Herkes Bilecek (+18)

1514 Words
“Madem istediğin bu,” dedim. Ellerimi sırtıma uzatıp sütyenimin kopçasını açtım. “O halde tadını çıkar.” Askılarını omuzlarımdan indirip yüzüne doğru fırlattım. Işık hızında boştaki eliyle yakaladı, burnuna götürüp derin bir nefes çekti. “Off… hem de nasıl çıkarıcam.” Sütyeni bir kenara attı, başını göğüslerime gömdü. Bu kez göğüslerimi kokluyordu. “Daha seni arabaya bindirmek için kalçalarından tuttuğum ilk anda ıslanmıştın.” “Hayır, sadece sinirlenmiştim,” dedim. Sesim fısıltı gibi çıkıyordu çünkü parmaklarının ileri geri hareketleri odaklanmamı zorlaştırıyordu. “Islanmıştın,” dedi. Bir göğsümü önce burnuyla dürttü, sonra göğüs ucumu dudaklarının arasına alıp emmeye başladı. “Ahhh…” diye sızlandım. “Sen uyarıldığında kokunu alabildiğimi unutma.” “Ama nasıl?” diye sordum kapalı gözlerimin ardından. Diğer elini sağ koltuk altımdan sırtıma doğru uzattı, sol omzumu çapraz bir şekilde kocaman ellerinin altına alarak beni içimdeki parmaklarına doğru bastırdı. “Eğer beni kışkırtmasaydın, şu an öğreniyor olacaktın,” dedi. Dudaklarını çekip göğüs uçlarımı ısırdı, dişleriyle hafifçe çekiştirdi. Parmaklarının üzerinde kımıldanarak kendimi rahatlatmak istedim ama beni alttan üstten, göğüslerimden sırtıma kadar her yerimden sarmıştı. Yine kendi istediği pozisyonda sabitlemişti. Orgazmımı bile kontrol etmek istiyor, nerede, ne zaman, nasıl doyuma ulaşacağıma kendi karar veriyordu. Avuç içini klitorisime bastırdı. Parmaklarını tampon hareketlerle ileri geri oynatırken eş zamanlı olarak klitorisimi uyarmaya devam etti. Her yerimdeydi. O kadar hızlıydı ki hangi göğsümde, boynumun neresinde, neremi okşuyor, neremi yalıyor hepsi birbirine karışmıştı. O benimle sevişiyordu ama ben sanki üç kişi tarafından her yerimden yenilip yutuluyordum. Parmakları hızlanmıştı, üzerime daha vahşi gelmeye başlamıştı. Bu sefer ilk geceden daha hoyrattı. Canım yanmasına rağmen aldığım zevkten dolayı onu durduramıyordum. Bu işte çok profesyoneldi. Gözlerim kapanmıştı. Sınıra çok yakındım. “O kadar açsın ki,” dedi, “parmaklarımı oynatmama gerek bile yok. O daracık amcığınla kendin sağıp içine doğru çekiyorsun.” Nefesimi tutmuş, doruğa doğru koşar adımlarla çıkıyordum. Tam boşalmak üzereyken, “Bana bak,” dedi. Gözlerimi açtığım anda omzumdaki elini enseme koydu, dudaklarımı ağzının içine hapsetti. Ben her zerremle parmaklarının üzerine boşalırken bütün inlemelerimi yuttu. Hâlâ içimdeydi. O hareket ettirmese bile parmakları seğiriyordu. Onun seğirmeleri de kadınlığımın derinlerinde kasılmaları körüklüyor, boşalmam uzadıkça uzuyor, tam olarak bitmiyordu. Bir süre sonra parmaklarıyla beni biraz daha oyalayıp elini şortumdan çıkardı. Önce işaret parmağını, sonra orta parmağını ağzına sokup çıkardı. “Benim deli balım bu… Doz aşımından korkuyorum. Delirtebilir beni,” dedi. Gülümsedim. Nefesimin düzene girmesini bekledim. “Şimdiii… sanırım sırayla gidiyoruz değil mi?” dedim. Gömleğini çözdüm. Göğüslerimin kıvrımlarını, karnını, kaşlarını, boynunu, omuzlarını; boşta tek bir santim kalmayana kadar öptüm, yaladım ve emdim. “Aydannn… kızım yedin yuttun, yeter! Bende irade kalmadı hadiiii.” “Şimdi bir şey deneyeceğiz,” dedim. Bacaklarını genişçe açtım, sırtımı direksiyona yasladım, kendi bacaklarımı dizlerimden kıvırarak yukarı kaldırdım ve bacaklarının arasına girdim. Olduğum yerde sırtımı dönüp onun açık bacakları arasında konumlandım. Artık şoför koltuğunda oturan bir şoför gibiydim. Kalçalarımı iyice bastırarak tam üzerine oturdum. Derinden inledi. Bacaklarım bitişikken şortumu aşağı indirdim, tekrar ona bastırdım. “Bir dakika,” dedi. Pantolonunun düğmelerini açıp hafifçe indirdi. Boxerını çıkardığını fark etmemiştim. Geri oturduğumda çıplak tenine temas edince resmen eridim. Üzerine oturup onu uyluklarımın altına yerleştirdim; bu pozisyonda hem kadınlığıma sürtünüyor hem de bacaklarımın arasında sıkıca ben tarafından kavranmış oluyordu. Yerinden memnun olunca kucağında önce yavaş ve kıvırtarak sonrasında ise hızla zıplamaya başladım. İçime girmemişti ama sürtünme sayesinde az önceki orgazmımın gölgesi hâlâ üzerimdeyken yeniden canlanmıştı. Arada sırtımdan itip beni direksiyona doğru eğiyordu. “Kalçalarının salınımına bitiyorum Aydan…” “Sen ne güzel zıplıyorsun öyle.” “Hadi bebeğim, daha hızlı…” İki kalçamı birden tokatladı. Hayvan gibi vurmuştu ama zaten belli bir sınırı aşmıyorduk. Şu an sınıra yakındı. Bu kadarcık lüksü ona verdim. Ara ara sırtımı okşuyor, arkadan göğüslerimi avuçlayıp uçlarını parmaklarının arasında çekiştiriyor, sonra kalçalarımı koparırcasına sıkarak zıplayışıma destek oluyordu. Her şey o kadar iyiydi ki… Ateş tam bana muhteşem bir şekilde zevk verirken bir anda daha fazla zevk alacağım başka bir şeye geçiyordu. Beni okşarken arada “çok güzel…” diye fısıldaması içimdeki tüm feminen duyguları körüklüyordu. Sözde ben Ateş’in tadını çıkaracaktım ama o arkadan uzattığı parmaklarıyla beni ustaca kıvrandırıyordu. Tekrar yükselmeye başladım. Araba o kadar sallanıyordu ki ıssız bir yerde olduğumuza şükrettim. İkimizden de akan zevk suları kasıklarımı sırılsıklam etmişti. Her hareketimizde tenlerimizin çarpışması ve ıslaklığımızın çıkardığı sesler arabada yankılanıyordu. Çok yakındım. Bacaklarımı sıkıştırıp zıplarken kasılmaya başladım. Titreye titreye boşalırken çılgınca bağırıyordum. Ben hâlâ boşalırken Ateş: “Aydannn… boşal. Her yerime boşal. Sikim içinde seni ikiye ayırırken de boşalacaksın…” Omuzlarıma tutunup makine gibi acımasızca gidip gelmeye başladı. Benim içimde böyle bir performans gösterse herhalde hastanelik olurdum. Sarsılmalarımdan dolayı dengesizleşmiştim ama o kalçasıyla ve omuzlarıyla vahşi bir ritim tutturmuştu. Bir anda omuzlarımı bırakıp öne geldi, belimden sımsıkı sardı. Beni kendine yapıştırıp bacaklarımın arasına boşalırken adeta kükrüyordu. Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum. Ateş koltuğa, ben ona yaslanmıştım. Ellerini çok hafif, çok narin bir şekilde göğüslerim ve karnım üzerinde gezdiriyordu. Nefesinin yavaşladığından sakinleştiğini sırtımda hissedebiliyordum. Bir süre sonra torpido gözünden ıslak mendil çıkarıp beni de kendini de temizledi. Bir anda kendimi küçük bir çocuk gibi hissettim. Birinin seni temizlemesi tuhaf ama bir o kadar da şefkatliydi. Şortumu ve kilodumu uzattı. Sütyenimi de kendi giydirip bağladı. “Aydan,” dedi, “ben böyle lise aşıkları gibi gizli saklı olmak istemiyorum. Benimle kalmanı istiyorum. Sabah korkmadan uyanmayı, birlikte kahvaltı yapmayı, duş almayı, film izlemeyi, tatile gitmeyi…” Bir haftada bu noktaya nasıl geldiğimize hâlâ şaşırıyordum ama ben de aynı şeyleri hissediyordum. “Belki zamanla,” dedim gülümseyerek. Cevabım hoşuna gitmedi. Yavaşça yan koltuğa geçmek isterken beni tuttu. “Kucağın çok rahat ama biraz koltuğa geçebilir miyim?” deyince bıraktı. Cebinden puro görünümünde ama normal sigara boyutundaki sigaralardan çıkarıp yaktı. Şimdiye kadar hiç sigara kokusu gelmiyordu. “İçiyor muydun?” dedim. “Çok nadir.” Camı indirip dumanı uzaklara üfledi. O an farkettim hiç düzgün bir konuşma gerçekleşmedi ki aramızda. Hiçbir şey bilmiyorum ki bu adam hakkında. “Ateş… seninle birbirimizi biraz daha yakından tanıyalım istiyorum. Biraz birbirimizi tanımaya çalışsak, tartışmadan ya da birbirimizi soymaya başlamadan sadece konuşsak?” “ Konuşalım” dedi. “ Mesela bana biraz ailenden bahseder misin?” Gözleriyle bana hızlı bir bakış atıp tekrar uzaklara çevirdi. “Annem bizi ben küçükken terk etti. Babam da öldü. End of story.” Deyip biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Annenin nerede olduğunu hiç öğrenemedin mi?” “Biliyorum. İrlanda’da.” Şaşkınlıkla başımı yana eğdim. Babam tarihe ve doğal varlıklara çok meraklıydı. Orada merak ettiği bazı türler varmış. Uzun bir süre orda yaşamış ve annemle de orada tanışmışlar. “Hayvan türleri mi?” deyince gülümsedi. “Bir nevi…” Hikâyesini bitirip sigarasını araba küllüğüne bastı. “Başka neyi merak ediyorsun?” Aslında merak ettiğim çok şey vardı ama yolları ayırdığımızdan beri içimdeki büyüyen endişeyi hafifletmek için kızmasından tedirgin olsam da sordum. “Aslında şeyi soracaktım. Diğer ekipler nereye gitti? Tankut iyi mi diye merak ettim de?” Başını koltuğa iki kez vurdu. “Etme Aydan… merak etme benimle buradayken onu mu düşünüyorsun?” “Hayır, sadece giderken çok üzgündü. Ayrıca nerede olduğumuzu nasıl söyleyeceğiz, beraber ayrılışımız için nasıl bir bahane uyduracağız bilmiyorum. ?” “Benimle olduğunu söyle.” “Daha fazlasını merak edecek, neden diye soracak biliyorum.” Dedim. “Bunu sorarsa sevgilimle geçirdiğim zamanın detaylarından SANANE de o zaman.” Gözlerim büyüdü. “O seninle sevgili olduğumuzu bilemez.” “Neden?” dedi gözleri kısılırken. “Tankut’un öfke problemleri var onu kızdırmak istemiyorum çünkü…” Bir anda sinirle gülmeye başladı. “Yani Tankut’u kızdırmak yerine beni mi kızdırmayı tercih ediyorsun.? Tankut’u da öfkesini de sikerim. Hem o neye sinirleniyor, senin ilişkin olmasına mı yoksa benle ilişkin olmasına mı? Ben ağzımı açıp kapatırken ve açıklama düşünürken derin bir nefes vererek, “Lütfen bu konuda benimle inatlaşma,” dedi. “Annen, baban, herkes bilecek.” “Şu an hazır değilim.” Dedim. Sesi birden yükseldi: “Neden hazır değilsin? Benden mi emin değilsin, kendinden mi? Kızım biz oyun mu oynuyoruz burda. Tankut’la ilgili ne düşünüyorsun da korkutuyor seni bilmesi? B planı olarak onu cepte mi tutmaya çalışıyorsun?” Ben de bağırıyordum artık. “Daha tanımıyoruz birbirimizi de ondan gerizekalı. Aklımda Tankut olsaydı. Beni bu arabaya bindirebilir miydin sanıyorsun. Bu nasıl iğrenç bir suçlama?” “Aydan benimle düzgün konuş!” Ses tonu içimi ürpertti. Kolumdaki elini ittim. “Asıl sen benimle düzgün konuş. Burda oturup beni böyle aşağılamana izin vermem!” Kapıyı açıp arabadan indim. Yüksekliğe alışık olmadığım için dizlerimin üstüne düştüm. Peşimden geldi. “Bin arabaya yoksa zorla bindiririm.” “Sakın bana dokunmaya kalkma, aklın varsa şu an bana elini bile sürmezsin.” Dedim. Bu saatte burası tehlikeli.” “Dönmeyeceğim arabaya.” “Döneceksin.” “Bak sakinleşmezsem kötü şeyler olacak Git arabaya!” Dedim. Sinirle güldü ve “Asıl ben sinirlenir de sakinleşmezsem kötü ama çok kötü şeyler olcak” titriyordu. “Bin arabaya dedim” Bağırmayı bırakıp ona döndüm ve “Şimdi lütfen gidip arabaya otur ben de birazdan geleceğim. Şu an sinirliyim ve gelirsem kötü şeyler söyleyeceğim. Git biraz hava alayım lütfen git. “ En sonunda hırıltılı bir nefes verip gidip arabaya oturdu. Ben arabanın arkasına yaslanıp kollarımı kavuşturdum, sakinleşmeye çalıştım. Derken… Ağaçların arasından kuru dal çatırtıları ve yaprak sesleri gelmeye başladı. Hava kararmaya başladığı için tam göremiyordum. Ama sanırım ormanda bir şeyler hareket ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD