RUHUMUN ŞİFASI(+18)Güncellenme zamanı Aug 29, 2025, 03:00
~~Prolog
Kütüphaneden çıkmam gerekiyordu. Eve çok geç kalmıştım. Ama çıkarmıyordum… Çünkü geldiğimden beri bir an bile dinmeyen bir yağmur vardı dışarıda. Nisan yağmurları bu hafta bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Resmen mahsur kalmıştım. İşin kötüsü yanımda şemsiyem bile yoktu. Sabah evden çıkarken aklıma bile gelmemişti almak. Şarjım da yarım saat önce bitmişti. Kimseye haber verememiştim.
Biraz daha bekleyip kaçınılmazı kabul etmeliyim diyerek çantamı toparladım, çıkışa yöneldim. Kütüphane kapısında biraz oyalandım… Belki diner diye... Ama hiç öyle bir niyeti yoktu. Saat 21.00 olmak üzereydi. Normalde bu saate kadar kalmazdım zaten ama hafta sonu kız isteme olduğu için programımı hızlandırmam gerekti.
Aşağıya inen merdivenlere yöneldim. Yağmura atıldım. Felaket bir yağmur yağıyordu. Durağa kadar yürümem gerekse kesin sırılsıklam olurdum.
“Hay ben böylesi, şansı seveyim! Allah’ım, millete şans dağıtırken ben hangi kuyudaydım da nasiplenemedim acaba?!” diye söylenerek yürüyordum. Bu havada sokakta kimse olmazdı, duyan da olmazdı nasılsa.
Koşarak birkaç adım attım ki, biri arkadan şemsiyeyle yetişti. Şaşkınlıkla durup arkama döndüm. Başımı kaldırdım… Bir çift kahverengi göz ve o gamzeli yanak…
“Ba… Barış!” dedim, kaşlarım havada, beklenmedik bir yüzle karşılaşmıştım.
Benim sesimi duyunca gülümsemesi genişledi. Gamzesi daha da belirginleşti. Ben gözlerimi onun gamzesine ve çikolata renkli gözlerine takmışken, o da iştahla dudaklarıma ve gözlerime bakıp duruyordu.
“Sen de nereden çıktın?” dedim şaşkın bir sesle.
“Allah gönderdi. Saklandığın yerden çıkmışsın, toplu şans yüklemesi yapmaya geldim,” dedi sırıtarak. Ne diyordu bu çocuk? Ne şansı, ne Allah’ı derken jeton düştü.
“Sen… beni mi duydun?” dedim utanarak.
Kafasını hafifçe salladı. Gözlerinde hâlâ o muzır parıltı vardı.
“Evet, öyle bir bağırdın ki... Duymamak mümkün değildi. O yüzden geldim. Şans getirdim işte.”
“Off, sen de görüyorsun işte. Yağmura yakalandım, şemsiyem bile yok. Şanssızlığımın ispatı gibiyim.”
“Bence şanslısın. Bak yine bana denk geldin. Hem ne tesadüf ki yanımda şemsiye de var,” dedi, tatlı tatlı gülerken.
“Sahi senin ne işin var burada? Nasıl geldin?”
“Arabayla geldim,” dedi, gülüşü iyice muzipleşmişti.
“Onu sormuyorum! Neden geldin buraya?”
“Seni merak ettim. Sabah mesaj attım, cevap gelmedi. Aradım, telefonun kapalıydı. Ortak bir tanıdığımız da yok ki sorayım. Sonra içime bir sıkıntı düştü… Dedim bir ihtimal kütüphaneye bakayım. Gelince kapıdan çıkarken seni gördüm.”
Şok geçirmiş gibiydim. Gerçekten... Sırf beni merak ettiği için mi buraya gelmişti? Bu saatte, bu yağmurda?
“Neden öyle bakıyorsun? Telaşlandım işte. Ne yapayım ortak bir tanıdığımız da yok, kimseye de soramazdım. Şansı mı denemek istedim. Senin aksine ben fazlası ile şanslı bir adamımdır." dedi göz kırparak.
Pek alışık olduğum bir davranış değildi bu. Yine de hoşuma gitmişti.
“Meraklandırdığım için üzgünüm. Şarjım bitti, aileme bile haber veremedim daha. Çok geç kaldım, kesin merak etmişlerdir. Gitmem gerek,” dedim telaşla.
Yağmur deli gibi yağıyordu. Üzerimde ince bir tişört ve tayt vardı. Islanmıştım. Üşümeye başlamıştım. Hafifçe titrediğimi fark etti. Üzerime dikkatlice baktı. Oda ıslanmış olduğumu fark etti. Gözlerini hızla kaldırıp gözlerime dikti. Derin bir nefes aldı.
İçten içe hafifçe gülümdüm hareketine. Neden bilmiyorum ama hoşuma gitmişti.
Şemsiyeyi bana uzattı. “Tutar mısın bir dakika?”
Elime aldım. Boyu benden epey uzundu. Alnım anca çenesine geliyordu. Kolumu iyice kaldırıp tuttum şemsiyeyi.
Üzerindeki ceketini çıkardı. Omuzlarıma yerleştirdi. Sonra şemsiyeyi nazikçe elimden aldı.
“Üşüyorsun ve ıslanmışsın. Hadi gel, arabam şurada. İçeri geç de biraz ısın. Seni de evine bırakayım,” dedi.
Omuzumdan hafifçe tutarak araca doğru yönlendirdi.
“Teşekkür ederim. Ama ben kendim gitsem daha iyi. Yorulma sen.”
“Saçmalama Rüya. Bu yağmurda seni yalnız bırakır mıyım hiç? Hadi gel.”
Arabanın yanına geldiğimizde hâlâ tereddüt ediyordum.
“Şey... Bu saatte yabancı bir erkeğin arabasına binmek pek güvenli değil açıkçası,” dedim hafifçe kısık bir sesle.
“Polisim ben Rüya, farkında mısın?”
“Olabilir. Ama olasılıkları da göz ardı edemem ki…”
Kaşlarını kaldırıp başını geriye attı ve kahkaha attı. Elini saçlarıma karıştırıp gülümsedi. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp uzattı.
“Aferin güzelim. Sevdim bu dikkatli halini. Al, telefon bende. Kime istiyorsan mesaj at. Plakayı da yaz. 20 dakikaya ulaşmazsam araştırsınlar.”
Bu kez de kaşları kalkan bendim. Rahatlığına şaşırmıştım ama bir yandan da güven vericiydi.
Telefonu elimde tutarken bir an düşündüm. Gerçekten yazmalı mıydım? Bu adam beni benden çok düşünüyor gibiydi zaten. Ama içim rahat etsin diye Mine'ye kısa bir mesaj attım.
“Bir arkadaş beni kütüphaneden aldı, arabayla eve bırakacak. Merak etme. Plaka: 291 BRS 01”
Barış’ın bana baktığını hissediyordum, sanki içimden geçenleri okuyordu.
“Yeterince garanti altına aldın mı artık kendini?” dedi kaşlarını hafifçe kaldırarak....