Üç gün. Yetmiş iki saat. Vampirler için zaman, insanlara göre farklı akar; ama bu sefer her saniye ağırdı, somuttu, keskin bir bıçak gibi deriye değiyordu. Aurora kütüphanenin ortasında duruyordu. Lyra gittikten sonra oda birden çok sessiz, çok boş gelmişti. Toz zerrecikleri hâlâ sabah ışığında dans ediyordu ama artık altın değil, gri birer gölge gibiydiler. Viktor masanın kenarına yaslanmış, elleri hâlâ ahşabın üzerinde duruyordu. Parmakları hafifçe sıkılıp bırakıyordu; bu, onun nadiren yaptığı bir hareketti. Kontrolünü kaybettiğinde ya da kontrolünü korumak için çok çaba sarf ettiğinde ortaya çıkardı. Aurora derin bir nefes aldı. Göğsü yükseldi, indi. Yeni bedeninde nefes almak gereksizdi ama alışkanlık hâlâ oradaydı. Kalp yaprağı –o tuhaf, hayalet gibi atan şey– şimdi daha düzenliydi.

