Her zaman Umutla;

1387 Kelimeler
Sırlar ve Yalanlar; Tekne, Boğaz'ın ortasında hafif hafif sallanırken Elif, başını Kerem'in omzundan kaldırmak istemedi. Rüzgar, saçlarını savuruyor, tuz kokusu tenine siniyordu. İçinde büyüyen şeyin ne olduğunu tam olarak adlandıramıyordu; belki aşk, belki heyecan, belki de yasak olanın cezbediciliği. Ama adı ne olursa olsun, onu terk etmek istemediği bir duyguydu bu. Can, bir süre sonra motoru çalıştırdı. "Arkadaşlar, dönme vakti geldi. Ay batacak, sonra karanlıkta kalmayalım." Elif'in içine bir hüzün çöktü. Gece bitiyordu ve gerçekler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden başlayacaktı. Kerem, elini sıktı, "Merak etme," der gibi baktı. Ama ikisi de biliyordu, merak edilecek çok şey vardı. İskeleye yanaştıklarında saat neredeyse gece yarısını geçiyordu. Elif'in kalbi, deli gibi çarpıyordu. Ya uyanmış biri varsa? Ya onu gören olmuşsa? Kerem, endişesini fark etti. "Ben seni duvarın dibine kadar bırakayım," dedi fısıltıyla. Can, tekneyi bağlarken el salladı. "İyi geceler gençler. Görüşürüz." Birlikte yürüdüler, aynı patikadan, aynı gölgelerin altından. Ay, artık iyice alçalmış, loş bir ışık bırakmıştı ortalığa. İğde ağacının kokusu, yine her yanı sarmıştı. Kerem, duvarın dibinde durdu, Elif'in yüzüne baktı. "Yarın?" diye sordu umutla. Elif, başıyla onayladı. "Yarın aynı saat. Ama daha dikkatli olmalıyız. Rauf Bey..." Kerem'in yüzü bir an asıldı. "O adamdan uzak dur, Elif. İçime sinmiyor." "Uzak duruyorum işte," dedi Elif, gülümsemeye çalışarak. "Sana geliyorum." Kerem, son bir kez öptü onu. Bu kez daha kısaydı, daha aceleci. Gitme vaktiydi. Elif, duvarın dibinden süzüldü, bahçeye girdi. Ayaklarının ucuna basarak, servis kapısına yöneldi. Mutfak boştu, hizmetçi kız çoktan odasına çekilmiş olmalıydı. Merdivenleri usulca tırmandı, koridorda bir ses duymamak için dua etti. Odasının kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı. Başarmıştı. Kapıyı açtığı anda, yatağının kenarında oturan Gülseren Hala'yı gördü. Kanı dondu. "Neredeydin?" Gülseren Hala'nın sesi sakindi ama gözleri, bir sorgu yargıcınınki gibi deliciydi. Elif, bir an ne diyeceğini bilemedi. Aklından milyonlarca bahane geçti ama dili bir türlü dönmedi. "Ben... başım ağrıyordu, bahçede biraz hava aldım," diye kekeledi sonunda. Gülseren Hala, kalktı, yavaşça Elif'in yanına yürüdü. Üzerindeki elbiseyi, saçlarını, dudaklarındaki hafif kızarmayı süzdü. "Hava aldın, öyle mi? Saat gece yarısını geçmiş, sen hava alıyorsun?" "Uyuyamadım hala, gerçekten..." Gülseren Hala, elini uzattı, Elif'in saçlarına dokundu. "Saçların ıslak. Terlemişsin. Peki bu tuz kokusu ne?" Elif'in yüreği ağzına geldi. Boğaz'ın tuzu, saçlarına sinmişti. Nasıl unutmuştu bunu? "Ben... yürüyüş yaparken terledim, belki de..." sesi giderek inceldi, sustu. Yalanlarının ne kadar zayıf olduğunu biliyordu. Gülseren Hala, derin bir iç çekti. Oturdu, Elif'i de yanına oturttu. "Kızım, ben seni anlıyorum. Gençsin, güzel bir kızsın, için içine sığmıyor. Ama bu aile, bu gelenekler... Sen daha bilmiyorsun, bu dünyanın nasıl işlediğini." Elif, başını önüne eğdi. Gözleri doldu. "Ama Hala, ben sadece..." Gülseren Hala, onun sözünü kesti. "Kim o? Kiminle buluştun?" Elif, bir an için Kerem'i anlatmayı düşündü. Belki Hala anlardı. Belki ona yardım ederdi. Ama sonra, Gülseren Hala'nın geçen yaz, uzaktan akraba bir kıza yaptıklarını hatırladı. Kız, bir öğretmene âşık olmuştu, ailesi duyunca onu memlekete, zorla evlendirmeye göndermişlerdi. Gülseren Hala, o gün en önde, en yüksek sesle ağlayanlardandı. Ama sonra, her şeyin hayırlısı bu, demişti. "Kimse yok Hala," dedi Elif, gözlerinin içine bakarak. "Yalnızdım." Gülseren Hala, uzun uzun baktı ona. Sonunda kalktı. "Peki. İnanayım sana. Ama unutma, bir daha böyle bir şey olursa, Dedene söylerim. O zaman görürsün." Kapıya yürüdü, sonra durdu, arkasına baktı. "Rauf Bey, yarın akşam yemeğe gelecek. Sana özel ilgi gösteriyor, bunun farkındasındır umarım. Dedene göre, bu evlilik olursa, hepimiz için hayırlı olur. Sen de boşuna hayal kurma, olur mu?" Kapı kapandı. Elif, olduğu yere yığıldı kaldı. Gözyaşları, sessizce süzülüyordu yanaklarından. Ne yapacağını bilmiyordu. Kerem'i düşündü, onun gözlerini, gülüşünü, dokunuşunu. Sonra Rauf Bey'in masanın altında dizine dokunan elini hatırladı. İğrenmişti. Telefonunu eline aldı, Kerem'e mesaj yazmak istedi. Ama saat çok geçti, belki uyumuştu. Belki de uyumalıydı. Yarın yeni bir gündü ve yeni savaşlar vermesi gerekecekti. Sabah, hiç uyumamış gibiydi. Gözlerinin altı morarmış, yüzü solgundu. Kahvaltıya inmek istemiyordu ama inmek zorundaydı. Şüphe çekmemeliydi. Büyük salona indiğinde, masada herkes vardı. Dedesi, elinde gazete, başköşede oturuyor, Gülseren Hala çayları dolduruyor, birkaç uzak akraba daha vardı. "Günaydın Elif," dedi Dedesi, gözlüklerinin üstünden bakarak. "Nasılsın bugün? Başın nasıl?" "İyiyim Dede, geçti," dedi Elif, otururken. "İyi, iyi. Çünkü bu akşam Rauf Bey yine gelecek. Seninle biraz daha vakit geçirmek istiyor. Belki yarın, onun yalısına davet eder bizi. Güzel bir fırsat." Elif'in boğazı düğümlendi. Tabaktaki zeytine bakıp durdu, bir şey yiyemiyordu. Gülseren Hala, atıldı. "Elif, bugün öğleden sonra benimle çarşıya gel. Şöyle güzel bir elbise alalım sana. Rauf Bey'in yanında güzel görünmelisin." Elif, itiraz edecek oldu ama vazgeçti. "Olur Hala," dedi sessizce. Kahvaltı bittiğinde odasına kaçtı. Telefonuna baktı, Kerem'den mesaj vardı: "Dün geceden sonra iyi misin? Kimse bir şey anlamadı değil mi? Akşam yine aynı saatte buluşalım mı? Seni özledim." Elif, cevap yazdı: "İyiyim. Ama bugün tehlikeli. Halam bir şeylerden şüpheleniyor. Rauf Bey yine gelecek akşam yemeğine. Çok dikkatli olmalıyız. Seni özledim." Üç nokta belirdi, sonra cevap geldi: "O zaman daha dikkatli oluruz. Akşam aynı saat, iğde ağacının dibinde. Gelmezsen anlarım. Ama gel. Lütfen." Elif, telefonu kalbinin üstüne koydu. Gelecekti elbette. Her şeye rağmen gelecekti. Öğleden sonra Gülseren Hala'yla çarşıya çıktılar. Nişantaşı'nda mağaza mağaza gezdiler. Gülseren Hala, ona gösterişli, abartılı elbiseler seçiyor, "Rauf Bey bunu beğenir," diyordu. Elif, iç geçiriyor, istemeyerek de olsa deniyordu. Aynada kendine baktığında, yabancı birini görüyordu. Oysa Kerem'in yanında, üzerinde eski bir tişörtle bile kendini güzel hissediyordu. Sonunda, krem rengi, sade ama şık bir elbisede karar kıldılar. Gülseren Hala, "Pekâlâ, bu da olur," dedi beğenmemiş gibi. Elif, içinden sevindi. Bu elbise, Kerem'in gözlerine daha yakışırdı. Eve döndüklerinde, akşam yemeği telaşı başlamıştı. Mutfaktan nefis kokular geliyor, hizmetçiler koşturuyordu. Elif, odasına çekildi, saatleri saymaya başladı. Her tik tak, kalbini biraz daha hızlandırıyor, her dakika, biraz daha geriyordu. Saat yedi. Yemek vakti. Elif, krem rengi elbisesini giydi, saçlarını topladı, hafif bir makyaj yaptı. Aynada kendine baktı. Güzel görünüyordu. Ama bu güzellik, Rauf Bey için değil, Kerem içindi. Salona indi. Rauf Bey, çoktan gelmiş, Dedesiyle sohbete dalmıştı. Elif'i görünce ayağa kalktı, gülümsedi. "Elif Hanım, yine çok güzelsiniz. Bu elbise size çok yakışmış." Elif, teşekkür ederim demekle yetindi, gözlerinin içine bakmamaya özen gösterdi. Yemek boyunca, Rauf Bey ona sorular sormaya devam etti. Okulu ne zaman bitecek, mezun olunca ne yapmayı düşünüyor, seyahat etmeyi sever mi, hangi kitapları okur... Elif, kısa cevaplar veriyor, mümkün olduğunca sohbeti uzatmamaya çalışıyordu. Ama adamın gözleri, üzerinden bir an olsun ayrılmıyordu. Yemek bitip de rakı sofrası kurulduğunda, Elif'in kalbi hızla çarpmaya başladı. An gelmişti. Dedesine döndü. "Dede, başım biraz ağrımaya başladı. İzin verirsen odama çıkayım." Kemal Bey, endişelendi. "Yine mi kızım? Geçen gece de ağrımıştı. Bir doktora görünsek iyi olacak." "Yok Dede, önemli bir şey değil. Biraz istirahat edeyim geçer." Rauf Bey, atıldı. "Geçmiş olsun Elif Hanım. Umarım çabuk iyileşirsiniz. Belki yarın, benim yalıma gelir, biraz hava alırsınız. Boğaz havası, her derde devadır." Elif, zoraki gülümsedi. "Teşekkür ederim." Odaya çıktı, kapıyı kapadı. Birkaç dakika bekledi. Sonra ayakkabılarını eline aldı, kapıyı araladı. Koridor boştu. Merdivenlerden indi, bu kez daha dikkatliydi. Mutfağa yöneldi, hizmetçi kız yine oradaydı. Onu görünce irkildi. "Ayşe, bir şey unuttum da," dedi Elif, ne diyeceğini bilemeyerek. "Yarın kahvaltı için... yok bir şey, sonra hallederim." Ama Ayşe'nin gözlerinde bir şey vardı. Biliyor muydu acaba? Yoksa Elif'in yaptıklarını fark etmiş miydi? Elif, hızla servis kapısına yöneldi, bahçeye çıktı. Ay, yine parlıyordu, yine iğde kokuyordu her yer. Duvarın dibine doğru koşar adım ilerledi. Ama bu kez farklı bir heyecan vardı içinde. Bu kez korku, heyecana karışmıştı. Ve Kerem oradaydı. Onu görünce yüzü aydınlandı. "Geldin," dedi, kollarını açarak. Elif, koşup sarıldı. Başını omzuna gömdü, içini çekti. "Zordu," diye fısıldadı. "Çok zordu. Ama işte buradayım." Kerem, saçlarını okşadı. "Buradayız ya, gerisi önemli değil. Hadi, gidelim. Can bizi bekliyor." Aynı patikadan, aynı gölgelerin altından, iskeleye yürüdüler. Ama bu kez Elif, arkasında bir şey hissetti. Döndü, baktı. Kimse yoktu. Sadece rüzgar, iğde ağaçlarını hışırdatıyordu. Ya da öyle olmasını umdu. Tekneye bindiklerinde, Can'ın yüzü gergindi. "Çabuk olun," dedi. "Bir an önce açılalım." "Neden?" diye sordu Kerem. "Bilmiyorum. İskelede birini gördüm sanki. Sizi takip eden biri var mıydı?" Elif'in yüreği dondu. Halam mıydı? Yoksa Ayşe mi? Ya da daha kötüsü, Rauf Bey? Kerem, elini tuttu. "Korkma. Buradayım." Tekne, kıyıdan ayrıldı, Boğaz'ın karanlık sularına doğru ilerledi. Arkada, yalının ışıkları gittikçe küçülüyordu. Ama Elif'in içindeki korku, hiç olmadığı kadar büyümüştü. Bu gece, son gecesi olabilir miydi? Ya da belki de, gerçek aşkın başlangıcı? Bilmiyordu. Ama bir şey biliyordu: Kerem'in yanında olmak, her şeye değerdi. Her korkuya, her riske, her yalana. Ay, bulutların ardına gizlendi, Boğaz karardı. Tekne, karanlığın içinde kayboldu. Ve iki aşık, birbirine kenetlenmiş, bilinmeze doğru yol alıyordu. Sabahın ne getireceğini bilmeden. Ama umutla. Her zaman umutla.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE