Selamun aleyküm 🍂🍂
Keyifli okumalar...🍭🍭
-Artık geçmişi konuşmayalım. Önümüze bakalım. Dün gece hakkında konuşalım. Ya da önümüzdeki günlerde bizi neler bekliyor onun hakkında konuşalım ama artık geçmişi konuşmayalım. Mesela birbirimizi tanıyalım. Aileler yaşananlardan sonra bir araya gelip iyice kaynaştılar ama senin hakkında adın ve mesleğin dışında hiçbir şey bilmiyorum. Mesleğini bile ağabeyimden öğrenmiştim. Bazı şeyler bizim dışımızda çok hızlı gelişti o yüzden bu süreçte birbirimizi tanıyacağız ama belli başlı şeyleri senin ağzından duymak istiyorum.
-Annemle babamı tanıyorsun zaten. Dört kardeşiz. En küçükleriyim. Üçü de evli. Dün akşam gördün onları. Eşleri ve çocukları ile de tanışırsın. Böyle sorunca da aklıma bir şey gelmedi. Ne desem ki.
Son söylediğine ister istemez gülümsedim. Adam kendini sorguda hissetmişti muhtemelen. Halbuki polis olan kendisiydi. Hemde çevik kuvvet.
-Tamam öyleyse mesleğin hakkında bir şeyler anlat. Belirli bir saat diliminde çalışmadığın belli. Görevli olduğun alanlar neresi? Hep İstanbul da mı görevli oluyorsun ya da başka şehirlere de gidiyor musun? Bunlar basit görünebilir ama benim için önemli.
-Niye? Mesleğimin asıl zorlu yanlarını görünce vaz mı geçeceksin?
-Alakası yok. Sadece bundan sonra nasıl bir hayatım olacak bunu merak ediyorum ve şimdiden kendimi alıştırmam gerekiyor.
-Anladım. Şöyle özet geçeyim. Ben İstanbul Çevik Kuvvet'te görev yapıyorum. Bizim iş biraz farklıdır; sabit bir masa başı görevimiz yok. Sabah kaçta çıkacağımızı, gece kaçta döneceğimizi çoğu zaman bilemeyiz. Olayın durumuna göre değişir. Vardiya sistemiyle çalışıyoruz ama 'saat bitti, çıkayım' deme lüksümüz yok. Diyelim ki sabah sekizde göreve çıktık, öğlene kadar eğitim, sonra bir anons gelir — bir yürüyüş var, bir protesto, bir maç. Gidiyoruz hemen. Görev yerine gittiğinde önce güvenlik çemberi kurarsın, ekip dizilir, kalkanlar, coplar, biber gazı tüpleri... Hepsi kontrol edilir. Olay büyümezse sadece bekleriz, ama bazen bir anda ortam değişir. İnsan kalabalığının enerjisi çok yüksek olur, bir anda taş gelir, bir ses yükselir, herkes hareketlenir. Bizim işte disiplin çok önemlidir. Komut neyse o. 'Dur' denirse durursun, 'ileri' denirse ileri. Bazen saatlerce ayakta beklersin, bazen bir dakikada her şey olur. Normalde haftada bir izinimiz olur ama olağanüstü dönemlerde o da kayar. Özellikle İstanbul'da her zaman bir şey olur. Maç, miting, devlet büyüğü ziyareti... Yani hep hazır olman gerekir. İşin zor tarafı fiziksel yorgunluk değil aslında. Saatlerce o kaskla, çelik yelekle, teçhizatla durmaya alışıyorsun. Zor olan, bazen insanların seni yanlış anlaması. Biz oradayız diye kimseye düşman değiliz, sadece düzenin bozulmaması için duruyoruz. Ama bunu herkes görmez.
-Hiç bu kadar ayrıntılı düşünmemiştim. Hep televizyonda görüyoruz, ama oradaki siz misiniz, yoksa başka bir şey mi — anlamak zor.
-Biliyor musun, bizim işte günün nasıl geçeceğini asla bilemezsin. Sabah eğitimdesin, bir bakmışsın öğleden sonra bir maçta görev. Gece eve dönmek nasip mi, belli değil.
-Yani plan yapmak imkânsız gibi bir şey mi?
-Aynen öyle. Arkadaşlar çağırıyor, "gel buluşalım" diyorlar... Ama sen nöbettesin, gidemiyorsun. Bazen saatlerce kalkanla bekliyorsun, bazen bir anda ortalık karışıyor.
-Zor olmalı... İnsan o kalabalıkta hem sakin kalacak hem de soğukkanlı davranacak.
-İlk başta zordu. Ama sonra alışıyorsun. En çok yoran şey fiziksel değil aslında, insanların seni yanlış anlaması. Biz oradayız diye kimseye düşman değiliz.
-Anlıyorum. Dışarıdan bakınca farklı görünüyor belki ama... şimdi sen anlatınca başka bir tarafını gördüm.
Çayımdan bir yudum alıp devam ettim.
-Korktuğun hiç olmuyor mu peki?
-Oluyor tabii. Her insan korkar. Ama o an düşünemezsin. Sadece görevin aklına gelir.
-Peki sonra? Eve döndüğünde?
-Sessizleşiyorum biraz. Evde fazla konuşmam. Çünkü oradaki kalabalık biter ama kafandaki ses hemen susmaz.
-Tamam... o zaman ben susmam. Konuşmak istersen dinlerim, konuşmak istemezsen de sadece yanındayım.
Konuşmaya kendimi kaptırıp içimden geçenleri dışa vurmuştum. Söylediklerim Sarp' ın hoşuna gitmiş olacak ki gülmüştü.
-Bu kadar yeter zaten.... Eee geldiğimizden beri benden konuşuyoruz biraz da sen kendinden bahset. Tarih okuduğunu biliyorum. Okuyup bir yandan da çalışmak zor olmuyor mu?
-Aslında Tarih isteyerek okuduğum bir bölüm olmadı. Sınavdan istediğim puanı alamadım. Bir yıl kaybetmemek adına açıköğretim fakültesine tercih ettim. Açıktan okuyabileceğim en mantıklı bölüm Tarih gibi geliyordu o zamanlar ama şu an düşününce çok büyük saçmalamışım. O yüzden yıllardır mezun olamıyorum. Ben de evde durmak yerine çalışmaya karar verdim. Şu an çalıştığım markette mağaza müdürü olarak çalışıyorum. Kısaca okul ve iş durumum böyle. Ailem ile ilgili bütün bilgilere ağabeyim sayasinde biliyorsun diye varsayıyorum.
-Belli başlı şeyler diyelim. Peki ağabeyinle aran nasıl? O gece olanlardan sonra bir daha bir şey oldu mu?
-Olmadı. Çünkü konuşmuyorum. O gece ortada herhangi bir şey yoktu ve bunu yanlış anladı. Biri kardeşim biri arkadaşım demeden yargısız infazda bulundu. Şu an düşündüğü durumu yaşıyor olsak bile o gün öyle bir konu söz konusu bile değildi. Seni geçtim beni bile dinlemedi. İnsan kız kardeşini dinlemez mi?
-Kaya sinirle hareket etti ama eminim çok pişmandır. Sen ve kız kardeşin onun gözünde çok başka bir yerdesiniz. O gece onun yerinde olsam belki ben de aynı tepkiyi verirdim.
-Ha sen de öküzlük yapardın? Ablan üç erkeğin arasında iyi birini bulmuş da evlenmiş.
-Ablam aramızda kalsın biraz çirkeftir. Üçümzde onun gazabına uğramamak için ona bulaşmadık.
-İyi öyleyse bir durum olduğunda yetkili kişi olarak ablanın yanına gideceğim , belli oldu. Ondan çok şey öğreneceğim kesin.
-Ailemiz ikinci bir Sevda' ya hazır mı bilemedim.
Kendi söylediğine gülerken telefondan saate baktım. Neredeyse iki buçuk saattir oturuyordur. Artık markete gitmem gerekiyordu.
-Kalkalım mı? Biraz daha oyalanırsam geç kalacağım.
-Olur. Sen geç , hesabı halledip geliyorum.
-Alman usulü. Herkes kendi yediğini ödesin. Baştan söyleyeyim boşuna itiraz etme.
-Bu seferlik dediğin gibi olsun.
-Sen öyle san.
Hesabı ödeyip kafeden ayrılmış çalıştığım markete kadar beraber yürümüştük. Yol boyu sohbet ederek yolu bitirdiğimiz için yol çok kısa gelmişti.
-Annem sizinkileri senin izin gününde akşam yemeğinde ağırlamayı düşünüyor. İzin günün belli olursa bana haber verirsin annemle konuşurum. O da senin annenle konuşsun.
-Olur haber veririm.
Sarp ile vedalaşıp depoya geçip çantamı ağzıma bastırarak küçük çaplı bir çığlık atmıştım.
Sarp benden özür dilemişti. Özrü hem samimi hem de içtendi. İyi ki annemi dinleyip bir şans vermiştim. Sarp ile buluştuğumuz o gün her şeyin bittiğini sanmıştım. Sonsuza kadar iki yabancı olarak kalacağız sanmıştım. Kalbim sustuğunda, hayatın da susacağını düşündüm. Ama yanılmışım. Ağabeyimin bizi görüp yanlış anlaması ve sonrasında yaşananlar...
Bir sabah, güneşin ışığı pencereme vurduğunda fark ettim; hiçbir şey tamamen bitmiyor. Kırılan yerlerden bile filizleniyor bazen umut. Şimdi biliyorum, ikinci şanslar mucize değil... Sadece yeniden inanmayı seçen kalplerin sessiz duaları.
🦋🦋🦋