Bade yaşadığı ağrılar ve gözlerinin kurumasına dahi izin vermeden akmaya devam eden yaşlarla az önce kavga ettiği ruh hastasının bahçesinden çıkarken kendini çok yorgun, bitkin ve aynı zamanda korkmuş hissediyordu. Hissediyordu çünkü büyük bahçede etrafı sayamadığı kadar adamla doluydu ve hepsi her hareketini izliyorlardı bu yüzden sakin olmaya çalışan genç kız yanlış bir hareket yapmaktan korkarak eline aldığı telefonu cebine koymuş ve çıkışa doğru zor da olsa ilerlemeye devam etmişti. Yavaşça açılan kapıdan hızlı olmaya çalışarak süzülen genç kız dışarı çıktığında önünde uzanan upuzun taş yol ve etrafını belirli bir yere kadar aydınlatmak için konumlandırılmış sokak lambalarının arka kısımlarındaki ağaçları, daha doğrusu ormanı görmesi ile sertçe yutkunmuş ve hissettiği korku ile yavaşça eve gelmek için yapılan yoldan ilerlemeye başlamıştı. Korkuyordu fakat içten içe korkmadığını söyleyerek kendini telkin ediyordu… Bir kaç yüz metre yürüyen Bade olduğu yerde durup etrafa kısaca göz attığında kimsenin onu görmediğine emin olarak az önce yapacağı şeyi yapmak adına telefonunu çıkarıp aramak istediği numarayı tuşlayıp aramıştı telefon çalarken sırtının ağrısı kendini hissettirdiği için biraz dinlenmek amacıyla kenarda gördüğü ağaca doğru yürüyen genç kız sırtını ağaca yaslaması ile açılan telefona hemen konuştu,
“Ben ihbarda bulunmak istiyorum.” Durumu hızla anlatan genç kız derin bir nefes alıp uzun konuşmasını tamamlarken son cümlesini söyledi,
“…Silivri taraflarında olduğumu düşünüyorum, şarjım bitmek üzere konumum ile ilgili saptamayı hemen yapmanızı rica ediyorum… Sizi burada bekliyorum, gitmek istesem de gidemem zaten.” Gidemezdi… Ne yanında parası vardı, ne yürüyebilecek haldeydi, ne de tam olarak nerede olduğunu biliyordu,
“Bir ekip yönlendirdik, sakin olun. Biz gelene kadar da bir yere ayrılmayın.” Bade duydukları ile derin bir nefes bırakıp karşısındakinin görmeyeceğini bilse de başını sallamış, onaylar bir cevap verip telefonu kapatmıştı. Genç kız ağlıyor, ağladıkça gün boyu aldığı darbeler ve yorgunluktan dolayı tüm kaslarının daha çok ağrıdığını hissediyordu. Havanın yavaştan kararmaya başladığını fark eden genç kız korkuyla başını kolları arasına gömüp mırıldandı,
“Allahım… Yardım et… Yardım et, hem bana hem yeğenime yardım et…” Telefonu tekrar çıkaran genç kız gördüğü şarj bitme ibaresi ile aklına gelen ailesine haber vermek için hızla telefon rehberine girecekken baktığı telefonun ekranının kararması ile dudağını dişleri arasına alıp dolan gözlerini bu defa durdurmadan ağlamaya başlamıştı, sanki buradan kurtulamayacak, çıktığı eve bir daha giremeyecekti. Sıkışmış hissediyordu...
Soğumaya başlayan hava ile daha çok gerilen Bade ağlamaktan şişen gözlerini silip ağrıyan beline rağmen yaslandığı ağaçtan ayrılıp ayağa kalmış ve gelen gidenin olup olmadığını anlamak adına kendi etrafında bir tur gönmüştü. Gelen veya gidenin olmadığını fark eden genç kız bunun böyle olmayacağını düşünerek önünde duran karışık ve kararmaya yüz tutmuş ormana bir göz atıp buradan bir çıkar yol bulup karakola bizzat gitme ümidi ile ileriye doğru adımladığında omzuna değen bir elle korku ile sıçrayıp olabildiğince yüksek bir sesle çığlık arttı.
"Cık Cık Cık... Zeki teyzemize gitmek için izin vermişken hala benim evimin çevresinde ne işi var acaba?" Bade duyduğu sesle gözlerini sıkıca kapatıp derin bir nefes alırken titremeye başlayan vücudunu kontrol altına almaya çalışarak öne atılıp kaçmaya çalıştığında arkasındaki adadım saçlarından sıkıca tutarak kendini çekmesi ile acılı bir çığlık atmaktan kendini alı koyamamıştı,
“Ben söyliyim… Teyzemiz o kadar zeki ki, polisi arayıp ihbarda bulunmak gibi bir hata yapmış.” Bade arkasında konuşan adamın sesinin yavaş yavaş sinirli bir hal almaya başladığını hissetse de saç diplerindeki ağrıdan dolayı başının zonkladığını ve hatta artık tansiyonun düştüğünü hissediyordu her an bayılabilirdi…
“Bırak! Bırak beni!” Güven Agah duyduğu sözlerle sinirleri bozulmuş gibi bir kahkaha atmış ve kızı kolundan tutup kendine çevirerek ağlamaktan şişen gözlerini umursamadan konuşmuştu,
“O şans ayına bir kez gelir teyze hanım! O şansı kullanmayı bırak, tek şansının içine benim evimin çevresinde çomak sokarsan ben sana ne yaparım biliyor musun!?” Bade gözlüklerini yine takmış adamdan ağlayarak kolunu kurtarmaya çalışmış ve bağırmıştı,
“Bırak! Ruh hastası! Bırak beni!” Güven cevap alamayınca tekrar başını sallamış ve kıza sinsice gülümseyerek cevap vermişti,
“Onu da ben söyleyim, malum teyzemizin zekası boş işlerle meşgul… Yediğin boku temizletirim! O ihbarı yaptığın gibi gözlerimin içine baka baka, çözeceksin bu olayı! Ben çözemez miyim? Çözerim, tek telefonuma bakar ama bu da senin cezan zeki teyze.” Kızın kolundan tutan genç adam umursamadan çekiştirerek sakin bir şekilde yoldan ilerleyip çiftliğin kapısına kadar getirmişti.
“Ağabey…” Güven, kendine seslenen adama bakmadan cevap verdi,
“Kes Engin… Polisler gelecek sakın durdurmaya çalışmayın, gelsinler.”
“Emredersin ağabey.” Güven açık kapıyı iterek eve girerken kolundan tuttuğu ve ağlamaktan bitap düşen kızı savurup salonun ortasında yere düşmesini sağlamıştı. Ellerini ceplerine koyan genç adam yarı baygın duran kızın yanına ilerleyip ayak ucuyla sırtını dürterken tepki vermesi adına konuştu,
“Kalk! Seni gönderdiğimde gitseydin bu hallere düşmeyecektin. Kalk!” Bade, nabzının yavaşladığını hissediyor, yavaş yavaş bilincinin kapandığını anlayabiliyordu. Tansiyonu düşüyordu… Sürekki düşük tansiyonlu bir insan olduğu için sık sık yaşadığı bu durumu şu an oldukça derin ve iliklerine kadar yaşıyordu… Güven, kızın gözlerini zor açtığını görünce yüzünü buruşturmuş ve yürüyerek tekli berjere oturup bağırmıştı,
“Engin!” Bir kaç saniye sonra koşarak gelen adamın yerde yatan kıza baktığını görüp konuştu,
“Alın bunu üst kata çıkarın. On dakika içinde kendine gelecek, kendine çeki düzen versin polisler gelince bu şekilde görünürse bu sefer cidden onu öldürürüm.” Engin hızla kadına yürüyüp baygın bedenini kucağına almış ve üst kattaki odalardan birine çıkarırken kapıdakilere de bağırmıştı,
“Kim gelirse içer alın!” Hızla üst kata çıkıp boş bir yatak odasının kapısını açan Engin kızı çift kişilik yatağa bırakıp yanağına bir kaç kez dokundu,
“Neydi lan bunun adı…” yanağına hafif bir tokat aran Engin kızın uyanması için konuştu,
“Bayan! Uyan bayan!” Bade yanaklarının tokatlanması ve başında bağıran bir sesten dolayı zorla gözlerini açıp mırıldandı,
“Hım…”
“Bayan kalk! Ağabey öldürecek seni neden gitmedin!” Bade duydukları ile gözlerini açıp zorla yutkunarak fısıldadı,
“Tuzlu…” Engin kızın konuşmasını anlamayarak konuştu,
“Ne?” Bade her tansiyonu düştüğünde yaptığı şeyi söylemek adına zor da olsa konuştu,
“Tuzlu ayran… Tansiyonum düştü.” Engin ne söylediğini anladığında başını hızla sallayıp aşağıdaki adamlardan birini arayıp bol tuzlu bir ayran istemişti. Bir kaç dakika içinde kapının çalması ile içeri giren adamın elinden kutuyu kapıp çalkalamış, üstünü açarak içine tuz döküp kıza uzatmıştı,
“Bayan, iç.” Bade, zor da olsa doğrulup uzatılan ayranı hızla kafasına dikerken biten kutuyu dudaklarından ayırıp yüzünü buruşturdu,
“Bu da çok tuzlu…” Engin, arkasındaki adama teşekkür edip göndermiş ve kıza dönerek konuştu,
“Bakın bayan, ağabey çok sinirli. Köpürüyor, polis gelecekmiş siz çözecekmişsiniz mevzuyu… Kalkın toplanın aşağıya gelin.” Bade kutuyu yanındaki komodine bırakıp yavaşça kendine gelen bedeni ile ayağa kalkmış ve nefret içeren bir sesle konuşmuştu,
“Çözeceğim! Bu olayı kökten çözeceğim! Gelsin polisler! Senin o ruh hastası ağabeyini şikayet edip kodese tıktıracağım ve bu olayı kökten çözmüş olacağım!” Engin duyduğu kısa fıkra ile kısaca gülüp kadına dönmüştü,
“Tavsiye etmem bayan… Ağabeye bişey olmaz, olan yine sana olur… Hiç tavsiye etmem. Sen gel anlaş bizimle.” Bade sinirden titreyen çenesi ile bağıracakken Engin konuşmasına izin vermeden devam etti,
“Anlaş bizimle dedim! Anlaş ki bu evden canlı çık! Salaklık yapma! Güven ağabey acımaz! Bu evde kendi isteğinle durduğunu söyleyeceksin! Güven ağabeyin kız arkadaşı olduğunu ve bu eve o yurt dışından geldiği için ziyarete geldiğini söyleyeceksin!” Bade üstüne basa basa emrivaki konuşup çıkan adamın ardından sinirlerine hakim olamadan komodinin üstündeki lambaya vurup yere fırlatmıştı, yatağın üstündeki yastıkları fırlatıp bağırdı,
“Allah belanızı versin! Allah hepinizin belasını versin!” Yatağa oturan genç kız göz yaşlarını silerken içinden mırıldanmaya devam ediyordu,
“Allah belanızı versin…”
Güven aşağıya inen adamı görünce kahvesinden keyifli bir yudum alıp başını iki yana salladı,
“Zeka küpü teyzemize durumu anlattın mı Engin?” Engin başını sallamıştı,
“Anlattım ağabey, onda şikayet edecek yürek yok.” Güven kısa bir kahkaha atıp sordu,
“Şikayet etse ne olur Engin?”
“Hiç bir şey ağabey, sen her şeyin bir yolunu bulursun.” Başını keyifle sallayan Güven kahvesinden son bir yudum alıp ayağa kalktı,
“Aynen öyle, bunu beni kurtarmak için değil, benimle ters düştüğünde yaşayacaklarını görmesi için yapıyorum… Korkup bir daha buraya yaklaşmaması için.” Engin anlıyordu zaten, yukarıdaki kadın pek ağabeyinin uğraşacağı tipte bir kadın değildi. Ne yanındaki kadınlara benziyordu, ne de karşısındaki…
“Öyle ağabey.” Güven, Engine yürüyüp sesinin duyulmayacağı bir şekilde sordu,
“Ayarladın mı adamları?”
“Ayarladım ağabey, bir kaç arkadaş yolun başlangıcındaki kameralardan gelen polis arabalarını görüp durdurdu. Anlaştık gönderdik… Onun dışında söylediğin gibi polis rolü yapacak üç adam ayarladım, az sonra gelirler.” Güven, keyifli bir kahkaha atıp gözlüğünü çıkarmış ve kenara koymuştu. Şu an keyfini yüzündeki iz dahi bozamazdı…
“Bakalım, bizden yeteri kadar korkmuş mu teyzemiz?” Engin merak sordu,
“Korkmamışsa ne yapacağız ağabey?” Güven gayet normal bir şekilde cevap verdi,
“Korkana kadar devam edeceğiz. Benim boyundurluğum altında olduğunu hissedene kadar… Benim gücümün ondan fazla olduğunu anlayana kadar… Keremi burada bırakıp defolup gidene kadar bu evden çıkarmayıp onu yıldıracağız. Yılınca da bir daha asla bu eve gelmek istemeyecek, peşimden düşünce de yeğenimi alıp normal yaşantıma dönceğim.” Engin kaşlarını şaşkınlıkla kaldırıp sordu,
“Ağabey… Türkiye?” Güven’in keyifli gülüşü an be an solarken derin bir nefes alıp uzaklara dalarak cevaplamıştı,
“Benim burada işim on beş yaşındayken bitti Engin… ” Engin durgunlaşan adam ile sıkıntılı bir nefes alıp başını salladı,
“Eyvallah ağabey…” Kapının çalması ile dikkati daldığı yerden kopan genç adam gülümseyip başı ile yukarıyı işaret etti,
“Al gel, biraz eğlenelim.” Engin kızı almak için yukarı giderken Güven ise kapıyı açıp karşısında gördüğü üç tane üniformalı adama başını eğerek selam vermişti. Yukarıdan gelen adım seslerini duyunca dalga geçer bir sesle konuştu,
“Hoş geldiniz komiserim.” Güven için keyifli sandığı anlar başlarken aslında genç kızın bu kadar kolay yıkılmayacağını anlayacağı bir an yaşayacak ve hikayelerinin temelleri o an atılacaktı.