ZÜMRAGüncellenme zamanı Aug 17, 2025, 05:10
"Zümra gel kızım buraya şu kilimleri (halıları) da dövelim."
Feride hanım zorla olsa da doğruldu ve elini beline dayadı. Bugün baya bir yorulmuşlardı analı kızlı Zümra ile.
"Geliyorum anne. Şunları sedire sereyim, biraz bekle."
"Ayy belim tamam..ahh!" Olduğu yere birden çöküverdi Feride. Bugünlerde fazla zorlamıştı belini. Hep böyle ağır şeyler kaldırdığında ya da soğukta ağrıyordu beli. Nedenini bilmiyordu, öğrenmek için de kasabaya kadar inmesi gerekliydi. Sağlık ocağına gitmek için. Ama ne buna yetecek parası ne de arkasında dağ gibi duracak bir eşi vardı Feride'nin. Ona bir şey olursa gül gibi evlatlarına kim bakardı?
İki evladı vardı Feride'nin.
Biri güzeller güzeli, Zümra diğeri ise yiğit bir delikanlı Ömer.
Zümra yirmi yaşında idi. Ömer ise on altısına yeni basmıştı daha. Kocası, Hasan genç yaşta kara toprağın altına girmişti. O da kanserden ölmüştü. Mide kanserinden.
Tabi bunun ölene dek tanısı bile konmamıştı. Malum yokluktan geçimlerini zor sağlarlarken bir de hastaneye verecek parayı nereden bulurlardı? Hasan hep 'iyiyim ben abartmayın Adana'nın sıcağı dokunuyordur.' diyerek laf karıştırırdı. Ailesini üzmemek adına. Adana'nın, köyünde yaşayan kendi yağında kavrulan çekirdek bir aileydiler. Vefat edeli beş sene kadar oluyordu ama acısı hâlâ tazecik yerini koruyordu.
"Annem! İyi misin? Ah canım annem ben dedim sana ben yaparım dedim. Sen neden dinlemiyorsun beni?"
"Oy annen kurban olur sana çakır gözlüm. Hangi bir işi sen yapacaksın? Ana yüreği nasıl dayansın buna." Annesinin ellerini küçük ellerine hapsederek öptü narince. Birbirlerinden başka kimsecikleri yoktu. Herkes imrenirdi bu aileye. Sevgi ve saygı hiç eksilmez, fakir olsalar da asla açgözlülük nedir bilmezlerdi bile.
"Ben yaparım annem. Sen yeter ki başımda dur ben her şeye göğüs gererim." Tam da adına yaraşır bir karakteri olmuştu Zümra'nın. Bu yaşta bu olgunluk ve alçak gönüllü oluşu bütün köyü mest ediyordu adeta. Birde güzelliği yok muydu Zümra'nın dillere destan. Turuncu saçları ve masmavi gözleri ile bembeyaz teni onu bu köyde ki bütün kızlardan farklı kılıyordu. Herkesin bir sıradanlığı varken o farklıydı.
Ve gelin görün ki, Zümra bu durumdan nefret ediyordu adeta.
Herkes gibi sıradan olmak isterken dikkat çekmek onu mahvediyordu.
İlgi odağı olmayı hiç sevmezdi ama insanın istemediği ot burnunda bitiyordu işte.
Hemde küçükken mektep arkadaşları çok dalga geçmişlerdi, Zümra ile saçları yüzünden. Bu yüzden kendinden ve mektepten soğumuştu o yaşlarda.
Oysa ki saçları ona annesinin armağanıydı. Annesi ona hamileyken kına yakınmıştı saçlarına. Ebeler kız bebeği tahmininde bulundukları için, Feride'nin kayınvalidesi 'kız beben olacak saçına kına yakalım gelin öyle iyi olur.' demesiyle ona da 'tamam' demesi düşmüştü.
"Zümra nerede kaldın? Hadi gitmiyor muyuz dereye?"
Gelen kişi Elif'ti. Zümra'nın çocukluk arkadaşıydı. Aralarında inanılmaz bir bağ vardı. Kardeşten öteydiler. Birlikte ağlar birlikte gülerlerdi. Aralarında saklı gizli olmazdı. Herkes hayran kalırdı dostluklarına. Birlikte dereye kilimleri yıkamaya gideceklerdi. Zümra önceden haber vermişti Elif'e temizlik için. O da seve seve kabul etmişti tabi. Zümra da onlara yardım ederdi. Aralarında böyle şeyler sorun olmazdı asla.
Yaz aylarının sonunda kışa girerken herkes temizliğini yapar, kilimlerini yıkar, evlerine badana yapar sobasını kurardı.
"Hoş geldin. Gel otur da dinlen az. Bende şu kilimleri halledeyim çabuk."
"Ne oturması beraber yapalım ne yapılacaksa. Ben buraya oturmaya mı geldim Zümra."
"Enerjini kilimleri yıkamaya sakla bence. Hem mutfakta hazır çay var içersen."
"Yok saol bacım (kız kardeş) ben sana yardım etmeye geldim. Çayı sonra da içeriz."
İkisi beraber tutarak kilimleri, bahçede ki kalın ipe atarak sopa ile dövmeye başladılar.
Böylece tozlarından arındırıyorlardı kilimleri. Sonra da dereye götürüp yıkayacaklardı.
"Kirman'lar yemek daveti vereceklermiş her sene olduğu gibi. Duydun mu? Gerçi duymuşsundur sen."
"Duydum. O yüzden annem acele ettiriyor temizliği bitirelim de işim var benim diye. Üç gün sonraymış sanırım."
"Anladım. Ee heyecanlı mısın? Gönül yangınını göreceksin."
"Ne diye heyecanlanayım? Gözünün gördüğü mü var sanki beni? Benim ki imkansız bir sevda anlıyor musun Elif?"
"Ya of Zümra! Artık kendini aşağılamayı bırak tamam mı? Kızım senden iyisini mi bulacak be! Güzellik desen var huy güzelliği desen var hamaratlık desen ohoo. Kimi alsın seni almasın da söyle bakayım."
"Anlamıyorsun Elif. O köyün ağasının oğlu. Peki ben kimim? De hele bana ben kimim? Hiç kimse. Ona, onun denginde birini alırlar. Ağa kızı gibi mesela. Beni değil, anlıyor musun?"
"Ama insanlık daha önemli değil midir Zümra? Para nedir ki?"
"Dünyanın düzeni bu arkadaşım. Herkes dengi dengine. Benim ki boşa kürek çekmek gibi bir şey. Neyse annem duyacak şimdi."
Zümra evvelden severdi Cemil Bey'in oğlu, Mahir'i. Amansız bir derde düşmüştü küçük yüreği. On beşinde yanmıştı, ilk kıvılcım o zaman düşmüştü yüreğine. Babası, Hasan'ın öldüğü z