Hikayesi Momonun.£vreni
author-avatar

Momonun.£vreni

HAKKINDAquote
Hayal gücünün sınırlarını zorlamaya cesaret eden, kelimelerle dünyalar kurmaya çalışan bir çaylak yazar olarak kendimi tanıtıyorum. Yolun başındayım; hatalarım var, eksiklerim var. Ama her satırımda öğrenmeye, her paragrafta biraz daha büyümeye niyetliyim. Kendimi geliştirene kadar tökezlemelerimi mazur görmeniz dileğiyle…
bc
İÇİMİZDE KALAN SAVAŞ
Güncellenme zamanı Apr 7, 2026, 02:12
Oğuzhan Karadağ, yıllardır görevde olan, duygularını bastırmayı öğrenmiş bir askerdir. Hayatını disiplin, sorumluluk ve susarak ayakta kalmak üzerine kurmuş, geçmişiyle yüzleşmemeyi seçmiş ve yalnızlığı kendisi için güvenli bir alana dönüştürmüştür. Umay Özçelik ise çocukken kaçırılmış, hayatta kalmış ama içinde hâlâ o gecenin izlerini taşıyan bir kadındır. Kaçmayı seçmiş, yollarda yaşayan, kimseye tutunmayan bir hayat sürmektedir. İkisi birbirini aramadan, planlamadan, tesadüfen karşılaşır; ama bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. Oğuzhan için Umay, ilk defa koruyamadığı bir gerçektir. Umay için Oğuzhan, ilk defa kaçamadığı bir insandır. Bu hikâye sadece bir aşk hikâyesi değil; iki yaralı insanın, birbirini iyileştirmeden önce kendileriyle yüzleşmek zorunda kaldıkları bir hayatta kalma hikâyesidir. Silahlar susar, görev biter ama travma bitmez ve bazı savaşlar kalpte verilir. ^^^^^^ Kapıya doğru yürürlerken Umay’ın adımları iyice dengesizleşmişti. Başta fark ettirmemeye çalıştı ama birkaç adım sonra topukları takıldı, vücudu öne doğru savruldu. Tam düşecekken biri kolundan Oğuzhan yakaladı. Refleksle çekmişti. Umay’ın beli elinin altındaydı. Birkaç saniye öyle kaldılar. Umay başını kaldırdı. Sarhoşluğun verdiği o bulanık bakışların içinden onu gördü.Göz göze geldiler.Müzik uzaktan geliyordu. Kalabalığın sesi boğuktu. İkisi için zaman bir an durmuş gibiydi.Oğuzhan’ın eli hâlâ belindeydi. Umay’ın nefesi düzensizdi. Gözleri kızarmıştı. O an içinden geçen her şey, sarhoşluğun verdiği o filtresiz hâlle yüzüne vuruyordu.Bir süre sadece baktı.Sonra dudakları aralandı.“Senden nefret ediyorum…” dedi fısıltıya yakın bir sesle. Ses titremiyordu. Ama içi titriyordu.Oğuzhan’ın yüzü bir an sertleşti. Ama elini çekmedi. Hâlâ düşmesin diye tutuyordu. Gözleri onun gözlerinden hiç ayrılmadı.“ Nefret Et,” dedi sakin ama ağır bir sesle. “Haklısın.” Umay’ın kaşları hafifçe çatıldı. Böyle bir cevap beklemiyordu.“Geç kaldım,” diye devam etti Oğuzhan. Sesi kısılmıştı. “Seni anlamakta… seni dinlemekte… seni tanımakta.”Umay’ın gözleri dolmaya başladı ama sarhoşluğun arkasına saklanıyordu.“Şimdi mi anladın?” dedi acı bir gülümsemeyle. “Şimdi mi fark ettin?”Oğuzhan bir an gözlerini kapatıp açtı.“Evet,” dedi. “Şimdi.”Bu kadar net söylemesi Umay’ı daha çok sarstı. Bir adım geri çekilmek istedi ama dengesini kaybetti. Oğuzhan refleksle onu tekrar kendine çekti.Aralarındaki mesafe tamamen kapandı.Umay başını hafifçe yana çevirdi.“Bırak,” dedi kısık bir sesle. “Bırak düşeyim.”Oğuzhan’ın sesi bu kez biraz daha sert çıktı.“Hayır.”Umay tekrar baktı ona. Gözleri doluydu artık.“Niye?” diye fısıldadı. “O zaman da bırakmıştın.”Bu cümle Oğuzhan’a çarptı.Bir an konuşamadı. Çenesi gerildi. Nefes aldı.“Bir daha bırakmam,” dedi sonunda, çok alçak bir sesle.Umay bu cümleyi duyunca gözlerini kaçırdı. Dudakları titredi ama ağlamadı. Sadece başını eğdi.“Geç kaldın…” diye mırıldandı.Ve o an, sarhoşluğun da etkisiyle başını istemeden Oğuzhan’ın omzuna yasladı. Sanki vücudu artık tutunacak bir yer arıyordu.Oğuzhan kıpırdamadı.Sadece durdu.Ve ilk defa, gerçekten korktuğunu hissetti.
like
bc
RUHUMUN GÖLGESİ
Güncellenme zamanı Apr 6, 2026, 18:47
Derin, hayatı boyunca güçlü olmak zorunda kalmış bir kadındır. Küçük yaşlardan itibaren savaşın içinde büyümüş, hayatta kalmayı, karar almayı ve gerektiğinde acımasız olmayı öğrenmiştir. Onu diğerlerinden ayıran şey sadece gücü değil; duygularını bastırmak yerine onları kontrol edebilmesidir. Öfkesini yönetir, korkusunu kullanır, hislerini saklamaz. Bu yüzden sahada adı bilinen, saygı duyulan ve aynı zamanda çekinilen bir askerdir. Genç yaşına rağmen tim komutanı olmuş, otoritesini sesini yükseltmeden kurabilen, varlığıyla düzen sağlayan bir karakterdir. Derin için geri adım atmak bir seçenek değildir; susmak ise hiçbir zaman öğrendiği bir şey olmamıştır. Yare ise aynı üniformayı taşımasına rağmen tamamen farklı bir hayatın içindedir. O da bir askerdir, o da eğitimlerden geçmiş, görevlerde bulunmuştur. Ancak bulunduğu timde hiçbir zaman gerçekten var olamamıştır. Sürekli geri planda kalmış, fikirleri önemsenmemiş, çoğu zaman görmezden gelinmiştir. Zamanla konuşmamayı, karşılık vermemeyi, dikkat çekmemeyi öğrenmiştir. Yare’nin sorunu güçsüz olması değildir; güçlü olmasına hiç izin verilmemiş olmasıdır. İçinde biriktirdiği her şeyi bastırarak yaşamış, varlığını sürdürmek için görünmez olmayı seçmiştir. Bu iki kadın, aynı mesleğin içinde yer alsa da tamamen zıt iki karakterdir. Biri sesini yükseltmekten çekinmezken diğeri sessiz kalmayı alışkanlık haline getirmiştir. Biri kontrol ederek var olurken diğeri yok sayılarak yaşamıştır. Ancak bir gün, açıklanamayan bir şekilde bu iki hayat kesişir ve Derin, gözlerini Yare’nin bedeninde açar. Bu noktadan sonra Derin için asıl mücadele başlar. Çünkü artık sadece yeni bir çevreye değil, kendisine ait olmayan bir kimliğe uyum sağlamak zorundadır. Beden ona ait değildir, geçmiş ona ait değildir, hatta içinde bulunduğu hayat bile ona ait değildir. Ancak değişmeyen tek şey, onun karakteridir. Derin, Yare’nin bedeninde de susamaz. Haksızlığa karşı durmaya devam eder, geri çekilmez, kendini bastırmaz. Yare’nin yıllarca susturduğu ne varsa, Derin’in varlığıyla ortaya çıkmaya başlar. Bu değişim, çevresindeki herkes tarafından fark edilir. Ancak en çok dikkatini çeken kişi, Binbaşı Barkın olur. Barkın, disiplin ve kontrol üzerine kurulmuş bir hayat süren, duygularını sınırlandırmayı bilen bir askerdir. Kurallara bağlıdır, mesafesini korur ve kontrolünü asla kaybetmez. Ancak karşısındaki kadının değişimi, onun alıştığı düzeni sarsmaya başlar. Aynı yüz, aynı beden, aynı kimlik… ama bambaşka bir ruh. Barkın, bunun ne olduğunu adlandıramasa da, karşısındaki kadının artık bildiği kişi olmadığını hisseder. Derin’in tavırları, tepkileri ve bakış açısı Barkın’ın dikkatini çekerken, aynı zamanda onun iç dünyasında bir çatışma başlatır. Çünkü Derin, Barkın’ın alışık olduğu hiçbir şeye benzemez. Kuralları esnetir, mesafeyi yok sayar ve en önemlisi, Barkın’ın yıllardır bastırdığı duyguları yüzeye çıkarır. Bu durum Barkın için bir zayıflık değil, kontrol edemediği bir alan haline gelir. İlk kez ne yapacağını bilmediği bir durumun içinde kalır. Derin için ise bu durum çok daha karmaşıktır. İçinde bulunduğu hayat ona ait değildir ve hissetmeye başladığı duyguların hiçbirinin “doğru” bir zemini yoktur. Sevdiği adam aslında ona ait değildir, yaşadığı hayat onun seçimi değildir ve bulunduğu beden onun gerçeği değildir. Buna rağmen hissettikleri gerçektir ve bu gerçeklikten kaçmak sandığı kadar kolay değildir. Zamanla bu durum, hem Derin hem de Barkın için kaçınılmaz bir içsel çatışmaya dönüşür. Derin, kendi kimliğini kaybetmeden bu hayatın içinde var olmaya çalışırken; Barkın, hissettiklerini inkâr ederek kontrolünü korumaya çalışır. Ancak her ikisi de farkında olmadan aynı noktaya sürüklenir: birbirlerine. “Ruhumun Gölgesi”, yalnızca bir aşk hikâyesi değildir. Bu hikâye, bir ruhun ait olmadığı bir bedende var olma mücadelesini, bastırılmış bir hayatın yeniden şekillenmesini ve kimliğin ne kadarının bedene, ne kadarının ruha ait olduğunu sorgular. Aynı zamanda, kontrolün ve disiplinin merkezinde yaşayan bir adamın, ilk kez kontrol edemediği bir duyguyla yüzleşmesini anlatır. Bu hikâyede asıl soru şudur: Bir insan, kendine ait olmayan bir bedende ne kadar kendisi kalabilir? Ve bir kalp, ait olmadığı bir hayatın içinde atmaya başladığında, onu durdurmak mümkün müdür? Çünkü bazen mesele yanlış kişiye aşık olmak değildir. Bazen mesele, doğru kişiye… yanlış hayatın içinde aşık olmaktır. **** Barkın’ın eli istemsizce yüzüne giderken kaşları hafifçe çatıldı. “Ağlama…” dedi alçak bir sesle; ama bu bir emir değil, neredeyse bir yakarıştı. Derin hâlâ çok yakındı. Nefesini toparladı, sonra yavaşça eğildi. Dudakları Barkın’ın kulağına yaklaşırken sesi fısıltıya dönüştü. “Bir sesini duyasım geldi…” Kısa bir duraksama. “Bir de gülüşünü öpesim.” Nefesi kulağına değdi. “Bir yüzünü sevesim geldi…” Bir an sustu. Son cümle daha derinden, daha ağır çıktı: “Bir de seni verene… ölesim.” O an zaman durdu. Sessizlik çöktü. Barkın dondu—gerçekten. Hayatında ilk defa hiçbir tepki veremedi.
like
bc
BENİ BANA GERİ VER
Güncellenme zamanı Mar 12, 2026, 13:10
Bazı hayatlar yavaş yavaş değişir. Günler geçer, insanlar büyür, yollar ayrılır. Ama bazı hayatlar vardır ki… tek bir geceyle ikiye bölünür. Öncesi ve sonrası olur. Yağmur Oktay’ın hayatı da tam olarak böyle değişti. Altı yıl önce, tek bir gecede.O zamanlar Yağmur sadece bir kızdı. Mahallenin sakar, neşeli, biraz da hayalperest kızı. Saçlarında pembe tokalar taşıyan, merdivenlerden inerken tökezleyen, gülerken gözleri kısılan bir kız. İnsanların yanında rahatça kahkaha atabilen, içindeki duyguları saklamayı henüz öğrenmemiş bir kız. Ama kimsenin bilmediği bir sırrı vardı. O aşık olmuştu. Sessiz, saklı ve umutsuz bir aşktı bu. Çünkü aşık olduğu adam, onun ağabeyinin en yakın arkadaşıydı. Mahir Yağmur’un gözünde sadece bir adam değildi. Güçlüydü. Kararlıydı. Askerdi. İnsanların saygıyla baktığı, konuşurken dikkat kesildiği bir adamdı. Yağmur için Mahir bir hayaldi. Ulaşamayacağı kadar uzak ama vazgeçemeyeceği kadar da gerçek bir hayal. Yağmur hiçbir zaman Mahir’e duygularını söylemedi. Çünkü bazı aşklar söylenmez. Sadece yaşanır. Sessizce. İçten içe Ama bir gece her şey değişti.Telefonuna bir mesaj geldi.Kısa bir mesajdı “Seni istiyorum. Bu gece gel.”Yağmur o mesajı defalarca okudu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlandı. O mesaj gerçekten Mahir’den gelmişti. Belki bir yanlışlık vardı. Belki başka bir anlamı vardı. Belki de… gerçekten onu çağırıyordu. İnsan bazen mantığını değil kalbini dinler. Yağmur da o gece kalbini dinledi. Ve gitti.Ama o kapının arkasında gördüğü şey… onun hayatını paramparça etti.Kapı aralıktı. İçeri girdiğinde gördüğü sahne, kalbini tek bir darbeyle kırdı. Çünkü içeride Mahir vardı. Ama yalnız değildi. O gece Yağmur sadece sevdiği adamı başka bir kadınla görmekle kalmadı. O gece içinde taşıdığı bütün hayaller yıkıldı. O an Yağmur’un içindeki saf kız öldü.Ama o gece Yağmur’un başına gelen tek şey bu değildi.O gece telefonuna bir mesaj daha gelmişti. En yakın arkadaşı Nesli’den.“Sana ihtiyacım var.”Yağmur o mesajı görmedi. Çünkü o sırada bir kapının önünde durmuş, kalbinin parçalanmasını izliyordu. Bir saat sonra telefon tekrar çaldığında ise artık çok geçti. Nesli ölmüştü. Kanserle verdiği savaşı o gece kaybetmişti. Yağmur o haberi aldığında dünyası ikinci kez yıkıldı. Çünkü Nesli sadece bir arkadaş değildi. Onu gerçekten anlayan tek insandı.O gece Yağmur her şeyini kaybetti.Sevdiği adamı.En yakın arkadaşını.Hayatını.Eve döndüğünde içinde büyük bir boşluk vardı. Yaşamak için hiçbir sebep kalmadığını düşünüyordu. O gece hayatına son vermeyi düşündü. Ama tam o sırada kapının altından iki zarf içeri girdi.Biri askeriyeden gelmişti. Yağmur’un gizlice girdiği askeri eğitimlerin sonucu. O sınavları kazanmıştı. Ama asıl zarf diğeriydi.Nesli’den gelen mektup.Titreyen ellerle zarfı açtı. İçindeki satırlar Yağmur’un hayatını üçüncü kez değiştirdi.“Yağmur…Bu mektubu okuyorsan büyük ihtimalle ben artık yokum. Ama ağlama. Lütfen ağlama. Çünkü ben gidiyorum diye üzülmüyorum. Ben yaşayamadım diye üzülüyorum. Ben kadın olamadan gidiyorum. Bir erkeğin beni sevdiğini hiç görmeden gidiyorum. Hiç aşık olmadan, hiç gerçekten yaşamadan. Ama sen yaşayacaksın. Söz ver bana. Kimseyi dinleme. Ne anneni, ne mahalleyi, ne gelenekleri. Sen o kafesten çık. Sen güçlü bir kızsın ama bunu hiç kabul etmedin. Sen askeri sınavları kazandın. Belki başta birine yakın olmak için yaptın bunu. Ama ben biliyorum, sen vatanını sevecek bir kızsın. Sen bir asker olacaksın. Sonra da kadın. Güçlü bir kadın. Seni arzulayan erkekler olacak. Ama sen önce kendini keşfet. Kendin için yaşa. Benim yaşayamadığım her şeyi sen yaşa. Ben çocuk olarak gidiyorum. Ama sen kadın olarak yaşayacaksın. Söz ver bana Yağmur.”Yağmur o mektubu okurken ağladı. Ama o gece verdiği söz, onu yeniden doğurdu.Ertesi sabah aynanın karşısına geçti. Saçındaki pembe tokaları çıkardı. Çöpe attı. Aynaya baktığında gördüğü kişi artık o eski kız değildi. O gün Yağmur Oktay öldü. Ve yeni biri doğdu .Üsteğmen Yağmur Oktay.Altı yıl sonra…O kız geri döndü.Ama artık kimse onu tanımıyor.Artık o sakar, neşeli mahalle kızı yok. Onun yerine tehlikeli, soğukkanlı ve güçlü bir kadın var. İnfaz Timi’nin komutanı. Düşmanlarının korkulu rüyası. Bir asker. Bir savaşçı. Kalbini en derine gömmüş bir kadın.Ama hayatın garip bir huyu vardır.Geçmiş gömülmez.Bir gün mutlaka geri döner.Ve bir gün Yağmur’un karşısına tekrar çıkar.Altı yıl önce kalbini kıran adam.Yüzbaşı Mahir.Ama bu kez karşısındaki kız o kız değildir.Bu kez karşısında duran kadın bir fırtınadır.Ve bazı fırtınalar yıkmak için değil…Hesap sormak için geri döner.Ama kimse şunu bilmiyordur.Bazı aşklar ölmez.Sadece…Altı yıl boyunca savaşmayı öğrenir.
like