Bölümü okumaya başladığınız saati buraya bırakın lütfen :)
Bekledi , saatler saatleri kovalarken sessizce onun gelmesini bekledi. Düşündü kadın, onu beklemek bile ayrı güzeldi. Yüzüne tebessüm konduran adamı düşündü, gülümsedi...
Çantanın derinlerine sakladığım çerçeve aklıma düşmüştü sonunda. Ona ihanet ettiğimi hissetmeye başlamıştım. Onu o karanlıkta nasıl unutmuştum ben? Çantayı eşeleyip ondan kalan son hatıraya ulaşmıştım. Sağlamdı, derin bir oh çekip çerçeveyi ellerimin arasına aldım. Nasıl da özlemiştim onu.
Çöktüğüm yerden kalkıp yatağıma ilerledim. Tüm gün John'dan mail beklemiştim laptopun başında. Şimdiyse her yerim kırılacakmış gibi ağrıyordu. Temizliğin yorgunluğunu bile atamamıştım üzerimden. Şans meleğimi laptopumun yanına koyup posta kutuma yeniden girdim. Hala bir cevap yoktu. Pes edip kalktım. En azından beklerken eşyalarımı yerleştirmeliydim.
Bir yandan da evin eksiklerini düşünüyordum. Ütü almam gerekiyordu. Çamaşır makinesi nasıl kullanılır öğrenmeliydim. Elektrikli süpürgeyi de unutmamak gerek. Bir de gelirken aldığım makyaj malzemelerini nasıl kullanmam gerektiğini öğrenmeliydim. Ne çok şey yapmam gerekiyordu. Kitaba da ihtiyacım vardı. Düşüncelerin içinde boğuşurken laptoptan gelen bildirim sesiyle koşarak yatağıma ilerledim. John'un beni unuttuğunu düşünmeye başlamıştım. Okuduğum cümle heyecanlanan kalbimi dumura uğratmıştı.
'Yarın gel konuşalım, şartlar üzerine.'
Hemen cevap ver kısmına tıklayıp yazmaya başladım.
'Paul kabul etmedi mi?'
Tanrım lütfen o olmasın sorun , lütfen. Onu gördüğüm andan beri bulutların üzerine yuva yapmıştı özgürlüğün kuşları, John'un cevabını
'Evet.' okuduğumda bulutlar sise dönüşüp yok oldular. Düşüyoruz , ölmemiz an meselesi.
'Yarın geliyorum.'
Yazıp attım. Ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım ama asla ikinci şartımı değiştirmeyecektim , asla !
…
Dün geceden beri çok kötüydüm. Kendimi her olaya hazırladığımı düşünüyordum ama onun reddetmesi… Alışabileceğim , kaldırabileceğim olaylardan değilmiş. Paul neden reddetmişti ? Nereyi beğenmemişti ? Okumuş muydu ? Okumamış mıydı ? Öğrenmek istiyordum. Defterimi açıp dünden beri arzuladığım şeyi kağıda hızlıca yazdım.
'Onunla konuşabilir miyim ?'
Defteri John'a uzatıp heyecanla beklemeye başladım. Nedenini öğrenebilirsem çözüm yolu da üretebilirim. Her şey bir yana , istediğim onu yeniden görmekti. Beğenmemesi benim için büyük bir hayal kırıklığı olsa da onu görme isteği diğer etkenleri ezip geçiyordu.
Büyüsü neydi acaba beni böylesine kendine çeken ?
Umutla gözlerine baktığım John , kararsız bakışlarla bana bakıyordu. Defteri kendime çekip yeniden yazdım.
'Sadece iki dakika , eğer ikna edemezsem bir başkasını bulursunuz.'
Lütfen dercesine gülümsüyordum. Belki de en büyük hayalimdi bu benim. John kafasını aşağı yukarı salladığında toprağa yığılan özgürlük kuşlarım dün gece sonsuzluğa kapanan gözlerini araladılar. Ölüm sis olup çökmüştü kanatlarına , çürüyen kalpleri kalbime dolan berrak suya karışacaktı. Son anda uzun rengarenk kuyruklarından tutmuştu John , tek bir kelimesiyle yaşam üfledi üzerlerine.
Defterime teşekkür ederim , yazıp uzattım. John kafasını aşağı yukarı sallayıp telefonuyla birini aradı. Kısa bir görüşmeden sonra ayaklanıp kapıya doğru ilerledi. Eşyalarımı çantama atıp peşine takıldım. John'la birlikte koridorda ilerlerken ellerim titriyordu. Ne söyleyecektim ona ? Merhaba mı ? Sonra gerçek büyük bir tokat gibi patladı suratımda. Ben konuşamam ki. Dudaklarımdaki tebessüm kısa bir an düşeceği zaman Daphne aklıma geldi.
“İnsanlar iletişim kurmak için bir dile ihtiyaç duyar. Ama bu dil sadece konuşulan dil demek değildir. Beden dili , müzik dili , resim dili. İlk insanlar resim çizerek anlaşmışlar. Senin durumun hayatını kötü etkilemez Amy , hayatını şekillendirmek senin ellerinde. Hem sen ellerinle muhteşem şeyler yapıyorsun.”
Karamsarlığa düştüğüm her an ellerimden tutan umut dolu periydi Daphne. Beni çıkmazdan kurtaracak bir yol her zaman buluyordu. Kendimi onun yanındayken ilham perileriyle kutsanmış bir yazar , haylaz küçük bir kız , çoğunlukla güveniyle sarmalanmış yaralı bir kuş gibi hissederdim. Yaralarımın farkındaydım, sarmak için dokunsa da kanamalarına engel olamıyordu. Durduramasa da yaralarıma iyi geldiğini gittiğinde anladım. O günden beri daha çok kanıyordu , ailemin açtığı, hiç kimsenin kapatamayacağı yaralarım. Alışmıştım artık acı vermiyordu ya da ben çektiğim acıya alışmıştım , hissetmiyordum.
“Sağdan ikinci kapı toplantı odası oraya geç bekle , işi bittiğinde gelecek.”
Kafamı sallayıp John'a baktım. Bana ne kadar büyük bir iyilik yaptığının farkında değildi. Minnetle gülümsedim, işaret dilini bildiğini sanmıyordum. Şefkatle tebessüm etti , o iyi biriydi. Omzumu sıkıp gitti. Derin bir nefes aldım ve tarif ettiği odaya girdim. Soğuk oda üşümeme sebep olmuştu. Ürperip kollarıma kendime sardım. Her an gelebilirdi. Büyük masaya bakıp arkalara doğru ilerledim. Onu beklerken camdan dışarıyı seyredebilirdim. Bir süre bekledim , belki yarım saat belki bir. Çantamdan saatime bakıp defterimi ve kitabımı çıkardım. Hala çok heyecanlıydım , ellerim titriyordu. Paul Burns bana bir söz vermişti , tutacağından yüzde yüz emindim. Insanlara pek güvenmezdim ama ona garip bir güven hissediyordum. Insan hiç tanımadığı birine güvenir mi ? Garipti ama onunla ilgili her şeyi seviyordum. Her ne kadar ünlü de olsa , onun gerçekte nasıl biri olduğunu bilmiyorum. Kameralarda profosyonel bir oyuncu , yeri geldiğinde hırsız, yeri geldiğinde aptal bir aşık, yeri geldiğinde katil olan bu adamın orjinal kalıbını ailesi dışında kimse bilemez. Ama ben ona güveniyorum, sebepsiz. Belki de bir sebebi var , ben bilmiyorum.
Başımı dışarıya çevirdiğimde gözlerim aynadaki yansımama takıldı. Yine gülümsüyordum , sanırım onu düşünürken sürekli gülümsüyordum. Onu beklerken biraz kitap okudum , biraz okuyucularımla takıldım laptopumda , şimdiyse her şeyimi toplayıp defterime yeni kurgumun taslağını yazıyordum. Uzun bir süre olmuştu buraya geleli.
Çantadan saate baktığımda beş buçuk saattir beklediğimi fark ettim. Üzülmüştüm, yüzüm düşmüştü , özgürlük kuşları inzivaya çekilmişlerdi. Gelmemişti, belki de unutmuştu. Unutmaması için bir sebep de yoktu zaten.
Yazdığım sayfayı çevirirken kapı açıldı. Kalbim bir anda hızlanmaya başladı. Ellerim tırnak uçlarıma kadar buz tutmuştu. Derince yutkundum. Gelmişti işte, tam karşımdaydı. Eli kapı kulpunda durmuş yüzümü incelerken sayfayı parmaklarımın arasından serbest bırakıp ayağa kalktım.
Yazar'dan devam...
Genç adamın beklediği manzarayla karşılaştığı manzaranın tezatlığı , büyük bir şaşkınlık yaratmıştı üzerinde. Aksi , huysuz biraz da yaşlıca bir kadın ya da bir adam bekliyordu. Onu reddettiği için sinirden kudurmuş bir simayla karşılaşacağından neredeyse emindi , hazırdı da bu duruma , çünkü ona sinir olan çok insan vardı etrafında oysa durum düşündüğünden çok daha farklıydı.
Kapıyı kapatırken bile gözlerini kızdan ayıramadı. Narin , küçük bir kızdı karşısındaki. Yüzündeki gülümseme gözlerine yansımıştı, adamı afallatan asıl şeyde buydu. Bunca saat beklettiği birinin ona gülümsemesi , sanki sevdiği biri uzaklara gitmiş , uzun zaman sonra onu ilk kez görmüş gibi mutlu , özlem doluydu kızın gözleri.
Koyu kahve , büyük gözleri hafif yuvarlak yüzüne ve buğday tenine çok yakışmıştı. Gülümsediğinde al al çıkan elmacık kemiklerinin ne kadar güzel olduğunun farkında mıydı acaba ? Diye düşündü genç adam. Üzerinde ince bordo , v yaka bir bluz ve siyah bir kapüşonlu vardı. Neden böyle giyiniyor ? Diye düşünmekten kendini alamadı. Kadınlar, onunla görüşeceği zaman mini ya da transparan giyerek onu etkilemeyi denemelerine o kadar alışmıştı ki bu kız tüm algılarını yıkmıştı. Kimdi bu kız ?
Adımları kıza sürüklüyordu genç adamı. Her adımında biraz daha dikkatle inceliyordu. Siyah saçları, gözlerini kapattığında kendine yarattığı karanlıktan çok daha siyahtı , unutamayacağı kadar sert bir siyah.
Kızın titrediğini fark ettiğinde kendine sinirlendi. Onu bu soğukta burada tuttuğu için kendine kızmıştı. Aralarında bir adım mesafe kaldığında gözlerini büyük kahverengi gözlerden çekemedi. Uzun kirpikleri bakışına keskin bir hava katıyordu. Yüzünde sadece bordo hafif sürülmüş ruj ve kahve tonlarında belli bile olmayan far vardı. Bu devirde makyaj yapmayan birini görmek çok şaşırtmıştı Paul'u. Bu kız nereden çıkmıştı karşısına ?
“İşim yeni bitti.”
Kimseye hesap vermezdi Paul , ilk kez birine , daha da önemlisi tanımadığı birine hesap veriyordu. Anlayışla gülümsedi genç kız, özgürlük kuşlarının yerleştikleri ormana bahar getirmişti Paul'un gözleri. Bir adım yakınındaydı şimdi , kalbi kulaklarında atmaya başladı. Zihnine kazınan o kokuyu yeniden duyduğunda bayılabileceğini düşündü. Gözlerini kapatsa okyanusun ortasında kaybolacağından emindi kız , tek korkusu onu görememekti.
Kaç saat beklediğini unutmuştu birden, önemsememişti. Biliyordu bu adamı ilk gördüğü andan beri beklediğini. Bir ömür daha bekleyebileceğini düşündü kız , o gelmese de bekleyebilirdi. Genç adam kızın yanındaki sandalyeye oturduğunda Amy soğuktan üşüyen ellerini birbirine kenetleyip sandalyesine oturdu. Paul yaptığı şeyin saçmalığıyla gülümsedi , güzel kadın gördüğünde hep yaptığı gibi. Genç adamın dudakları yukarı kıvrıldığında Amy mest olmuştu manzaranın güzelliğiyle. Her an ölebilirdi heyecandan , kalbi daha fazlasını kaldırır mıydı ? Yoksa ölmüştü de Paul melek olmuş ona gülümsüyor muydu ? Ölmeyi bile umursamadı Amy , bu olasılık bile hoşuna gitmişti. Gözünü kırpmadan Paul'un yüzündeki her detayı ezberlercesine genç adamı inceliyordu. Dünyanın en güzel şeyi karşısında duruyordu , ne çok isterdi gülüşüne dokunmayı.
Paul kendine engel olup bu çekime bir son vermeye karar verdi. Aşk konusunda tecrübeliydi genç adam , en azından kendi öyle düşünüyordu. Bakışlarını kızdan çektiğinde açık çantasına çarptı gözleri, çalar saat taşıyan, az makyajlı, güzel gülen bir kız diye düşündü. Kesinlikle telefonunu almalıydı bu kızın.
Gizemli bir kutu bulmuş yaramaz çocuklar gibiydi , kutunun sonunu görmeden bırakmama konusunda kararlıydı ama bilmiyordu kutuyu henüz açamamıştı bile. Masanın üzerinde duran açık defteri gördüğünde ukala bir şekilde sırıttı.
“Hım , tamam.”
Deyip defteri önüne çekti ve imzasını attı. Klasik kız hayranlarından biri diye düşündü. Ukala bir şekilde sırıtırken adını bile bilmediği kıza kaydı yeniden gözleri. Öyle güzel bakıyordu ki kahve gözleri , insan ister istemez bakmak zorunda kalıyordu. Amy'nin gülümsemesi dudaklarında büyüdüğünde kaşlarını çattı Paul.
Amy defteri genç adamın önünden kendi önüne çekti. Niyeti her ne kadar bu olmasa da genç adamın imza atmasına delice mutlu olmuştu. Adamın nefes alması onun yaşama sebebi haline gelmişti. Gözü daha demin Paul'un eline değen kaleme değdi. En kıymetli eşyası elleri arasındaydı şimdi. Onunla paylaştığı ilk şeyi gözü gibi koruyacağına yemin etti.
Paul'un imzasını öyle çok seviyordu ki bozmamak için beş altı sayfa çevirip yazmaya başladı.
'Neden senaryoyu okumadan reddettin.'
Genç adam cümleyi okuduğunda ciddileşmişti. Yüzündeki gülümseme silindiğinde Amy'nin tebessümü de solmuştu. Amy kötü bir şey mi yazdım acaba diye düşünürken ondan bir cevap bekliyordu.
“Okumadığımı nereden biliyorsun?”
Dedi genç adam. Kendisini sorumsuz biri gibi lanse eden genç kıza alınmıştı. Oysa haklıydı genç kız, tek bir satır bile okumamıştı genç adam. Amy defteri kendine çekip yeniden yazdı. Merakla gelecek hamleyi bekledi adam.
'Okusaydın reddetmezdin.'
Cümle pek hoşuna gitmemişti genç adamın. Neyi sevip sevmediğini bu kız nereden bilecekti ? Kibirli insanlardan hoşlanmazdı Paul , bu küçük kızın küstahlığı sinirini bozmuştu. Setten gergin çıkması ve bir haftanın yorgunluğu da onu olduğundan çok daha sinirli bir adam haline getirmişti. Ellerini sandalyeye koyup kalkacağı zaman , genç kız hızla koluna yapıştı.
Neden böyle oldu ? Diye düşünüyordu Amy. Sinirlenmesi , üzmüştü onu. Sinirlensin diye yazmıyordu ya da kalemine çok güvendiğinden değildi bu cümleler. Paul'un nelerden hoşlandığını az çok biliyordu. Onun kurduğu her kelimeye binlerce anlam yükleyerek onu çözümlemeye çalışırdı her zaman. Paul önce genç kızın üzgün, bir adım gitse ağlayacakmış gibi duran gözlerine sonra kolunu tuttuğu eline baktı. Amy yaptığı şeyi fark edip elini hızla kendine çekti. O dünya yıldızı Paul'du. Hem Paul olmasa bile birini bu şekilde bir şeylere zorlamak doğru değil diye düşündü. Amy kalemi alıp hızlıca aklına gelen ilk şeyi yazıp defteri adamın önüne itti.
'Tarzını biliyorum, aksiyon filmlerinde rol almak istediğini de. Ama sana sunulan senaryoları yeterli bulmadığın için oynamıyorsun.'
Genç adam bir süre düşünüp bu sözleri geçen sene bir röportajında verdiğini hatırladı. Kimdi bu kız ? Kafayı takmış bir fan mı ? Sürekli rahatsız eden takıntılı bir hayran mı ? Neden konuşmuyordu. Sesini tanımamam için mi ? Diye düşündü. Bu oyun sıkmıştı canını. Değiştirdiği beşinci hattı ve alışmakta güçlük çekiyordu bu duruma. Düzenli adamdı Paul , düzenini bozan hiçbir şeyden haz etmiyordu.
“Neden konuşmuyorsun ? Sapık fanlarımdan olduğunu düşünmeye başlayacağım.”
Amy, beklemediği soruyla afallamıştı. Yüzündeki içten tebessüme kırgınlık düşmüştü. Defteri önüne çekip soğuktan hissizleşen parmaklarını zoraki bir güçle hareket ettirdi. Hevesle yazdığı kelimeler şimdi dökülmemek için direniyordu.
'Ben doğuştan konuşma engelliyim.'
İki kelime genç adamı şok etmiş , yaptığı zorbalık yerin dibine batırmıştı onu. Düşüncesizce davranmış, karşısında ki güzel bayanı üzmüştü. Amy bir süre gülümsemeye çalışsa da başarılı olamamıştı. Böyle bir soruyu soracağını hiç tahmin etmiyordu. Bu durumu her ne kadar kabullenmiş de olsa zordu , hayatının sadece bu sebepten çalındığını bilmek çok daha ağırdı.
Kelimeler boğazına yığıldı , zaten hiç kurtulan da olmadı bu düğümden. Defteri önüne çekti.
'Zamanınızı aldığım için özür dilerim.'
Yazmış, ayaklanmıştı Amy. Onu buraya kadar sürüklediğine pişman olmuştu. Ona olan sevgisi geçmiş değildi, sadece çok kırılmıştı. Ve böyle olduğu için kendinden nefret ediyordu. Bu her ne kadar onun suçu olmasa da. Genç adam cümleyi okur okumaz ayaklanan kızın elini tuttu bu defa. Kaşları onu saatlerdir bekleyen kız için çatılmıştı. Küçücük elleri buz tutmuştu. Onu bilerek beklettiği için kendine kızdı. Ne zaman bu kadar berbat birine dönüşmüştü ?
“Ellerin çok soğuk.”
Bu bir azar değil farkına varma ve üzüntüydü. Amy , sevdiği adamın elini tutmasına sevinememişti bile. Onun acıyan bakışları canını öyle çok sıkmıştı ki elini genç adamdan çekip defteri önüne aldı.
'Bana acıyın diye gelmedim. Bu eseri sizin için kaleme almıştım, benim hatam.'
Genç adam okuduğu cümleyle kızın kolunu şefkatle tuttu.
“Sizi kırmak istemedim. Ben kendime acıyorum , sizi burada beklettiğim için.”