SINAV

2132 Kelimeler
Petro King, dev bir heykelin karşısında ayakta dikiliyordu. Roswald Barın alt katlarındaki eski bardaklarla dolu bir odada gezinirken bir yandan da heykeldeydi gözü. Merdivenlere yakın sarmaşık ağaçları ve buz ağacı heykelleri, bunlar eskiydi, yığılıydı. Depoyu andıran bitişikteki yan odanın duvarlarında üç işaret tablosu vardı. Güven, ölüm ve ironi. Her bir harfin altına denk gelecek şekilde üç çerçeve asılıydı. Güven yazısının altında yüzü siyah beyaz bir kadın vardı. Kadın cennet ve cehennemin ortasında duruyor gibi tasvir edilmişti. Bir tarafta, cennet kısmında ufak bir kız çocuğu; diğer tarafında, cehennem kısmında, minik bir oğlan çocuğu vardı. Hemen yanında işaret parmağıyla gösterdiği diğer tablo görünüyordu. Bu tabloda Julian Garden ve Misa Garden'in fotoğrafları vardı. Yine resim ikiye ayrılmış ama ikisi de cehennem ateşinde tasvir edilmişti. Misa işaret parmağıyla diğer tabloyu işaret ediyordu. Bu son tabloda bir boşluk vardı. Boşluğun içinde çekik gözlü bir adam vardı. Başında kral tacı vardı. Bu da onun takma ismini bol bol yansıtıyordu. Petro King. Dövmeleri boynundan çenesinin tam altına kadar çıkıyordu. Karanlığın altında kendi tablosunun önüne doğru geldi ve dikkatle görüntüsünü seyretti. O sırada merdivenlerden adım sesleri duyuldu. "Kimsin?" dedi Petro sonuna kadar içmiş bir adamın ses tonuyla. "Şu an hiç vaktim yok." Aşağı inen sesler kesildiğinde ayakkabılardan yukarı doğru çıktı ve gelenin Kim'le bir kadın olduğunu gördü. "Ağabey? Bu hatun da kim?" Kim, uzatmadan Delphi Lion'u arkalarda bir yerde bıraktı. Kadın şaşkınca bu anı bekler gibi tablolara bakıyordu. Buz apacı modelinin yanından geçip, tabloların önünü kapatan dev hilal heykelini geride bıraktı. Bu bir asanın ucuna konulmuş hilaldi. Tıpkı annesinin asası gibi. Duvardaki resimlerden birinde annesinin mürekkep suratını görünce duraksadı. Kim Hyou direkt lafa girdi. "Misa ölmeden önce bir not bırakmış. Bunu sana bıraktı değil mi? Onu vereceksin." Delphi'nin yüzünde bir şüphe gezindi, eli ceketinin cebinde gezindi. Ne? Bunu istemeye mi gelmişlerdi? Ama bu çoktan cebindeydi. "Not mu? Misa öyle bir not mu bırakmış ki?" "Evet, bir not. Senden başka kime bırakabilir?" "Onu o emekli moruk mu söyledi? Kanunları unutmuş moruk," dedi küçümser bir tavırla Petro. Gözleri öfkeden büyüdü. "Yok öyle bir not, bunu kafana sokamıyor musun? Ha öyle biri varsa ki sadece..." Arkadaki kadını süzüp durdu. "Arkandaki kim? Onu umarım sonuna kadar tanıyorsundur." Kadınla göz göze geldiler. "Her şeyi biliyordur herhalde," dedi Petro imalı bir sesle. Kim, kadın lafa girmeden başını salladı. "Bunu bir kenara bırak. Güvenmeyeceğim birine neden sırtımı döneyim? Ama soru şu. En son Carrot Pie'yi ne zaman gördün?" Petro bir an tedirgin olmuş gibiydi. "Az önce," dedi. "Yarım saat kadar oldu." "Burada ne işin var?" Petro abisine bir bakış attığında Kim'in yüzü neredeyse morarmıştı. "Ne oluyor?" dedi Delphi Lion. "Gidelim," dedi Kim metal parçalarının yığılı olduğu zeminden geçerek. Yürüdükçe ışıklar yandı. Sonunda iğrenç bir koku duyuldu. Kim korkuyla önüne düşen kardeşinin peşinden gitti. Delphi midesinin ağzına geldiğini hissetti. Neredeyse kusacaktı. Yukarıya birkaç basamak çıkıyordu, oraya metal bir kapı konulmuştu. "Berbat kokuyor," dedi Delphi. Kim cevap vermedi. Petro cebinde şıngırdayan anahtarların biriyle kapıyı açtı. Işıklar parladığı an yerde uzanan adam görüldü. "O da kim?" dedi Delpi berbat kokudan burnunu kapatarak. "İntihar etti," dedi Petro sakin bir sesle. "İntihar." "Carrot mu yaptı?" Hepsi birbirlerine baktılar. "Carrot kimseyi öldürmez," dedi net bir sesle Petro. "Bu adam kendini öldürdü." "Neden?" Delphi korkuyla karışık sordu ve cesedin yanına doğru ilerledi. Bu kaçıncı cesetti. Kim ona dönerek "Yakından bak, tanıdık bir şey olursa söyle," dedi. Neden ona bunları söylüyordu? Adamın yanına yaklaştıkça bunun Mido Sourney olduğunu anladı. Kırmızı saçları tokasından çıkarak dağılmıştı. "Aman Tanrım!" dedi annesini anımsayarak. Zavallı kadın. Dikkatle eğilerek cesede baktı. Gözleri açık bırakılmış, işaret parmağı göğsü doğru bükülmüştü. "Makas nerede?" diye sordu aniden. İki adam ona döndü. Delphi "Makas nerede?" dedi keskin bir sesle. "Yok mu?" dedi Kim. "Vardı, yemin ederim," dedi Petro King. Kim Hyou güvensiz bir tavırla cesedin yanına gidip dikkatle burnu inceledi. Gerçekten de yoktu. "Nasıl olur?" dedi. Delphi Lion "Bu adama sonuna kadar güveniyor musun?" diye sordu Petro'dan bahsederek. Abi kardeş birbirlerine baktılar. Petro sabrı taşmış gibi baktı ama yine de umursamazdı. Kim'e bakarak "Cesedi inceletmemiz lâzım," dedi. "Belki de cesedi burna değil de-" Yolda okuduğu dosyadaki yazılar geldi aklına. Bu Denny denen adamın gizli ele geçirdiği dosyada Julian Garden'in cesedinde, vücudunun içine bir makas ameliyatla yerleştirilmişti ve bağırsaklar yine tahriş edilmişti. Kim ona geldi. Birbirlerine bakıp aynı anda konuştular. "Julian Garden vakası..." Delphi Lion duvardaki resimlerdeki Misa Garden ve Julian Garden'le göz göze geldi. Petro da başını o yöne çevirdi. "Neden bahsediyorsunuz?" "Carrot Pie buraya uğradı mı? Elinde bir eşya var mıydı?" "Onu kimse göremez," dedi Petro. "Ama kesinlikle gelmiş olmalı. Yine de öyle olsaydı... Neden makası burna saplamadı ya da hiç saplamadıysa." "Cesedi yukarı taşıyalım ve bar tuvaletine bırakalım," dedi Kim Hyou. Delphi diğer barmenin, Mikey'in ölüsünü düşündü. Aynı şekilde tuvalette bulunmuştu. Misa ise ondan daha sonra ölmüştü. "Mikey'in cesedini de oraya koyan sizdiniz," dedi Delphi emin bir sesle. Petro ağzına yayılan gülümsemeyle "Hadi ya," dedi. Delphi Lion öfkeli yüz hatlarından yansıyan tehditkâr havayla Kim'e baktı. "Bu pislik herifi koruduğunun farkında mısın?" "Bizi Carrot'a götürebilecek olan tek o!" dedi Kim. Petro "Hıhı," dediği anda sert bir şeyin zemine çarptığı duyuldu. Ardından odanın kapısı kapanmadan dışarı çıktı Petro. Kim ve Delphi birbirlerine tedirgince baktılar. Kim kapıyı açmayı denedi ama zorlasa da başaramadı. "Açsana kapıyı!" diye bağırdı. "Petro!" Boşuna birçok kez seslendi. "İçeride kaldık," dedi Delphi. "Lanet olsun!" Bu tutmuş elindeki uyuşmuş parmaklarıyla saçlarını geriye itti. Duvarların arasında boğuluyordu. Kim "Lanet olsun," dedi ve bir dizi küfür etti. "Onu yeterince tanımıyormuşsun. Söylesene nasıl çıkacağız buradan?" diye bağırdı Delphi. "Bir yolu olmalı." "Evet, bir yolu olmalı ama o yol bize kapalı. Görmüyor musun yerin iki kat altındayız. Kimse sesimizi duymaz burada." Sinirle duvara bir tekme attı. "Şu lanet olası hayatta neden hiç normal şeyler olmuyor?" Tam o esnada odada bir ses yankılandı. Bu Carrot Pie'nin videosundaki sesin tıpa tıp aynısıydı. "Sıradan şeyler olmuyor mu? Dört duvar arasında kalmak sıradan değil mi? Bazı insanlar durmadan dört duvar arasında yaşar ama kimse onları kurtarmaz. Kız kardeşim! Seni de kimse kurtarmadı değil mi? Annemizden." Delphi ve Kim birbirlerine baktılar. "Ses... Nereden geliyor?" dedi Delphi. Kim başını bilmezce iki yana sallayıp tavana baktı. Hiçbir fikri yoktu. "Cebindeki notu okumayacak mısın?" dediğinde Delphi elini zor bir kararla cebine götürdü. Kim şaşkındı. "Ne oluyor?" dedi yüz ifadesine bakarak. "Senden bir şey sakladım. Bende bir not var." Kim "Ne?" dedi kaşlarını çatarak. Alnı kırışıklıklara gömüldü. "Nasıl?" Delphi cebinden çıkarttığı zarfı mecburen uzattı. "Bunu bana Denny'nin eşi verdi." Bunu yapmak zorunda hissetti ama yine de tehlikeliydi. Elly bunu kimseye söylememesini söylemişti ama şimdi ikisi de kilitli kalmışlardı. Bunu açmaya cesareti yoktu. Kim Hyou zarfı yırttı ve Delphi Lion'a yazısını gördü. Delphi Lion. Öncelikle ben size bir dedektif gözüyle tek elden kanıt bırakmak istedim. Bu gece tam 2 Aralık. Carrot Pie'den bir mesaj aldım. İnsanların neden sorularına cevap vermediğini sordu. Ben de bir cevap veremedim. O zaman beni Julian Garden'i kendisiyle aldatmaktan suçladı. Belki de şuradan başlamalıyım. Julian Garden benim kocamdı. Biliyorsunuz ki yıllar önce cesedi bulunmuştu. Daha doğrusu bana hiç göstermediler. Sadece söylediler. Eniştem beni üzmemek adına, bu konuyu kapatmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Onun intihar ettiği hakkındaki söylentilerin tamamı doğru olmalı. Gerçekten çok acılar çekti. Ama bu ilginç bir meseleydi. Julian daha önce bir bankada çalışıyordu. Bir gün kasada büyük bir miktar açık çıkınca onu yolsuzluktan işten attılar. Julian hırslı biriydi. Günden güne öfke ve nefretle doluyordu. Bir ara aşırı derecede dindarlaştığında onu bir rahibe götürdüm. Julian orada, rahibin devamlı yanında durup mumlarla ilgilenen otuz yaşlarında bir adamla tanıştı. Bu Carrot Pie'ydi. Kendine Rio diyordu. Rahip onun akıl sağlığının yanında olmadığını söylüyordu. Ama kısa sürede bunun böyle olmadığını anladım. Julian onunla konuştuktan sonra daha da içine kapanık, kindar biri olmuştu. Annesini ilik kanserinden kaybedince sırf bankadan atıldığı için annesinin ilaçlarını alamadığını sayıkladı. Bir gün banakayı soydu ve milyonlarca dolarla kaçtı. Onu saklayacak yer bulamıyordum. Sokaklardan birinde kaldığım otelin bahçesinde bir Koreli ile karşılaştım. İsmi Petro'ydu. Petro King. Beni çabucak elde etmek istedi. Ben de onun tüm samimiyetine güvenip, yanındaki korumaları görünce, yardım istedim. Tehlikeli birine benziyordu. Ona Julian'ı anlattım. Bana onunla yatmam karşılığında Julian'o saklayacağına söz verdi. Kısa sürede resitale girdim. Julian bir kaçak halinde Roswald'da dolaşıyordu. Resitalde iç kapıların birini fark ettim bir gün. Orada bir kıpırtı vardı. Ayin sesleri geliyordu. İşte o gün gözetmenle karşılaştım. Carrot Pie. Ardından Petro geldi ve bana ona uysal davranmamı, onun bir deli olduğunu söyledi. Hâl böyle olunca Julian'ı korumak için Petro'nun sözünden çıkmadım. Ama işler Julian'ın intiharıyla daha da karıştı. O günden sonra Petro'ya sadık kalmam gerekmezdi ama bu sefer de ona aşık olmuştum. Petro berbat bir adamdı. İşin en kötüsünden insanlara bu tarz kötü şeyleri örtbas etmek konusunda yardım ediyordu. Yüzünden masum bir Koreli'ydi ama bir şeytandı. Öldüğüne dair yalan bir haber yayılması içindne elinden geleni yaptı. Roswald Barın gizli ortağı emniyet müdürü Alan Swift'i oğlunu ve eski eşini öldürmekle, soyasını açığa çıkarmak gibi şeylerle tehdit etti. Müdür ona itaat ediyordu. Kısa zamanda Mikey bana aşık oldu ama Petro bu aşka izin vermeyecekti. Bir gün Petro ile konuşacakken, sıradan bir konuda, kapıda polisi gördüm. Bu kardeşiymiş. Sık sık uğramazmış. Bu olay tabii yalan ölüm haberi duyulmasından önceydi. Kim Hyou. Bu dedektif her şeyi açığa çıkarmış kardeşini tehdit etmek üzereydi ama Kim Hyou onun kulağına bir şey fısıldadı. Aralarında bir durgunluk oldu. Kim beni fark etti ve gizliden gizliye sorguladı. Petro bir uyuşturucu baronuna yardım ederken ve tek gecelik hapse alınmışken, o da beni gözetliyordu. Hakkımda her şeyi öğrendikten sonra bir plan yaptık. Birinden şüpheleniyordu. Aramızda tuhaf bir şekilde resmiyet yoktu. Dedektif çok gergin görünüyordu. Belki de o ne olduğunu bilmediğim sözlerin tesiriydi bunlar. Bana bir dedektifin, Kail Messenger, beni sorgulayacağını söyledi. Sonra bu dedektif odaya girdi. Kim Hyou, bana eğer onun her hareketini dikkatle gözlersem, dedektifin, beni içeri atmyacağına söz verdi. Ona inanmaktan başka çarem yoktu. Yoksa Petro ortaya çıkacak, her şey birbirine girecekti. Neyse kabul ettim. Kail Messenger beni sıradan bir şekilde sorguladı. Ta ki Petro King meselesine gelene kadar. Orada bir anda görüşmeyi kesti ve bana "Petro'nun yakın bir arkadaşı var mı?" sorusunu ısrarla sordu. Sürekli onun bahsettiği şeylere ilgili sorular soruyordu. Bunları Kim Hyou'ya anlatınca beni dışarı çıkardı. Anladığım kadarıyla Kim dedektif, Kail dedektiften şüpheleniyordu. Kısa zaman sonra bu şüphenin nedenini Petro hapisten çıkınca anladım. Ona dava dosyalarını getiren bir adam. Kail Messenger. Bunları sızdırıyordu. Kim beni ağzımı sıkı tutmak için uyardı. Çünkü ona göre hepsini bir arada tutuklatmak gerekiyordu. Plan yarıda bozulmamalıydı. En önemlisi içlerinden biri gibi görünmekti. Ama planı tekrardan bozuldu. İşte Kim bana olanların Petro yüzünden olduğunu söyledi. Ama Petro birine itaat ediyordu. Bu kesinlikle doğru olmalıydı. Bu sürekli konuştuğu bazı telefon numaraları da bunun habercisiydi. Ayrıca sürekli Carrot Pie ile ilgili dosyaları gözlerimle gördüm. Petro benden saklardı ama bir şekilde eriştim. Onu çok iyi tanıyan iyi niyetli abisi Kim sayesinde. İşte bu kişinin, Petro'nun ihanet ettiği kişinin kim olduğunu anladığım gün rahatlayacaktım. Kail bir gün petronun yanına tekrardan girdi ve ona bir şişe getirdi. Kim şişeyi kendisinin verdiğini, eğer şişe patlarsa ona haber etmemi söyledi. Ama asla dolapta soğutmadan birinin eline vermemeliymişim. Bu yüzden dolaba koydum. Mikey ile iyi anlaşıyorduk. Onun eline şişeyi verdim ve Petro'ya götürmesini söyledim. Ne olacağını bilmiyordum. Ta ki Mikey karşımda dakikalar içinde ölene kadar! Tek eli kopup yanıma düştü." Mektup burada kesiliyordu. Son harf zorlukla yazılmış gibi silik ve titrekti. Delphi Kim'e duyduğu derin güvensizliğin hafiflemesiyle karnında bir sancı duyarken ses tekrar konuştu. Carrot Pie'nin sesi neşeli ya da neşesiz değildi. "İşte şimdi ona dürüst olsun Delphi. Şimdi bir oyun oynayacağız. Ama bu iki kişilik bir oyun. Hepsi Petro'ya saygı duymadığınız için. Saygı nedir? İnsanların birbirlerinin aptallıklarına tahammül etmek için geliştirdikleri bir kavram. Size açık olacağım. Bu oyunu sizlerle oynamak bana keyif verecek. İlk oyuna başlayalım!" Ses kesildi, içerisi aydınlandı. "Neler oluyor?" dedi Delphi sallandığını sandığı binaya bakarak. Kim Hyou hem az önce öğrendiklerinin hem de bunca zaman başına gelenlerin etkisiyle homurdandı. "Bizi burada kapana kıstırdı." "Bunca zaman suçluyu mu arıyordun?" dedi Delphi Lion. "Gerçekten mi?" "Evet, gerçekten. Eğer suçlu yakınındaysa, mesela kardeşinse, daha temkinli davranman gerekir. Hangimiz en yakınımızın zaafını bilmeyiz?" "Onun oyunları korkunç olmalı," dedi Delphi Lion. Ama sonra annesinin oyunlarını anımsayınca sözünü geri almak istedi. İyice gerilmişti, karnı sıkışıyordu. Yorgunlukla elini alnına koydu. "Sizden istediğim şu," dedi Carrot Pie. "Birazdan sizi sorunun cevabını aramak için dışarı göndereceğim. Böylece kendinizi kapana kısılmış hissetmezsiniz. Öncelikle sizden istediğim birinizin yüzüne bir bandaj geçirip, diğerinin yüzü görünecek şekilde ya da her halinden tanınacak bir hâlde bir video kaydı çekmesi. Video kaydında şunları söylemenizi istiyorum: "Gözetmen seni görüyor. Ama sen onu göremezsin. Her zaman sınavını başarıyla tamamla. Bir sorum var. Eğer insanlar bir konuda çıkarları yoksa bu işi yapmaya devam ederler mi? Hadi!" Demir kapı açıldı. "Süreniz bir saat! Sınav başlasın." Demir kapı ağır ağır açıldığında içeriye hava girdi, cesetten yayılan bayat koku azaldı. İkisi de birbirlerine baktılar. Şu an için başka çareleri yoktu. Güvenmekten başka. Peki ya kime güvenilmez? Delphi ağzının içinde mırıldandı. "Çıkarı olmayana." Aslında bu sorunun cevabı oldukça basitti. Ama o zaman Carrot Pie ekranlara bunu sorduğunda cevap verememişti. Belki de gözetmen yalnızca doğru cevaplar istiyordu. Ve gözetmenin sınavı başlamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE