bc

Kuzeyin Saklı Mevsimi

book_age18+
381
TAKİP ET
10.3K
OKU
family
forced
opposites attract
stepfather
heir/heiress
sweet
kicking
office/work place
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey daha var..." dedi ve bir eli ile belimi sımsıkı sarıp sarmalarken diğeri ile saçlarımın tamamını geriye doğru tarayarak omuzlarımı açıkta bıraktı ve sağ omuzumun üzerine doğru eğildiğinde sıcacık dudaklarını tenimde hissettim. Bir süre öylece durdu. Kokumu, ezberlemek ister gibi içine çekerek birkaç tane öpücük bırakıp tekrardan doğruldu.

İçimde alev alev kaynayan bir his nefes almamı da zorlaştırırken, bir parça şaşkınlıkla kirpiklerimi kırpıştırarak ona baktım.

"Bu... bu ne içindi?"

"Omuzlarında taşıdığın bütün yükler için..." dedi ve dayanamadı yine sağ omuzuma yüzünü sokuşturarak derin bir nefes daha aldı. Ardından bir öpücük daha kondurdu. Hareketleri içimi yakıyordu. Ürpermemin önüne geçemiyordum. İçim yeniden titredi. O ise alışık olduğu bir rutini gerçekleştiriyor gibi rahattı... Gerçekten de söylediği gibi bunu uzun zamandır yapmayı planladığı her halinden belliydi... Sözlerine, nefesi tenime değerken devam etti. İki öpücükle aklımı yitirmeye yaklaşacağımı söyleseler gülüp geçebilirdim. Ama söz konusu Bora olunca...

"Doğurmadan anne oldun sen ve ben biliyorum... bu güzel omuzlar dünyanın yükünü taşıyor..." dedi sol omzuma doğru dudaklarını yaklaştırırken. "Bundan sonra yalnız değilsin. Hiçbir zaman da olmadın ya zaten... Bütün yorgunluğunu almak için omuzlarından öpüyorum, öpeceğim... Şifan olacağım..."

___________

Nisan için artık yaz; denizlerin dalgası kadar çalkantılı, mevsim çiçekleri kadar kısa ömürlü fakat derin izleriyle kalbin rotasını bambaşka bir yola çeviren bir mevsimdi.

Kuzeyin Saklı Mevsimi. Aşkın, kaybolmuş umutların, kırık kalplerin ve en beklenmedik zamanda filizlenen yeni başlangıçların hikâyesi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1- Marina
"Nisan! Nereye?" Kalabalıkları yarıp nihayet sokağa doğru çıktığımda, arkamdan bana seslenen Bora'ya döndüm. "Biraz nefes almaya ihtiyacım var!" diye yanıt verdim. Bu sırada aramıza kalabalık insan grupları girip çıkıyordu. Yumruk haline getirdiği elini göğsüne doğru iki kez vurarak kendini gösterdi. Sonra da bana doğru işaret parmağını uzattı. "Seninle gelmemi ister misin?" demek istediğini kaşlarının ve surat ifadesinden anlamıştım. Ellerimi havaya kaldırıp 'hayır' anlamına gelecek şekilde hareket ettirdim. Aynı zamanda başımı da sağa sola sallıyordum. "Yok yok!" Benden aldığı karşılık sonrasında dudaklarını birbirine bastırarak başı ile onayladı sadece. "Hilal'e gittiğimi söylersin. Görüşürüz! Tekrardan iyi ki doğdun komiserim!" diye seslendim geri geri adımlamaya devam ederken. Ortamdan kaçar gibi gidişimi daha da dramatize etmek istememiştim. "Bak, bir şey olursa direkt 'Alo' diyorsun bana. Tamam mı?" Güldüm. Ne olabilirdi ki? "Emredersiniz!" dedim gülmeye devam ederken. Bir yandan da, artık ne alakaysa, asker selamı vermiştim. O da güldü benimle beraber. Ağzının içinde bir şeyler geveledi ama aramızdaki mesafeden ne söylediğini anlamak çok güçtü. Müziğin sesi de oldukça yükselmişti zaten. Yüzümü yürüdüğüm yöne çevirdim ve sırtımda Bora'nın bakışlarını hissederek sakince adımlamaya başladım. Ayaklarım yolunu ezbere bildiğim denizin kenarına doğru ilerlerken, kendimle başbaşa kalmak için marina tarafına yürümeye başladım. Çocukluğumdan beri bildiğim ve son yıllarda yalnızlığımı kendimle paylaşmak için her gün uğradığım bir köşesi vardı bu alanın. Lambaların aydınlattığı ahşap plakaların üzerinde yürüyerek ilerledim. Dalgaların huzurlu sesinde kendimi aramak üzerine derin hissiyatlara kapıldığım bir akşam oluyordu yine. Gizli yerime doğru gelmiştim. Aslında buranın gizli falan olduğu yoktu. Bu tarafa uğrayan pek kimse olmazdı. O nedenle burayı kendimce 'gizli' ilan etmiştim. Ayaklarımı, denize yere doğru sarkıtarak ılık akşam denizinden esen tatlı meltem ile buluşturdum tenimi. Çantamı omuzumdan sıyırıp, hemen yanıma yerleştirdim. Ellerimden destek alarak geriye doğru yaslandım ve kıyının ışıklarını izlemeye başladım. Hayatımı, yaşadığım bütün zorlukları ve 'ben' olma mücadelesini... Sonu hiçbir yere varmayacak olsa da; hepsini sakin kafayla yine ve yeniden, tek tek düşündüm. Kendimle başbaşa kalarak yaklaşık bir yirmi dakikalık zaman diliminin peşine, oturduğum yerin hemen arkasından şimşek gibi biri geçti. Neredeyse, geriye doğru konumlandırdığım elimi ve parmaklarımı ezecekti. O kadar şiddetli adımlar atmıştı ki oturduğum yeri bile titretti. Ne olduğunu anlamak için hızlıca başımı kaldırdığımda epeyce ileride duran büyük bir tekneye doğru tırmandığını gördüm. Ayakkabılarıyla... Öylece... Belli ki acelesi vardı. Biraz sonra iki insanın birbirine bağırma sesleri duyuldu. Ne olduğunu anlamak için başımı kaldırdım. Belki de kalkıp gitmem gerekiyordu. Ama hayır, merak duygusu beni ele geçirmişti. Her ne olduysa adam oldukça sinirlenmiş olmalıydı. Karşısında da bir kadın duruyordu. Pür dikkat kavga eden, elleri kolları ayrı oynayan o çifti izliyordum. Benden epeyce uzaktalardı ama yine de eylemleri rahat seçiliyordu. Bu sırada çok ilginç bir şey daha oldu. Adamın hızlıca çıktığı o teknede sinsice hareket eden birini gördüm, bir silüet. Önce teknenin kıç kısmına doğru arkasına baka baka, öndekilere çaktırmadan yürüdü. Ardından demirlere tutunarak kendini aşağıya doğru sarkıttı ve bedenini karanlık sulara doğru narince bıraktı. İyi bir yüzücü olmalıydı. Bir de boy avantajından olsa gerek çok fazla ses çıkarmadan bu işi halletmişti bile. Ne tarafa gideceğini izlemek için onu takip etmeye çalıştım ama karanlık olduğu için gözden kaybolmuştu. Bu sırada adam hararetle ve abartılı el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Kadının başı ise teknenin kıç kısmına doğru dönüp dönüp duruyordu. Yoksa adam... Aldatılırken baskın mı yapmıştı? Vaov! "Eve gitmek yerine bu tarafa geldiğim için ne kadar şanslıydım ama!" dedim kendi kendime. Resmen bir film sahnesi izler gibi izliyordum olanları. "Keşke buraya gelmeden bir de bira alsaydım. Eminim o zaman daha keyifli olurdu!" diye kendimle konuşmayı sürdürdüm ancak henüz bu fikre erken kapıldığımın farkında değildim... Ben bunları düşünürken adam, kadından sanki bir bilgi edinmiş gibi, hızlıca teknenin kıç kısmına doğru ilerledi. Denize doğru bağırıyordu. Çıldırmış gibiydi. Tekneden atlayan adamı görmüş müydü bilmiyorum ama eline geçirirse muhtemelen gebertirdi, işte buna çok emindim. Hayretle olanları izlemeye devam ederken, ne olduğunu anlayamadığım bir zaman dilimi içinde suya doğru sarkıttığım bacaklarımdan birinin tutup beni aşağıya doğru çektiğini hissettim. Çığlığım boğazımdan çıkmadan yok olurken kendimi suyun içinde buldum. Kalbim deli gibi atıyor, bir adamın kollarında çırpınıyordum! "Bırak beni!" diyerek bağırdım. Bacaklarımı dizlerime kadar toplayıp var gücümle ona vurmaya çalıştım. O ise bu sırada bilmediğim bir dilde bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Kulağım denizin içinde olduğumdan mı yoksa korkudan mı bilmiyorum... kulağıma anlamsız gelen kelimeleri söyleyip duruyordu. Beni aşağı çekmeye uğraşmıyordu. Beni boğmak gibi bir telaşı da yoktu. Aksine bana sıkıca sarılmış bir şeyler geveliyordu işte. Bu adamın, tekneden atlayan adam olduğunu fark etmem ise fazla zamanımı almamıştı. "I don't understand you!" diye bağırdım ona. Sonra bizden birine pek benzemese de benzer cümleyi Türkçe de kurdum. "Seni anlamıyorum Allah'ın belası adam!" “Oh, I’m really sorry. I didn’t see that coming. I didn’t mean to freak you out. You gotta help me..” Beni korkutmak istemediğini, özür dileyip ona yardım etmem gerektiğini söylemişti. Aklını kaçırmış olmalıydı. Benim de aklı başında bir birey olmadığımın henüz farkında değildi tabi... "Önce çek şu lanet olası ellerini bedenimden!" diye bağırdım anlayacağı dilde. Hemen "Ovv!" diyerek sarıldığı belimden kollarını çekti. Suyun içerisinde birbirimize bakan iki kişi olarak kalmıştık. "Kimsin ve beni bu rezil duruma neden düşürdün?" diye sordum hemen. "Ben... Adım Adrian ve olmamam gereken bir yerdeyim." dedi "Orasını görüyorum!" "Ben az önce bu tekneden hoş olmayan bir şekilde ayrıldım ve... o gördüğün adam... bak... saçma göründüğünün farkındayım. Ama o adam görmeden suyun içinden çıkamam. Beni anlıyor musun?" parmağı ile atladığı tekneyi gösterirken, "Bu saatte suda ne işim olduğunu soracak olursa diye... yakalanmamak için... bana yardım etmen adına seni de suya çektim." Süper! Aklının köşelerinde bir gram beyin olmayan bir yabancı ile, Ege'nin serin sularındaydık ve... karşımdaki herifi ciddi mânâda gebertmek istiyordum! "Aklımı kaçırıyordum geri zekalı!" "Hey! Korkmana gerek yok. Ben canavar değilim..." "Allah'ım ya! Çattık!" diye karşılık verdim Türkçe. Haliyle anlamamıştı. "Anlamıyorum seni." dedi bana. O sırada, o deli adam çıktı tekneden ve etrafa bakmaya başladı. Kolumdan tuttuğu gibi yeniden bedenine doğru çekti beni suyun içinde, Adrian olduğunu iddia eden kişi. "Yardımına ihtiyacım var..." "O boku nasıl yediysen, aynı şekilde de temizle!" diye karşılık verdim anlayacağı dilde. "Bağırma lütfen!" dedi bana fısıltıyla. Yanıma doğru iyice yaklaşmıştı. "Ortada bir yanlış anlaşılma var, gerçekten..." Şimdi sinirden çıldıracaktım. "Bak... Bana açıklama yapmak zorunda değilsin. Şimdi.. bırak beni. Yoksa adama seslenir ve tekneden atlayanın sen olduğunu bağıra çağıra söylerim!" Cümlem tamamlandığında gözlerinin gözlerime kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Deminden beri suyun içinde debelenen biz değilmişiz gibi, sanki beni ilk kez o an görüyormuş gibi baktı. Uzun uzun baktı hatta. Ayrıca az önceki tehditim onu hiç korkutmuşa benzemiyordu. Bir süre öylece durdu ve gözlerime ısrarla bakmaya devam etti. Ama öte yandan diğer tarafta bir hareketlilik vardı. Az önce çıldıran adam, kararlı adımlarla bize doğru geliyordu. Bakışları etrafı taramış ve ikimizi de fark etmişti. Birazdan gelip bir şeyler soracağından neredeyse emindim. Belki de burada birini görüp görmediğimizi soracaktı… Bakışlarımı o adamdan çekip, suyun içinde olan manyağa çevirdim. Tam da o anda, "Gözlerin, büyüleyici..." dedi bana. "Tanrım! Az önce bir tekneden atladın ve adam buraya doğru geliyor ve sen benim gözlerimin büyüleyici olduğundan mı bahsediyorsun? Suya atlarken başını bir yerlere mi vurdun? Yok eğer vurmadıysan da şu adam umarım senin canına okur!" Ama işte tam o anda, olmaması gereken şey oldu. Aniden enseme uzanan güçlü bir elin kavrayışını hissettim. O an, hiçbir şey anlamama fırsat kalmadan beni kendine iyice çekti… suyun içinde hareketlerimi kontrol edememekten nefret ettiğimi düşünüyordum ki dudaklarını dudaklarıma değdirdi ve onları kımıldatmadan öylece durdu. Suyun serinliğiyle şaşırmış olan bedenim, o son temasla adeta dondu kaldı. Göğsüm hızla inip kalkarken, etrafımdaki dünya bulanıklaştı. Su, saçlarımın arasından kayarken kalbimin deli gibi atışını bastıramıyordu. Hey! Bu aşağılık yerde neler oluyordu?? 

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
49.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
84.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
72.0K
bc

HÜKÜM

read
227.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
534.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
30.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook