Simya, konağın koşturmacasında bir heykel sessizliğinde hayatına devam ediyordu. Günlerdir kalbindeki çalkantıya engel olmaya çalışıyordu ama Harun’u her gördüğünde bu çabalarının boşuna olduğunu anlıyordu. Harun’un güçlü omuzları, yemyeşil bakışları ve keskin hatları zihninden silinmiyordu. Konağın taş duvarları arasında yankılanan ağır adımlarının sesi bile onu ürpertiyordu. Yine de, o seslerin sahibi olan adamın varlığına çekilmeden edemiyordu. Harun ise genç kıza karşı içinde kabaran fırtınayı bastırmaya çalışıyordu. Simya’nın diri güzelliği, pürüzsüz cildi ve narin bedeni, gördüğü her an onu hem büyülüyor hem de içindeki karanlık çekimle yüzleşmeye zorluyordu. Ama o bir ağaydı, kendi duygularını dizginlemesi gerektiğini biliyordu. Ayrıca Simya, kardeşinin iddet süresi dolmamış karıs

