82. Bölüm Part:1

4795 Kelimeler
"Mavi Mavi Kimin Yari" "Cahit'i çıkarken gördüm adamın yüzüne ne olmuş kız öyle." Emine ablanın dedikleriyle salataları daha sert rendelemeye başladım. Dün gece olanlar aklıma geldikçe deliriyordum! Emine abla birde diğerlerinin vaziyetini görse ne ederdi acaba kadın? Ama yoo sakin kalacaktım negatif değil pozitif düşünecektim ki evrende bana güzel enerjilerle gelsin. "Kedi severken tırmaladı abla boşver onu sen müstahak ona." Dedim salataları tabağa alırken. "O kedi sen olmayasın?" Diyince Emine abla omuzlarım düştü. Sessiz kalınca cevabını almış gibi mırıldandı. "De bakalım neler oldu atma içine, Cennet'te sorup duruyor sıkıntısı ne diye üzülüyor kadın haline." Derin kaseye koyduğum salatalığın üzerine bolca yoğurt koymaya başlarken sıkıntıyla nefes aldım. Emine abla hakkımızdaki her şeyi biliyordu sadece Cennet anne bilmiyordu ona da sahte bir evliliğin içindeyiz diyemezdim ki asla. "O Cahit efendi aynı bu hıyarlar gibi! Ne hâle sokarsam sokayım hıyar aynı hıyar!" Dedim rendelenmiş salatalıkları göstererek. "Beyfendiyi sıra gecesine gönderiyoruz ama o kendini dansözlere elletiyor!" "Aman! Kız ne diyon sen!" Diye beklediğim o tepkiyi verince Emine abla elimdekileri bırakıp döndüm ona. "Ben o kızları tutmuş haklarından gelirken Cahit efendi kıyamadı karılara da beni ayırmaya çalıştı, o arada bir derede yanlışlıkla çizdim suratını ama iyi oldu! Az bile olmuş hatta, ya ben karısıyım bana yedi kat yabancı gibi davranıyor ama elalemin karılarını benden çok önemsiyor." "O iş öyle değildir Cahit sana zarar gelmesin diye girmiştir araya." "Abla gözünü seveyim koruma şunu bana!" Diye çıkışınca ağzına fermuar çekti. Hırsla tezgaha dönüp yoğurdu dökmeye devam ettim. Az bile yaptım o Cahit efendiye az bile! İnsan bir açıklama yapar ama beyfendide o bile yok hiç yatıştarayım yanlış anladın karıcım diyeyim yok. Umurunda bile değildi neler hissettiğim. Tamam belki abartıyordum ama banane! Tutturmuş bir sen bana layık değilsin seni kendim gibi birine mahkum etmem yara bandın olmam. Allah'ın salağı! Benim yaram mı vardı da bant olacaktı, içimde o pisliğe dair tek bir iz bile bırakmamıştım ben onu unutmam zor olsa dahi unutmayı geçmişimde bırakmayı seçmişken kimseyi yara bandı etme derdine düşmemiştim. Gel gör ki o kalın kafalıya bu anlatılmazdı. Başkasını seven, kalbinde başka bir kadının sevgisinin yer aldığı adama ben hiçbir şeyi anlatamazdım. Tek istediğim artık huzurlu bir hayattı ama sürekli bir pürüz çıkmak zorundaydı. Öğlen yemeğinden sonra çayları koydum sehpalara. Yeni başladığımız diziyi seyrederken Cennet anne ve Emine ablanın sorularına maruz kalmak sıkmıyor aksine komik geliyordu bana. Şimdiye kadar hint filmleri gündüz kuşağı yerli dizilerinden sonra yabancı dizilere geçiş yapmak onları biraz sarsmış ve fazla etkilemiş olmalıydı. Fakat sanırım yabancı dizilere başlarken ilk tercihim The Walking Thead olmamalıydı. Benim bir suçum yoktu ilk bölümde mideleri ağızlarına gelse de merakla devam edince alışmaya ve baya baya sevmeye başlamışlardı. Bir bölüm daha devirdikten sonra on dakika mola verince çayları tazeledim. "Aldın mı kızım elbiseni sen terziden?" Cennet annemin sorusuyla çayımı bıraktım. "Adam yarın için gel alırsın demişti." Gözlerini kıstı, "Sen bir gidip bak uyar onu unutmasın elbiseyi yapmayı." Diyince gülümsedim. "Giderim birazdan o zaman." Dedim. Kına yarındı ve elbiselerim hazırda zaten vardı ama kına elbisem herkes gibi yöresel giyeceğimiz için geçen sene diktirdiğim ama hiç giymediğim kıyafetimi deneyince bir beden büyük olduğu için terziye vermiştim. Cennet annem televizyona bakış atıp ilgiyle döndü bana, "Ne iyi ettin bu filmleri açarak canım sıkılmiyor artık o kadar hem sende kına düğün derken bende yalnız kalmam bu iyi vakit geçirttiyor." Dedi çocuk gibi bir heyecanla. "Şu okçu pek bir yakışıklı maşallah." Darly'dan bahsediyordu ve evet bencede fazla iyi bir karakterdi. Yine de Cennet anneye bakarken fark ettiğimle kendime çok kızdım, kadın kim bilir ne zamandır dışarı çıkmıyordu ve benimde aklıma hiç gelmemişti bu. "Cennet anne." "Efendim kızım?" Diyerek döndü bana ilgiyle. "Sen niye kınaya ve düğüne gelmiyorsun ki ne gerek var evde oturmana?" Diyince afalladı bunu kesinlikle beklemiyordu. "Be- ben yok kızım ne işim var o kadar insanın arasında bu halimle gelemem ben." Dedi hızla sonra gülümsedi minnetle. "Siz gidin eğlenin bana yeter o." Asla tatmin olmadım içime düşmüş sıkıntı olmuştu bir kere. "Olmaz." Diyerek karşı çıktım. "Gördüm ben misafir odasında sandalyen var katlamışsınız kaldırmışsınız. Açarız onu seni de bindirir gezdiririz işimiz ne ki zaten hem annem de çok sevinir seni gördüğüne ona da morel olursun olanlardan sonra." Dediklerimden sonra çekinircesine sağlam eliyle cansız elinin üzerini kapattı, bazen kıpırdatamadığı eli birden titrerdi sol kısmı kısmi olduğundan stres, heyecan ve korku gibi durumlarda istemsizce bedenin kontrolü dışında titrerdi. "Yok kızım Vallahi yük olurum ben eğlenmenize engel olurum gerek yok-" "Tamamdır." Dedim ayağa kalkarak. Emine abla heyecanla bakarken kesinlikle kadını götürmemi istiyordu. "Sende geliyorsun bizimle hem engel olma bana bırak biraz sevap işleyeyim günahım çok benim Cennet anne, azıcık yardımcı olsan." Güldü başını iki yana sallayarak. "Güzel kızım maşallah melek gibisin senin ne günahın olacak Allah bize acısın." Diyince kıkırdadım. "Bu dediklerini Gece yengem duysa yeminle şoklardan şoklara girer ay keşke kaydetseydim de ona atsaydım!" "Deli kız seni otur şuraya." Diyince ayak ucuna oturdum. "Annemi arayayım da haber vereyim hemen geleceğini." "Kızım gerçekten olmaz bak hem giyecek düzgün elbisem de yok." Diyince dudaklarım kıvrıldı. "Ya sen onu mu dert ediyorsun? Yok yok ben gideyim hemen mahallenin başındaki mağaza kapanmadan, sana şöyle güzel bir elbise alalım da gör, terziye de uğrarım hem." "Ben ne diyorum bu kız ne anlıyor?" "Bırak be Cennet ne güzel git biraz hava al işte." Diyerek bana destek çıkan Emine ablaya göz kırparak salonun kapısına yöneldim bile. Cennet anne arkamdan söylense de durmadım askılıktan çantamın içindeki cüzdanımı alıp terliklerimide ayağıma geçirerek dışarı çıkmıştım bile. Dediğim gibi biraz sevap işlemeli ve günahlarımı geçmeliydim hem hissediyorum bugün güzel bir gün olacaktı. Kaldırıma çıkıp ilerlerken mağaza yakın olduğu için mutluydum hem tam da orta yaş insanlara göre bir dükkandı eminim bulurdum iyi bir iki parça Cennet anneye göre, bedenini de biliyordum zaten bu sebeple sıkıntı çekmezdim. Bakkalın önünden geçerken bön bön bariz bir sekilde bana bakan gençleri itinayla görmezden geldim. Mahallede oturuyorlardı ve görüyordum böyle bakkala gelirken sokağa çıktığımda hayır evli olduğum belliydi parmağımdaki kafam kadar yüzükten ama asla onlar için engel değildi. Neyse uzaktan baktıkları müddetçe umurumda değillerdi. Bakkalı geçmiştim ki yanımda duran araba kornaya basınca irkilerek durmak zorunda kaldım. Parmağımı damağıma sokup kaldırdım hemen o sıra tarafımdaki cam indiriliyordu ve tabi ki arabayı görür görmez tanıdığımdan içinden çıkan adama fazla şaşırmadım aksine ters ters baktım içindeki adama. "Hayırdır nereye?" Diye sordu çatık kaşları altında. Şimdi sanane demek vardıda neyse... "Sokağın başındaki mağazaya gideceğim sonrada terziye uğrayacağım sen git eve ben de gelirim birazdan uzun sürmez." Dedim ve arabadan uzaklaşarak tam adım atmıştım ki, "Dur bekle beni!" Başımı eğerek baktım Cahit'e. "Arabayı park edip geliyorum kal burada." Dedi emir verircesine. Sakin kal Mara ne demiştik pozitif düşün pozitif enerji al. Bugün güzel bir gün. Lanet gezegenlerin rotalarını bugün kontrol etmemiştim ama olsun yine de her şey iyi gidecekti. Cahit arabayı hemen evin önüne park etmişti bile iki hareketle. Arabadan o uzun boyu iri bedeniyle inince yine Mars'a doğru yolculuğa başladı ruhum. Sanki podyumda yürüyor adama bak bu ne kondiksiyon bu ne bastığı yeri titreten adımlar. Kızım Mara, abin aldı terminatör gibi karı sende aldın dalyan gibi herifi. Vurduk biz turnayı gözünden de o turna sever miydi bizi meçhul. Cahit sabit ve kesin bakışlarla bana bakarak gelirken gözleri arkamdaki bakkalın önündeki gençlere de değip duruyordu. Umarım sıkıntı çıkmazdı. Hayır adam beni sevmiyordu tamam ama bu nikahındaki bir kadına başka bir erkeğin bakmasına izin vereceği anlamına da gelmiyordu. Neyse ki Cahit yanıma gelince o gençlerde bakkala girerek kaybolmuşlardı ortadan. Ah ah şimdiye kadar kaç kişi benimle sevgili olmak için neler neler etti de bakmadım ben bunlara mı bakacaktım? O gerizekalı pislik Emir tarafından kandırılmasaydım onca yıl belkide gerçekten beni seven bir adamla karşılaşabilirdim. Şimdi yanımdaki adama bakarken ise içim yoğun bir pişmanlıkla kavruluyordu, istenmiyordum, başkasını seviyordu ve sadece annesi için mecburdu bana. "Hadi gidelim." Dedi, kolumu tutup yönlendirmek isteyince izin vermeyip bir adım uzaklaştım ondan. Eli havada kalınca sinirlendi tabi. Yürümeye başlayınca arkamdan takip etti beni. "Ne alacaksın zaten yok muydu senin elbisen ne oldu fazla mı açık geldiler yoksa?" Diye imayla laf sokmuştu aslında. İsteme gecesi giydiğim elbise mütevazı olmasına rağmen yok dar yok fazla dekoltesi var bunun diyince ben saf gibi kıskanıyor diye sevinirken o benim karım böyle giyinimez dedi ya ondan sonra o elbiseyi çıkarıp daha dar ve göğüs dekoltesi açık bir elbise giyerek çıkmıştım karşısına. Ondan sonra lafını yemiş gibi kesmişti sesini. "Seni ilgilendirmez benim giydiklerimin açık olup olmaması ve hayır kendime değil annene elbise alacağız." "Anneme mi?" Sesi hayret dolu çıkmıştı. Dükkanın kapısına gelince iterek açtım yaylı kapıyı. "Evet annene o da gelecek kına ve düğüne bende elbise alayım dedim." İçeri girdiğimizde o kapının önünde kalakalmıştı, içerideki bir iki müşterinin de dikkatini çekince nazikçe gülümseyip Cahit'in kolunu tutarak içeri çektim ve kapattım kapıyı. Sonunda kendine gelince bana çok tuhaf bir şekilde bakıyordu. "Kim dedi geliyor diye o kadın yatalak farkında mısınız siz?" Diye sordu sorgularcasına. "Ben dedim gelecek diye." Dedim net bir şekilde. "Ve gelecekte. Yatalak falan umurumda değil kadının sandalyesi var sende boşuna yapmadın herhalde bu kası kadını bindirip indereceksin gerisi bizde zaten." İyice allak bullak olmuştu. "Ama zorluk çıkarır sana boşuna kepaze etme anamı!" Diye sinirle çıkışınca sabırla alttan aldım. "Kepaze falan olmaz tek engelli annen değil bacakları olmayanlar bile dışarıda geziyorken senin anne niye çıkmasın dışarı? Kadının canı sıkılıyor Cahit biraz insan yüzü görsün istiyorum ne var bunda? Zaten maşallah nasıl komşularınız varsa bir beni görmeye gelip, ananı sormuyorlar bile bak bende bir kaçını eve almadım haberin olsun sonra kulağına gelirse şaşırma." Eve almadığım kişi Ceyda'ydı tabikide ama bilmesine gerek yoktu. Ensesini kaşıdı gerginlikle, annesi için endişelendiği ortadaydı ama ben izin vermezdim ki onu üzmelerine. "Of Cahit seninle uğraşamam eve git sen." Elbise reyonuna yaklaşıp tek tek bakmaya başladım. Cennet anne tesettürlüydü yani şöyle bol ve düz kumaşı güzelden bir elbise almalıydım. Arkamda bir hareketlilik hissedince Cahit olduğunu anladım. "Eyvallah." Duyduğumla duraksadım. Omzumun üstünden tuhafça baktım ona. "Eyvallah Cahit." Dedim anlamayarak. Bu adam cidden fazla ağır bir tipti. "Annem için bunu yapmana gerek yoktu." Diyince ona döndüm. Mahçup bir hâli vardı ve bu içimi ısıttı bir anda. "Evet yoktu çünkü sana göre annende de evde de benim söz hakkım falan yok öyle istiyorsun ki yok olayım ama malesef buradayım işte." "Mara." Dedi dişleri arasından. "Sana yok ol demiyorum sadece kendini mecbur hissetmeni istemiyorum senin için diyorum." Elimi yürü yürü der gibi sallayıp bir başka reyona geçtim. Ardımdan verdiği sert nefesleri işitsemde umursamadım. Koyu mavi renkte uzun düz ve bol bir elbiseye bakınca çok hoşuma gitti. Aynı modelin krem rengini de bedenine göre aldım elime. "Bülent abi ben bunları alacağım ama beğenmezsem geri getiririm haberin olsun." Dedim kasadaki adama seslenerek. "Tamam kızım sorun değil." Diyince verdim elimdekileri o sıra kasanın arkasındaki eşarpları da görünce renklerini gözden geçirdim hemen. "Şu elbiselerin renklerinden de versene abi takım olsunlar." Diyince hemen verdi eşarpları ve poşetlere koydu. "Üç bin beşyüz tuttu." Diyince cüzdanımı açtım ama elimin üzerinden uzatılan kartla duraksadım. "Sok şu paraları yerine Mara." Kulağıma gelen sert sesiyle gerisin geri kapattım cüzdanımı. Erkeklik yapıyordu engellememeliydim, zaten vereceğim para da onun parasıydı çünkü ev parası olarak bıraktığı para dışında bana da para bırakmıştı Emine abla aracılığı ile. Kabul etmeyecektim de Emine abla parasını yemezsen seni hiç benimsemez karısı olarak görmez diye diye aklıma girince almıştım. Poşeti aldıktan sonra ikimizde çıktık dükkandan. Cahit evin yoluna dönmüşken ben tam tersi istikamete dönünce duraksayarak, "Nereye?" Dedi. "Yaş otuz olunca tabi unutkanlık fazlalaştı normal." Dedim takılarak. Çehresi anında sertleşmişti bile. İki adımda dibimde bitmesini beklemiyordum tabiki de hemde sokak ortasında! "Şimdi sana fazla klişe bir laf derdim de senin gibi ergen değilim, yürü hadi nereye gidiyorsak gidelim." Diyince duraksadım. Bana nasıl ergen derdi! "Ergen mergen ama bırakırım kucağına iki tane bebek görürsün sonra o ergeni!" Diye çıkışınca duraksadı. Hayır bu iğrenç demode lafları demiş olamazdım. Gözlerindeki ifade birden değişip muzip bir şekle bürününce anında uzaklaşarak terziciye doğru yürümeye başladım. Hızlı adımlarla yetişmişti bile bana. "Bebek sever misin sen?" Diye sorunca yandan bir bakış attım. "Neden sevmeyeyim?" Diye soruyla karşılık verince çenesini kaşıdı. "Sen pek insan sever birine benzemiyorsun öyle merhamet timsali de değilsin hani." Bir an için duraksadım. O kadar kötü müydüm ben cidden? Tamam zaten iyiyim demezdim kolay kolay insan seven biri değildim ne kadar çabalasamda ilk başta herkese ön yargıyla yaklaşırdım ve kafama uyarsa samimiyet kurardım, bu beni kötü yapıyorsa yapacak bir şeyim yoktu. Sessizleşip cevap vermeyince sanırım alındığımı hissetmişti ama alınmamıştım sadece verecek cevabım yoktu Zeynep hanım gibi olamadığım için özür dileyecek değildim. "Mara?" Diye seslendi cevap vermedim. "Küstün mü sen yine?" Diyince sabırla kapattım gözlerimi daha öncede olduğu gibi küsmemiştim ama beyimiz kırılmamıza kıyamıyordu ve bu herkese karşı böyleydi bana özel olmadığı için öyle hoşuma falan gitmiyordu. "Ne dedim ki ben şimdi her halta kırılıyorsun, madem kırılacağın ne diye soruyorsun?" Diye sitem edince de sustum ve bakmadım ona bu da homurdanmasına neden oldu. Terzinin dükkanına girince overloğun başındaki genç adam hemen bırakmıştı diktiği parçayı. "Hoşgeldin Mara." Dedi samimiyetle ve benim asla hoşuma gitmiyordu bu durum. Buraya üçüncü gelişimdi ve mecbur olmasam vermezdim ebisemi herhalde. Yüz vermesekte yavşak hep yavşaktı. Yakışıklıydı bu arada hatta mahalledeki çoğu kızla konuşup flört ettiğini de Emine abladan öğrenmiştim fakat benim ilgimi asla çekemezdi çünkü evliydim. "Hoşbuldum elbisemi soracaktım yaptın mı acaba unutmadın değil mi?" Diye sorduğum esnada yanıma gelen Cahit ile gerildim umarım yanlış anlamazdı. Adamın gözü Cahit'e kayınca gerildi o da artık nasıl bakıyor bilmem ama çekinmişti Cahit'ten. "Ben yaptım senin elbiseyi seni bekliyordum zaten dur hemen getireyim." Diyerek içeri geçince koluma sarılan parmaklarla bir anda yanımdaki adama çevrildim. Gözlerinden resmen ateş çıkıyordu. "Nereden geliyor bu samimiyet?! Öyle her erkekle arkadaş olup muhabbet edemezsin Mara, bana ters bunlar!" Ağzım açık hayretle kalakaldım. "Ağzından çıkanlara dikkat et Cahit sonra gelip özür dileyen yine sen oluyorsun!" Tıpkı onun gibi sessiz bir uyarıda bulundum ama o daha da sinirlendi. "Bana bak bir kaç ay sonra defolup gidebilirsin ama ardından adıma laf ettirmem ben! Boşandıktan sonra ne halt yersen ye ama nikahım altındayken tek bir erkekle bile konuşamazsın!" Gözlerim dolmak için çırpınsa da tuttum kendimi. Nasıl bu kadar sığ düşünceli ve kırıcı olabiliyordu, bana resmen dolaylı yoldan orospuluk yapma diyordu. Kalbimdeki bu ağırlıkta neydi böyle sanki aşığız da onun acısıydı! "Merak etme nikahının altındayken adına laf getirmem Cahit beni kendinle karıştırma!" "Ne demek istiyorsun sen?!" "Ne diyeceğim benim aklımda kalbimde boş ama sen bir karın varken kalbinde başka bir kadını yaşatıyorsun! Bil diye söyleyeyim senin yaptığın şerefsizliğin yanından bile geçmem ben!" Gözü seğirirken kolumdaki eli de sıkılaşmış canımı fena hâlde yakmaya başlamıştı. Sonunda gözlerim dolmuştu işte. İçeri geri dönen adamla neyseki bıraktı beni. Zaten parasını önceden verdiğim için bir şey demeden ve demesine de izin vermeden poşetimi sertçe alıp çıktım dükkandan o da arkamdan kapıyı sertçe vurarak çıkmıştı. Eve kadar sert ve seri adımlarla yürürken benden farksızdı arkamdaki adamda. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Sırf Emir ile sevgili olduğum için onunla yaşadıklarımdan dolayı beni yargılamaya zerre kadar hakkı yoktu. Ben o kadar ucuz bir kadın mıydım ki bana böyle bir uyarı yapıyordu. Zile basınca Emine abla kapıyı açtı ama bizi görünce sorun olduğunu anlamış gibi geri çekilmişti. Ayağımdaki terlikleri sinirle çıkarıp odama yöneldim ki. "Dur hele dur dediğin lafların hesabını ver önce şerefsizim öyle mi?!" Koridorda durarak döndüm sinirle, "Şerefsiz mi? O bile senin dediklerinin yanında hafif kalır!" Dedim ağlamamak için zor tutarken kendimi. "Mara adamı delirtme düzgün konuş her dediğimi kendince çevirme!" "Çocuklar bir sakin olun ne olur." Emine ablayı duymazken Cahit'in gözlerinin içine baktım sinirle. "Ben kendimce çevirmiyorum!" Diye bağırdım. "Bağırma!" Dedi annesinin duymasından çekinerek ama kadın zaten duyuyordu. "Siktir git Cahit!" Dedim sakinleşerek. Sırf içerideki kadın için susmayı tercih ettim. Gözümden düşen yaşı sinirle elimin tersiyle silerek, "Uzak dur benden bundan sonra tek kelime bile konuşmaya kalkma yoksa yemin ederim seni buna pişman ederim!" Dudaklarım bile sinirden titrerken onu öylece afallamış halde bırakarak odama girmiştim. Kapıyı da arkamdan kilitlemeyi unutmadım. Ellerimi sinirle saçlarımdan geçirdim, benimle nasıl böyle konuşabiliyordu ki herkes onun istediği gibi olmak zorunda değildi. En son yatağa bıraktım kendimi. Ne yapacaktım ben böyle? ••••••••••• Yasmin henüz dağıtılmamış çerez paketlerinden birini araklamış yerken, "Yalnız az kalsın hepimiz hapisi boyluyorduk kızlar farkında mısınız?" Diyince aynadan baktım ona. Gülmemek için zor tuttum kendimi. "Şikayet edeceğim sizi, hepinizi süründüreceğim çocuklarınızı orada doğuracaksınız hücre kenarlarında süründürüceğim hepinizi!!" Diye taklidini yapan Hevdem ile odadaki tüm kadınlar kahkahlara boğuldu. Bizim bir suçumuz yoktu evet üzerine yürümüştük ama korkudan kendini terastan aşağı atanda oydu. Şikayet etse bile bir şey olmazdı çünkü tek birimiz bile temas etmemiştik ona. Zaten bir kat ve üstü teraslı mekandı yani düştüğü yer ortalama altı metrelik yükseklikteydi herhalde. Sağ ayağını dizine kadar sol kolunu da dirseğine kadar alçıya almışlardı ve iki gündür biz kızları bir guruba almış saat başı beddua içerikli sesler atıp duruyordu. "İyi de bizim bir suçumuz yok ki?" Dedim onlara dönerken. "Hep o yaptı atlayan da oydu oysa bizim elimize kalsa o kadar zarar vermezdik ki." Diyince hepsi birbirine şüpheyle bakmıştı. Tamam sanırım atlaması daha iyi bir seçenekti. "Ay abla çok güzel oldun ateş gibisin, maşallah." Hevdem'in dediklerine gülümsedim. Evet bugün kınam vardı ve yine isteme de olduğundan da fazla heyecanlıydım! Kızlar her yönden fotoğraflarımı çekerken Hevdem arkama geçip duvağımı düzeltti. Prenses model oldukça kabarık bir gelinlik giymiştim kına için. Kıpkırmızıydı üzerimdeki her parça. Goğüs dekoltem fazla yoktu, kalın askıları kristallerden olurken gelinliğin göğüs çizgisi bel çizgim gerçek elmaslarla çevriliydi. Düşük ama sıkı bir topuz yapmıştım ve kırmızı uzun duvağımı da üzerine takmıştım onun üzerine de bir karış uzunluğunda kalın kırmızı elmaslarla bezeli tokayı takarak başımı sadelikten kurtarmıştım. Işıl ışıl olduğum doğruydu helede ışıltılı ve göz renklerimi ortaya çıkaran makyajla çok daha mükemmeldim. Kına ve düğün otelin açık hava salonunda yapılacaktı iki ila dört bin arası misafir alabilecek kapasitedeki salon bu çevrede bir çok aşiretin tercih ettiği bir yerdi, mermer zemini şık ve zengin dekorasyonuyla muazzamdı. Öğlen buraya gelmiş ve ayarladığımız ekip tarafından burada hazırlanmıştım Hevdem ve Zara ile, diğerleri kalabalık etmemek için konakta hazırlanmışlardı. Misafirle ilgilenmede ise Fisun ön plandaydı yengem hamileydi çünkü. Boran zor olsa da istediğim gibi deli gibi istediğim makyözü ve ekibini ayarlanmıştı ama sadece düğün için çünkü hem randevusu olmadığından hemde aniden istememizden dolayı ancak yarın için ayarlayabilmiştik. Bu gece inerlerdi Mardin'e. Üzerimdeki gelinlikle iki saat kadar duracak sonra diğer elbisemi yani buraya ait yöresellerden giyecek kınamı öyle yaktıracaktım. Kızlara göz atınca gözlerim ışıldadı salondaki neredeyse herkes gibi renk renk yöresellerden giymiş altın kemerlerini, kolyelerini, küpelerini bileziklerini takmışlardı bol keseden. Birini kaçırsak en az beş yüzden aşağı etmezdi o takılar. Bende takmıştım kolye ve bilezik ama asıl takıları yöreselimi giyince takacaktım. Zara, zamanı geldi abim kapıda diyince bir an için elim ayağım boşaldı. İlk defa görecekti beni ve bayılmasam iyiydi. Bugün neredeyse hiç konuşmamıştık üstelik, hazırlanırken benim için yemek ve tatlı göndermişti ama onlarda bile arayıp teşekkür edecek vaktim olmamıştı. Kızlar bir kenara çekilirken kapıyı açan mürdüm rengi yöreselinin içindeki Hevdem oldu. O kapı açılınca işte bir an için zaman durdu. Uzun boyu geniş heybetli bedenine bu sefer takım elbise yerine yöresel şal ü şepik giymişti. Erkeklerin çoğu zaten giymişti mavi, yeşil ama boran elbette içinde beyaz gömleğin üzerine siyahı tercih etmişti doğrusunu yaparak. Sırtındaki işlemeli yazması belindeki kalın islemeli renkli kemerine taktığı gümüş köstekli saat derken malesef takım elbise giyse daha az yakışıklı olur derdim çünkü çok ama çok iyi görünüyordu. Bir şeyi de kötü taşısa ne olurdu ki? O parlak siyah ayakkabılarıyla odaya girip üzerime doğru gelirken nefesimi tutmuş onu seyrediyordum ve evet o da benden farksızdı. Dudakları hafif aralık kalmış ve gözleri baştan aşağı derince süzdü. Adımları hemen önümde durduğunda ise başını hafifçe iki yana salladı. "Ben seni o kadar insanın içine nasıl çıkaracağım şimdi?" İlk söylediği şey bu muydu cidden? "Boran." Dedim nazlı bir edayla. Gözlerimi kırpıştırmak iyi bir hamle değildi zira derin bir iç çekti. Bir adım daha attı üzerime doğru, gelinliğim toparlansa da sorun değildi. Yüzümü avuçları arasına aldı ve ağırca yaklaşarak alnıma bastırdı dudaklarını. Öyle derin öyle yoğundu ki öpüşü baştan aşağı ürperdim. Dudaklarını ağırca çekti alnımdan, kehribarları buz mavisi gözlerimin içine içine odaklanınca, "Söylesin ömrümün tek tanesi, söylesin ne istiyor yoluna kul köle olmuş bu adamdan." Gözlerim doldu o böyle diyince. Mutluydum hemde deli gibi içim içime sığmayacak derecede çok mutluydum. Boran beni böyle seviyorduya hani işte kimsem olmasa da Boran yetiyordu bana, tek başına bir hayattı benim için. Bir insan nasıl bu kadar sevilirdi işte bunun en iyi örneğiydi Boran. Onun için canımı verirdim onun da hiç düşünmeden yapacağı gibi ve bu asla lafta kalmazdı ikimiz içinde. Yüzümdeki ellerin bileklerine tutundum dolu gözlerle. "Senden bir seni isterim kendime ben, sen ol yeter bana Boran." Bir fısıltıdan farksızdı sesim çünkü düğüm düğüm olmuştu. Gülüşüne bittiğim adam hafifçe gülümseyince dünyalar benim oldu. "Ben zaten en başından beri hep senindim hepte senin olacağım yavrum." "Aa damat bey rica ediyorum ağlatmayın gelinimizi makyajı bozulursa kök söktürür hepimize." Diyerek araya girmese Zara ciddi anlamda ağlayabilirdim duygu yoğunluğundan dolayı. Üstelik kızların burada olduğunu ve bizi film izler gibi izlediğini de unutmuştum, eminim Boran da unutmuştu. Benden hafifçe uzaklaşarak ellerini yüzümden indirince gözlerim ellerini izledi yerleri bedenimde olmalıydı. Çok özlüyordum onu. "Tamam hadi gidelim bakalım." Diye sesler yükselince Boran kolunu girmem için açıyordu ki kolunu tuttum. "Ama nasıl olduğumu söylemedin Boran. Nasıl olmuşum?" Sorumla bir kaç gülüşme duysamda umursamadım. Evet gözleri ve az önce dedikleri belki herkese yeterde artardı ama ben bizzat sormasam ve o cevap vermese olmazdı ki. Boran asla gülmedi aksine hayranlığı ve sevgisi arttı öyle tatlı baktı ki tutup öpesim geldi onu. Ellerimi tutup hafif kaldırdı ve baştan aşağı sanki yapmamış gibi can alıcı bir şekilde yine süzdü. Bu adam beni her an sadece bakışları ile bayıltabilirdi o kadar etkileyiciydi işte. "Şimdiye dek gördüğüm ve muhtemelen bundan sonrada kızımız dışında görüp göremeyeceğim en güzel gelin olmuşsun yavrum." "Yiaaa." Dedim erime kıvamında sonra tutamadım ve gelinliğime rağmen boynuna sıkıca doladım kollarımı. Bunu beklemese de anında gelinlikle daha da inceltilen belimi sardı kolları. "Seni çok seviyorum Boran." Boğuk çıkan sesimle daha da bastırdı kendine. "Kurban olurum sana ben." Ama ben dayanamazdım ki yerdim bu adamı. "Allah'ım çok güzel videolar çektim!" Bu sefer Hevdem getirdi beni kendime. Geç kalıyorduk yahu kına gecesi başlamıştı çoktan. Kollarımı gevşetince dikkatle geri çekildim çünkü bir ayağım yerden kesilince gelinliğime basmıştım. Boran etraftaki kalabalık yüzünden fazla sesini çıkarmadan gözleriyle karnımı işaret etti sonra belimdeki eliyle varla yok arası karnımı okşayarak çekti elini. "Bebeğimiz nasıl?" Gülümsedim derinden, "Çok çok iyi keyfi yerinde merak etme." Dedim. "Mümkün değil ki merak etmemem." Dedi. "Sizi düşünmediğim tek bir an yok ve ben artık sizden ayrı kalamıyorum. Çok özlüyorum Gece'm ben sizi." Düşen omuzlarına gülsem mi ağlasam mı bilemedim. İsteme gününden beri yan yana zor geliyorduk akşam ise konakta ki misafirler yüzünden onu içeri alamıyordum ve evet onsuz uyumak işkence gibiydi artık. Telefonla konuşarak uykuya dalıyordum o da benden sonra ne zaman uyuyabilirse yatıyordu bir kaç saat. "Sadece bir gün Boran, yarın akşam yeniden odamızda ve yatağımızda olacağız sonrada hiç ayrılmayacağız." Elimi sıkarak derin bir iç çekti. "Tek dayanağım bu yavrum. Sen ve bebeğimi saracağımı hayal ederek dayanıyorum." Bebeğimiz evet, ikimizinde en çok ihtiyacı olan adamdı Boran. Daha fazla insanların söylediklerine dayanamazken yan yana geçtik. Boran'ın koluna girerken yine bana okuduğunu farkettim içinden, tam üç kere bana dönerek güzel nefesiyle üfleyince sırıtışım büyüdü. Koruyucu bariyerim, sayesinde asla kırılamaz bir raddeye ulaşmıştı. Koluna sıkıca yapışarak onun desteğiyle yürüyünce odadan çıktık milletle. Geniş koridorda kınanın olacağı alana giderken her adım da heyecanım artarken Boran'ın sıcak varlığı ile tutuyordum kendimi. İki yana açılan ve bizim için hazırlanan ateşlere aydınlatılmış yola girmeden hemen önce eğildi Boran yandan hafifçe yürürken. "Fazla oynamak zıplamak yok baştan uyarıyorum seni." Diyince ifademi her taraftan çekildiğim için korudum. "Başlatma yine çocuk düşecek diye Boran, bu öyle bir şey değil kaç kere diyeceğim sana?!" "Ama o daha çok küçük." Diye çocuk gibi gözlerime bir bakiş atınca gülmeden edemedim. "Tamam tamam." Dediğim an rahatladı büyükçe. "Çok yormayacağım kendimi." "Ben zaten hep etrafında olacağım." Hayretle ağzım açıldı. Üstelik bunu kendi kendine söylemişti daha çok. Tamam adam endişeleniyordu bizim için bu sebeple normaldi o yüzden alttan alabilirim onu. İçeri girdiğimiz an ise kınaya giriş müziğimiz çalmaya başladı. Hemen önümüzde kameraman ekibi çekimlere başlamışken çalan kürtçe şarkıyla etrafımızdaki kızlar alkışlarla eşlik ediyordu. Boran beyimiz elbette ağır tavrından ödün vermeyerek yürürken ben kendimi oynamamak halay çeke çeke yürümemek için zor tutuyordum. Tamam oyanayacak çok vaktim olacaktı şimdi ağır olmalıydım. Tabi ki olmadı. Şarkıya gülerek eşlik edince, Boran dudaklarındaki bastıramadığı gülümsemesi ile iki yana salladı başını. Benim için özel olarak yapılmış tahtan hallice çiçekli ve üzeri tül perdelerle örtülü tahtıma geçince Boran ellerimi tutarak yardımcı oldu. Bu gelinlik kaç kiloydu Allah aşkına oturunca o kadar rahatlamıştım ki. Boran oturmayıp hemen misafirlerle selamlaşsa da erkeklerin yanına gitmek zorunda kaldı zaten benim de etrafım hiç tanımadığım bir sürü kadınla çevrildi bir anda. Kaç kişiyle öpüşüp sarıldım bilmiyorum ama Hevdem'e şarkıyı kesip halaya geçiş yapın diye uyarı verince hemen dediğimi yapmış bu sayede gelecek bir kaç yüz kişiyi yolundan çevirtip halaya girmelerine sebep olmuştum. Hamileydim yahu ben. Kafam zaten bin beşyüz birde sürekli kişi başı en az üç kere dönerek öpüşünce yanak yanağa başım dönüyordu ve bunalıyordum. Kızlarla her yönden her şekil fotoğraflar çekilirken koltuk değnekleriyle hızlı adımlarla bize doğru gelen Özgür ile dikleştim. Kına gecemi mahvederse yaşatmazdım onu bu sefer. Hemen önümüzde durunca Diljen'in tahtımın arkasına iyice geçerek saklandığını farkettim. "Kızıl cadı ne kadar güzel olmuşsun sen böyle? Şu makyajı iyi ki icad etmişler yoksa o duvar gibi suratını hiçbir şey toparlayamazdı." Diye bağırarak gülünce içten içe sakin ol diyerek kendime telkinler veriyordum. Bir insan bile bile nasıl kaşınırdı işte kanıt. "Benim en azından makyajla toparlayacak bir yüzüm var Özgür, sen de o da yok ne yapacaksın? Boşver devam et böyle yüzsüz yüzsüz alışıksın ne de olsa." Diyince kızlar kahkahalara boğulurken Özgür bozulan suratıyla ters ters baktı, elindeki değnekle Zara'nın bacağına vurarak, "Çekil kız şuradan." Demiş ve tam yanıma oturmuştu. Hemen arkamızdaki kıza döndü sonra, "Diljencim ne duruyorsun orada gel buraya otur hadi." Diyerek ikimiz arasındaki ufacık yeri göstermişti. Buraya çocuk bile sığmazdı bir, Özgür bu kıza yürümüyor artık koşuyordu bu da iki. "Ben böyle iyiyim ağam." Dedi Diljen. "Ağan yesin seni kızım." Diye karşılık verince Özgür kız irkildi. "Bir daha de bakim." Diyince Özgür, ağam kelimesini ne kadar sevdiğini anlamıştık. Diljen kızaran yanakları ile buradan kaçmak istercesine, "Ben gidip Lalezar hanımıma bakayım bir seye ihtiyacı olabilir." Demiş ve gitmişti insanların arasına karışıp. Arkasından derin bir iç çekti koltuk değneyini yere vurup. "Hayatımda ilk defa bir kız tarafından görmezden geliniyorum, şimdiye çoktan kucağıma atlamış olması gerekiyordu." Özgür'ün büyük bir efkarla dedikleriyle saşkınca bakakalan tek ben değildim. Zara ve Hevdem üzgünce bakarken, "Abi senin crush çok imkansız ya." Dedi Hevdem. "Boş vereceksin mecburen." "Bence de boşver." Dedim hemen. "Kocam senin yüzünden katil olsun istemiyorum uzak dur kızdan o bize emanet!" Tersçe baktı bana. "Senin kocan zaten katil ayrıca emanetse ne olmuş kızın ırzına geçip ortada mı bırakacağım ben! Öyle birine mi benziyorum?" Zara, Hevdem ve ben aynı anda, "Evet!" Diyince yüzünü buruşturdu. "Yazıklar olsun size." "Lan!" Diye kükremeyi andıran bir ses duyunca aynı anda bize doğru gelen adama döndük. Boran burnundan soluyarak geliyordu, bu adam neye delirdi yine demeden dibimizde bitmiş tek eliyle Özgür'ün ensesinden tutarak kaldırmıştı. "Yemin ettim lan puşt herif kavga çıkarmayacağım sakin kalacağım karım üzülmesin diye!" Özgür Boran'ın gücü ve çekiştirmesiyle değnekleriyle ayağa güçlükle kalkarak dengede durabilmişti ama Boran hâlâ ensesindeki elini bırakmadan sıkıyordu. "İyi de Boranı-" Gözleri bana değince yutkunarak kaçırdı gözlerini. "Yani Boran Ağam ben ne yaptım yine?" Korkumdan nasılda Boranım diyemiyordu var ya, adamı böyle öttürürdüm işte. "Daha ne yapacaksın lan! Benim oturacağım yere sen hangi akılla oturuyorsun orası benim yerim lan damat olan benim!" Diye bağırdı. Allah'tan halay sesi yüksektide yakın olmayan kimse Boran'ı duyamazdı. Ayrıca bu adam cidden kıskançtı yani bu normal ve herkeste gördüğüm gibi bir boyut değildi ve ben bunu her geçen gün daha iyi kavrıyordum. Özgür'ün beti benzi atınca başını iyice eğmişti koca adam. "Yav dostum biraz kıroluktan uzaklaşsan mı diyorum ben oraya ayakta durmaktan yorulduğum için oturdum ne var bunda." Boran öfkeden kızaran gözleriyle bu işin o kadar basit olmadığını haykırırken, "Boran." Diyerek dikkatimi kendime çektim. "Uzatma tamam bir daha yapmaz bırak adamı." "Bu mu adam?! Madem ayakta duramıyordu ne sikime kalkıyordu, sandalyesinde otursun erkeklerin yanında ama yok! Kafamı bir çeviriyorum şerefsiz yine karıların arasında ulan sakat kalıyordun lan sakat, bir insan hiç mi akıllanmaz!" "Boran." Diyerek Bahoz geldi hemen yanımıza onunda arkasında Alaz Ağa. Bahoz, Boran ve Özgür'e bakarak yüzünü buruşturdu. "Bu gene ne yaptı bilmiyorum ama boşver gelin hadi millete ayıp oluyor sende alttan al Boran şu gün bitene kadar, bak herkes buraya bakıp duruyor." Diyince Boran bıraktı Özgür'ün ensesini. Özgür hızla zıplaya zıplaya uzaklaştı ondan. Erkeklerin çoğu kapıya yakın masalara kurulup guruplaşmıştı ve bu sayede gençler dışında kadınların hepsi sahnenin ve salonun orta kısmına doluşmuştu. "Tamam, siz gidin şu piçe de sahip çıkın geliyorum ben." Alınmış gibi, "Ayıp oluyor ama Boran ağam." Dedi Özgür. Şimdide ağam diyişi batmaya başlamıştı şerefsiz nasıl böyle güzel ve içten söylüyordu anlamıyordum. "Siktir git puşt!" Bahoz Özgür'ün koluna girip götürürken Alaz Ağa'da başıyla bir selam verip gitmişti. Boran'ın bana dönen bakışları anında yumuşarken yanıma yani yerine oturup parmaklarını belime sararak yaklaştı. "İstediğin bir şey var mı bebeğim?" Diye sorunca başımı tatlıca iki yana salladım. "Canın bir şey çekerse ya da bunalacak olursa kızlara söyle çağırsınlar hemen beni, ben zaten buradayım gözüm hep üstünde." Şimdi üzerimizde bunca göz olmasa öperdim de edepli gelini oynamam lazımdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE