"Merak etme sen beni git insanlarla ilgilen hadi." Hiç istemese de kalkarak gitti ama kızların ellerine para tutuşturarak yanıma tek bir erkek bile oturtmamalarını tembihlemişti. Tanıyıp tanımadığım bir sürü kadın gelip beni tebrik edip resim çektirirken hepsine ayak uydurmak fazla zor olmuştu. "Merhaba." Diyen kadına sarılmak isteyince nezaketen karşılık vererek, "Merhaba." Diyerek sarıldım ama kadını da gözüm ısırıyordu bir yerden.
Geri çekilince, "Tebrik ederim seni Gece hep mutlu olun inşallah." Gülümsedim içtenlikle fazla güzel ve tatlı bir kadındı, tamamen geri çekilince gelinliğim yüzünden, şişkin karnıyla hamile olduğunu anladım hemen. Gözlerimi kısarak yüzüne bakarken sanırım derdimi anlamış gibi, "Gülbahar." Dedi gülerek. "Pek karşı karşıya gelemedik ama Boran Ağa iyi tanır beni hani Güneş vardı ya onunla yakındık bir aralar." Diyince jetonum ağırca düştü.
"Ha sen o sun!" Hatırlatmıştım evet, Gülbahar'ı. Güneş'in adımı çıkarmak için türlü iftiralarla ikna ettiği arkadaşıydı fakat Boran gerçekleri kadına anlatınca benim adımın aksine Güneş'in adını çıkartmışlardı. Gözlerim karnına düşünce ise bu kadının hamile kalamadığı için aşiretler için kuma geleceği söyleniyordu. Ben sanırım biraz geri kalmıştım bu tür haberlerden ki kadın hamileydi şu an. Bakışlarımla gülümseyerek karnını okşadı mutlulukla, zümrüt yeşili yöresel elbisesinin içinde ışıl ışıldı.
"Nasıl oldu bebek hiç haberim yok en son tatsız haberler dönüyordu." Dedim dürüstçe. Kınanda da dedikodu yapmazdın be Gece ama bu da dedikoduya düşmüyordu ki Allah korusun beni.
"Daha önce tüp bebek tedavisi yaptım ama olmadı son kez tekrar denemek isteyince ise mucizem gerçekleşti... Hamileyim hemde beş aylık." Yengemle aynıydı. Gözleri ışıl ışıl parlarken, "Çok sevindim Gülbahar inşallah sağlıkla doğar kucağınıza alırsınız." Dedim.
Ellerimi sıktı koca gülümsemesi ile. "Amin Hanımağam amin sizin bebeğiniz de sağlıkla doğar inşallah dört gözle bekliyoruz." İçim yine sıcacık olurken bebeğimi okşama dürtüm ağır ağır bastırıyordu. Gülbahar'la biraz daha konuştuktan sonra kızlarda selamlalaşıp masasına kadar eşlik ettiler kadına. Halay kuyruğu gittikçe genişlerken sahnedeki özel olarak çağırdığımız sanatçılar güzel sesleriyle durmadan daha da yükseltiyordu çıtayı. Birazdan bende girecektim halaya evet biraz erkenden girecektim ama umurumda değildi bu kadar hazırlığı süs bebeği gibi oturup milleti izlemek için yapmadım ben ve evet oturmak gibi bir niyetim asla yoktu.
Leyla yengem en son Rona'nın peşinde koşarken Rona ne ara benim yanıma gelmişti bilmiyorum. Hevdem içtiğim suyu alırken Rona hayranlıkla irileşmiş gözleriyle süzüyordu beni. O ufacık boyuna pembe bir gelinlik giymiş pamuk şekere dönmüştü, saçlarını da tepeden iki küçük topuz yapmıştı yengem kızının ve alıp ısırmamak için zor duruyordum.
Renas'ta kızın pesinden koşmaktan nefes nefese durdu yanında. "Kaç kere koşma düşeceksin dedim sana anlamıyor musun Rona?!" Diyerek onu azarlıyordu Renas ama Rona onu duymuyor gibi bana bakıyordu hâlâ.
"Bebişim, gel hadi ablaya." Diyerek elimi açıp çağırınca koltuğa tırmanıp çıktı ve hemen onun için açtığım kollarımın arasına girerek sarıldı ufak kolları ile. "Sen ne kadar güzel olmuşsun Geçe inanamıyorum..." Gözleri Renas'a kaydı sonra ışıl ışıl parlarken bana baktı tekrar. "Sen gelin mi oldun şimdi?" Başımı salladım sırıtarak.
Ellerini ağzına kapattı kıkırdayarak, "Gelin oldum gidiyoyum mu yapacaksın?" Diyince gülerek onayladım yine başımla. "Ya bende gelin oldum bak!" Diyerek kendi kabarık eteklerini tutarak gösterdi. "Sen Boran'ın gelini oldun bende Yenas'ın ama babama söylemek yok o onun geliniyim sanıyor." Elini havada salladı. "Annem var zaten ama anlamıyo Geçe lütfen konuş onunla ben Yenas'ın gelini olacam!" Dayanamayıp çekip öptüm üst üste boynundan.
"Seni yerler yerler! Babanı boşver hem hadi git Ranas'ın elini tut bırakma onu asla!"
"Bırakmam ki o benim! Az önce bir tane kız ebelemece oynayak dedi ama ben saçını tutarak çekince ağlayarak kaçtı! Sümüklü." Diyerek o tatlı, ağızda dolanan kelimeleriyle tam bir görsel şölendi. İnsan dayanamazdı bu tatlılıklara.
"Sen merak etme Gece ben onu tutuyorum günümüzü mahvetmeyecek korkma." Diyen Renas büyük adamlar gibi bezmiş bir ifadeyle Rona'nın elini tutup koltuktan indirdikten sonra, "Gel hadi sana meyvesuyu alalım." Diyerek götürdü kızı. Olacaktı bunlar olacaktı.
"Ay ben dayanamayacağım halaya giriyorum!" Diyerek ayağa kalkmak isteyince Hevdem ve Zara anında yanıma koşmuşlar ikiside kolumu tutarak tek seferde ayağa dikmişti beni. "Amma ağırmış bu gelinlik." Diye söylendim.
"Abim sana hafif ve abartısız seç dedi ama sen hangisi daha ağır ve gösterişliyse onu aldın yenge."
"Sen sus kız seni de görürüm düğününde." Diye çemkirince geri çekildi hafif. Duvağımı düzelttim. Ay çok güzeldim maşallah.
O sıra, "Gece." Diyerek yanıma gelen komutandan başkası değildi. Maşallah dalyan gibi herif üniformayla dehşetti de böyle takım elbiseler içinde görmek hep tuhaf hissettiriyordu, fazla yakışıklıydı. Fisun'a nasıl yar olacaktı bu adam...
"Hadi gel halaya!" Diye hevesle kolumu tutup çekiştirecekti ki Zara sinirle araya girerek ayırdı elini kolumdan, "Adar, abimi delirtmek mi sizin amacınız uzak durun yengemden hem o hamile halay falan çekemez." Diyince komutanla aynı anda birbirimize baktık ve aynı anda Zara'nın omuzlarından tutarak aramızdan çektik. Geri geri sendeleyerek Hevdem'e tutundu düşmemek için. "Kimse bana engel olmaya çalışmasın hamileyim diye halayda mı çekemeyeceğim be!"
"Doğru söylüyor her kürt kızı gibi o da müziği duyunca bağlasan durmaz yerinde." Duyduğum sesle olduğum yerde kaldım resmen. Heyecanla dayanamayıp arkamı döndüğümde ise sırıtan suratıyla kollarını açmış bana bakan Serkan vardı.
"Ya Serkan." Diyerek bir kaç adımı kapatıp sarıldım sıkıca, o da aynı karşılığı verdi anında. "Yalancı, hani gelemezdin kandırdın beni resmen!" Gülerek ayrıldı ama ellerimi bırakmadı üstüne öptü iki elimide. "Ben hiç böyle güzel bir günde bir tanecik buzlar kraliçemi tek bırakabilir miyim?" Gözlerim dolu dolu olmuştu mutluluktan, tüm sevdiklerim yanımdaydı. "Teşekkür ederim..."
"Teşekkür etme kızım hadi hadi manyak kocan gelmeden halaya girelim." Bir elimi Serkan bir elimi Adar tutarak beni halayın ortasına çekiştirirken konuşmuştu Serkan, "Oğlum dışarıdaki koruma ordusunu görünce şok geçirdim sonra içerideki Ağaları görünce sustum, bu ne kızım çevre illerdeki ağaları nasıl ikna edip çağırdınız iki günde." Sadece güldüm bu da Boran'ın hüneriydi. Şimdiden gelecek takıları düşünüyordum mesela. Yeni bir araba alırdım belki gerçi daha kocamın hediyesi olan Passat'ımı eskitememiştim bile.
Halayın başına geçince kadınlardan zılgıt koptu, elime Adar girmiş onun eline de Serkan girmişti ve Serkan da ablası Fisun'un elini tuyordu. Hevdem ve Zara'da halaya girince tamamlandık. Boran nerede kalabalıktan görmesemde dikkatle fazla zıplayıp hareket etmeden asilce çektim halayın başını şu an için üç ayak gitmek yararımaydı. Elime tutuşturalan mendili sallarken ritme ayak uydurarak attım adımlarımı. Her ne kadar hızlı halay sevsemde şimdilik ağır davranıyordum.
Boran'la olan ilk düğünümüzde davul bile çaldırmazken şimdi sesleri durmuyor daha da vurulsun istiyordum davula. Nereden nereyeydi işte, bir zamanlar bugünleri göreceğimi söyleselerdi gülerdim ama çokta isterdim çünkü çok ama çok mutluydum.
Kameraman üzerimde fazladan durarak halayı ağırca çekerken davulcu gelip tamda dibimde davula vurmaya başladı. Leyla yengem hamile karnıyla Zara ve Hevdem'in arasına girdi hemen sonra Jiyan amcam göründü abimle birlikte ikiside ellerindeki para destesiyle geldiler ve en çok bana olacak şekilde Zara'ya dek para atmaya başladılar üstümüze ve paralar daha yere değer değmez bir ordu çocuk etrafımızı sararak paraları toplamaya başladılar.
Abimle Jiyan amcam da halaya girince yüzümdeki gülümseme genişledi, halay o kadar uzundu ki salonun büyüklüğüne şükrettim çünkü sıkış tıkış değildik, en az üç yüz belki fazla bilmiyorum kişilik halay kuyruğu halkaya dönerken ortamız oldukça genişçe açıktı ve sanatçılar ortamızda rahatça şarkı söylemeye başladılar. Belimde bir el hissedince Boran hemen yanımda yer aldı ve beni halaydan nazikçe kopararak halayın ortasına getirdi.
"Ya Boran ne güzel oynuyordum yavaş yavaş niye bozuyorsun, böyle yapma işte." Diye mızmızlanırken fena hâlde üzülmüştüm. Tırnaklarımı sinirle eline geçirsem de umursamadı ancak herkesin göreceği sekilde ortada durunca da şaşırdım anlamayarak. Bana döndü ancak tam karşımda değil yanımdaydı benim yüzüm masada oturan annemlere dönükken o abimlerin tarafına bakıyordu. Elini karnıma sardı ve diğer elini havaya kaldırınca mendilini farkettim. Başını hafifçe çevirince kehribarları içimi dağladı, "Herkesle oynuyorsun kocanla da el ele bir halay çekmeyecek misin?" Diyince mutluluktan deliriceğim sandım.
"Huysuzluk etmeyecek misin?" Diye sordum çocuk gibi. Tebessüm etti hafifçe. "Sen mutlu ol diye her şeyi yaparım ben yavrum, düğün dediğin bir kere oluyor onda da güzelce eğlenmek en çok senin hakkın. Dikkat et yeter başka şey istemem ben." Sanatçı adam mikrofonuna bas bas şarkısını söyleyerek yanımıza gelirken kameralarda bize dönmüştü bile. Gözlerinin içine gülümseyerek bakarken bende elimi onun karnına sararak diger elimle mendilimi kaldırınca aynı anda kırdık dizimizi ve aynı anda hafifçe hem mendili sallayıp hem çektik halayımızı. Bu... Fazla güzeldi. Düsündüklerimin de fazlasıydı.
Herkesin bize hayranlıkla baktığını biliyor ve görüyordum. Annemi gördüm bir ara, gözlerindeki yaşlarla seyrediyordu mutluluğumu. Henüz konuşmamıştık ama kötü de değil gibiydi aramız sonra Lalezar annemi gördüm, tıpkı annem gibi gözü yaşlıydı ama buruktu tebessümü. Eminim Bertan Ağa'nın da burada olmasını isterdi ama korkaklığı yüzünden kaybetmişti her şeyini. Keşke öyle pis bir babanın boyunduruğu altına girmeseydi Bertan Ağa... Ona da üzülmeden edemiyordu salak kalbim oysa kötüye kötü iyiye iyi davranması gerekiyordu. Bende kötüye iyi git diye bir motto yoktu olanlara helal olsun ama bende öyle bir sabır yoktu.
Boran'la ellerimiz koparken karşı karşıya da oynadık, anlamıyordum her hareketi, bir bakışı, bir gülüşü ufacık tebessümü bile nasıl bu kadar güzel olabiliyordu. Damadım karşımda benim için ellerini iki yana açmış mendillerini hafifçe kendine has ağır tavrıyla sallarken gözlerimin içine dikmişti kehribarlarını. Gülümsemem yüzümden asla eksik olmuyordu, gelinlerin çoğu nötr bir ifadeye sahipken ben otuz iki diş sırıtıyordum hep ve şikayetçi de değildim. Kadın, erkek sanatçı ikilisi potporiye öyle bir giriş yaptılar ki daha da şevkle oynadı millet, eşlikte ettiler şarkıya.
Biz birbirimize bakarak oynarken Mara giydiği krem tonlarındaki ağır olduğu belli olan yöresel elbisesinin eteklerini tutarak bize doğru gelince onu görmediğimi ve yeni geldiklerini farkettim. Saçlarını düzleştirmiş diğer kızlar gibi elbisenin şalını saçının yarısına takarak salmıştı ve şalın çevresindeki çeyrek altınlar saçında salınıyordu her hareketinde. Mara bana gülerek bakarken geldi ve abisinin eline girdi sonra Hevdem, Diljen ve Zara'da geldi onlar gelince ben tabi ki başa geçtim. Büyük halayın içinde bizde ufak bir şerit tutmuştuk. Kameralar yoğunlukla bizi çekiyorken Pare ve arkasından abiminde geldiğini görünce gülüşüm büyüdü. Pare o endamıyla giydiği siyah yöreseliyle o kadar iyi görünüyordu ki anlatılmazdı. Şalını herkesten farklı olarak sarık gibi bağlamış başına, belindeki ve üzerindeki altınlarla göz yoran değil baktıkça seyir zevki veren bir hatun olmuştu. Elbisesinin uzun kollarını arkasından bağlamıştı uçlarını bir çok kişinin yaptığı gibi. Pare'ye yanıma gelmesini işaret edince onu halayın başına geçirdim.
Abim sanırım karısının oynamasından pek haz etmiyordu ama ona kıyamıyordu da. Pare halayın başını kırk yıllık folklör oyuncusu gibi çekerken abim fazlasıyla etkilenerek cebinden iki yüz TL'lik bir banknot çıkardı ve karısının başından aşağı dökmeye başladı. Bekledim bana da döker diye ama görgüsüz bana bir kuruş bile atmayınca kaşlarımı çattım. Yahu bende hemen karının diğer elini tutuyordum ne vardı bir yüzlük atsan, o kadar insan bakıyordu değil mi?! İçten içe abime küfür ederken bir ordu çocuk yerdeki paraları saniyeler içinde süpürmüştü.
"Karımı ötekileştirme, o hamile!" Boran abime omuz atıp itince gözlerim açıldı. Halaydan çıkmış karşıma geçmişti. Yöreselinin iç cebinde bir deste para çıkarınca gözlerim ışıldadı, nasıl anlamıştı ki üzüldüğümü belli bile etmemiştim? Yerdim ben bu adamı onca insan var demeden. Abim sabır çekerek geri adımlarken, "Ona zaten para döktüm ben az önce." Diye birde açıklama yaptı ama burun kıvırdım.
Elindeki parayı açarken Boran, "Yine dök ulan madenleriniz yok mu gerekirse gece bitene kadar başından aşağı dökeceksin para." Dedi ve abime ters bir bakış atarak bana döndü, o an yüzü gevşedi. Elindeki paranın dolar olduğunu da başımdan aşağı dökerken fark ettim. Ulan bütün rızkımızı savuruyor muydu bu adam? Neyse olan oldu gülümsemeliydim herkes bizi çekiyordu, hoşuma gitmedi desem yalan olurdu zira mutluluktan uçmak mümkün olsa havalardaydım şu an.
"Bana da at bana da!" Diye bağırarak gelen Özgür'den başkası değilken hepimiz güldük çünkü değneği ve alçılı ayakla seke seke hızla geliyordu bize doğru tam bir deli gibi. "Hata ettim bunu davet ederek ulan birde sağdıcım bu herif! Kafam neredeydi ki?!" Diye öfkeyle söyleyerek gerilemeye başladı Boran Özgür ona doğru koştururken. "Tut şu herifi elimden bir kaza çıkacak şimdi Ferman."
Abim gülerek iki yana salladı başını, Özgür Boran'a yaklaşamadan koluna girerek tuttu abim onu. "Boran Ağam benim, sakatız diye halay çekemem mi sandın sen ha? Bak şimdi oynayacağım sende bana para dök, dökte Bahoz kudursun kıskançlıktan!" Bir adamın nasıl herkesle sorunu olabilirdi anlamıyordum.
"Oğlum eşek kadar herifsin lan doğru dursana artık." Diye çıkıştı Boran kendini tutamayarak. Neyseki kimse bir şey anlamıyor halaya devam ediyordu bizde hem oynuyor hem dinliyorduk.
Özgür değneğini abime uzatıp, "Tutar mısın Fermancım." Diyince abim hem onun kolunu tutup hem değneğini aldı. Sağlam eliyle sarı saçlarını geriye doğru taradı, sonra değneği tekrar aldı abimin elinden, "Teşekkür ederim Fermancım." Diyerek. Abim güldü Özgür'ün haline.
"Aranızda eğlenmeyi bilen tek adamım diye yargılayamazsınız beni ayrıca şu öfkenizi de atın o dansözleri ben çağırdım dersimi de aldım kızmayın oğlum artık üzülüyorum şurada." Koskoca adamdı ama yüzünü asınca güldüm, çocuk gibi davranıyordu. Boran bıkkınlıkla nefes bırakırken, "Tamam ulan ne halt yersen ye ama başını belaya sokma seninle uğraşamam." Dediği an Özgür abimin elinden kurtulup Boran'a atlayıp sıkıca sarılınca gözlerim irice açıldı.
"Affettin mi oğlum beni?!" Boran Özgür'ü iterken gülüşüne engel olamadı, "Ettim tamam ettim!" Dedi. Özgür iki saniye daha Boran'dan ayrılmasaydı eğer kına falan dinlemezdim.
Ucuz kurtulmuştu.
"Şimdi halaya gireceğim para dök tamam mı bana." Diye hevesle konuşarak seke seke bize doğru geldi ve Hevdem ile Diljen'in arasına girerek tuttu parmaklarını. Özgür gözleriyle hadi der gibi bakınca Boran sert bir solukla bana baktı izin alırcasına.
İzin verdim.
Ve o şerefsizin başından da para döktü yakasını artık bırakması için.
Özgür'den ciddi ciddi kurtulmam gerekiyordu sanırım artık.
Sonrasında ise öyle çok eğlendim ki tarif edemezdim sadece şükrediyordum bozulmaması için.
🔗🗝️🔗
Yarım saatten fazla halay çekerken Boran artık zorlukla biraz soluklan bari diyince tamam diyip bırakmıştım halayı. Mara yanıma gelip kaynanasının da geldiğini söyleyince yerime geçmeyip kadının olduğu masaya gittik birlikte, gelinliği taşımak başta zor olsada alışmıştım bu sebeple fazlasıyla asil bir tavırla yürüyebiliyordum.
Kadın, Lalezar annemler ve bizim ortak geniş yuvarlak masamızda oturuyordu zaten, geldiğimi görünce gözleri mutlukla parladı yaşlı kadının. Mara hemen sandalyesinin arkasına geçip bana doğru çevirince, "Hoşgeldin Cennet teyze öpeyim elini." Diyerek elini öptürmek istemese de tutarak öptüm ve alnıma koydum. Bana bir sürü güzel söz ve iyi dileklerini iletirken hepsini sevinçle kabul ettim. Gelin bendim yani beni dualarla kutsaması tabi ki mükemmel hissettiriyordu.
"Mara kızım zorlamasa gelemeyecektim." Diyince kadın Mara'ya şöyle bir baktım yan yan. "İyi bari hanımefendi akıl edebiliyormuş." Diyince bana ters ters baktı. "Ayıp oluyor ama Gece." Dedi dişleri arasından. Omuz silktim, ayıp yatakta olur derdim de neyse. Cennet teyzeyle biraz daha konuşup ayrılacaktım ki Cahit gelince durdum. O da beni tebrik etti bol bol ama yarın vardı daha. Bir şey daha farketmiştim ki Cahit efendi gelince Mara gerilmiş ve huzursuzca onun yanındaki bedeninden uzaklaşarak mesafelerini açmıştı ve bunu Cahit üzgün gözlerle farketmişti. Bir kaç saniye sürsede anlamıştım. Acaba ne tür bir ilişkileri vardı, seviyorlar mıydı birbirlerini. Niye böylelerdi. Neyse öğrenirdik sonradan bir şekilde.
Adar'ın annesi yani teyzem ve Fisun gelip beni gelin odasına götürünce üzerimi değiştireceğimi hatırlamıştım. Gelin odasına girince görevli bir kaç kız ve Fisun'la kaldım baş başa. Üzerimdeki gelinlikten dakikalar içinde yardımlarıyla kurtulmuş ve sonunda koyu kırmızı yöresel elbisemi giymiştim. Kolları uzun ve işlemelerle dolu üstünü giyince belime kalın altın kemerimi taktılar sonra uzun bacağıma kadar gelen kolyemi de çapraz taktılar boynuma. Altın takı setimi de takınca sıra başıma gelmişti. Topuzumu bozmadan uçlarında çeyrek altınlarla dolu şalı iğnelerle saçımın tepesine tutarak iki yana saldılar. Parmaklarımdaki altın yüzüklerle de hazırdım. Herkes yöresel giyinse de tek kırmızı giyinen bendim ve elbisem özel dikim, kumaşı en güzellerinden olmaydı. Gelinlikten hafif ve rahat olduğu da su götürmez bir gerçekken bileziklerimi de takınca tamamen hazır olarak açtılar kapıyı.
Özel olarak tutulan dans ekibindeki kızlar ellerindeki erbanelerle beni bekliyorlardı. Bembeyaz ve aynı giyinmişlerdi. Kaftanları giymeleri için bizim taraftaki kızları çağırmışlardı bu sırada. Fisun, Diljen, Zara, Mara, Hevdem, Maria, Pare kaftanları giymişti Leyla yengem ve Yasmin için hamile olduklarından dolayı onlara olmamış bu sebeple giyememişlerdi ama sorun değildi yine de ellerindeki mumlarla eşlik edecekti kızlara. Aslında kına girişi gibi bir şey düşünmüyordum ama ikna edilmiştim ve doğrusu eğlenmek istiyordum insanlar ve dedikleri umurumda değildi. İçimden ne geliyorsa her şeyi yapacaktım. Kına tepsisi hazırdı ve getirilip Leyla yengeme verildi o taşıyacaktı tepsiyi ve elime de kınayı Boran'ın yengesi yani Civan'ın annesi vuracaktı güya ama o kadının beni sevmediğini zamanında yaptığı ve dediklerini unutmadığım için kabul etmemiştim zaten Lalezar annemde tahmin ettiği için en iyisi Gurbet demişti.
Gurbet hanım yakacaktı kınayı elime. Bir zamanlar sevmediği hâlâ sevmediği kızın kınasını bir vursunduda göreyim onun o yüzünü. Resmen tüm düşmanlarım buradaydı ve nispet yapıp eğlenmek en büyük zevki sefam olacaktı.
Kapı açılınca içeri giren Boran'la kaşlarımı çattım, "Getirin." Diyerek arkasındaki genç çalışana işaret verince kız elindeki tepsiyle içeri girdi. Boran odaya ve içeridekilere göz attı, "Bırakın şunları yemek dağıtılıyor gidin yemeklerinizi yiyin sonra gelir yaparsınız." Diyince daha da çattım kaşlarımı.
"İyi ama kınadan sonra dağıtılacaktı yemek." Dedim çocuk gibi koltuğuma çökerken. Keskin bir bakış attı Boran anında, "Yavrum millet aç." Dedi. Sanki ne dedik şimdi. "Sende yiyeceksin hem, hayde." Gözleriyle kızın yanıma bıraktığı tepsiyi işaret edince tepsidekilere baktım, pilav üstü kırmızı et mercimek çorbası salata ve yanında iki dilim baklava vardı. Menü hakkında fikrim yoktu ancak baya iyiydi bence. Kızlar giydikleri kaftanları çıkarıp odanın köşesine üst üste attıktan sonra mumları da söndürüp odayı tamamen boşaltıp gidince Boran kapıyı arkalarından kapattı hemen.
"Ben aç değilim." Dedim.
"Açsın açsın." Dedi bastırarak. Ellerimi karnıma koyarak parmaklarımla sararken tepsideki yemeklere burun kıvırdım. Tamam dumanı üstünde sıcacıklardı ama aç değildim işte istemiyordum ve nimete saygısızlıkta etmek istemiyordum, Allah olmayanlara versin inşallah.
Boran önüme diz çöküp dizlerimi tutunca alttan alttan baktı yüzüme ilgiyle, "Beğenmedin mi? Ne istiyor canın söyle hemen, hamburger falan mı istiyorsun getirteyim mi hemen?" Gözlerime o kadar tatlı geliyordu ki yanaklarını avuçlayıp yüzünün her yerini öpmek istedim ama onun yerine dudaklarımı büzerek başımı olumsuzca salladım. "Hiç iştahım yok, istemiyorum işte."
Sıkıntıyla bıraktı soluğunu. "Zorlasan kendini, biraz yersen iştahın açılır belki."
"Kusayım mı Boran ya onu mu istiyorsun sen."
"Gece." Dedi uyarırcasına. "Yavrum hamilesin sen ve bebeğimiz de seni tüketerek büyüyor içinde, halsiz düşmeni istemiyorum hele de düğün telaşı içindeyken." Ellerimi tutarak öptü yumuşakça. "Kırma beni çorba iç en azından hatta ben içireyim sana." Dudaklarımda genişçe bir gülümseme yer aldı.
"Seni kıracağıma kafamı kırarım daha iyi Boran." Kaşlarını çattı huysuzca, "Şöyle şeyler söyleme." Diyince gülümsemem büyüdü elimi tutan elini ben tutarak kendime çektim ve öptüm parmaklarını. Dudaklarım parmaklarına değer değmez gerilmişti. "Ne yapıyorsun yavrum?"
Omuz silktim. "Canım, kocamı öpmek istiyor." Gözlerini kıstı, ardından onaylamazca salladı başını ama hoşuna gittiğini farketmiştim, utanmıştı galiba biraz koca adamım. Ellerini çekip ayaklandı ve tepsiyi alarak kendi yanıma oturdu sonra da tepsiyi bacaklarına koyarak döndü iyice bana.
"Şimdi kendim yiyeyim derdimde elbisenin kolları uzun kesin dökerim üstüme o yüzden sen yedireceksin ama lütfen dökme bak."
"He yavrum he aç ağzını." Çorbadan azar azar kaşıkla yedirmeye başlayınca sıcak çorba hoşuma gitmiş ve iştahımı ikinci kaşıkta açmıştı, ben açmışım ya resmen. Boran çorbadan sonra etli pilavı salatayı derken tepsiyi neredeyse bana bitirtecekti ki zor bela doyduğuma ikna edip kalanları ona yedirttim ama baklavanın ikisini de ben yedim kan şekerim düşmüştü galiba yoksa yemeğin üstüne hemen iki dilim baklava gömemezdim. Boran bana keyifle baktı ama bu sürede, ona göre ne kadar yersem o kadar keyifleniyordu adam. Kilo alınca görecektim ama ben onu.
Tepsiyi kaldırınca ayağa kalkıp odada yürüyüş yaptım yediklerimi sindirmek için. "Al, iç yavrum." Uzattığı suyu kana kana içtim sonra telefonu alıp dişlerimi kontrol ettim temiz mi diye en ufak bir rezilliği kaldıramazdım ve temizdim sadece rujumu tazelemem gerekiyordu ve rujlarda Hevdem'deydi. Gözlerim beni ilgiyle izleyen adama gidince adımlarım durdu ve ona doğru ilerledi. Parmaklarımı üzerindeki kıyafetinin yakalarına götürerek düzeltirken daha da yaklaştım, omuzlarına bıraktığı işlemeli yazmayı da düzeltiyormuş gibi yaparken iyice yaklaştım ona.
Gözlerimi kırpıştırdım alttan alttan kehribarlarına bakarken. "Çok beğendiysen alsana beni." Güldü kısıkça. Parmakları başımdaki şalı okşadı saçlarım toplu olduğu için. Gözlerindeki haylaz parıltılarla üzerime eğildi iyice, "Ben beğendiğimi alalı çok oluyor." Burnunu yanağıma sürtünce omuzlarına tutundum. "Çok şanslı olmalı eşiniz o zaman." Diyince güldü kısıkça, bu sefer nefesi yanağıma vurdu. Elini belime sarınca saniyesinde göğüslerim goğüsüne yaslandı. "Şanslı olan benim zira beni karnındaki bebeğimizin babası yaptı. Ona ne kadar teşekkür etsem ne kadar sevsemde az gelir." Yutkunamadım güzel sesi ve dedikleriyle. Dudaklarını yanağıma bastırarak derince öpünce kollarımı boynuna doluyordum ki kapı pat diye açılınca panikle iterek uzaklaştım Boran'dan.
Boran'ın ters bakışlarını hissederken içeri girenlere baktım. Annem önde yengem arkasında derken kızlarda kapının önündelerdi ve evet görmüşlerdi ki kikir kikir gülüyorlardı zilliler. Annemin yüzüne bakamadım utançtan her ne kadar kocamla basılsamda.
"Anam evleneceksiniz ne bu ateş." Dedi yengem, gözleri Boran'a değdi, "Bu da karının karnına bebeği koymuş hâlâ bi durulamadı gitti." Yengem söylenerek içeri girerken iyice rezil olmuş gibi kıpkırmızı kesildim. Boran hafifçe öksürerek odadan çıkınca en ters bakışlarımı attım yengeme ama o takmadı bile beni.
Kısa sürede herkes hazırlanınca odadan dışarı çıktık. Annem kınayı kontrol etmek için gelmiş ve yerine geri dönmüştü. Dans ekibiyle birlikte içeri girecektik ama o kadar heyecanlanmıştım ki vazgeçip geçmemek arasında kalmıştım öylece, ancak hemen sonra durumumu farkeden Fisun erkeklerin hepsi salonun bir tarafına toplanmış olduğunu sadece bizim erkeklerin göreceğini ki onlarda zaten kadınlardan göremezlerdi de neyse o bunları söyleyince biraz olsun rahatlamıştım. Yaşlı adamlar zaten pek ilgilenmiyordu ama ne bileyim ne kadar çok insan o kadar çok göz demekti.
Son anda derin bir nefes alarak ne olacaksa olsun dedim ve çalan kürtçe kına girişi şarkımla iki yanımdaki dansçılar ellerindeki erbaneleri valmaya başlayınca, "Başlarım utancına da rezilliğini de!" Diyerek eteklerimi tutarak ilerledim hem elimi hem kalçamı oynatarak fazla kıvırmadan uyarak kızlara. Zaten herkes bize uyunca her şey tam olmuştu. Bizim kızlarda bağıra bağıra ellerindeki deflerle eşlik etmişlerdi. Yükselen sesler yanan ateşler ve havaya sıkılan sprey köpüklerle sanki diskodayız tarzına girse de ortam muhteşem olmuştu. Yüzümdeki sevincim eksik olmazken Boran'ı görmüştüm yüzündeki o mükemmel gülümsemesi ile. Benden de çok mutluydu şu an çünkü ben çok mutluydum.
Tahtımı ortaya getirince çalışanlar kınanın yakılacağını anlamıştım. Tahtıma gelip oturduğum da Boran'ı da getirip yanıma oturttu Pare ve annesi. Başıma kırmızı örtüyü örtünce her şeyi tülün ardından görmeye başladım. Sonra ise kızlar en önde yengem olmak üzere çalan yüksek yüksek tepelere müziği ile etrafımızda ahenkle dönmeye başladılar. Kızların arasında Diljen'in hemen arkasında değneğiyle zıplaya zıplaya giden Özgür'ü görünce gülmemi tutamadım. "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar!" Diye bağıra bağıra kızın kulağına doğru söylüyordu arkasından koştururken. Zavallı Diljen ise yakasını kurtaramadığı adam yüzünden ne yapacağını bilmez şekilde elindeki mumlarla dönüyordu etrafımızda.
Şarkı devam ederken duygulansamda doğrusu ağlayasım gelmiyordu. Hafifçe Boran'a döndüğümde ise o zaten bana bakıyordu, başımda örtü olsa bile gorüyormuş gibi. Bacağımın üzerindeki elimi tuttu ve usulca geçirdi parmaklarını parmaklarımdan. Yanındayım diyordu, korkma diyordu, seni bir ömür asla bırakmayacağım diyordu. Bir tutuşu, bir dokunuşu, bir bakışı bile bir çok şey söylüyordu. Boran bana aşkını her zerresiyle haykırıyordu. Ben bu adama ölür biterdim.
"Aa gelin hanım ağlamamış hâlâ." Leyla yengem ile örtümün altında karşılaşınca irkildim. "Yenge?" Dedim şaşkınlıkla, "Ne yapıyorsun?" Diye sordum. Örtüyü iyice kaldırarak yaklaştı yüzüme, "Ağladın mı diye kontrol ediyom." Dedi gayet olacağanca. Gülmemek için dudağımı ısırdım. "Ağlıyormuy muşum?" Cıkladı. "Ağlamıyon Vallahi hatta gülüyon. Kız!" Dedi birden sinirle. "Millet oynak gelin desin istemiyorsan bir iki damla dök yoksa zorla ağlatırım Vallahi!" Diyerek örtünün altından çıkarak örttü tekrar.
Şarkı daha da yukselirken etraftaki herkes eşlik etmeye başladı, çok fena doluşmuşlardı tepeme ve bu kalabalık bunaltmaya başladı. Ağlamazsam hakikaten inatla devam edeceklerini farkedince kendimi zorladım ağlamak için. Normalde ağlamaya yer arıyorken şimdi ağlayamamak kadar saçma şey yoktu cidden.
Ayak ucumda bir sürü çocuk tepemde kameralar etrafımda karılar kızlar derken sinirden ay yeter diye bağıracaktım şimdi.
"Leyla zorlama ağlaması için yeterince ağladı zaten kızım." Annem hemen dibimde yengeme dediklerini duyunca içim burkuldu. "Uçanda kuşlara malûm olsun ben annemi özledim." O yengemle hararetle konuşurken boğazım düğümlendi, annem ile aramda olanlar böyle bir bir geçti gözlerimin önünden hâlâ daha aşamadığımız sorunlar. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorduk, ailemi seviyordum ama affedemiyordum sadece olanları unutarak yeni bir sayfa açmıştım. Keşke tüm olanlara rağmen karşımda durmak yerine beni güçlü yetiştirme çabalarına girmek yerine sıcak kolları arasına alarak büyütselerdi. Bir ömür borçlulardı bana, annem babam ve abimle çocukluğumu doyasıya yaşayabileceğim bir ömür borçluydular ve malesef ben hakkımı kimseye helal etmiyordum.
Göz yaşlarım ne ara akmaya başladı ne ara hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım bilmiyordum. Aptallar, ben şimdi nasıl durduracaktım ki kendimi. Yengem örtünün altına bir göz atayım diyerek bakınca şok olarak kafasını geri çekti, "Ay ben iki damla dedim bu çeşme gibi akıtıyor!" Demişti birde telaşla.
"Lan ne yaptınız!" Yanımdan gelen şiddetli gürlemeyle daha da sarsıldım ağlayarak. Ellerimi yüzüme kapatarak ağlarken kendimi durdurmak için içten içe zorluyordum. "Sizin yapacağınız işe- hay ben böyle işin! Bebeğim ağlama bana bak." Omuzlarımı kavrayıp kendine çevirdi hemen, yüzümdeki örtüyü tutup başımın ardına attı ve çenemden kavrayarak kendine kaldırdı yumuşakça. Parmaklarının uçlarıyla sildi gözlerimin altını hafifçe, endişeyle yüzüme bakarken kıyamıyordu resmen. Avuçları arasına aldı yüzümü, alnımdan öptü derince.
"Ağlama kurban olduğum mahvoluyorum ben burada azıcık olsun insaf et." Dedikleri daha çok ağlama isteğimi uyandırıyordu ama sıktım kendimi. Zor olsada yaşlarımı durdurdum. "Özür dilerim isteyerek olmadı." Dedim çocuk gibi. Her an yine ağlayabilirdim. Herkes bize bakıyordu ve sanırım çok pis rezil olmuştum. Neler düşünüyorlardı kim bilir? Hayır bir imajımız vardı bu camiada neticede. Yengemi ortadan kaldırmalıydım galiba çünkü beni zorlayan oydu!
Göz yaşlarımı yumuşakça silerken, "Kapatın şu şarkıyı artık!" Diye bağırdı yanı başımızdaki kadınlara, müzik kesildi hemen. Kendimi iyice sıkarken göz yaşlarım yavaş yavaş durmuşlardı. Yüzümdeki ellerini tuttum. "İyiyim Boran olması gerekiyordu ben tutamadım kendimi." Çatık kaşlarla baktı yüzüme, yanaklarımı okşadı baş parmakları, "Neyin olması gerekiyordu yavrum içli içli ağlıyorsun nasıl korkmayayım? Doğru söyle niye ağladın bu kadar?" Diyince gözlerim yine doldu, ona sarılmak istiyordum ama yeterince millete laf vermiştik. Zoraki bir şekilde gülümsemeye çalıştım.
"Hamileyim ya Boran hem onun hormonlarından hemde müzik duygusal olunca tutamadım kendimi sanki bilmiyorsun beni," elini indirmeye çalıştım yüzümden. "Hadi bırak beni de kına mı yaksınlar." Kararsızca yüzüme bakarken yaklaştı ve gözlerimin hemen altına bastırdı dudaklarını. Bu beni titretirken diğer gözümünde altına da bastırdı dudaklarını. "Ne olursa olsun ben senin yanındayım sakın üzülme tamam mı." Bu bir soru değildi yemindi ve evet yanımda olduğunu biliyordum. Sertçe yutkunurken benden uzaklaşan yüzüne aşkla baktım. Şu hayatta yaptığım en doğru şey ona aşık olmaktı.
Biri elime peçete verdi ama kim verdi bilmiyorum dikkatle sildim göz altlarımı umarım makyajım bozulmamıştır çünkü dünya kadar para vemiştik bu makyaja bari değsindi. Fısıldaşmalar ve o gözler üzerimizdeyken başımı pek kaldıramadım, Boran elimi parmakları arasına almış sıkıca tutarken neler düşündüklerini biliyordum. Bir çoğu kıskanmış hasetlikten çatlamıştı, bir çoğu ise hayran hayran bakmış ve hakkımızda duydukları o aşkın gerçek olduğunu teğit ettirmişlerdi.
Gurbet hanım gelip önümde eğilerek elimi avucuna alınca sıkıca yumruk yaptım gözlerine bakarak. Tamam ağladık bitti şimdi kendimize gelelim. Bu durumdan pek hoşnut olmadığının farkındayken içimdeki dürtüye engel olamayarak ona karışmak ve delirtmek istiyordum. "Kaynanası nerede bu gelinin, açmıyor elini ne vereceksin?" Diye seslenince hemen arkasından gelen Lalezar anneme gülümsedim. Elindeki kırmızı ufak torbadan bir tane kelle altını çıkarıp gösterince Gurbet'te bana baktı aç diyerek ama kaşlarımı kaldırarak başımı iki yana salladım. Derin bir nefes alarak bıkkınca döndü millete, "Gelin elini hâlâ açmıyor!" Diye seslendi, bana dönünce ise, "Almadığın şey kalmadı konağımıza kadar daha ne istiyon?" Bu dediği sırıtmama neden olurken gözlerim boynundaki kolyeye düşünce onu işaret ettim gözlerimle. Gözleri anında irileşirken elimi anında bırakarak kolyesini tuttu, "Hayatta olmaz!" Dedi dehşetle. "Bana anamdan ona da anasından kaldı bu kolye verir miyim sana!" Dudaklarımı büzerek elimi daha da yumruk yaptım.
"O kolyeyi vermezseniz kına falan yaktırmam, avucumuda açmam hayatta." Dedim gözlerinin içine bakarak. Lalezar annem, annem ve kızlar birbirlerine bakarken şaskınca gülmemek için zor tuttum kendimi. "Bir tane bile hediye almadınız şimdiye kadar bana şimdide bir tane kolye istedim çok mu? Hem hani Boran'ı çok seviyordunuz bu mu sevginiz sevdiği kadına bir kolye bile veremiyor musunuz oysa ben de size acımış ve konağa geri almak istiyorken." Evet geri almak istiyordum bana bahsetmiş kararı bana bırakmıştı Boran, dersini aldığını düşünüyordum zaten bana önceden de zararı bir diliyle oluyordu onunda hakkından gelemeyeceksem bana yazıklar olsundu. Zaten acısı bizi suçlu görmesindendi ama kendi babasının suçu olduğunu da öğrendiği için nefreti ailemin üzerinden kalkmış olmalıydı.
Gurbet hanım kararsızca bana bakarken söylediklerim onu iki arada bir derede bırakmış olmalıydı. Boynundaki kolye çok sevdiği annesinden kalmıştı ve anne babasını ne kadar sevdiğini zaten biliyordum. Yine de o kolyeyi istiyordum!
Başımı yavaşça Boran'a çevirince dudaklarımı iyice büzdüm ve her an ağlayacak bir vibe verdim. Gözlerimin içine baktı bir süre sonra anında halasına döndü, "Hala ver şu kolyeyi karım hamile benim ağlasın mı yine?!" Gurbet hanım şok içinde bakakalırken kolyesini daha da sıktı. "Ben sana aynısından yaptırırım hala ver hadi şunu."
"Gurbet, tek gelinimizdir gönlü kırılmasın ver hadi kolyeni millet bize bakıyor hadi." Lalezar annemde onu sıkıştırınca daha da şoka giriyordu. O kolye ben Gurbet hanımı gördüğümden beri boynundaydı ve hiç çıkarmamıştı, herkesin ona baskı uygulayıp anlamamasına deliriyor olmalıydı, ne kadar değerliyse konağa alacağımı söylememe rağmen hâlâ vermeye yanaşmamıştı. Ama inattı ya işte alacaktım o kolyeyi, bu onun içinde bir sınavdı esasında ama anlayana.
Gözleri ona hadi der gibi bakan gözlere kaydı sonra bana ve ardından avucundaki kolyeye giderken göz kapakları titredi, sıkıca topuz yaparak siyah saçlarına örttüğü şalı iki eliyle ensesine indirdi ve parmakları ensesine gidince gözlerim büyüdü. Veriyor muydu? Klipsini açarak boynundan çıkardığı an ciddi anlamda afalladım. Zümrüt yeşili büyük bir su damlasının etrafı ufak elmaslarla bezeliydi, etrafında ise dört yapraklı gonca şeklinde dört yaprak vardı ve onlarda elmaslarla çevrili içi lacivert elmaslar vardı. Eski fakat oldukça değerli bir parçaydı ve tamamı saf altından olmaydı. Kolyeyi uzatınca avucumu açarak aldım ondan, gözlerim kolyeye hayranlıkla bakarken homurdandı Gurbet hanım, "Ver şu elini de yakalım şu zıkkımı." Gülmemek için kendimi tutarken kolyeyi Boran'a verdim takması için.
Gülmek ve gülmemek arasında kalmış bir ifadeyle yaklaştı bana, ardından kolyeyi boynuma geçirerek iyice yaklaştı, dudakları kulaklarıma temas etti kırmızı tülün ardından. "Helal olsun sana ki on yıldır çıkarmadığı kolyeyi aldın taktın gül gibi boynuna." Dudağımı ısırdım. Geri çekilirken tuttum kendimi gülmemek için.
Sonrasında ise Gurbet hanım sinirli ve bezmiş bir ifadeyle avucumun içine kınayı sürüp altını koyduktuktan sonra kırmızı tül eldiveni takarak bağladı bileğimden. Aynı şeyi diğer elime de yaptıktan sonra zılgıt ve alkışlar koptu. Gurbet hanım Boran'a da yaklaşarak onun serçe parmağına kınayı tamamen sürüp üzerine verilen iki yüz TL'yi sararak kapattı. O an Boran'la yine birbirimize baktık kınalarımız yakılmıştı, bir gelenek daha yerine gelirken biz daha da baglanıyorduk sanki yer kalmış gibi. Düğüm düğümdük birbirimize.