. Öfke içinde boğulsun ve ona kötü davranışlarının bedelini ödesin istiyordu. Her ne kadar Anisa Krallarının yönlendirmesinde olduğunu bilse bile bunu yapmak istiyordu. Ona kötü davranan kralı deliye çevirmek istiyordu.  “Çünkü onu öldürebilirim diye korkuyor.” Kral Dora donup kaldı, onu öldürmekle tehdit edip gözünü korkutmaya çalışıyordu. “Ne dedin sen?” diye sordu. Sonra onu sakinleştirmek isteyen kardeşi Kral Dora’ya baktı. Kimi koruduğunu ve arkasına aldığı kızın davranışlarını fark etsin istiyordu. Kral Dirim’in buna diyecek bir şeyi yoktu. Öyleki kardeşi bıçağını geri alırken sesini çıkarmadı.  Aleysa bugün ona büyük işlerde yardım eden ve her seferinde elinin gittiği vazoya uzandı.  “Bunu diyorum.” dedikten sonra uzanıp Kral Dirim’in bileğinden tuttu ve kendine doğru çekti. Ona iyiliklerinin karşısını saygı ile verecekti. Fakat kardeşine böyle bir borcu yoktu. Alesya ona zarar veremeyeceğini bilmesine rağmen yanına çekince içi rahatlayacaktı.  Kral Dora diğer tarafta tek kalınca tüm gücü ile hızla vazoyu ona sert bakan krala fırlattı. Sarayları bile bugünlerde güvenilmezdi. Kral Dora ona gelen vazonun geri yerine gitmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden güçlerini kullanarak üzerine gelen vazoyu duvara fırlattı.  Alesya onların konuşmasına izin vermeden hemen atıldı.  “Hani saray krallarına ihanet etmez, itaat ederdi. Bu yüzden benden korkuyorsun.”  Kral Dora yumruklarını sıktı. Öfke ile sıktığı bedeninde kasları sertleşiyordu. Çene kaslarının hareketleri dışarıda bile belli oluyordu. Onu bu halde gören Kral Dirim biraz son büyük bir ökfe patlaması ile her yeri birbirine geçireceğini tahmin etti. Hemen Alesya’yı kendine çekti ve elini beline koyup onu saklar gibi önüne geçti.  Kadeh Yılanı sıvışır gibi hemen kıvrılarak odadan çıktı. Kral Dirim kardeşine hafif sırtını döndü, normalde onun sinirden kızarmış hali komik geldiği için gülerdi. Fakat şimdi gülmenin yeri değildi. Bu kardeşini daha fazla çıldırtırdı. Kral Dora’nın sesi yılanlarının sesleri gibi tıslayarak çıktı. “Bu yaptığın için ceza alman gerekir. Ölmen gerekir.”  Alesya onu görebilmek için biraz başını uzatıp Kral Dirim’in yanından baktı. Önündeki krala biraz daha yaklaşıp ona güvendiğini belli ederek yine Kral Dora’ya diklendi. “Bir kraliçeye asla ceza veremezsin.”  Bunu da Anisa Kralları söylemişti. Alesya’nın hem çekindiğini hem de kafa tutmaktan alıkoyamadığı hali... Üstüne kardeşinin kırmızı yüzü Kral Dirim’i zorluyordu. Dudaklarını birbirine bastırıp gülmemek için kendini zor tuttu. Son gördüğünde intihar etmeye kalkan kızın şimdi altta kalmamak için böyle davranması güzeldi.  Kral Dora onun üstüne bağırarak yürüdü. “Bu küstahlık ve cesarette nereden geliyor?” Kral Dirim hemen kızın belinden tutup onu kaldırarak odanın diğer tarafına doğru uzaklaştırdı. Kardeşinden ve onu öfkesinden kızı kaçırıyordu.  Eğlenmediğini söyleyemezdi. Koca kral çocuk gibi olmuş bağırıp çağırıyor kızın üstüne geliyordu. Ona gerçekten zarar vermek istese lordlardan birine emretmesi yeterliydi. Fakat sadece esip gürlüyordu.  Alesya onun sorduğunu kardeşine cevapladı. Hemen dibindeki Kral Dirim’e avucunu açarak bronşu gösterdi.  “Anisa Krallığı bana sevgilerini ve güçlerini gönderdi.” Cesaretini bundan alıyordu. Kral Dirim bundan hoşlanmamıştı, diğer krallar ile arasında bir bağ kurulmasını istemiyordu. Alesya’yı kendine saklıyor gibi davranıyordu. İnsan olduğunu duyup onu önemsemediklerinde bile Kral Dirim benim insanım diyerek ona sahip çıkmıştı.  Maalesef der gibi ona üzgün gözlerle baktı. “O kelebekleri sevdiğinizi biliyorum, Kraliçem. Ama buradan gitmeleri gerek.”  Alesya gözlerinin dikip onu ikna etmek isteyerek tatlılıkla baktı. “Ama Tavi ve Tambet benimle kalabileceklerini söylediler. Tavi onların bana ait olabileceğini söyledi.”  Kral Dora ona küçümseyerek bakıp güldü. Krallara ismi bile hitap ediyor ve gönderdikleri hediyeyi büyük bir istekle kabul ediyordu. O kadar yakınlıkları varsa buradan gidip onlarla yaşamasını isterdi.  “Sen de gidip Anisa Krallığında kalsana. Neden burada kalmayı seçtiğini anlamış değilim zaten.”  Alesya onu sinirden delirtmek istiyordu. Kışkırtmak için nereden vuracağını biliyordu. “Tambet, burası için Elban toprakları üzerinde bulanan bir krallık dedi.” Buraya kadar Kral Dirim’e komik gelen her şey bitmişti. Ciddileşti ve biraz uzaklaştı. Onun bedenin gitmesi ile boşluğa düşer gibi hisseden Alesya ona baktı.  “Konuşmanız baya uzun sürmüş anlaşılan.” dediğinde canının sıkıldığını belli etti. Bu konu Kral Dora’dan daha fazla onun canını sıkmıştı.  Alesya yeniden kelebek figürlü bronşu gösterdi. Onu kendinden uzaklaştırmak istemiyordu. Onu buradaki en önemli müttefiği kabul etmişti.  “Aslında hâlâ daha konuşuyoruz. Bu elimdeyken onların sesini duyabiliyorum. Kelebeklerde beni sakinleştiriyor. Burada kalamazlar mı?” Sesi öyle alçak ve mahcup çıktı ki onun bu haline kardeşi kıyamaz diye Kral Dora cevapladı.  “Hayır.” Alesya ona sert bir bakış atıp karışmamasını istedi. “Dirim’e sordum.”  “Burası benimde krallığım.”  Alesya sinsi bir gülümseme ile gözlerini hafifçe kıstı. “Eğer öyle olsaydı sarayın sana ihanet etmezdi. Demek ki seni kral olarak görmemem gerekiyor.”  Kral Dora yine ona doğru adım attı ve üstüne yürüdü. “Gereken tek şey senin ölmen.” Kral Dirim onların didişmesine gözlerini devirdi.  “Kraliçe Alesya siz gelince en kötü olayın dolunayın kaybolması olduğunu sanmıştım ama meğer Kral Dora’nın fazla konuşmaya başlamasıymış.” Kral Dora kaşlarını çattı, kardeşine alınganlık etti. “Bunda sizi rahatsız eden bir şey mi var Kral Dirim?” Ona neden hiç oturup konuşmadıkları sürekli krallıkla ilgilendiği için nasihat dolu konuşma yapan Kral Dirim şimdi bundan rahatsız olamazdı.  Kral Dirim teslim olur gibi ellerini kaldırdı ve omuzlarını hareket ettirdi. Ben karışmıyorum der gibi baktı. “Yok devam edin tartışmaya. Seni sevmiyor olması hoşuma gitti zaten.”  Alesya onun söylediklerini destekledi. Kral Dora’ya kin dolu bakışlar atarken yüzünü buruşturdu. “Evet onu sevmiyorum.”  Kral Dora buna gülen kardeşine baktı. “Rakiplerinden birini elemek keyiflendirdi tabii.” Kral Dirim genişçe gülümsesi ile ince dudakları kıvrıldı. “Tahmin bile edemezsin.”  Alesya onu mutlu görünce konuya sıcak bakar diye kısık sesle sordu. “Kelebekler?”  Birbirine gülen krallar onun sorusu ile ciddiyetle ona dönüp aynı şeyi söylediler.  “Gidecekler.”  Alesya oflayarak gözlerini devirdi. Kral Dirim’den ayrıldı. Etrafta gezinirken birden onlara döndü, kendi bile söylediğine şaşırarak belirtti.  “Tavi diyorki bu topraklar eskiden benim babama aitmiş. İstersem sizi buradan kovabilirmişim.”  Kral Dirim buna kaşlarını çatıp kardeşinden ona geçen öfke ile baktı. Kral Dora ise onun aksine güldü ve onların tepkisini merakla izleyen genç kıza sordu.  “Senin baban kim?”   Alesya’nın meraklı gözleri soldu. Cansız bir şekilde “Hatırlamıyorum.” dediğinde Kral Dora “Ne babasından bahsediyorsun o zaman.” diyerek onun üstüne güldü.  Kral Dirim’in asıl sinirlendiği Anisa Krallarıydı. Aralarına üçüncülükle katılıp Alesya bir şey hatırlamadığı için onu algıyla yönetmeye çalışıyorlardı. Elini ona doğru uzattı.  “Bronşu bana vermek ister misiniz?” diye sordu. Alesya kafasını iki yana salladı. Oyuncağını ortadan kaldırır gibi bronşu göğsüne ileştirdi.  “Üzgünüm ama bu bana verildi.”  Kral Dirim, derin bir nefes aldı. Ona anlayışla yaklaştı. Sonuçta Buz Kelebeklerinin enerjisi onu burada iyi hissettiren tek şeydi.  “O zaman Kraliçem şunu bilmelisiniz ki Anisa Kralları sizi yönlendiriyor. Sizin sadece bilgi edinmek ve buraya uyum sağlamak istediğinizi biliyorum. Bunun için bana kütüphanede eşlik etmek ister misiniz? Kışkırtma ya algı kitap sayfalarına mürekkibini akıtmaz. Anisa Krallarına selam söyleyin lütfen, ayrıca kelebekleri de gönderin.”  Lüften dememişti, son cümlesi bariz bir emirdi. Kral Dirim başıyla ona selam verdikten sonra odadan çıktı. Alesya onu arkasından bakarken Kral Dora’nın keyif içindeki gülüşünü gördü.  “Kral Dirim güvenilirdir fakat kimseye güvenmez. Onun için krallığı her şeyden önemlidir. Ayrıca şu saray meselesine gelince... Seninle kraliyetin diğer tarafına gideceğiz. Bir şeyi çok merak ediyorum.”  Onunla asla bir yere gitmezdi, muhtemelen son yolculuğu olurdu. “Seninle bir yere geleceğimi düşündüren şey nedir?” diyerek onu reddeden bir tavırla baktı.  Kral Dora ona yavaşça ilerledi, Alesya onun adımlarının üzerine geri gitti. Fakat daha sonra ondan korktuğunu gösterek onu mutlu etmekten vazgeçti. Öylece durdu ve onun dibine kadar gelmesini izledi.  Kral Dora ona yeterince yaklaştı aralarındaki yoğun engeli hissetti. Ona dokunamıyordu ve Alesya’nın bu krallıkta kalmak isteme nedenini belirtirken söylediğini hatırlattı.  “Sana dokunamıyor oluşum.”  Alesya yakınındaki adamın yüz hatlarında gezinen gözlerini durdurdu. Alaylı bir gülüşle gözlerinin içine baktı. Aynı şey onun da sarılarının olduğu gözlerinde olur mu diye denedi. Bu kralın da gözlerine bakarak bir şeyleri hatırlayabilir ya da anımsayabilir miydi? “Bu kadar şey olurken sadece bana dokunamıyor oluşuna güvenemem.” “Burada kalma nedenlerinden biri bu değil mi?” Alesya gözleriyle onun gözlerinde çukur kazıyordu. Arıyordu. “Dirim. Burada kalmamın nedeni o.”  Kral Dora onu sürekli koruması mı yoksa başka bir sebeple mi kardeşine yakın olmak istiyor diye merak etti.  “Onun farklı kılan şey ne?”  Alesya gözlerini ondan çekti, onda hiçbir şey olmamıştı. Denemesi bile saçma olurdu. Bu adam ona nefret ve öfkenin bakışları arasında hiçbir şey hatırlatamazdı. Kral Dirim ona sevgi ve saygı ile yaklaşıyor. İnançlarının ışığı altında onu koruyordu. İyi biriydi, kardeşinin tam tersi.  “Senin gibi olmaması yeterli bir sebep. Ama bu söylediğim seni tatmin etmez. Doğrusu ne biliyor musun? Onu gördüm, hatıralarımda.” Kral Dora garip sözleri ile geriledi. Onu hatıralarında nasıl görebilirdi. Daha önce tanışmış olmaları ve bir anıya sahip olmaları gerekirdi.  “Nerede gördün onu?”  Alesya’ya da aslında karışık geliyordu. Belki Kral Dora ağzından bir şeyler kaçırır diye beklenti ile söyledi. İşaret parmağı kırılmış balkon kapısından dolayı gördüğü gökyüzünü gösterdi.  “Oradan gördüm. Bana bakıyordu.”  Kral Dora kafasını iki yana salladı. Kardeşi ona bakmıyordu. Her zaman dinlenmek ve kafasını toplamak için yaptığı şeyi yapıyordu.  “Dolunaya bakıyordu.”  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD