Zeynep’i kucağıma aldım ve çiftliğin olduğu tarafa doğru yavaş adımlarla yürüdüm. Sabah havası serindi ama güneş yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Toprağın kokusu burnuma doluyordu. Ahırların olduğu yere yaklaştığımızda atların seslerini duydum. Zeynep kucağımda kıpırdandı. “Atlar,” dedi heyecanla. “Evet,” dedim. “Atlar,” dedim. O an gözüm biraz ileride duran Tarık Ağa’ya takıldı. Bir atın yanında duruyordu. Elini hayvanın boynuna koymuştu. O sert adamın, o koca cüssesiyle bir ata bu kadar sakin dokunması beni şaşırttı. At da sanki onu tanıyormuş gibi başını eğmişti. Tarık Ağa atın yelesini okşuyordu. Yüzünde çok az gördüğüm bir ifade vardı. Sertlik yoktu. Sadece sakinlik vardı. Zeynep kollarımdan kurtuldu ve yere indim. Ayakları yere değer değmez koşmaya başladı. “Amca,” diye

