Mardin'in geceleri neden bu kadar anlatılır biliyor musunuz? Çünkü zifiri karanlığı aydınlatan milyarlarca yıldızla kaplanmış koca bir seması vardır. Mardin anlatılır durulur hep. Ama kimse bilmez onu. Herkes göründüğü kadarından bahseder. Kimse görünmeyeni anlatmaz belki de istemediğindendir.
Gece hala bitmemişken, onlarda gideli çok olmamıştı. Bahçedeki sedire uzanıp düşüncelere daldım. Doğrusunu söylemek gerekirse aklımda bir Abim vardı.
Acaba neden gelmemişti. Telefonuma baktığımda ne arama vardı ne de mesaj. Onu aradığımda çalıyordu fakat açmıyordu. Saatin gecenin ikisine geldigini görünce uyuduğunu düşündüm. Biraz daha gökyüzünü seyre dalmışken uyuyakalmıştım.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Gözlerimi açtığımda bir odadaydım. Duvara montelenmiş ayna ve önünde sandalyesi. Ayağa kalkıp aynaya doğru yürüdüm. Yavaş adımlarla aynanın önüne geldiğimde gördüğüm yansımayla avazım çıktığı kadar çığlık attım.
Aynada ben vardım ağlıyordum fakat saydam gözyaşı yerine kan damlaları akıyordu gözlerimden. Geri geri yürüyüp birine çarpana kadar, durdum ve hızla ona döndüm.
Abimdi, abim yanımdaydı. Hızla ona sarıldım. Korkuyordum hemde çok korkuyordum. Ondan ayrıldığımda bana sadece boş gözlerle bakıyordu.
"Abi, bana bak! Ne oluyor burda..!" Dedim. Bir kaç saniye daha gözlerime bakıp arkasını dönüp bütün haykırışlarıma rağmen bana tek bir tepki bile vermeden kapıyı açıp dışarı çıktı.
Odanın içinde sesler yankılanıyordu. Birbirine karışıyordu bütün sesler. Ayırt etmekte zorluk yaşıyordum.
"Kerim'i öldürecekler!"
?
Uykudan derin bir nefes alarak uyanmıştım. Neden nefes alamadığımı bir türlü anlayamıyordum. Etraf netleşince rüyamda duyduğum sesler yeniden kulağıma dolmaya başladı
Kafamı sedirden kaldırıp korkulukların arasından baktığımda ev halkı ve daha bilmediğim bazı silahlı adamlar vardı. Hızla ordan çıkıp kalabalığa doğru yöneldim.
Ordan bi Irgatı çevirip dikkatini bana vermesini sağladım.
"Ne oluyor burda? Sorun ne ? Neden herkes bu saatte ayakta?"
"Rahman aşiretinin ağası, Şahlıoğlu aşiretinin kızını kaçırmış hanımım! Şimdi ikiside yakalanmışlar, konağa götürülüyormuş. başka bir çare olmadığı için ölüm hükmü verilmiş" Dedi. Ve o an dünyaların başıma yıkıldığını hissettim.
"Nerde o konak!!"
?
Hızla arabama binip Şahlıoğlu konağına dogru son gaz sürdüm. Biraz uzak sayılırdı bu yüzden elimden geldiği kadar hızlıydım. Asflat yolda yanımda bir araç belirdi ancak gözüm hic bir sey görmüyordu. Abim, ailem orda belki... Düşünmek bile istemiyordum.
Daha da hırslanıp hızımı biraz artırdım. Tâki yanimdaki araç drift çekip önümü kesene kadar ani frenle carpmaya salise kala durdum.. Öfkeyle emniyet kemerimi çıkarıp aşağı indim.
Karşımda benim gibi öfkeli olan bir Berzan görmeyi beklemiyordum.
"Ne yaptığını zannediyorsun sen!!" Diye bağırdım elimde olmadan.
"Nereye gidiyorsun?" Dedi bana tezat olarak daha kısık bi ses tonuyla.
"Abim... abim kız kaçırmış öldüreceklermiş onu..!" Dedim kırık, buruk aynı zamanda kızgındım.
"Peki ya sen ne yapıyorsun Bahar! Oraya gidip ne yapabilirsin? Elinden ne gelir... ?"
"Ne gelirse, canın derlerse canım! Ruhun derlerse ruhum!" Dedim.
"Yapma Bahar... oraya gittiginde olup olacak tek şey bizim bitmemiz! Biteceğiz... Senin Kerim'in kız kardeşi olduğunu öğrendiklerinde seni alacklar! Anlasana! seni benden töreler alıcak! Aşkımız törelere kurban gidicek..." dedi. Benim ise gözlerim kararmıştı elbetteki abimi canım pahsına olsa kara topraga vermeye niyetli değildim.
Yeterince kaybetmiştim...
"Daha fazla ailemi kaybedemem! Anla artik o benim herseyim!" Diye bağırdım öfkeyle o da ayni tepkiyi göstererek.
"Ne ailesi! Ne ailesi! 20 yil sonra tanıdığın birine bu kadar hayatında yer edinemez! Anla Bahar o sana ne abiligi yap-"
Sözünü tamamlamasina izin vermeden ona tokat attım. Söyledikleri sol yanımı cok acıtmıştı..
"Beni anliyorsun sanmıştım.." dedim sesimin titremesine engel olamayarak.
"Bah-"
"Arabanı çek hemen ! Daha fazla seninle ayni havayı solumak istemiyorum! Abime gidecegim..." dedim gözyaşlarıma engel olamayarak.
O ise yalnizca gözlerimin icine bakiyordu öylece... Gözleri dolmuştu...
Beni kollari arasina alip sarıp sarmaladığında başta şaşırdım fakat hemen sonra kendime gelip çırpındım. Onu kendimden ayirmaya çalıştım...
"Ne yaparsam yapayım , ne dersem diyeyim gidiceksin degil mi? Abini kaybetmek istemiyorsun..." dedi ve sonrasinda kokumu icine ceker gibi derin nefes aldı. Gözyaşlarım bir bir firar ederken zorda olsa konuştum.
"E-evet... gideceğim..!" Dedim o ise verdigim cevaptan sonra daha sıkı sardi kollarını bedenime..
"Berzan..." dedim. Onu birakmak istemiyordum ama abime gitmeliydim. Ne olabilirdiki en fazla? Sonucta bu ülkenin devleti, kanunu vardı. Kendini affetirebilirse onu affederdim.
"Şşş Bahar! Lütfen sende bana sarıl bitanem! Son defa bana sarıl lütfen beni bundan mahrum bırakma!" Dedi titreyen sesiyle bir an icim sol yanima binlerce igne batırılmış hissine kapıldım.
"Berzan... lütfen ölecekmişim gibi konuşma! Son defa dokunacakmışsın, son defa sarilacakmışsın gibi konusmayı kes, yine sana geleceğim!" Diye bağırdım. Yeterince acı çekiyordum neden yanimda olmuyordu...
"Bahar ! Anla artik ! Burası Istanbul degil... alacaklar seni benden birtanem.." dedi. Anlamiyordum , anlayamıyordum! Ne demek istiyordu?
"Kim alacak açık konuş Berzan!" Dedim öfkeyle. Vakit gittikce daralıyordu.
"Töreler!"
?
Şahlıoğlu konağına geldigimde hizla arabadan indim. Dışarıda kimse yoktu ama iceriden kalabılığın sesi geliyordu. Avluya adım atar atmaz yerde yüzü gözü kan içinde olan abimi gördüğümde. Elimde olmadan çığlık attım bütün bakışlar bana dönmüştü. Ben sadece abimin yanina koştum.
Onu sarip sarmaladım, öptüm ve kokladım... Çok kötü hale getirmislerdi abimi...
"Bu kimdir!" Dedi bir adam. Kim olduguna bakmadim ama sesinden anladığım kadarıyla yaşlıydı.
"Kerim Rahman'ın sürtüğüdür Faruk Ağa!" Dedi ama bu sesi taniyordum bu Poyraz Şahlıoğlu'nun sesiydi. Dedigi seyi idrak ettiğimde hizla ayaga kalkip tam karşısına gectim.
Bana sürtük demişti..
Bana böyle itam edemezdi.
"ABIM O BENIM ŞEREFSİZ!" Diye bağırdım. Sözümü bitirir bitirmez yanağımda hissettigim aciyla yere düştüm. Bana vurmuştu.
Ağzıma gelen igrenç tatla hizla kanı yere tükürdüm. Bu adam kendini ne saniyordu.
"KARDEŞIME DOKUNMA LAN IT!"
Abimin sesini duymamla hizla başımı kaldirip ona baktım. Böyle bir durumdayken bile beni düşünüyordu kurban olduğum.
"Abi..! " dedim. Kalan tüm gücümle ayağa kalktım ve abime doğru atak yaptım. Ama saç diplerimde hissettiğim acıyla ağzimdan büyük bir inleme kaçtı canım cok yanıyordu. Sırtımı göğsüne yaslayıp.
"Böyle mi dokunmayayım Kerim Rahman!" Dedi her kelimesinde çekim gücünü daha da artırken.. "Ne öneriyorsunuz ağalar? Infaza başlayayım mı?"
"Sen... sen nasil bir vicdansızsın kendi kiz kardeşini öldürürken hic mi canın acimayacak!" Diye bağırdım. Abimin yaninda duran kiza baktigimda gözleri dolu dolu olmus abisine bakiyordu. Icim acımıştı neydi ki onlarin suçu aşık olmak mı?
"Bunu kaçmadan önce düşüneceklerdi...simdi sevgili kiz kardeşinin gözleri önünde nasıl öldürüyorum ikinizide Kerim Rahman! Sen benim canımı, can parçamı aldın bizden bu kadar aci senin can parcana az bile degil mi?" Dedi. Elleri hala saçlarımdayken yalvaran bakışlarımı ona çevirdim.
"Lütfen yapma ! Bak beni öldür ama abimle kardeşini bırak ne olur! Sevmek suç degilki. Lütfen bırak onlar aşklarını yaşasın... beni öldür Poyraz Şahlıoğlu!" Dedim. Gözyaşlarım bir bir dökülürken belki belki dakikalar sonra...
"Poyraz ağa! " dedi yine ayni yaşlı adamın sesi. Bütün bakışlar ona dönmüştü. O elindeki siyah bastonuyla agir adimlarla yanımıza geldi ve Poyraz Şahlıoğlu'nun havada asılı kalan silahlı elini indirdi.
"Aşiret Berdel der! " dedi. Poyraz Şahlıoğlu öfkeyle beni yere ittiginde dengemi bulamayıp yere düştüm. Başımı kaldirmamla kalabalığın icinde dağılmış bir sekilde duran Berzan'ı gördüm.. Onun bana olan bakışlarını, ömrüm boyunca unutmayacaktım.
"Ne berdeli Mahmut Ağa! Bizim ailemizde bekar erkek yoktur!" Diye bagirdi. Eminim sesi tüm Mardin' de yankılanmıştı.
"Biliyoruz poyraz Ağa! 4 yildir evlisin aşiret erkek bebe ister! Kerim Rahman'ın kız kardeşi, Seher'e karşı bedel olarak verilcektir senin ikinci olarak konaga gelecektir!" Dedi. Gözlerim şokla açılırken bir kez daha nefret ettim bu dünyadan! Yine mutlu etmemisti beni yine kan kusturmaya devam ediyordu bana.
"Iyi de bu kiz nişanlıdır Mahmut Ağa! " diye bağırdı. Bahane ariyordu resmen can almak için bahane üretiyordu. Igrenc bir adamdı bu!
"Onu da düşündük! Kiz Seher'in karsiliginda senin karın olarak gelecek! Ona bedel olarak da Taşkıran aşiretinin kızı Zeliha , Ayma aşiretine gelin olarak verilecek!"
"Faruk AĞA YOK TÖRE FALAN! ÖLDÜRÜN LAN BIZI ! DOKUNMAYIN KARDEŞIME!" diye bagirdi abim. Hizla yanına gidip elimle ağzını kapattim. Böyle yapmamalıydı onu kaybedemezdim. Sessizce kulağına fısıldadım
"Abi yapma! Lutfen seni kaybedemem anla ben herşeye razıyım senin nefes aldığını bileyim bana yeter! Lütfen sus artik.." dedim. Kolumdan hızla çekilip kaldırılmamla bilmem kaçıncı şokumu yaşadım.
O pislik tam karşımdaydı. Simsiyah gözleriyle gözlerime bakiyordu ve korkunç duruyordu. Bir saniye bile gözlerini gözlerimden ayırmadan elimdeki yüzüğü çıkardı. Ve yere attı. Yüzük ait olduğu yere gitmisti Berzan'ın ayaklarının dibine.
"Artık bu senin değildir! Ayma aşiretinin degil Şahlıoglu aşiretinin gelinisin ayağını denk al!" Dedi. Gözlerimden ardı arkası kesilmeyen yaşlar akıyordu. Bilmiyorlardıki o yüzükle beraber kalbimde kül olup gitmişti.
Poyraz Şahlıoğlu biraz daha yaklaşıp kimsenin duyamayacağı bir sekilde fısıldadı bir bana.
"Sesini çıkartmayıp boyun eğdin ! Bunun Bedel'i çok ağır olacak Papatya. Sen acıdan.." abimle kız kardeşini gösterip "Onlarda vicdan azabından her gün yaşarken ölecekler! Kendi ellerime yapacağım her birini Karıcığım!"