Ben Banuçiçek Balkır. Hayatımın daha çok başındayken bir mesleğe gönül verdim... Öğretmenlik. Bu meslek uğruna tüm şehir yaşamımı ve ailemi geride bırakarak ülkemin diğer ucunda bulunan benim tabirimle toz kaplı bir coğrafyanın ücra bir köyüne atandım. Burada kendimi işime ve minik öğrencilerime adamış, zorlukların altından kalkmaya çalışırken bir gün bir şey beni buldu... Aşk.
Mila Çağlar... Esila'nın prensesi, Araf'ın herkesten sakındığı biricik kızı.
Sakin ve huzurlu günleri 18. yaşıyla geride kalacak olan Mila, annesi gibi bu zorluklara göğüs gerebilecek ve Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğabilecek mi, yoksa babasının zorlukla kurtulduğu bu batağa saplanacak mı?
Ve en önemlisi... Aşkı bulabilecek mi?
♦
Not: Bu kitap KARANLIK kitabının devamı olmakla birlikte -çoğunlukla- bağımsız olarak ilerleyecektir.
Ben Esila... Sevdiği adamın defalarca öldürdüğü kız... Içindeki çocuk can çekişen kız... Kolları jilet kesikleriyle dolu, sevdiği adamın gittiği günün ertesinde çakılı kalan kız... Kendimi hiç prenses gibi hissetmedim. beklediğim bir beyaz atlı prenste olmadı... Kara şövalyeyi sevdim ve adım cadıya çıktı. Sonrasını toparlayamadım zaten...
O... Araf... Cennetle cehennemin arasında kalmış, unutulmuş, karanlık bir ruh... Kurtarıcım, sığındığım limanım... Yaralarımı öpen... Gönlümü papatya bahçesine çeviren...