Aurora üç yapraklı ağaca baktı. Yağmurdan ağırlaşmış yapraklar hâlâ titriyordu, ama rüzgâr yoktu. Her yaprağın kenarlarında minik su damlaları asılı kalmıştı; bazıları yuvarlak ve kusursuz, bazıları ise yaprağın damarlarına doğru ince ince süzülerek aşağı kayıyordu. Damlalar düştüğünde toprağa değil, köklerin altın damarlarına değiyor, orada bir an için ışıldıyor, sonra emiliyordu. Kalp yaprak yavaşlamıştı—dakikada altmış sekiz atış. Her atışta gövdenin ince kabuğu hafifçe şişiyor, sonra iniyordu; sanki ağaç da nefes alıyordu, ama bizimkinden daha derin, daha uzun soluklarla. Kulak yaprak meydanın uğultusunu değil, yerin altındaki akışı dinliyordu: suyun taşların arasından sızan fısıltısını, kil tabakalarının nemli hışırtısını, uzaklarda hâlâ hareket eden çamurun ağır sürüklenişini. Işık

