OYUN BAŞLIYOR

1702 Kelimeler
Aradan bir hafta geçmişti. Nisan, bir haftadır dışarı çıkmıyordu. Odasında kitap karıştırıyordu. Genç kızın bu sessizliği ailesini de endişelendirmişti. Kapının açılmasıyla Nisan'ın dikkati dağıldı. Başını çevirdiğinde annesini gördü. "Hasta mısın kızım?" Nisan, sıkılgan bir tavırla cevap verdi. "Canım dışarı çıkmak istemiyor." Diğer yandan bir haftadır Nisan'ı görmeyen Naz, onu merak etmişti. Sarp'la da buluşmuyordu bu kız. Naz, kaç gündür fırsat kolluyordu. Keşke bu kadar korkutmasaydı. Şimdi Nisan'ı nasıl kaçıracaktı? Tam da çeteyi ayarlamıştı. Herşey, ondan gelecek bir telefona bakıyordu. Bunları derinlemesine düşünürken kapının ardından gelen teyzesinin sesiyle irkildi. "Naz, bu akşam restaurantta Ender bey ve Kamil beylerle yemeğimiz var. Hem Sarp ta gelecek, kaçırmazsın sen. Güzelce hazırlan." Naz düşündü. Kamil bey, Nisan'ın babası. Genç kız, heyecanla sordu. "Teyze, Nisan da gelecek mi?" "Evet, niye sordun?" "Şey, bir haftadır görmüyorum da." "Ben de görmedim ama kesin gelir." Naz sevindi. " İnşallah gelirsin Nisan, sana çok güzel sürprizlerim var," diye düşündü. Akşam olmuştu. Restauranta girerlerken Naz, çok heyecanlıydı. Önemli görev, onu bekliyordu. Diğer yandan da Nisan gelmezse hayal kırıklığına uğrayacaktı. "İnşallah gelir," diye temenni etti içinden. Restauranta girdiklerinde, Sarp ve ailesi masada onları bekliyordu. Delikanlı, Naz'ı görünce göz kırptı. Naz da ona gülümseyerek karşılık verdi. Hep birlikte masaya oturdular. Nisan ve ailesi neredeydi? Naz, merakla teyzesine sordu: "Teyze, Nisanlar nerede?" Yeğeninin hiç sevmediği Nisan'ı bu kadar merak etmesine tuhaf bulan kadın, hiç bozuntuya vermeden cevap verdi. "Az sonra gelirler." Genç kız sabırsızlıkla beklerken sonunda umduğunu buldu. Kamil Bey, eşi ve Nisan göründü. Ağır adımlarla masaya gelip oturdular. Nisan, mutsuz görünüyordu. Rengi solgundu. Makyaj da yapmamıştı. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Yüzünden düşen bin parçaydı. Anlaşılan tehditler onu bu hale getirmişti. Yazık! Naz, onun bu hâline gülmemek için kendini zor tuttu. Nisan'ın annesi konuştu. "Kızım, gülümsesene. Bak Sarp ve Naz da var. Az mutlu ol." Kamil bey, sinirli bir sesle konuştu. "Son zamanlarda çok şımardı. Yemeğe gelmeyecekmiş hanımefendi." Sanem konuyu geçiştirmeye çalıştı. "Üstüne gelmeseydiniz kızın, genç o." "Gelirim." diye üsteledi Kamil Bey. "O, yemekte ailemizi temsil ediyor. Zorla getirdim." Nisan'ın annesi Semra hanım, kocasına dönerek sus işareti yaptı. Naz, teyzesine döndü. "Ben bir ellerimi yıkamaya gideyim." Sonra da ayağa kalktı ve koşarak lavaboya girdi. Önce etrafını detaylıca kontrol etti. Kimsenin olmadığını anlayınca hemen eski lisesinden arkadaşı olan Mert'i aradı. "Mert, arabayı çalıştır.Ben sana adresi vereceğim. Aylin ve Meriç'i de al. Kapıda bekleyin. Benim işaretim olmadan arabadan çıkmayın, bekliyorum." "Tamamdır." Naz, telefonu kapatıp derin bir nefes aldı. Masaya döndüğünde yemekler çoktan gelmişti. Tabaktaki etler şahane görünüyordu. Naz, bıçak ve çatalı eline aldı ve etten bir parça yedi. Çok lezzetliydi. Nisan'la yan yana oturuyordu. Nisan, Naz'a şüpheli şekilde bakıyordu. Bu tehdit mesajlarını Naz gönderiyor olabilirdi. Çünkü ailesiyle çok yakındı ve Sarp'tan hoşlanıyordu. Üstelik bu tehdit olayları Naz'la tanıştıktan sonra olmuştu. Ama emin değildi ki. Yanılıyor olabilirdi. Çünkü bu Naz çok saftı. Kızın günahını alıyor olabilirdi. Nisan'ın elbisesi Naz'ın dikkatini çekti. Beymbeyaz bir elbise. Bu, Naz için büyük bir fırsattı. Hemen planını devreye koyan genç kız, meyvesuyuna uzanırken bardak devrildi ve Nisan'ın üzerine döküldü. Plan başarılıydı. Naz, hemen eline peçete aldı. "Üzgünüm Nisan, istemeyerek oldu. Dur, sileyim." "Önemli değil Naz." diye tersledi Nisan genç kızı. Sonra da ayağa kalkarak annesine döndü. "Anne eve gitmeliyim, böyle oturamam." "Kızım daha tatlı yiyecektik ama." Nisan, "Çıkmam lazım ama." diye mızmızlanınca Semra, "Tamam, çıkabilirsin kızım." diye onay verdi. Kamil Bey arkasından söylendi. "Yine kaçmaya bahane buldu. Çok şımarttık bu kızı." Nisan çıkarken Naz, Mert'e mesaj attı. "Çıkıyor, elinizi çabuk tutun. Kameralara yakalanmayın." Az sonra cevap gelmişti. "Emredersiniz patron." Yemek, çok güzel geçmişti. Hele ki yemeğin peşine yedikleri suffle harikaydı. Herkes neşeli şekilde sohbet ediyordu. Restauranttan ayrıldıklarında Naz'ın telefonuna mesaj geldi. "Kız halloldu. Seni bekliyoruz." Naz, çok sevindi. Bu iş sorunsuz halledilmişti. Şimdi dışarı çıkmak için bahane bulması gerekiyordu. O anda aklına bir fikir geldi. "Teyze, sinemaya sevdiğim bir film gelmiş. Ben biraz geç gelsem olur mu? "Pekala," diyerek başını salladı teyzesi. Teyzesi gidince Naz, hızla yürüdü ve durağın önünde bekledi. Mert'e mesaj attı. Bir süre sonra gri bir araba geldi. Aylin, arabanın camını açarak, "Atla" dedi. Naz, arabaya bindiğinde şoför koltuğunda oturan Mert'e döndü: "Gideceğimiz yer çok uzak mı?" "Yok, yakın sayılır." Kısa bir yolculuktan sonra araba, terkedilmiş bir okulun bahçesinde durdu. Naz, Aylin'e baktı. "Bana giysi getirdin mi?" Aylin elindeki çantayı uzattı: "Buyur. İstediğim gibi. Siyah body ve pantolon. Kar maskesi de içinde." "Siz inin çocuklar, ben giyinip geliyorum. Kar maskenizi takmayı unutmayın." Diğerleri inince Naz, arabada üstünü değiştirdi ve bahçeye indi. Çok karanlıktı. Bina çok ürkütücü görünüyordu. Genç kız tedirgin olmuştu. Daha önce böyle izbe yerlere girmemişti. Ürkütücü bir deneyim olmuştu Naz için. Genç kız etrafına tedirginlikle bakarken Aylin koşarak yanına geldi. "Naz, acele et. Okulun spor salonunda seni bekliyorlar." Naz, söylendi. "Aylin, burası çok korkunç." Aylin, gülümseyerek karşılık verdi. "Ne o korktun mu? Burası güvenli yer, kimse bizi göremez." "Burayı nereden buldunuz?" "Bizim çeteyi küçük görme, her yerde sığınağımız var." dedi Aylin kendinden emin bir tavırla. Naz, Aylin'le maskelerini takıp terkedilmiş bu okulun spor salonuna girdi. Herkes maskeliydi. Nisan'ı bir sandalyeye bağlamışlar, ağzını bantlamışlardı. Nisan, ayılınca karşısında siyah giyimli ve maskeli iki kişi gördü. Loş bir ışık yanıyordu. Çok korkmuştu. Bu bir kabus olmalıydı. Az sonra kapıdan iki maskeli daha girdi. İçlerinden birisi ona yaklaşarak tokat attı. Kalınca bir sesle. "Beni dinlemedin, Sarp'tan uzaklaşmadın. Bugün biraz canını yakacağım." diye bağırdı. Nisan kızı tanıdı. Tehdit mesajlarını yollayan kızdı bu. Ama maske takmıştı. Kızın kim olduğunu öğrenmek isterdi. O loş ışıkta maskeli kızın bir tek mavi gözlerini görmüştü, o kadar. Üstelik sesi de boğuk geliyordu. Sesten de çıkaramadı maskeli kızı. Naz, keskin bir edayla sesini daha da kalınlaştırarak, "Kırbaçlayın", dedi. Sesini ustalıkla kamufle ediyordu. Maskelinin biri, masanın üstünden kırbacı alıp Nisan'ın sırtına bir kaç kez vurdu. Nisan'ın canı yanmıştı. Kendisi için çok korktu. Bunlar ne tür manyaktı böyle? Naz, "Açın ağzını," dedi. İki maskeli, Nisan'ın ağzından bandı çıkardılar ve Nisan çığlık attı. Naz, kızın çenesini okşadı. "Seni burada kimse duyamaz güzelim." Nisan, maskeli kızın sonraki talimatını duyunca dehşete düştü. "Penseyi getirin, şunun bir dişini çekeyim." Genç kız, korkuyla yalvarmaya başladı. "Lütfen yapma, söz. Sarp'ın bir km ötesine yaklaşmayacağım." "Söz mü?" Nisan başını salladığında Naz, diğerlerine döndü: "Bayıltın." Bir el, Nisan'ın ağzını kapadı ve Nisan kendinden geçti. Naz, Nisan'ı keyifle izledikten sonra diğerlerine seslendi. "Bu gece burada kalsın, Aylin ve Meriç, siz burada bekleyin. Mert, sen de beni eve götür." Arabaya bindiklerinde görev tamamdı. Mert, onu villanın yakınında bir yerde bıraktı. Naz, villaya doğru yürümeye başladı. Kapının önüne varınca zile bastı. Kapıyı teyzesi açtı. "Film nasıldı?" "Bol aksiyonlu harika bir filmdi teyze." dedi Naz, keyifli bir sesle. Daha sonra teyzesinin moralsizliğini farketti. "Teyze, neyin var? Üzgün gibisin." "Gel benimle." diyerek içeri girdi teyzesi. Naz da peşinden gitti. Salona girdiğinde Nisan'ın annesi Semra'yı gördü. Kadın çok endişeli görünüyordu. Naz, kadına acımıştı ama Nisan bunu hakediyordu. Sevecen bir tavırla, "Semra teyze, hoş geldin." dedi. Semra, Naz'ı görünce başını kaldırdı. "Naz, Nisan'ı gördün mü?Seninledir diye düşünmüştüm." "Hayır, ben Nisan'ı görmedim." Semra, iyice endişelenmişti. "Nereye gider ki bu kız?" Sanem, kadını teselli etmeye çalıştı. "Üzülmeyin, gençtir. Bir arkadaşıyla buluşmuştur belki." "Telefonlarına da cevap vermiyor." Zilin çalmasıyla Semra Hanım heyecanlandı. "Kim geldi acaba?" Nimet kapıya koştu. Az sonra içeri Sarp girdi. "Semra teyze, ben Nisan'ı aramaya çıkıyorum." Naz, hemen atladı konuya. "Sarp, ben de seninle geleyim. Belki Nisan'ı birlikte buluruz, sonuçta o, arkadaşımız sayılır." Semra, Naz'a minnettarlıkla baktı. "Naz, çok iyi kalplisin kızım. Nisan senden pek hoşlanmazdı ama senin altın gibi bir kalbin var. Kızımı aramaya gidiyorsun." Naz, utanarak "Teşekkür ederim," dedi. Sarp'la tam kapıdan çıkacakken Semra Hanım onları durdurdu. "Durun çocuklar, aramanıza gerek kalmadı. Nisan mesaj atmış." Sarp, merakla sordu. "Ne diyor mesajda?" "Partideymiş, bu gece arkadaşlarında kalacakmış. Gece gece bu parti de nereden çıktı ama yarın sorarım ben ona." Naz, içinden "Bu çocuklar işini iyi yapıyor," diye düşündü. Semra Hanım ve Sarp kapıdan çıkınca Naz da yorgunlukla odasına çıktı. O gece huzur içinde uyudu. Sabahın altısında telefon çaldı. Naz, gözünü ovuşturdu. "Kim bu saatte?" diye söylenerek telefonu açtı. Arayan Mert'ti. "Kızı ne yapalım?" Naz, umursamaz bir tavırla cevap verdi. "Atın sahile." O sabah genç balıkçı, sahilde yürüyordu. Yüzükoyun yatan bir kız, dikkatini çekti. Sağ mı ölü mü belli değildi. Korkarak arkadaşlarına seslendi: "Hayri, Kemal, burada bir kız var." İki adam sahile koştu. "Hanımefendi, hanımefendi!" diye seslendiler ama Nisan, hareketsizdi. Genç balıkçı, kızın nabzını yokladı. Arkadaşı, korkuyla sordu. "Abi, kız ölmüş mü yoksa?" Genç balıkçı, "Gencecik kız, kim ne ister? Kim bilir başına ne geldi?" diye söylenince arkadaşı daha çok endişelendi. "Ölmüş, değil mi? Yazık ya, çok üzüldüm kıza." Diğeri hemen atıldı. "Polise haber verelim, başımıza bela almayalım." Genç balıkçı, "Saçmalamayın, dedi. Bir umutla denizden suyu avuçladı. Daha sonra da Nisan'ın yüzüne damlattı. Nisan, o esnada uyandı. Gözlerini açtığında üç adam başında bekliyordu. Yüzüne su serpen adam "Çok şükür," dedi. Diğeri Nisan'a seslendi. "Hanımefendi, iyi misiniz?" Nisan, "İyiyim, çok yorgundum da bayılmışım." diye konuyu geçiştirdi. Balıkçı, bu cevapla tatmin olmamıştı. "Hastaneye götürelim sizi." Nisan, sinirlenerek ona bağırdı. "Hayır, ben iyiyim. Bu konu aramızda kalacak, tamam mı? Beni rahat bırakın." Genç kızın bu tavırlarına öfkelenen balıkçı, arkadaşlarına dönerek, "Kimseye iyilik yapmaya gelmiyor, haydi gidelim." dedi. Balıkçılar, uzaklaştığında Nisan, zorla ayağa kalktı ve gözü çantasını aradı. Çantasını az ileride buldu. İçine baktığında tüm parası çalınmıştı, ama telefonu duruyordu. Alah'tan telefonu çalınmamıştı. Telefonu açtığında Annesi ve babasından bir sürü mesaj vardı. Ailesine ne hesap verecekti. Ellerindeki ip izlerine baktı. "Yaşadığım için şükretmeliyim," diye düşündü. Nisan, onu kaçıran kişinin Naz olmadığına kesinlikle emindi. Çünkü o kaçırıldığı sırada Naz, aile yemeğindeydi. Parası çalınmıştı ama küçük gözdeki paraya dokunmamış olabilirlerdi. Çantasının küçük gözünü açtığında küçük bir kağıt buldu: "Bir daha Sarp'a yaklaşırsan kendini denizin içinde bulursun." Nisan, babasına onu alması için konumunu attı. Hâlâ olayın şokunu üzerinden atlatamamıştı. Ayağa kalkıp yola doğru yürüdü. Ailesine ne yalan uyduracaktı? Doğruları söylese bu manyak onu rahat bırakmazdı. Sarp'ın adına çok üzüldü. Manyak bir hayranı vardı ve ona da zarar verebilirdi. Çok zaman geçmeden babası, arabayla gelmişti. Nisan, ürkek bir tavırla arabaya bindi. Babası, kızgınlıkla ona döndü: "Dün gece hangi partideydin?" "Parti?" "Mesaj atmışsın ya, partideyim diye. Gece gece parti de nereden çıktı." "Şey, Buse çok ısrar etti de kıramadım." "Taksi neden çağırmadın? Parana ne oldu?" "Bu sabah Buseler'den çıktım. Yolda beni gaspettiler, paramı çaldılar." Kamil, endişelenmişti. "Ne diyorsun sen kızım? Bu çok ciddi bir mesele. Polise gidelim." "Hayır baba, lütfen. Beni gaspeden kişileri göremedim zaten maskeliydiler. Boşuna uğraşmız oluruz. Başıma gelenlerden sonra bir de polisle uğraşmak istemiyorum." Babası, bu durumun üzerine fazla üstelemedi. "Sen bilirsin kızım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE