“Kaçtığım falan yok benim.” Bu yakınlaşma Yağmur’un ciddi anlamda başını döndürüyordu. Ancak hala kaçmak için savaş veriyordu kendiyle.
“Az önce yeni bir gelişmenin olup olmadığını sordun bana.” Toprak’ın kısık ses tonu karnına ağrılar soktuğundan kem küm etti. Zor da olsa başını salladı yukarı aşağı. “Yeni bir gelişme var.”
“Neymiş o?”
“Ani ve hiç beklenmedik bir şey oldu?” Toprak artık gazetecinin gözlerine değil aralık dudaklarına bakıyor, onun soluklarını kendi teninde hissetmek için ona daha da yaklaşıyordu.
“Öyle mi?” diye karşılık verdi Yağmur, güçlükle.
“Hıhı..” diye yanıtladı komiser. Adamın çoraklaşan kalbi kadının bir gülüşü ile can bulmuştu. Bir bakışıyla renk katmıştı hayatına. Adamın niyeti bunlara ölene kadar tutunmaktı. Her birini ona itiraf edip karşılığını aldıktan sonra!
“Ne oldu, komiser?”
“Ne olduğunu biliyorsun, gazeteci!” Ona ilk kez böyle sesleniyordu. Adama sürekli komiser diye seslenerek bunu hak etmişti Yağmur. Yağmur her şeyi unutmak üzereydi yeniden, kendi adını bile. Toprak’ın üzerinden yayılıp genzine dolan koku aklını başından alıyordu. Bakışları bile yeterken Yağmur’u titretmeye şimdi aralarındaki mesafeyi en aza indirmişlerdi. Yağmur tüm cesaretini topladı ve bakışlarını kaçırmayı reddetti.
Günlerdir inişli çıkışlı bir ruh halinde olan Toprak’ın ise Yağmur’dan bir farkı yoktu. Uzun zamandır kimseyi böyle arzulamamışken şimdi isteklerine gem vuramaz hale gelmişti. Kıskançlığın getirdiği amansız öfkeden kurtulmuş, sadece aşık olduğunu henüz itiraf edeceği kadına sımsıkı tutunmak istiyordu.
“Bu akşam benimle yemeğe çık!” dedi birden adam. Hızını biraz yavaşlatmaya karar vermişti birden.
“Neden böyle bir şey yapayım?” Yağmur asla soru sormaktan vazgeçmeyecek gibi duruyordu. Toprak da pekala bu oyuna ayak uydurabilirdi.
“Neden yapmayasın?”
“Öfke problemlerin olduğu için olabilir mesela.”
“Öfke problemim yok benim.”
Yağmur adamın dibinde durmasına aldırmadan kıkırdadı, bunun adamın üzerinde bırakacağı hoş etkiyi bilmeden. “Emin misin, Toprak?”
“Eminim. Beni öfkelendiren tek kişi sensin.”
Yağmur adamdan uzaklaşmadıysa da kollarını göğsünün üstüne birleştirdi. Şuan dışarıdan biri girse onların bu duruşunu çok komik bulurdu. Yağmur’un kolları kendi göğsünü sararken, Toprak’ın kolları da kadının ince belini sarıyordu. Seyirlik bir manzaraydı.
“Öyle mi?” diye sordu Yağmur yeniden.
“Kesinlikle öyle.”
“Nasıl yapıyor muşum peki bunu?”
“Başka adamlarla konuşarak ya da onların sana hayran olmalarına izin vererek.”
Yağmur başını yana eğip Toprak’a şüpheyle şaşkınlık arası bir bakış attı. “Beni kıskandığını itiraf mı ettin sen az önce?”
“Daha bir çok itirafım olacak, Yağmur. Benimle yemeğe çık.”
Yağmur düşünmedi bile tamam demeden önce. Onunla yemeğe çıkmak, onu daha yakından tanımak ve de onun itiraflarını duymak için sabırsızlanıyordu. Adam birden duruşunu değiştirip Yağmur’un küçük yüzünü avuçlarının arasına alıp alnını alnına dayadı. “Kendimi tanıyamıyorum.” Dediğinde bir itiraf daha döküldü komiserin dudaklarından.
“Ben de.” Diye fısıldadı Yağmur dürüstçe.
Adam Yağmur’un da en az onun kadar heyecanlı ve istekli olduğunu anlayınca daha fazla dayanamayıp eğildi. Dudaklarının kenarında gülümsediğinde oluşan çukurlardan birine bir öpücük bırakırken daha fazlasını arzulayan bedenini tüm iradesini kullanarak zapt ediyordu. O çukurda biraz daha oyalanırsa kendisini tutmanın imkanı olmayacağını bildiğinden geri çekildi.
“Git hadi, akşama görüşürüz.” Dedikten sonra minik suratı serbest bıraktı. Yakınlaşmanın verdiği sersemlikle Yağmur hafifçe yerinde sallansa da kendisini çabucak toparlayıp adama veda ederek odadan çıktı. Daha fazla orada kalmak istememişti çünkü dışarıdan heyecanının ve acemiliğinin göründüğünü tahmin edebiliyordu. Az önce kocaman ellerin sardığı yanaklarının ısınmasından kızardığını da tahmin ediyordu. Bu yüzden dikkat çekmeyecek kadar hızlı adımlarla emniyet müdürlüğünü terk etti.
YAĞMUR
Melis’lerin evinden çıkmak üzereydim. Bana tek engel olan şey ise kontrolümden çıkan kalp atışlarımdı. Toprak ile akşamüstü mesajlaşmıştık. Akşam yemeğe giderken beni almak istediği söylediğinde ona Melis’in evinin konumu atmıştım. Çünkü gazeteden birlikte kaçıp onu evine geçmiştik. Dikkatimi asla işe veremediğim gibi şapşal gibi sırıtarak ofiste kendimi ele veriyor, tüm dikkatleri üzerime çekiyordum. Bu yüzden öğleden sonra ne yapıp edip Melis ile birlikte oradan tüymüştük.
Melis ile hem laflamış hem de hazırlanmıştım. Nasıl bir yere gideceğimizi bilmediğimden orta karar her yerde giyilebilecek siyah balıkçı yaka sıfır kol triko bir elbiseyi seçmiştim. Ayağıma da topuklu boyu kısa çizmelerimi geçirmiştim. Saçlarım ise doğal haliyle hafifçe makyaj yaptığım yüzümün çevresinde salınmıştı. Toprak’ın saçlarımdan hoşlandığını bir şekilde keşfetmiştim. Bu yüzden onları doğal haliyle bırakmayı tercih etmiştim. Kendimi aşırı süslememiştim zaten. Neyse oydum ben. Bir erkek için, bu erkek kalbimi yerinden oynatan Toprak bile olsa, görünüşümü değiştirecek falan değildim.
“Bayılmam, değil mi?” diye en yakın arkadaşıma sorduğumda elim göğsümün üzerine kapanmıştı.
“Saçmalama ve biraz sakin ol, lütfen.” Diye isyan etti arkadaşım. Çünkü sabahtan beri ona bayılma ihtimalimi sorup duruyordum. Haksız sayılmazdı ama ben de haksız değildim. fenalaşacak kadar kötü çarpıyordu kalbim. Öyle ki akşam olduğunda fazla mesai yaptığından yorgun düşmüştüm.
“Güzel oldum, değil mi?” diye sordum bininci kez. Benim sabırsız arkadaşım derin bir nefes alıp verdi.
“Güzel değil, muhteşem oldun benim güzel arkadaşım. Sen her halinle güzelsin. Bir de yeni yetmeler gibi davranmasan daha da güzel olacaksın.”
“İş ilişkilere geldiğinde yeni yetmelerden ne farkım var ki?”
“Daha iyi. İnan bana daha iyi. Bu heyecan bile çok güzel. Bakma sen benim sinirlenmeme. Aslında ben de en az senin kadar heyecanlıyım.”
Kapı çalınca bütün dikkatimiz dağıldı. Gelen kişi Melis’ten sonra en yakın arkadaşım Harun’du. Bu akşam için günler öncesinden yemek için sözleşmiştik. Ancak malum olduğu gibi ben bugün onları ekecektim.
Harun ile tanışıklığımız stajyerlik yıllarımıza dayanıyordu. Melis ve ben aynı gazetede çalışmaya devam ederken, Harun bir başka gazeteye transfer olmuştu. Yine de dostluğumuz hiç bozulmamıştı. Harun anlaşılması çok kolay bir adamdı. Kenan da onunla epey iyi geçindiğinden harika bir grup olmuştuk. İşlerimizin yoğunluğun en fazla ayda bir kez bir araya gelebilsek bile sanki zaman hiç akmıyor gibi kaldığımız yerden dostluğumuza devam edebiliyorduk. Ama bu, bu akşam onları bir adam için ekeceğime bozulacağı gerçeğini değiştirmiyordu.
“Hayırdır?” diye sordu benim hazırlandığımı fark edince. “Bu süs benim için mi?”
Şaşkınlığı çok barizdi, çünkü beni Melis’in ya da benim evim sınırları içerisindeyken bu kadar bakımlı görmüşlüğü yoktu. Ev sınırları içerisindeyken ve hatta bazen dışındayken eşofmanlarla takılırdım ben.
“Tabi ki senin için değil, şapşal.” Diye cevap veren Melis oldu. “Kızımız gelin olup gidiyor, bize veda ediyor.” Sahte göz yaşlarını silerken ona dil çıkardım. Heyecanımı gidermeye çalıştığını biliyordum ama böyle saçma sapan konuşması ben de tam tersi etki yaratıyordu. Evlilik falan dediğinde elim ayağıma dolanıyordu.
“Biriyle mi görüşüyorsun?” Harun aldığı habere bozulmuş gibi dursa da anlamlandıramadığımdan bana öyle geldiğini varsaydım. Beni kıskanması için hiçbir sebebi yoktu. Belki de bu gece onları sattığım için bana gücenmişti.
Yine benim yerime vekilim cevapladı soruyu. “Bu gece biriyle görüşmeye başlıyorum desek daha doğru olur.”
“Hayırlı olsun, ne diyeyim?” dedikten sonra bakışlarını bizden kaçırdı. “Ben de buraya gelirken bir telefon aldım. İşle ilgili. Üzerinde çalıştığım bir haber için biriyle görüşmeye gitmem gerekiyor. Size söylediğimde bana kızacağınızdan korktuğum için buraya gelip söylemek istedim. Ama neyse ki bugün başka planı olan tek ben değilmişim.”
“Buluşmamızı unuttum. Çok üzgünüm. Bu yüzden Toprak teklif ettiğinde kabul ettim. Heyecandan adımı bile unutmuş vaziyetteydim. Affedin beni.” Dedim iki arkadaşıma da.
“Oo, baya ateş bacayı sarmış desene.”
“Ne ateş ama!” diyerek ellerimle kendimi yelledim. Biraz serinlemeye ciddi ciddi ihtiyacım vardı. Yoksa daha yemeğe gitmeden ateş alacaktım. Daha iki gün öncesine kadar araya mesafe koyma derdinde olan ben şimdi Toprak ile beraber olabilmek için çıldırıyordum. Bu aşk gerçekten yarı delilik durumuydu. Belki yarıdan da fazla…
Fakat bu sabahı düşündüğümde ne delilik kalıyordu aklımda ne arkadaşlarımı ekişim. Tek düşünebildiğim içime kıvılcımlar saçan dudağımın kenarına bırakılan o öpücüktü. Nasıl sarsıldığımı, nasıl sersemlediğimi anımsadıkça yanaklarım tekrar kızarmaya yüz tuttuğundan kendimi ana geri çekmeye çabaladım.
Telefonuma gelen ses mesajın habercisiydi. Toprak gelmişti ve aşağıda beni bekliyordu. Aman Tanrım! Geldi! Çığlıklarımı arkadaşlarımın dikkatini yeterince çekmiş olduğumdan içimden attım.
“Ben iniyorum. Toprak gelmiş bile.”
“Birlikte inelim öyleyse.” Diyen Harun evden benimle birlikte çıkmadan hemen önce Melis’ten bir kez daha özür diledi. İkimizin birden ektiği yüce gönüllü arkadaşım önemli olmadığını söyledikten sonra topuklarımın müsaade ettiği hızda merdivenlerden indik. Apartmanın kapısından çıktığım anda onu gördüm ve adımlarımın birbirine karışmasını engellemek amacıyla yavaşladım. Bu sırada gördüğüm manzaranın tadını çıkarmaya koyuldum.
Sakin ol! Diye telkinde bulundum kendi kendime. Ama bu hiç kolay değildi. Toprak benim canavar, onun yadigar dediği arabasına yaslanmış bütün ihtişamı ve can yakan görüntüsü ile karşımda dururken sakin kalmak hiç de kolay değildi.
Tüm soğukkanlılığımı toplayarak aramızdaki mesafeyi kapadım. Harun’un hala yanımda yürüdüğünü unutacak kadar gergin ve heyecanlıydım. Toprak benim yerime öfkeyle parıldayan gözlerini yanımdaki adama dikince anımsadım arkadaşımı. Ne çeşit bir geri zekalıydım ben?
“Tanıştırayım. Bu yakın arkadaşım Harun. Bu da…” Toprak Harun’a elini uzatırken sözümü kesip araya girdi.
“Ben de Baş Komiser Toprak. Yağmur’un erkek arkadaşı.” İçimden okkalı bir küfür savurdum. Erkek arkadaş fikrini beğendim ama şu barbar tavrı, rüştünü ispat etme çabalarına sinir olmuştum. Birkaç saniyeliğine düşününce erkek arkadaş fikri ağır bastı ve şapşalca sırıttım utanmadan.
Harun’la vedalaştıktan sonra restorana varmamız uzun sürmedi. Toprak beni umduğumdan ve beklediğimden çok daha lüks bir mekana getirmişti. İkimizin de ekonomik durumu için pahalı ama şık bir mekana benziyordu. Hoş, Toprak’ın ekonomik durumunu bilmiyordum, bir polis olduğu için sadece varsayımda bulunuyordum. Onun hakkında öğrenmem gerekenlerin listesi epey uzundu.
Bizim için önden ayırtılmış deniz kıyısındaki masaya geçtiğimizde Toprak tam bir centilmen olduğunu ispatlayıp oturmam için sandalyemi tuttu ve sonra geçip kendi yerine kuruldu. Komiser beni bu gece epey şaşırtacaktı herhalde.
“Ne oldu? Burayı mı beğenmedin?” yüzümde nasıl bir ifade vardıysa, paniklemiş görünüyordu.
“Hayır, hayır.” Dedim aceleyle. “Aksine çok beğendim. Ancak biraz şaşırdım.”
“Neden?” kaşları merakla çatılmıştı.
“Burası fazla lüks ve pahalı bir mekan değil mi?” diye sordum ona doğru eğilip fısıldayarak.
Sessiz bir kahkaha koy verdiğimde içim bir hoş oldu. Sonrasında bana göz kırptığında ise kalbim parendeler aşmaya başladı. “Beni fazla hafife alıyorsun, gazeteci.”
“Sen de beni şaşırtmayı başarıyorsun, komiserim.”
“Birbirimiz hakkında öğreneceğimiz çok şey var.”
“Hepsini duymak için sabırsızlanıyorum, inan bana.”
“Ben de, Yağmur. Ben de. Ama ilk önce yemeklerimizi ve içkilerimizi sipariş verelim, olur mu? sabahtan beri hiçbir şey yemedim.”
“Ben de öyle.” Heyecandan ağzıma lokma koyamamıştım. Heyecandan her şey boğazıma dizilecek gibi gelmişti.
Yemeklerimizi çok beklememize gerek kalmadı. O sırada Toprak öne geçerek ilk soru hakkını Harun’dan yana kullanmayı seçti. Onun kim olduğunu ve benim için önemini merak etmişti. Komiseri azıcık da olsa tanıdıysam beni kıskandığından emindim. Üstelik bugün yaptığı itiraf da vardı. Alenen beni kıskandığını söylemişti zaten.
“Harun benim çok eski bir arkadaşım. Bugün beni evinden aldığın arkadaşım Melis, ben ve Harun şuan çalıştığım gazetede staj yaparken tanıştık. Harun şuan başka gazetede çalışıyor. Melis ile ben yerimizden hiç ayrılmadık.”
“Peki Harun ile olan ilişkin?” komiser geçmişi deşmekte ısrarcıydı ancak oradan Harun ile ilgili eli boş döneceğini öğrenecekti.
“Başka kimseye böyle izah vermem, komiser. Ama madem bilmek istiyorsun söyleyeceğim. Harun her zaman benim için bir arkadaş oldu. Ötesini ne o düşündü ne ben. Yoksa sen bir kadınla bir erkeğin arkadaş olacağını düşünmeyenlerden misin?”
“Hayır, elbette olabilirler. Olabilirsin. Ben sadece adamın bana bakışlarından hoşlanmadım. Seni fazlasıyla sahipleniyor gibiydi.”
“Sen de söylüyorsun işte. Siz erkeklerin barbarca sahiplenip koruma iç güdüsünden başka bir şey değil. Arkadaşımı üzme bakışlarıydı onlar. Başka bir şey değil.”
“Sen öyle diyorsan öyledir. Ama beni diğer erkeklere benzetmenden hoşlandığımdan emin değilim.”
“Öyleyse onlar gibi davranma. Daha yarım saat önce tam da bu bahsettiğim erkekler gibi davrandın. İçinden tam bir barbar çıktı ve kendini benim erkek arkadaşım olarak tanıttı.”
“Bu fikirden hoşlanmadın mı yoksa?” Toprak bozulmuş gibiydi. Hayır, hayır. Tadımızı ilk dakikadan kaçırmak istemiyordum.
“Hayır. Hoşlandım.” Ona içten bir şekilde gülümsedim ve omuzlarının gevşediğini gördüğümde rahatladım. “Benim hoşlanmadığım az önceki maço tavrın.”
“Maçoluk yapmıyordum. Arkadaşının kim olduğumu bilmesini istedim sadece.”
“Bu inkarlar işine yaramayacak, komiser.” Gülümsüyordum çünkü bu tavrı çok çocuksu ve sempatikti. Ve kabul ediyordum, beni sahiplenmesi hoşuma gidiyordu.
“Tamam.” Derken yine teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı hafifçe. “Beni yakaladın, gazeteci. Maçoluk taslıyordum ama bunun suçlusu sensin.”
“Neden suçlu ben oluyormuşum acaba?” diye sordum, kıkırdamam geçtikten sonra. Bu adama doğru düzgün kızamıyor olmamın sonumu getirmesinden endişe ediyordum o sırada.
“Çünkü içimdeki barbarı uyandıran sensin, tamam mı? Böyle bir adamın içimde barındığından bile haberim yoktu, sana tutulana kadar.”
Başımı yana eğdim. Yüzümdeki şapşal gülümsemeden kurtulamıyorum. “Bana tutulduğunuzu mu itiraf ediyorsunuz, komiserim?”
Toprak aramızdaki masaya rağmen bana doğru eğildi. Gözlerimin tam içine baktığında gülümsemem silindi, dünyanın geri kalanıyla beraber. “Sana tutuldum.” Diye tekrarladı. “Bunu defalarca duymak istiyorsan, ben de zevkle tekrarlarım. Ancak bu duygunun içerisinde yalnız olmadığımı bilmeye ihtiyacım var.”
“Yalnız değilsin, Toprak.”