bc

DAĞIN ARDINDAKİ SINIF

book_age18+
1.8K
TAKİP ET
13.9K
OKU
BE
HE
friends to lovers
heir/heiress
tragedy
sweet
bxg
serious
soldier
office/work place
small town
secrets
war
sassy
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ders Zili

Benim için ders zili, ilk kez o gün çaldı. Cenaze töreninde. Küçücük bedenim, askerlerin omzunda taşınan tabutların ardından yürürken anlamıştım. Bazı dersler kitaplardan öğrenilmezdi. Ben öğretmen olmak istemedim. Ben, unutmamak için öğretmen oldum. Annem ve babam, dağların ardındaki bir okulda son derslerini verdiler. İnatla, umutla, korkuya rağmen. Şimdi sıra bende. Onların yarım bıraktığı cümleleri tamamlamaya geldim.Elimde valizlerimle… köyün girişindeki tezek yığınına düşerek başladım bu hikayeye. Şimdi ne ben aynı çocuğum, ne de bu topraklar ilk kez susuyor. Gözümde hala bombalanmış o arabanın görüntüsü, kulağımda çocuk kahkahalarının eksikliği… Ama ben buradayım. Ve bu kez zil benim için değil, onlar için çalacak. Adım Esem Türkoğlu. Bu dağların ardına bir sınıf kurmaya geldim. Cesaretle yazılmış bir dersin hikâyesine hoş geldiniz.

Tehlikeli Bölge

Bu yolların sessizliği bile tehlikelidir. Her adımda bir göz, her ağaçta bir pusudur. O sabah devriyeden dönerken, çamura batmış bir kadın gördüm. Üzerinde şehirli giysiler, ayağında topuklu ayakkabılar… “Turist” dedim kendi kendime. Oysa o kadın, bu köyün kaderini değiştirecekti. Henüz bilmiyordum. Henüz onu tanımıyordum. Ama bir şey belliydi. Bu kadın, buraya sadece ders anlatmaya gelmemişti. Kendi savaşını da yanında getirmişti.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1 – TOPUKLULARLA GELEN
Bazı kararlar vardır, insanı geriye değil, kendine götürür. Benim kararım da öyleydi. Annemle babam bu ülkenin en fedakâr öğretmenlerinden biriydi. Hem de yalnızca sınıf içinde değil, hayatın tam ortasında. Bir gün, bir yol kenarında bir bombayla tanıştılar. Ve ben o günden sonra ne çocuk kaldım, ne sıradan biri. Sadece “amaç” oldum. Çocuk yaşta yetim kaldım. Anneannemle dedemin kanatları altına sığındım. Onlar varlıklı, koruyucu ve… endişeliydi. Özellikle dedem, annemi de kaybetmenin yüküyle, beni dünyadan saklamak istedi. Ama ben, Kanada’da sınıf öğretmenliği okurken kararımı vermiştim: Bir gün bu ülkeye dönecek, kalbimin götürdüğü yere gidecektim. Ve işte o gün gelmişti. —————— Minibüs dağ yoluna girdiğinde, ellerim titriyordu. İki büyük valizim, sırt çantam ve bir de geçmişim vardı yanımda. Ayağımda annemin son gösterisinde giydiği topuklu ayakkabılar… Hem hatıra, hem inat. Köy yolunun toprak kısmına gelmiştik ki şoför durdu. “Bundan sonrası yürüyerek,” dedi İndim. Valizlerim ağır, yorgunluğum daha ağır. Ama inadım daha güçlüydü. Dikkatli adımlarla ilerlerken, bir anda ayağım kaydı. Ve hoop— Diz kapağıma kadar bir tezek yığınına gömüldüm! “Ah!” dedim, hem acı hem utançla. Valizlerim savruldu, sırt çantam yana düştü. Üzerimdeki bej trençkot ve beyaz pantolon… artık kahverengiydi. O sırada bir cip yaklaşırken fren sesi duyuldu. Kapılar açıldı, üç asker indi, paniğe kapılmışlardı. “Miss! You need help?” “You… okay? You fall into… cow!” “Wait! We fix you!” İngilizce çabalarını duyunca hem gülmek istedim, hem ağlamak. “Rahat olun çocuklar,” dedim gülümseyerek. “Türkçe biliyorum. Hem de çok iyi.” Üçü birden birbirine bakıp kıkırdadı. Tam o sırada cipin kapısı açıldı ve o indi. Kamuflaj giymiş, düzgün yapılı, gözleri sert. Çene çizgisi kadar net bir karizması vardı. Sessizce bana baktı, sonra sordu: “Turist misiniz?” “Hayır,” dedim dik durarak. “Sınıf öğretmeniyim. Atamayla geldim.” Kaşlarını çattı. “Bu kıyafetle mi? Bu köye mi?” “Evet,” dedim sakinlikle. “Gönüllü yazıldım.” Bir süre bakıştık. Adını sormadım. O da söylemedi. Ama askerlerin “Komutanım” demesiyle diğer askerlere göre daha rütbeli olduğunu anladım. “Valizleri alın. Lojmana götüreceğiz,” dedi sertçe. ——————- Lojmanın önüne geldiğimizde kapıyı açıp indim. Askerler valizleri indirdi. Komutan göz ucuyla bana bakıp hiç konuşmadan cipine bindi ve gitti. Köy halkı camlardan bakıyordu. Kadınlar fısıldaştı: “Topukluyla gelmiş!” “Yok artık, bu muymuş öğretmen?” “Yabancıya benziyor.” “Ben turist sandım!” Köy kahvesinin içinde de dedikodular başlamıştı. Bars’ın ciple getirdiğini öğrenince dudak büktüler. “Kesin nişanlısı!” “Öğretmen mi? Hadi oradan!” “Köyü karıştırmaya geldi.” Ama o sırada bastonuna yaslanan yaşlı biri konuştu: “Kız daha adımını atmamış. Belki de bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şey odur.” O adam, Hüseyin Ağa’ydı. Köyün en yaşlısı ve en sözü geçeniydi. —————— Lojmananın kapısını açıp tam içeri girecekken, biri yanıma yaklaştı. “Ben Hüseyin. Bu köyün ağasıyım. Hoş geldin kızım. Korkma. Biz seni yargılamayız. Yeter ki kalbini bu çocuklara ver.” İlk kez birinin samimiyetle “hoş geldin” deyişiydi bu. O an, geldiğim yerin ne kadar doğru olduğunu anladım. ——————- O gece, aynaya baktım. Üstüm başım çamur içinde. Ama gözlerimde başka bir ışık vardı. “Merhaba yeni hayat,” dedim. “Kendimden başka kimsem yok. Ama bu köye kendimi getirdim.” Ve ilk gecemde, yıldızlarla konuşan bir sessizlikte yemin ettim: “Bu köyde bir şey değişecek. İlk önce ben değişeceğim. Sonra çocuklar… Sonra belki herkes.”

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ÇINAR AĞACI

read
5.8K
bc

HÜKÜM

read
225.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
80.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
527.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

PERİ MASALI

read
9.6K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook