5.Bölüm

1703 Words
Bazen birisini mutlu etmek için öldürmek gerek. Bazense birisini kurtarmak için öldürmek gerek. Sonunda okullar açılmıştı. Leylin, bilekliğini takıp, kıyafetlerini giyerek okula hazırlandı. Evden tam çıkacakken, ablasını minderin üstünde uyuya kalmış bir şekilde gördü. Yanına gidip, onu uyandırdı. - Abla uyan. İşe geç kalacaksın. - Ah Leyl, sen miydin? Bugün iş yok tatlım. Ablası tamamen ayılınca Leylin’in surat ifadesine şaşırmıştı. Leylin epey mutlu görünüyordu. Elini bilekliğinden ayırmayan Leylin, gözlerini Abigail’e dikmiş sesini sakinleştirerek; - Abla söylesene dün ki o şey neydi? - İşimden bahsetmen yasak Leyl. Bu konuda anlaşmıştık. - Ama abla o insanların yüzüne bitki kürleri sürüp, saçlarına kimyasal maddeler döküyordunuz. - tatlım o boya. Saç boyası. Biz üretiyoruz korkma. Ayrıca bitkiler şifalı. - abla aptal değilim ben. O kadarını ben de anlayabiliyorum. Fakat anlamıyorum. Neden o insanlar? - Leyl yeter! Sus artık. Yasak dedim sana. Bunu konuşamazsın. - Ama abla.. - Sus! - O insanlar ölüydü abla! Ölü! Tanrı aşkına kim ölülerin tırnaklarını törpüler, saçlarına ve cildine bakım yapar ki? Sen ne işler çeviriyorsun?! Abigail, sakince yerine oturarak, gözleri dalmış bir şekilde söyleyeceği şeye hazırlanıyordu. Sonra Leylin’e bakarak gülmeye başladı. “ Ah.. Leylin. O insanlar ölü mü dedin? Ne kadar da hayal gücün geniş. Onlar yaşıyor tatlım. Bir daha böyle saçmalama lütfen.” Abigail gülmeye devam ederek saçlarını toplamaya başladı. Saçlarını toplarken elleri titreyen Abigail, Leylin’e baktı. Leylin gözlerini dikmiş, ciddi bir ses tonuyla; - Abla sen biraz önce güldün mü? - hayır, saçmalama. - hayır sen biraz önce güldün. Bu kasabada yıllar sonra biri gülüyor ve o da korkudan gülüyor, öyle mi? Abla o insanlar çürüktü! O insanlar kokuyordu. Bana anlatmak istememenin nedeni, kötü bir şey yapıyorsun demek, değil mi? Hatta tehlikeli. Abigail, kardeşinin ne ara bu kadar büyüdüğünü düşündü. Ne zaman Leylin, bu derece ciddi birine dönüşmüştü. Daha düne kadar her şeye ağlayan, korkan, ürkek kız ne ara büyümüştü? Zaman mı çabuk geçiyordu? Yoksa kasabanın felaketleri yüzünden herkes büyümek zorunda mı kalmıştı? Leylin, ikizlerle birlikte okula gitti. Fakat onlarla çok yakın olmadı. Aklı sadece Michael’de olan Leylin, yüzü birden ağlayacak hale geldi. Arkadaşıyla sadece gece buluşmak, kimsenin haberi olmadan devam ettirmek, artık Leylin için yeterli değildi. Sitan ve Maca gibi her gün görebileceği biri olsun istiyordu. Leylin düşünmeye başladı. Neden tepedeki evden kimsenin haberi yoktu? Neden geceleri sadece görebiliyordu? Michael neden hiç kasabaya inmiyordu? Bunları sormak için mutlaka gece tekrar yanına gitmesi gerektiğine karar verdi. Okula vardığında okuldaki en sert öğretmenlerden birinin Noah’ın yerine geçtiğini öğrendiler. Okulda o kadar az öğretmen vardı ki, artık sınıfları doldurmayı planlıyorlardı. 10 sınıfı 5’e düşürecek haldeydiler. Oysa yeni öğretmen atanabilirdi. Öğretmen sert bir şekilde derse girip, ön sırada uyuyan öğrencilerin bile ürkerek uyanık kalmalarına sebep oldu. Öğretmenin adı, Sasha’ydı. Sasha, sarışın, uzun boylu güzel bir kadındı. Fakat yüzündeki sert bakışlar onu korkunç, hatta olduğu yaştan daha büyük gösteriyordu. Sasha, çocukların önüne beyaz bir kağıtla kalem koydu. Onlardan “aşk”, “özgürlük”, “özlem” ve “arkadaşlık” başlıklarından birini seçip, kelime hakkında düşüncelerini yazmalarını istedi. Sasha, kasabadaki her şeyin farkındaydı. Yorgunluktan, gülmeyi unutmuş insanların, ölümler yüzünden, özgürlükten kaçanların hatta sıradaki “ben” olurum duygusuyla ölenlere özlem bile duymuyorlardı. Sasha, kasabayı değiştirmek, hatta eski canlılığına kavuşmasını istiyordu. Sasha on yedi yıldır burada çalışıyordu. İlk geldiği yıl ne kadar canlı ve neşeli bir kasaba olduğunu asla aklından çıkarmıyor, tekrar eskiye dönmesi için elinden geleni yapıyordu. Fakat bugüne kadar bir ilerleme katedememişti. Çocuklar önlerindeki kapıda boş boş bakıyor, sanki doğduklarından beri böyle bir duyguyu hiç yaşamamış gibiydiler. Ellerine kalemi her aldıklarında sanki akıllarından geçen kelimleri unutuyorlarmış gibi tekrar bırakıyor, kağıda boş boş bakmaya devam ediyorlardı. Bir süre sonra Sasha, kimsenin bir şey yazmadığını düşünüp, sinirlenecekken, Leylin’in hevesle yazmaya başladığını gördü. Leylin, tema olarak arkadaşlığı seçmişti. İkizler, Leylin’in hevesle bir şey yazdığını görünce onlar da yazmaya başladı. Onların teması ise “özlem” di. Ders sonu öğretmenleri, kağıtları toplamak yerine ödev olarak eve götürmelerini, akıllarına ne gelirse yazmalarını söyledi. Öğrenciler hazırlanıp okuldan çıktılar. Leylin ablasına hala kırgındı. Bu yüzden sırtındaki çantasıyla tepeye doğru yürümeye başladı. Sitan’da Leylin’i takip ediyordu. Gece daha çökmemişti. Fakat Leylin arkadaşını görmek istiyordu. İçinden “ Umarım Michael gelmeme kızmaz” diye geçirdi. Tepeye vardığında, Michael’in evin dışında olduğunu gördü. Michael, evin etrafında dolanırken Leylin’i fark etti. Hemen yanına gidip; - Neden geldin? - Kızdın mı? - Hayır..beklemiyordum. Gelsene sana kulübemi göstereyim. Evinin arka kısımlarında, biraz daha uzağında kalacak şekilde küçük bir kulübe vardı. Michael’in dediğine göre kendisi daha ufacıkken babası onun için yapmıştı. Leylin’e oraya doğru giderken, çalılıklardan bir ses geldi. Michael, arkasına döndüğünde karşısında Sitan’ı gördü. Kaşlarını çatarak ona doğru ilerledi. Sitan’ın yanına vardığında ellerini montunun cebine sokarak; - Sitan, senin burda ne işin var? - biliyorsun arkadaş olduk. Sana kitap getireceğime söz verdim. Hatırlamıyor musun? - istemiyorum. Git. - öyle deme ama. Siz gençler baya kasabada keyif aldığım nadir şeylersiniz. - benden daha büyükmüşsün gibi konuşma. Sinirimi bozuyorsun. Gel ama sakın konuşma. Hayalet gibi takıl. - yakında benim hakkımda çok soru soracaksın ama ben her soruna hayalet gibi asla cevap vermeyeceğim. Michael, Sitan’ın dediklerinden hiçbir şey anlamamıştı. Onu daha fazla dinlemeden kulübeye doğru yürüdü. Sitan’da hemen arkasından ona ayak uydurdu. Kulübeye vardıklarında Leylin, çoktan içeri girmişti. Sitan’ı görünce şaşıran Leylin’e Michael olanları anlattı. İkisinin gerçekten de arkadaş olduğuna şaşırmıştı. Birlikte kulübede vakit geçiren gençler, dışarıda havanın ne kadar karardığının farkında değillerdi. Odadaki gaz lambası parlıyor, etrafa renk katıyordu. Çocuklar Sitan’a olan önyargılarını yenmiş, hatta anlattığı hikayeleri heyecanla dinliyor daha fazlasını istiyorlardı. Sitan onlara bir hikaye anlatmaya başladı. Bir Tanrı’nın üç çocuğunun hikayesini anlattı. Baba Tanrı, yaşayan insanların hakimiyken, büyük ağabey, ölen kötü ruhların yeraltı tanrısı diğer iki kardeşin de iyi ruhların yeraltı tanrısı olduğundan bahsetti. Gençler bu hikayeye bayılmış hatta Sitan’ın bunları nereden bulduğunu, kendilerinin de okumak istediklerinden bahsetmişti. Sitan ise onlara yandan yandan gülerek “yakında öğrenirsiniz” demişti. Kitapları Michael’e verdikten sonra “karanlık çökmüş, ben eve gidiyorum. Maca evde tek” demişti. Ne kadar da kardeş bağları kuvvetli ikizlerdi bunlar. Leylin, eve gitmek istemiyordu. İsteksizce hazırlanarak, ayakkabılarını giymeye başladı. Michael eve gitmek istemediğini fark edince ona kulübede bir geceliğine kalabileceğini söyledi. Daha sonra Michael eve gidip sıcak bir banyo yaptı. Banyo yaparken bile elinden bilekliğini çıkarmıyordu. Bilekliği Leylin’inkiyle aynı görünse da bir fark vardı aslında. Michael’in bilekliğindeki taşlar, Leylin’inkinden farklıydılar. Michael kendinkine benzer yapmaya çalışmıştı. Fakat birebir taşlar bulamamıştı. Kendinkini veremezdi çünkü babasından mirastı. Leylin teklifini kabul etmemiş eve doğru yola koyulmuştu. Geceleyin kasaba yine soğuk rüzgarlarla , ağaçları dans ettiriyor, Ay’ın romantik görüntüsünü kasvetli hale düşürüyordu. Bir çok şey güzel değildi. Bir çok şey karamsardı. Fakat Leylin, kasabanın gaz lambası gibi sürekli yanarak, kasabayı aydınlatan yegane şeydi. Bir gün giderse kasabada işte o zaman karanlık basmış olacaktı. Hayatın acımasızlığıyla boğuşan Leylin eve vardığında ablasının yanına hızlıca giderek, gürültülü bir şekilde eşyalarını fırlattı. Ablasına sert bir yüz ifadesiyle bakan Leylin; - Abla! Anlat! Dinliyorum. Hazır dinliyorken anlatsan iyi edersin. Çünkü artık burda yaşamamaya karar verdim. Bana güvenip anlatamıyorsan, yalandan gülebiliyorsan, ölülerle ticarete karıştıysan zaten bunları hiç bilmeyen ben, senin kardeşin falan değilimdir. Şimdi ya anlatırsın ya da evden ayrılırım. - Leyl, nereye gideceksin? Tepedeki dostuna mı? Öyle biri var mı? Dur ya da, hadi gittin diyelim, o çocuk seni kabul edecek mi? O insanlar seni isteyecek mi? Saçmalama ve otur evinde. Paraya ihtiyacımız var dedim! O yüzden ben parayı denkleştirene kadar sakın bir daha işimden de sana olan güvenimden de bahsetmeni istemiyorum. Aksi takdirde ben seni evden atarım. İnan gidecek bir yer bile bulamazsın. Pişman olur kapımda yatarsın. Bu kasabada insanların alçakgönüllü olduğunu sana hissettiren ne? Ben kendi annesini kurban edeni gördüm! Sana mı üzülecekler sanıyorsun? Saçmalama otur evinde. - Öyle mi abla? Sen mi beni evden atarsın? Hiç sanmıyorum. Eşyalarını toplayan Leylin, bir yandan ağlayarak yeminler ediyordu. Asla eve gelmeyeceğine kendini ikna eden Leylin, Michael’in evine de gidemezdi. Çünkü babasıyla yaşıyor, onu kabul ederse zor duruma düşeceğini biliyordu. Onu zor duruma düşürmemek için Sitan ve Maca aklına geldi. Onların ebeveyni yoktu. Bu yüzden hızla hazırlanarak evden çıktı. Ablası asla oralı olmadı. Giderse gitsin. Bir kaç saat sonra havanın soğukluğuna yenilip eve geri döner diye düşünüyordu. Fakat Leylin’i Sitan’la Maca evine kabul etmişlerdi. Hem de kendi evinden daha büyük, daha güzel ve sıcak olan bu ev asla eskisine özlem duyuramazdı. Yine de Leylin, bir ihtimal ablam gelip alır beni diye bir süreliğine çantasını sırtından çıkarmadı. Bekledi. Montuyla, ayakkabısıyla bekledi. Sabaha doğru beklemekten pişman olup, Maca’nın ona hazırladığı odaya gidip eşyalarını bir yerlere fırlatarak uyudu. Sabahleyin Maca ve Sitan okul için hazırlanırken Leylin’i uyandırmayı ihmal etmediler. Üçü birlikte okula gidip geliyorlardı. Bir kaç günü böyle atlatmışlardı. Hala Abigail’den bir iz yoktu. Aynı şekilde Michael için Leylin’den bir iz yoktu. O günden sonra Leylin hiç tepedeki eve gitmemiş, kulübeye de uğramamıştı. Çünkü Leylin sadece Abigail’i düşünüyordu. Fakat Abigail, her gün işe zamanında gider, akşamları da geç eve gelirdi. Hiçbir şekilde Leylin’i sokakta aramaz, komşularına sormazdı. Leylin bu duruma içerlenmiş, artık öfkesini bastırarak hayatına devam etmeye karar vermişti. Fakat Michael, öfkesini de, üzüntüsünü de yeniden yaşıyordu. Tek arkadaşı nasıl olmuştu da üç gündür yanına gelmiyordu. Belki de artık Michael’in kasabaya inme vakti gelmişti. İnsanlara karışmayı sevmeyen, hatta varlığını sır gibi saklayan Michael için zor bir seçimdi. Kasaba halkı kolay kolay insanları umursamaz ama tanımadıkları birini görünce hemen anlarlardı. Daha önce Sitan ve Maca’da olduğu gibi. Sitan’dan yeni yeni hoşlanmaya başlamasına rağmen Leylin’le aynı evde kaldıklarını görünce tekrar nefret etmeye karar vermişti. Evine gidip Sitan’ın ona hediye ettiği kitaba göz attı. Leylin, Sitan ve Maca’yla her zamankinden daha yakın olmuştu. Okulda öğretmenlerine sundukları yazıda takdir edilmişti. Arkadaşlık konusunu evini soğukta açan ikizler hakkında değiştiren Leylin, ikizlerin de özlemini anlatmalarına sebep olan babaları hikayesi öğretmenlerinin takdirini almıştı. Michael, elindeki kitaplara göz gezdirdikten sonra bir şey fark etti. Hepsi Tanrılar hakkında kitaplardı. Sitan’ın anlattığı hikayeler de hep tanrılar hakkındaydı. Bu yüzden ona inanılmaz derecede tuhaf gelmişti. Eline aldığı son kitapta kanı donmuştu. Ellerinden düşürdüğü kitabı tekrar eline alarak, gözleri pörtlemiş bir şekilde yanlış okumadım edasıyla tekrar okudu. Doğru kitabın adı “ Hangin Hiligaynon” du. Durdu ve düşünmeye başladı. Doğru hatırlıyordu. Kasabanın adı da Hangin’di. Hemen hızlı ve meraklı bir şekilde kitabı okumaya başladı. Belki de kasabayı eski haline getirecek olan şey Leylin’in parıldayan kalbi değil, Michael’in zekası olacaktı. Bunu öğrenmek için daha ne kadar büyümeleri gerekiyordu? Tanrı bilir. Sadece tek tanrıya inan Michael için çok zor bir serüven başlıyordu. Belki de yakında inançlarını sarsacak insanlarla tanışacaktı. Belki de çoktan tanışmıştı. İşte orasını da “Tanrılar” bilir.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD