İZ Bölüm 5

2089 Kelimeler
Bu bölümü spoiler vermeden yardım istediğim ve yardım eden zeynebe adıyorum Oylarınızı esirgemeyin kesme şekerlerim - "Hayatımda gördüğüm en uykucu insan." "Ban, Merlin ölmüş olamaz değil mi?" "Sanmıyorum ama hala uyanmadı, o kadar da seslendik." "Hey Elaine, son çaremiz sensin." Duyduğum bu kısa sohbetin ardından aniden bedenimin üstünde canımı çok az yakan bir ağırlık hissettim. Sanırım son çare olarak Elaine üzerime atlamıştı. "Merlin! Ban'ın dediğine göre sabah kahvaltısına geç kalıyormuşuz. Artık kalk." Diye bağırıyordu ve bağırırken yatağın üstünde, daha doğrusu benim üzerimde, zıplıyordu. Büyük bir güçlük ile kollarımı kurtarıp Elaineyi yataktan fırlattım. "Ya çok abarttınız, iki dürtseniz uyanırdım." Diye seslendim hepsine fakat beni uyandırmayı deneyimledikleri için hiçbiri buna inanmadı. "Hadi kalk! Hepimiz çok açız." Dedi Kai. Bu sözünün üzerinde midem Kai'ye hak verircesine guruldadı. Tüm grup midemin isyanına gülerken yataktan kalktım ve yatağımın yanındaki odaya girdim. Lavabo demek ayıp kaçardı. Elimi yüzümü yıkadım ve kocaman diğer odadan rasgele bir tişört ile pantolon giyip, saçlarımı tarayıp çıktım. "Uyanmasından daha hızlı hazırlandığı için şükür etmeliyiz." Dedi Escanor tüm grup kapıya doğru yönelirken. "Buna ne kadar hak versem az Escanor." Dedi Miles ve Miles'ı onaylayan Elaine'ye baktı, "En azından basit siyah bir elbise giymek için sabahın 7'sinden 8'ine kadar hazırlanan birisi değil." Dedi. Elaine'nin üzerindeki siyah elbiseye bakıp güldüm. "Güzel elbiseleri odanın en sonuna koymaları benim suçum değil ki!" Diye bağırınca hepimiz kıkırdadık. Normal hayatım devam ediyor gibi hissediyordum ya da sadece ayak uydurmak zorunda hissediyordum. Kararsız kalmıştım fakat bunu umursamamaya karar verdim. Mavi kapının içinden geçtiğimiz zaman diğer grubun ayrı bir masaya oturduğunu görmemiz beni şaşkınlığa uğrattı. "Neden bizden ayrı yiyorlar ki? Zaten ayrı sınıflarda ders alacağız. Böyle birbirimize alışmamız çok zor." Dedim masada en sağa otururken. Soluma oturan Escanor cevap verdi, "Aman, çokta umrumda ya." Escanor'un bu dediğine herkes hak verse de ben vermiyordum. Böyle gruplaşma olması benim hiç hoşuma gitmiyordu. Yine de önümdeki kahvaltı tabağına odaklandım. Peynir ve domatesi ağzıma atarken aklıma gelen bir soruyu sordum,"Beni buraya getirirken göbeğimde olan tuhaf doğum lekeme baktılar. Sizde de aynı şey oldu mu?" Dedim. Miles ağzındaki ekmeği yuttuktan sonra bana avuç içini gösterdi. Onda da o izden vardı. Aynı zamanda Elaine, kolunun kenarını, Kai boynunu ve Escanor bacağındaki doğum lekesini gösterdi. Hep bir ağızdan, "Bizde de var, bize de baktılar." Dediler. İç çektim, "Bunlar tesadüf olamaz." Diye mırıldandım fakat kimse duymadığı için ve bu savaş hakkındaki teoriler gitgide kanıtladığı için herkes sessiz bir şekilde kahvaltısına devam etti. Savaşın gerçek olabileceği düşüncesi ve üstelik normal insanlarla değil varlıklarla olduğu düşüncesi bana çok ağır geliyordu. Tabii bu, birkaç psikopatın elinde olup ölmekten daha iyiydi fakat... Fakat, çok olağanüstüydü işte. O sırada Annem yemek salonunda ayaklandı ve topluluğa bağırdı,"İki sınıf var fakat bazı dersleri ortaklaşa almanız gerek, ilk ders savaşçı tarihi olduğundan herkes bir sınıfa gelecek. Geriye kalan derslerde ayrılacaksınız. Şimdi, yemeğe ayırdığımız süre maalesef bitti. Herkes sınıfa" Dedi. Ayağa kalkarken,"Kimin dersleri kötü?" Diye bir soru attım ortaya. Escanor hariç tüm grup parmak kaldırınca, escanor'a dönüp,"Beraber oturalım." Dedim. Escanor bu soruma güldü ve başıyla onayladı. "Farklı yere gelsen bile derslerine önem veriyorsun değil mi?" Dedi. Ben de başımla onu onayladım. Ders statüsü benim için hayati bir meseleydi. Sınıflara yürürken herkes sessizdi. Aslında bir yandan bu yaşadığımız şeylere karşı bir tarih dersi görüyor olmamız beni sevindirdi. En azından bir şeyler öğrenmiş olacaktık. Hem, o yaşlı kadın, ismi Fiora mıdır nedir, onun dediği reenkarne olayı kafamı kurcalıyordu. Sınıfın kapısına vardığımız zaman annem bana gülümsedi ve beni en arkadan geçmem için durdurdu. En son ben geçerken kulağıma fısıldadı, "Gece 12, kütüphane." Dedi. Ona doğru gülümsedim ve başımı salladım. Sınıfa doğru gectiğim zaman annem arkamdan geldi. Ben hemen pencere kenarında oturan Escanor'un yanına oturdum. Sınıf normal bir sınıfa benziyordu fakat daha düzenli ve bakımlıydı, duvarlarda imzalar ve isimler yazılıydı. Duvardaki bir yazı dikkatimi çok çekmişti, "Merry♡Carlos" Bu liseli aşık tarzına gülmeden edemedim. Ben bunları incelerken, annem konuşmaya başladı. "10 kişiyiz ve zaten her gün herkes burada olacağı için yoklamaya gerek yok. Ayrıca," Dedi ve masadaki kahvesinden bir yudum aldı, "Adım Leydi Elizabeth, tüm öğretmenlerinize Leydi veya Lord şeklinde hitap etmeniz sizin yararınıza olacaktır. Kim olursa olsun." Kim olursa olsun derken gözlerime baktı. Anlaşılan buradaki anne ve babalarımız artık anne ve babamız değildi. Ah şaka gibi, bir de hepsine mesafeli olmamız gerekiyordu. İyi ama neden? Leydi Elizabeth aklımı okumuş gibi konuştu. "Mesafeli olmanız gerekiyor çünkü size verdiğimiz en ufak bilgi, hayatınızı ve kararlarınızı etkileyebilir. Bu yüzden sadece çok deneyimli kişiler seçilir. Mesela ben-" sonra sustu, "Bunu daha sonra öğrenirsiniz. Şimdi daha erken." Diyerek cümlesini bitirdi. Güzel, meraktan ölecektim. "Şimdi... hiçbir şey bilmeyen toylara nereden başlanır ki?" Diyerek düşünmeye başladı. Ve sonra aklına gelen şeyle ayağa kalktı. "Varlıklar!" Dedi. Varlıklar, varlıklar deli gibi bahsettikleri şu varlıklar. Tahtaya birkaç şey yazdı, Alacurs, Arion, Krotos, Seven Deadly ve Dementia. "Alacurs, vampir ırkı. Soyları 500 yıl önce tükendi ve bir daha hiçbir reenkarne savaşçıya bu ırktan bulaşmadı. Çok güçlü değillerdi, hatta insanlar vampirleri çok fazla abartıyorlardı. Aslında çok sefil ırklardı. Savaşlar güneş tanrısının emri altında yapılıyordu, bu da vampirleri bir adım geriye götürüyordu." Dedi. O sırada sözünü Tom kesti, "Güneş Tanrısı mı?" Dedi. "Sözümü kesmeden dinlerseniz her şey açıklığa kavuşacak." Dedi ve devam etti, "Vampirler kan emici yaratıklar değiller. Yani nerden uyduruldu bilmiyorum ama dakika başı kan içmiyorlar, hatta çok kirli diye insan kanından nefret ederler. Onlar daha çok yılda 1 kere tanrıçalar tarafından armağan edilen kanı içmeyi tercih ederlerdi." Dedi ve kahvesinden tekrar bir yudum aldı. Bir şeyleri atlayarak anlattığı belliydi. "Arion, tanrı ve tanrıça ırkı. Böyle denmesinin nedeni çok üstün varlıklar olması fakat büyük bir savaşta..." yutkundu," Şu an bahsedemeyeceğimiz bir savaşta acımasızca katledildiler. Hala reenkarne olabildikleri söyleniyor fakat çok nadir. Güçleri bir şeyleri arındırmak ve iyileştirmek." "Krotos," Dedi ve durdu cümleleri aklında toparlıyordu,"Seven deadly için çalışan iblis ırkı, iblis ırkları inanılmaz güçlü ve 9 kalbe sahiptirler. Bazıları gücü içinde tutar, bazıları ise karanlığı salar. Birçok savaşı kazandılar hatta çoğu soyun tükenmesine neden oldular. Kendi aralarında birçok soya ayrılıyorlar ama en bilinenleri kırmızı ve koyu kırmızı iblis. En alt soylara ait olsalar bile nerdeyse bir tanrıça ırkını mahvetmişlerdi." "Bu yüzden 1000 yıldır bu merkez var." Diye de ekledi. Ne? Böyle şeylerle mi savaşmamız gerekiyordu? "Ama savasacağınız şey bu değil. Her Neyse, devam edelim. Seven Deadly, 7 günah. Bunlar ırk değil savaşçı. Fakat kötü tarafa geçip yeni bir ırk oluşturmayı tercih ettiler. Hiçbir savaşa katılmadılar. Hiçbir resimleri yok fakat denilene göre güçleri 7 iblisten bile çok." Dedi. Tüm sınıf gitgide geriliyordu. "Dementia, aslında bu da bir ırk değil, hatta varlıkta değil. Dementia reenkarneyi temsilen konulmuş bir şey. Asıl savaşçılar neredeyse dünyanın başlangıcından beri varlar. Siz onların reenkarne halisiniz. Biri öldüğü zaman savaşçılar yeni birini seçer fakat her jenerasyona fazla savaşçı düsmez. 10 reenkaarne neredeyse en çok savaşçı reenkarnesi görmemizi sağlayan seneyi bu yapmış oldu." Herkes suspus olmuş Leydi Elizabeth'i(annemi) dinliyordu. Tüylerim ürpermişti. Dönüp Escanor'a baktım, korku dolu gözlerle bakıyordu. "Savaşçıların reenkarne hali olsanız bile güçleriniz size özel. Yani onları keşfetmek, açığa çıkarmak zorundayız." Diye ekledi. "Korktuğunuzu biliyorum. Sizi bu yaşta toplamak kararımız değildi fakat fazla zamanımız yoktu. Hatta hiç kalmadı denilebilir. Dünya derslerinden çok savaş eğitimlerinize ağırlık vereceğimiz de kesin." Dedi. Sanırım varlıklar hakkında ekleyeceği bir şey yoktu. "Biz Dementia'yız, o zaman hala diğer ırklardan doğanlar var mı?" Diye sordum. Leydi Elizabeth başını olumsuz anlamda salladı. "Bir iblisin ömür süresi 5000 sene, yani birine veya üremeye çok ihtiyaç duymazlar hatta hiç duymazlar. Zaten çok fazlalar. Tabii, yari insan yari iblis ise olaylar değişir. Hiç yarı iblis görmedim fakat son 100 senedir öyle efsaneler kitaplarda geçiyor. Bu bile yeterince korkutucu." "Normalde savaşlar 300 sene önce sona erdi. Tüm ırklar, iblis ırkı kazandıktan sonra kenara çekilme kararı aldı fakat son 16 senede negatif enerji arttı ve bu enerji iblis ırkına ait değil. Bambaşka bir şeye aitti. Bu yüzden ne olduğu biz bile anlayamadan seçilmişleri-" durdu,"eğittik." Diye bitirdi. Evlatlık veya öz olup olmadığımızı bilmemizi istemiyorlardı anlaşılan. O yüzden sustum. O sırada Elaine birden ağlamaya başladı. "Bu çok ağır! Onlarla savaşamayız, yapamayız. Bizden ne bekliyorsunuz?" Bunları derken sanırım bir atak geçiriyordu. O sırada yer sallandı ve birkaç bitki Elaine'nin etrafını sarmaladı. Bitkinin etrafında dikenli güller ortaya çıkmıştı. "LORD DEMİA! Aman Tanrım! Birisi özel gücünü çoktan keşfetti." Diyip alkışmaya başladı Leydi Elizabeth. "Orman koruyucu, lord demia'nın gücü. Bitki gücü. Çok güzel, çok güzel. Daha çok kendini ve arkadaşlarını korumaya yönelik bir güç fakat savaşta çok işe yarıyor." Herkes şaşkın şaşkın bakıyordu. Açıkçası şimdi ben de ağlayacaktım. "Elaine! İyi misin?" Diye bağırdı diğer gruptan Tom ve Irelia, o sırada bitkiler yavaş yavaş Elaine'nin etrafından yok olmaya başladı. "İyiyim" dedi sessizce. Çok şaşırmıştı ne yaptığını bile anlamamıştı. "Çok verimli bir ders oldu." Dedi Leydi Elizabeth koltuğuna otururken. Gerçekten çok memnundu. O kadar memnun kalmıştı ki, dersin geri kalan 10 dakikası Elaine'yi incelemek ile geçmişti. "Sıradaki dersiniz matematik, sınıflar ayrılacak. Sonra Öğle yemeği arası, sonra coğrafya ve edebiyat dersi var. Yarın tüm gününüz güçleriniz üzerinde çalışmakla geçicek. Gerçi sizin bulmak ve Elaine'nin gücü üzerinde çalışmakla geçicek." Diyerek dersin bittiği manasinda ayağa kalktı ve sınıftan cıktı. "Bu inanılmazdı!" Dedi Diane. Gerçekten öyleydi. Yavaş yavaş hepimiz Elaine'nin etrafına toplanıyorduk. "Demek ki her şey doğru" "Acaba benim gücüm ne" "Ben güç falan hissetmiyorum." "Ya ölürsek? Ya savaşacağımız şeyler iblis ırkıysa?" "Ondan daha güçlü bir şey hissettiklerini söyledi leydi elizabeth." "Burdan gitmek istiyorum!" Herkes aynı ağızdan konuşuyordu ve onları takip etmek zordu. Gördüğüm tek şey Elaine'nin çok korktuğuydu. Gözleri dolu dolu bana ve bizim grubumuza baktı. "Susun! Görmüyor musunuz? Çok korkuyor." Diye bağırdım. Herkes sustu ve Elaine'ye odaklandı. "Özür dileriz." Dedi Tom ve onun grubu onu onayladı. "Gi-gitmek istiyorum Merlin. Co-cok korkuyorum." Diyordu ağlarken ve hıçkırıdığı için sürekli kekeliyordu. Kai onu kollarının arasına alıp sarıldı. "Geçti, gerçekten. Hepimiz birimiz unuttun mu? Buradayız." Dedi. Ve bizim grubumuz buna onay verdi. Her ne kadar diğer grup bunu anlamasa da. Elaine bunun üzerine rahatlamış göründü ve göz yaşlarını sildi. Birkaç dakika sonra matematik öğretmeni odaya girdiğinde grup 2 kendi sınıflarına gitti ve biz de hiçbir şey olmamış gibi davranıp dersi dinlemeye koyulduk. -Yaklaşık 7 saat Sonra, saat öğleden sonra 3 vakti- Derslerimiz yeni bitmişti ve şimdiden canımız burnumuza gelmişti. Gerçi ben ve escanor ders görmekten rahatsız değildik fakat diğerlerinin negatif ders enerjisi ruhuma ruhuma işliyordu. "Güneş Tanrısı adınaaa çok yorgujummm!" Diyerek şakayla karışık bir espriyle kendimi yatağa doğru attım. "Okuldan bir farkı olur diye düşünmüştüm." Dedi Miles. "Okuldan tek farkı ekstra güç çalışma derslerimiz olması" diye fısıldadım. Güç hakkında daha fazla Elaine'nin bir şey duymasını istemiyorduk. Kenarda güzel güzel Kai ile sohbet ediyorlardı ve mutluydu. O yüzden keyfini hiç bozamazdık. O sırada Escanor ve Miles benim yatağıma toplandılar. "Gücünün ne olduğunu merak ediyor musun?" Dedi Escanor ikimize doğru. Tabii ki merak ediyordum! Hem de delicesine. "Onu bunu geç, tüm bu her şeyin gerçeklik kazanması çok korkutucu." Dedim. Miles buna hak verdi. "Aynen" Dedi,"Dusunsene yani resmen bir masala veya rüyaya ışınlanmışız gibi." Evet gerçekten öyleydi. "Bence senin gücün ışıkla alakalı Escanor" Dedim,"Çok turuncusun." "Düşünsene havuç fırlatabiliyormuş." Dedi Miles ve kafasına yastık yedi. Ben gülmekten yarılmıştım fakat Escanor gülmemişti. "Hahaha, ne kadar espri seviyesine sahipsin." Dedi. "Öyleyimdir." Dediğinde ikisini daha detaylı inceleme fırsatı buldum. "Escanor yüzüne ne oldu? Yani yaralar." Dedim. Yüzündeki birkaç yaraya sanki yerlerini ezberlemiş gibi dokundu. "Babam beni yetiştirme konusunda biraz disipliniydi. Yine de onu çok seviyorum, çünkü beni sokakta sahiplendi." Dedi. Soruyu sorduğum için kendimden çok utanmıştım, "Gerçi artık beni sokakta tesadüfen bulduğuna inanmıyorum. Üstelik ne hikmetse bana çok benziyor. Öz babam gibi..." diyerek cümlesini soğukkanlılık ile devam ettirdi. Onun için üzülmüştüm. "Ben iyi büyüdüm. Babamın deli bir karısı vardı. Bunlar savaşçı değil diye bağırdığı için babam ona sürekli kızıyor susturuyordu. Bir sabah evde yoktu." Dedi, "Ayrıca bazen ihbar etmekten söz ediyordu ama orasını hiç anlamıyorum. Her şeyden haberdar olduğu ve bu yüzden delirdiği kesin bence." Bunu onayladım,"Benim hayatım çok sıradandı. Arkadaşım yoktu, derslerim ve annem arasında dönüp durdum." Dedim. En iyi hayat benimdi sanırım. Elaine ve Kai nasıl bi hayat yaşadı bilmiyorum. Sonra herkes bir süre sustu. Miles ve Escanor kendi arasında elaine ve Kai kendi arasında konuşmaya dalınca ben de öğleden sonra uykusu çekmeye karar verdim ve yatağa uzandım. Gerçekten çok yorgundum. ---Gece 12---- Uyandığım zaman saat Gece 12'idi. 10 dakika kadar uyuduktan sonra panikle ayaklandım. "Gece 12, kütüphane." Olamazzzz! Uyuyakalmıştım, iyi ki beni bekleyen annemdi. Çünkü zaten ben her şeye geç kalırdım. Hızla yataktan kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Arkamdan duyduğum ses beni durdurmaya yetti. "Nereye gittiğini sanıyorsun?" - Eveeeettttt; Acaba Elizabeth kızı ile ne konuşacak? Sizce aileler öz mü? Değilse Neden, öz ise Neden? Hikâye sizi heyecanlandırıyor mü? Dürüst olmanız benim için daha iyi olur ki eksiklerimi düzelteyim. Diğer bölüm büyük ihtimalle haftaya salı gelecek ve daha daha uzun olacak... Hikâye hakkında konu ve sahneler tamam fakat düzenlemem gereken çok şey var. Her neyse, ağzım sinirlenip spoiler vermeden kaçayım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE