11. Bölüm: Ön İzlenim

1158 คำ
~Melis~ "Ne yaptığını zannediyorsun sen!" Sesim, ofisinin yüksek tavanlarında yankılanırken, öfkem soluğumu kesiyordu. Zeynep’ten duyduğum o akıl almaz evlilik haberiyle soluğu burada almıştım ama Pars’ın tepki vermeden "Evet, evlilik olacak!' deyip kaya gibi duruşu, söyleyecek tüm kelimelerimi boğazıma dizmişti. Evlenmek mi? Bu kadar ileri gitmiş olamazdı. "Cevabımı duydun, Melis," dedi Pars, sesindeki o buz gibi netlikle. Bakışlarımı ondan kaçırmadan başımı olumsuzca salladım. İnanamıyordum. "Zeynep’le evlendiğinde o bebeğin aslında Aylin’e ait olduğunu basına nasıl açıklayacaksın?" Sesimdeki bıkkınlık, öfkeme karışıyordu. "Hangi kılıfa uyduracaksın bu skandalı? Açık açık yasalara aykırı davrandığını söyleyecek misin!?" Soruma cevap vermek yerine masasının üzerindeki kristal kadehe uzandı. Kehribar rengi sıvıyı bardağa doldururken çıkan ses, odadaki tek gürültüydü. Ağır adımlarla devasa pencereye doğru yürüdü. İçkisinden sert bir yudum aldığında, öfkeyle yanına vardım. "En başından beri o taşıyıcı annelik saçmalığına karşı çıktım ama sen yine bildiğini okudun!" dedim, sesimi yükselterek. Gözleri ağır ağır beni bulduğunda, içimdeki nefreti kusmaktan çekinmedim. "Şimdi bu evlilik oyununu da oynayacaksın, biliyorum. Ama ben o avam, o alık kızla yakın olmayı, aynı masaya oturmayı asla kabullenmem!" Zeynep’in o her an ağlayacakmış gibi duran, kurban rolüne bürünmüş yüz ifadesi gözümün önüne geldi. Tavırları, o sığ konuşma tarzı, her hareketiyle buraya ait olmadığını haykıran varoş bir fukaralık... "Böyleleri midemi bulandırıyor!" dedim, kelimelerin üzerine basarak. Pars’ın gözlerinden anlık bir ifade geçti. Yüzünü tekrar pencereye çevirirken "Konuşmayı bilmediğini söylemiştin!" dedi kısık bir sesle "Lakin o kız, masum görünmenin hesabını çoktan yapmış." dedi ağır ağır. Donup kaldım. Ne hesabı? "Ne oldu? Ne dedi sana?" diye sordum, sesimdeki öfke yerini keskin bir ciddiyete bırakırken. Başını belli belirsiz salladı, dudaklarında bir tebessüm peyda oldu. "Fakir insanlar parayı bulduğunda gözleri döner, Melis. O dönen gözleri net görebilmem için, onun en yakınımda olması gerekiyor yoksa iş çığırından çıktıktan sonra geri döndürülmesi imkânsızlaşır!" O an durumu kavramaya başladım. Pars, Zeynep'i herhangi bir skandala kalkışması durumuna karşılık kontrol altında tutmak için yanına alıyordu. Sinirim, yerini soğuk bir stratejiye bıraktı. "Peki, evlilik tek çözüm mü? Onu gözünün önünde tutmanın başka bir yolu yok muydu?" "Böyle insanlar..." dedi Pars, dişlerinin arasından sızan bir sinirle. "Evlilik gibi resmi bir bağ olmazsa, her fırsatta o sahte masumiyet kalkanının arkasına saklanıp hak iddia ederler." Kaşlarım çatıldı. Görüşme sırasında aralarında benim bilmediğim bir kırılma yaşandığı belliydi. Zeynep’i düşündüm; o sessiz, ürkek kız Pars’ı bu kadar çileden çıkaracak ne söylemiş olabilirdi? Demek ki yanılmışım. Fakirler her zamanki gibi yanıltmıyorlar! Pars, dışarıdaki karanlığı izlemeye devam ederken ona doğru bir adım daha attım. "Fakirlerin masumiyeti biterse, anlatacak hikâyeleri de kalmaz Pars." dedim, sesimi bir uyarı gibi kullanarak. Bakışları yeniden bana döndüğünde devam ettim. "Onun o masumiyet hikâyesini kendinde bitirme ki, bir daha asla hayatında yer bulamasın." Düşünceli bir ifadeyle yüzümü süzdü. "Fakirler konusundaki içgüdülerinde bir kez daha haklı çıktın." dediğinde, garip bir şekilde bu kez zafer hissetmedim. Bu kız, her ne kadar bir dokuz ay sürecek bir taşıyıcı anne olsa da, artık bu ailenin içine, bizim mahremimize giriyordu. Dokuz ay boyunca o varoş enerjiye dayanmak zorunda olma fikri, içimdeki o huzursuzluğu daha da körükledi. ★★~★★ ~Çağan~ Rıza, Melis denilen yerden bitme aristokrat bozması kadının mal varlığını sayıp döktükçe keyfim yerine geliyordu. Anlattığı rakamlar ve hisseler aklımı başımdan alacak cinstendi. Resmen harca harca bitmeyecek, sülalesine yetecek bir servetin üzerinde oturuyordu kadın. "Patron, bu gördüklerimiz sadece buzdağının görünen yüzü!" dedi Rıza, iştahlı bir sesle. "Kim bilir henüz gün yüzüne çıkmamış ne hazineleri vardır daha!" Hafifçe başımı salladım, zihnimde rakamlar uçuşuyordu. "Peki!" dedim, sesimdeki merakı gizlemeden. "Zeynep gibi kıçı kırık birinin, böyle devasa zengin bir kadınla ne işi olabilir?" Rıza duraksadı, bir an düşünür gibi oldu. Bakışlarımı ondan çekip masanın üzerine dağılmış fotoğraflardan birine uzandım. Melis, gözündeki marka güneş gözlükleriyle kameraya son derece ciddi, hatta kibirli bir ifadeyle bakıyordu. Bu kadın, dünyayı kendi mülkü sananlardandı. "Tanıdığıdır diyeceğim ama patron... Zeynep ona 'Melis Hanım' diye hitap ediyordu. Pek öyle samimi bir halleri yok gibi." Başımı olumsuzca salladım. Hayır, tanıdığı olsaydı Zeynep en başından bu kadar çaresiz kalmaz, kapısına dayanır yardım isterdi. Burada başka bir bit yeniği vardı. "Bu işi iyice deş, Rıza. En ince ayrıntısına kadar araştır. Bakalım o gösterişli kibrin arkasından ne pislikler çıkacak!" Onaylarcasına kafasını salladı. Gözleri parlayarak masadaki fotoğrafı işaret etti ve "Patron, kadının evini ne zaman patlatıyoruz? Şöyle sağlam bir giriş yapalım diyorum." dedi. Fotoğraftaki lüks malikâneye baktım. Bahçe duvarlarından bile zenginlik fışkırıyordu. "O evden asla elimiz boş dönmeyiz." diye mırıldandım. Ardından kesin bir dille ekledim. "Kadını adım adım takip edin. Eve giriş çıkış saatlerini, güvenlik sistemini, çalışanları... Her şeyi ezberleyin. Zamanı geldiğinde zulayı patlatacağız." Rıza sırıttı, kirli dişleri göründü. "Tamamdır patron, hallet bil." Masaya yaklaşıp fotoğrafları özensizce topladı ve odadan çıktı. Kapı kapandığında masanın çekmecesini hırsla çektim. Günün hasılatını avuçladım. Ayağa kalktığım sırada yere süzülen bir fotoğraf gördüğümde, Rıza’nın dikkatsizliğine içimden okkalı bir küfür savurdum. Fotoğrafı ayağımın ucuyla ittim. "Bir işi de düzgün yap be adam!" diye söylendim kendi kendime. Adımlarım kapıya yöneldi, kilidi iki kez çevirdim. Odadaki o tekinsiz sessizliğe paranın hışırtısı eşlik etti. Masanın arkasındaki gizli kasayı açıp desteleri içine fırlattım. O sırada kasanın en dibinde parlayan bir şeye takıldı gözlerim; dudaklarımın kenarı keyifle kıvrıldı. Kasayı sertçe kapatıp yerime geçtim. Yerdeki fotoğrafı alıp üzerindeki tozu silkeledim. Melis'in hemen yanında duran, duruşuyla bile güç saçan o adama, Pars’a baktım. "O yerden bitme kadından sonra, sıra sana da gelecek Pars Efendi..." Fotoğrafı masanın üzerine fırlatıp arkama yaslandım. Zeynep sağ olsun, farkında olmadan bize ucu bucağı görünmeyen, yağlı bir kapı açmıştı. Şimdi sadece doğru anı beklemek kalıyordu. ★★~★★ ~Zeynep~ Melis Hanım’dan gelen o kısa ve emir kipiyle dolu mesaj, telefonumun ekranında soğuk bir metal gibi parladı. Mesajın ağırlığı omuzlarıma çökerken, kendimi güç bela yatak odasına attım. Her şeyin bir an önce başlaması gerektiğini, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi biliyordum ama ruhum bu hıza ayak uyduramıyordu. "Neden..." diye fısıldadım, sesim boş odanın duvarlarına çarpıp parçalandı. "Neden başka bir çıkış yolum yok?" Gözlerimden süzülen yaşlar yanaklarımı yakarken yatağın kenarına çöktüm. Bakışlarım, dolabın en üst rafına, köşeye sakladığım bavuluma kaydı. "Doruk..." İsmi dudaklarımdan döküldüğü an, kalbimde keskin bir sızı hissettim. Bu bavulu en son, Doruk’la beraber kuracağımız o küçük, huzurlu yuvamıza gitmek için hazırlamıştım. İçinde hayallerim, umutlarım vardı. Şimdiyse bu bavullu hiç tanımadığım bir adamın yanına gitmek için hazırlayacaktım. "Hem de ona bir çocuk doğurmak için..." Kendi sesim kulaklarımda bir yabancı gibi yankılandı. Bu cümle ağzımdan çıkar çıkmaz midemin şiddetle bulandığını hissettim. Kendimi ne kadar ikna etmeye çalışırsam çalışayım, zihnim bu gerçeği kusup atıyordu. Başka bir adama ait olan o canı bedenimde büyütmek... Doruk’a verdiğim sözlere ihanet ediyormuşum gibi hissetmekten kendimi alamıyordum. Doruk beni böyle görse, bu kararı duysa yüzüme nasıl bakardı? "Doruk bunu duyduğunda o ne diyeceğim?" Nefesim daralmaya, oda üzerime gelmeye başladığında hızla ayağa kalktım. Pencerenin önüne gidip camı ardına kadar açtım. Gece rüzgârı yüzüme çarparken temiz havayı ciğerlerime hapsetmeye çalıştım ama içimdeki o kirli his gitmiyordu. "Doruk... Özür dilerim... Yapmak zorundayım!.." Hıçkırıklarımın arasından konuşamadım. Sadece bir hafta... Bir hafta sonra o eve yerleştiğimde, Pars Bey denilen o adamın gölgesi üzerime düştüğünde ne yapacaktım? Onun bakışlarına, onun varlığına nasıl dayanacaktım?.. "Sözleşme şartlarına uyuyor muyum diye de kontrol edip duracak!" Zihnimdeki bu karanlık sorular, rüzgârın uğultusuna karışırken, kendimi hiç bu kadar kimsesiz ve iğrenç hissetmemiştim...
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม