Ufukta ağır, şişkin, gri-beyaz bulutlar asılı duruyordu; alt kenarları mor bir gölgeyle çizilmiş, üstleri ise soluk bir gümüşle yıkanmıştı. Hava o kadar nemliydi ki nefes almak boğaza yapışan ince bir buhar tabakasını yutmak gibiydi. Her solukta ciğerlere ıslak pamuk doluyordu sanki. Kuşlar alçaktan uçuyordu; kırlangıçlar meydanın taşları üstünde gölgeler çizerek geçiyor, serçeler saçak altlarında birbirine sokulmuş, ıslak tüylerini titretip duruyordu. Köpekler sebepsiz yere kapı eşiklerinde dolanıyordu; kimi oturup kulaklarını dikiyor, kimi kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp yere çöküyordu. Hiçbiri havlamıyordu. Sadece bekliyorlardı. Üç yapraklı ağaç gece boyunca boy atmamıştı. Ama kökleri genişlemişti. Meydanın taşları arasından artık ince, neredeyse görünmez altın damarlar geç

