NUMARA

1538 Kelimeler
…Adam kadının avuçlarının arasına geceyi bıraktı. Dedi ki yıldızlardan birini bizim için seç. Kadın düşündü , saatler birbirini izlerken yıldızları seyretti. Sen geceye çalan karanlığımı aydınlattın dedi. Gülümsedi adam. Gecenin karanlığını boyadı kadın, cennetten sıçrayan yıldızlar serpildi karanlığa. Cennetimsin , senin varlığın arzuladığım tek mekan dedi kadın… Saatlerce izleyebilirdim bu bakışları ama şimdi hiç içimden gelmemişti. İçimde büyüyen orman kışa gömülmüştü. Hazırlıksızdı özgürlük kuşları buz kesmeye and içmiş yayılan soğuk , tüylerinin arasından küçük bedenlerini sararken ürpermişlerdi. Nefes alamadılar bir anda , birer birer döküldüler dallarından. Ölüm sessizce yerleşti baş ucuma , yutkunamadım. “Geç oldu bırakayım seni.” Kafamı sağa sola sallayıp elimi enseme doğru götürdüm. Kapüşonumun ucunu yakalayıp kafama geçirdim. Yalnızlık benim gibi zavallıların mahkum edildiği hapishaneydi. Onu yaşadığım yere götüremezdim. Ne beklemiştim zaten ? Bana aşık olmasını mı? Kalbinde bana yer açmasını mı ? Hadi ama Amy , kimsin sen ? Patterson'ların ucubesinden başka. Çantamı kapatıp omzuma aldım. İçine bir sürü şey doldurduğumdan epey ağırdı. Keşke altında ezildiğim tek ağırlık çanta olsaydı. Keşke keşkelerle dolu zincirler boğazıma dolanırken nefessiz kalmasaydım. Defterimi kendime çekip hızlıca yazdım. 'Taksiyle gideceğim , iyi geceler.' Paul cümleyi okuyup kahve gözlerini bana diktiğinde defterime uzandım. Biraz düşünmem gerekiyordu. Biraz ağlamam , bunun için yalnız kalmalıydım. Can kırıkları dağılmıştı yüreğime, tek tek toplamam gerekiyordu. Akmak için sıraya girmiş yaşlar göz kapaklarımın arasına dizilmişti. Paul defterimi kapatıp cebine attığında şaşkınlıkla ona bakıyordum. Ne yapıyordu? “Sanırım defterinizi almanız için benimle gelmeniz gerekiyor.” Kısacık bir anda tüm dengeler alt üst olabilir miydi ? Onun sesini işittiğim ilk an bu sorunun cevabını bulmuştum. Umudum gerisinde enkaz bırakmamak için çabalıyordu. Kapıya doğru ilerleyen Paul'a bakıp gülümsedim. Defterim önemliydi sonuçta. İçinde yeni kitabımın taslağı yazıyor , kaybolsun istemem. Hızlı adımlarla yanına vardım. Birlikte sessizce aşağı iniyorduk. Benimle vakit geçiren herkesin benim gibi sessizliğe bürünmesi her ne kadar üzücü olsa da onu böyle yakından görmek, izlediğimin farkında olsa bile ses etmemesi heyecanımı daha çok artırıyordu. Nasıl bir adamdı, beni her hareketiyle kendine bağlıyordu ? İçinde sadece ikimizin olduğu asansör zemine inerken bakışlarımı yere eğdim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki duymasından çekiniyordum. Kulak zarıma baskı uygulayan ses ona odakladığım dikkatimi elimden alıyordu. “Filmleri sever misin ?” Filmler ? Çekingen bakışlarımı açık kahverengi gözlerine diktim. Güneşin aydınlattığı , yeni doğan güne haber veren toprak gibiydi , sarının kahverengiye büründüğü açık bir ton. Kahverengiye aşık olduğum ton. Benim gözlerimse yağmurdan sonra kokusuna doyamadığım ıslak toprağın rengiydi , çamurdu. Seviyordum gözlerimi , onun gözlerini sevdiğim kadar olmasa da. Kalbime dolan şelale gürül gürül akarken özgürlük kuşları soğuktan buz tutmuş bedenleriyle düşmüşlerdi oluşan gölete. Her bir kuş bir kalp atışımla karışıyordu suya. Sonra kanat çırparak havalanıyorlardı. Paul'un kalbime kurduğu orman her ne olursa olsun onlara zarar vermezdi çünkü. Sorusuna cevap vermediğim aklıma geldi birden. Filmleri izlemek için çok fazla zamanım olmuştu. Onun filmlerini tekrar ve tekrar izlemiştim. Patterson malikanesinde bana can yoldaşı olan tek şey ekranın ardında bana diktiği kahve gözleriydi. Kafamı aşağı yukarı salladım. Eğer o bir şeyleri seviyorsa sevmek görevimmiş gibi hissediyordum. İşimi severek yapacağımdan da emindim. Asansör otoparkta durmuştu. Paul önden çıkmış ben de peşine takılmıştım. Aklıma bile gelmezdi onunla seyahat etmek. Koşup sırtına atlamak , doyasıya sarılmak istiyordum ona. Tanrım, beni güzel şeylerin varlığına inandırdığın için sana teşekkür ederim. Varlığı ruhuma en güzel armağandı o. Hislerim allak bullak olmuştu. Bana acıdığı için böyle davranıyordu belki. Vicdanının sesini dindirmesi gerekiyordu. Bana acıması her ne kadar özgürlük kuşlarımın kanatlarıyla acı dolu bir senfoni yaratmalarına neden olsa da mutluydum. Çünkü onun olduğu her yer mutluluktu. Garipti , iki zıt duyguyu aynı anda hissetmek , alışılagelmişin dışındaydı, içinde Paul olduğu için özeldi , en güzeliydi. Siyah son model arabasının kilidini açtığında bana doğru kısa bir bakış atıp gülümsedi. Özgürlük kuşları kışı beraberinde götüren adama minnet ederek yeni yuvalarına uçtular. Şoför koltuğunun kapısını açtığında yan koltuğun kapısını açıp bindim. Emniyet kemerini takarken ben de hızlıca taktım. Soğuktan kızarmış ellerim heyecanla titriyordu. Motor sesi arabayı doldurduğunda ellerimi birbirine kenetledim. Rüyada gibiydim. Yanımda Paul oturuyordu ! Yanımdaydı! O , tam olarak yanımda ! Cennet dedikleri yere adım atan küçük bir kız çocuğu gibiydim. “Evin nerede ?” Burada , senin yanında demek istesem de sustum. Cebinden çıkardığı defterimi kucağıma koydu. Elimi yumruk yaparak sıktım , titremesi yavaşladığında adresi hızlıca yazıp gösterdim. Gülümsedi, kalbime yerleşen orman genişledi. İçimde yarattığı ormana umut kuşlarını uçurdu , özgürlük kuşları yeni arkadaşlarını selamladı. Araba hareket ederken yapmam gerekenin dışarıyı izlemek olduğunu bilsem de yapamadım. O yanımda otururken bu nasıl mümkün olabilirdi ? Hem onu bir daha nerede göreceğim ki ? İçimde oluşan hüznü kuşlarım kanat çırparak uzak diyarların arkasına kovdular , o yanımdayken nasıl üzülebilirdim ? Gözlerim yola odaklanmış adama kaymıştı. Yeni çıkmış sakalları ona çok yakışıyordu. Yüzünün her detayını sevdiğim adam. Hafifçe sakalını kaşıdığında gülümsedim , söyleseydi ben kaşırdım. Uzun kirpikleri gözlerinin güzelliğinin küçük bir detayıydı. Onun gözleri bahar , kirpikleri bahara açılan pencerenin perdeleriydi. Kalın kaşlarına , kendisi sevmese de güzel bulduğum ince dudaklarına unutmamak adına dikkatle bakıyordum. Beynimin duvarları arasına sıkışmış küçük bir kız. Kalçalarına kadar uzanan saçları siyahtı , ayaklarını bağdaş kurup sırtını duvara yaslamıştı. Kucağında küçük eski bir çizim defteri vardı. İki yıl önce aralamıştı tozlanmış kapağı, bir adamın gülüşüne aşık olduğumda. Sayfalarına sadece onu çiziyordu , gülümsedi. Özgürlüğün kuşlarından biri uçarak ona doğru süzülüyordu. Gagasının arasına sıkıştırdığı kalemi defterin üzerine bıraktı. Kalem yuvarlanarak sayfaların birleştiği kısımda durdu. Heyecanla atıldı küçük kız, en sevdiği şey elleri arasındaydı. Bıraksalar ömrümü bu adamı izleyerek geçirirdim. Tam bu şekilde, durdursalar hayatın akışını, herkes yuvarlansa boşlukta, bize değmeden. Saçlarına dokunsam , sıkı sıkı sarılıp kokusunu özgürlük kuşlarıma armağan etsem. Öyle güzeldi ki gözlerimi kırpmamak için direniyordum. Gerçeği kameralardan çok daha farklıydı. Çünkü çamur rengindeki gözlerimin kalitesi tüm kameralardan çok daha iyiydi. İçime derin bir nefes çekip kokusundan küçük bir parça çaldım. Parfüm kokusu sinmişti arabaya , sanırım bu yüzdendi hayran bakışlarım. Daha çok vanilya , turunçgil kokusu alıyordum. Dün aldığım aquatik koku çok az da olsa hissediliyordu , beynim mayışmıştı galiba. Gözlerimi kapatıp ciğerlerimin kapasitesini son raddesine kadar açmak içine kokusunu doldurmak istesem de yapmadım , beni sapık bir fan olarak anımsamasını istemiyordum. Elindeki dövmeye kaydı gözlerim küçük kırlangıç ve öpücük dövmesi vardı. Öpücük dövmesinin bir sürü teorisi olsa da neden yaptırdığını hep merak etmişimdir. Eski sevgilisi için yaptırdığını söyleyen ahmak bir kesim var , beynim o teoriyi okur okumaz reddetmişti. Paul öyle şey yapmaz. Yapmamıştır değil mi ? “Müzik dinlemeyi sever misin ?” Derince yutkunup bakışlarımı direksiyonu tutan elinden çekip gözlerine diktim. Yakalandım. Kafamı aşağı yukarı salladığımda bakışlarımı dışarıya çevirdim. Tanıdık bir şey çarpmamıştı gözüme, biraz daha zamanım vardı. Doyasıya izlemek istiyordum onu , doyacağımı sanmıyorum bakmalara. Kırmızı ışıkta durduğumuzu yeni fark etmiştim. Next to you/Chris Brown ft. Justin Bieber çalmaya başladığında camdan dışarıyı izlerken gülümsemiştim. Şu sıralar en çok dinlediği şarkıydı çünkü bu. “Chrish Brown sever misin ?” Müzik dinlemeyi çok seviyordum ama Chrish Brown daha önce dinlememiştim taki Paul'un sevdiği şarkıcı olduğunu öğrenene kadar. Paul'la birlikte sevmeye de başlamıştım. Kim bilir kaç kez dinlemiştim şarkılarını? Kafamı aşağı yukarı salladığımda gülümsedi. Gülümsedim. Kayboldum yüzünde oluşan çizgilerde. Eğer yaşadıklarım bir rüyaysa Tanrım, beni sonsuz uykuya hapset , gerçeklerle yüzleşecek cesaretim kalmadı. Şarkının sonlarına doğru tanıdık sokağa gelmiştik. Şimdi ayrılık vaktiydi. Daha önce hiç kimsenin yanında bu kadar çok kalmak istememiştim. Arabadan inmemek için bir sebep aradım. Uyuyormuş numarası yapmak için geçti. Defterimi açıp kokusunu içime çeke çeke yazdım kelimeleri. 'Teşekkür ederim , her şey için.' Defteri ona uzattığımda hızlıca okuyup gülümsemişti. Her şeyim yazmak istiyordum. Umudum , özgürlüğüm, kaçışım, kayboluşum , yeni doğan güneşim, sabahım, geceyi aydınlatan ayım, gözlerim kapandığında karanlığıma yerleşen , sevgim. Gülümsediğinde özgürlük kuşlarımın sevinçle kanat çırpmasına neden olan adam , huzurum. Şimdi seni bırakmak ne kadar zor benim için biliyor musun ? Peki bunları hiçbir zaman sana söyleyemeyecek olmak ne kadar zor tahmin edebilir misin ? Defterime iyi geceler yazıp gösterdim. “İyi geceler.” Kafasını yavaş bir şekilde aşağı yukarı sallarken gülümseyip emniyet kemerimi çözdüm. Daha fazla tutamazdım onu burada. Yorgundu , bu şekilde araba kullanması doğru değildi. Şoför çağırmalıydık. Kalbime hükmeden adamı karın kaygan izlerini bıraktığı yola feda etmekten korkuyordum. Kapıyı soğuk geceye araladığımda aşık olduğum tını uykuya dalmış ormanın uyanmasına sebep olmuştu. “Telefon numaranı alsam…” başımı ondan tarafa çevirdiğimde başını omzuna doğru eğerek neşesini hafifçe kaşıdı. “Yani eğer senin için de sorun olmayacaksa senaryo üzerine konuşabiliriz. Belki yani eğer istersen.” Başımı sağa sola salladığımda gülümseyişi suratında kalakalmıştı. Bu şaşkın haline hayranlıkla gülümsedim , hoşuma gitmişti , defterimi açtım hemen. Yarın kendime bir cep telefonu almayı aklıma not ederken emin olamadan yazdım. ‘Numaramı veremem çünkü telefonum yok. Mektuba ne dersin :)’ yanına gülen surat emojisi de koymuştum gülsün diye. Dudaklarını birbirine bastırıp başını onaylarcasına salladı. “Sanırım güvercin almam gerekiyor.” Gülümsediğinde defterime eğdim başımı. 'Dikkatli sür , lütfen.' Cümleyi okuyup bir süre yüzüme baktı. Kızmış mıydı ? Derince yutkunup başımı önüme eğdiğimde çenemi bir bebeğin küçük ellerini tutar gibi sarıp kaldırmıştı. “Gözlerini kaçırma , çok güzel bakıyorsun.” Her kelimesine ayrı bir roman yazabilirdim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki her an kalbim durabilirdi. Öpmek istiyordum delice bir arzuyla. Öpüp kaçsa mıydım ? Ellerini çektiğinde sırtıma vuran soğuk kollarıyla sarmalamıştı bedenimi. Bırakma, sen yaralı ruhuma iyi gelen tek şeysin. Gülümseyip arabadan indim. Hangi ara çözdüğünü bilmediğim kemerini takıp son kez baktı. Gülümsedi, bu adam seviyordu gülümsemeyi. Ben onun gülüşünde ölmeyi sevdiğim gibi. Bir bilsen benim için ne ifade ettiğini...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE