82. Bölüm Part:3

4686 Kelimeler
Çalışanlar herkesi uzaklaştırmak bize alan açtığında salonun ortasına bir sandalye koydular, sıra testi kırmaya gelmişti. İzlerken asla yapmayacağım rezillik dediğim o testi olayına malesef girecektim bende. Yengem ve kızların baskısı vardı aslında ama şu an o da olsun da eğlenelim diyordum. Zavallım Boran pek anlamasa da benim için her şeye katlanıyordu, yüzünde en ufak bir sıkılmışlık ya da bezmişlik ifadesi görsem yapmazdım ama asla öyle bir şey yoktu adam da utanma bile yoktu. Sandalyeye öyle bir oturdu ki bir sigarası eksikti elinde. Bir ayağını bilekten diğer dizine koyarak ellerini de dizlerinden sarkıtmış rahatça yayılmıştı sandalyeye. Minik bir örtü serdiler ayak ucuna testiyi o noktada kırmam için. Testiyi omzumda tutarken elbisemin eteğini yandan hafifçe tutarak kaldırdım ve elimi belime yasladım. Kehribar gözleri hafifçe kısılmış karşısında harika bir manzara varmış gibi en ince ayrıntısına kadar seyrediyordu beni. Etrafımız geniş bir çember olma yoluyla kadınlar kızlar ve çocuklarla çevriliydi ek olarak Özgür ve Merih'te buradaydı diğerleri abimde olmak üzere erkeklerin arasındaydı şu an için. Derin bir nefes aldığımda müziği açacak olan kızla göz göze geldim, tamam diyerek gözlerimi açıp kapadığım an başlattı şarkıyı. O şarkı başladığı an başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü çünkü herkesin kullandığı müziktense kendi seçtiğim şarkı olsun istemiştim ama onlar gidip yanlışlıkla Seni Anan Benim İçin Doğurmuş şarkısını açmışlardı. Hevdem ile göz göze geldiğim an o da bu şarkıyı beklemiyor gibi telaş yaptı, müzikte başladığı için kesemiyorlardı zaten görevli de bize bakmadığı için uyarı bakışları atamıyorduk. Üzülmüştüm... Müzik devam ederken daha fazla böyle durmak istemediğim için başlama kararı aldım herkes bakarken. Gülümsedim derince onun gözlerinin içine bakarken, sanırım bir sorun olduğunu anlamış gibi kaşlarını hafifçe çatmıştı. Gözlerinin içine bakarak, "Aşkın ateşine dağlar dayanmaz, aşkı bilmeyenler gönülden yanmaz, aşk bir hastalıktır tabip anlamaz aşka yârdan başka, yârdan başka bana senden başka çare bulunmaz." Dedim müzikle beraber hafifçe sırıtarak. Kaşları düzelmiş ilgiyle seyretmeye başlamıştı beni. Hafifçe oynayarak hareket edince, parmağımla bir onu göstererek bir kendimi göstererek devam ettim şarkıyı söylemeye. "Seni anan benim için doğurmuş canım, hamurunu benim için yoğurmuş canım. Seni anan benim için doğurmuş canım hamurunu benim için yoğurmuş." Dudakları keyifle kıvrılmıştı. Yürüyerek etrafında dönmeye başladığımda sandalyesine yaklaşarak testiyi elimde tutarken aynı kolumun dirseğini omzuna koyarak yaslandım ona. "Geçen ömür geçip gitsin ne çıkar. Aşk olmazsa insan hayattan bıkar," Yüzünü bana çevirince yüzüne yaklaşarak gülerek söyledim belimi de aynı anda oynatarak. "Aşk insanı can evinden yakalar, aşka yârdan başka, yârdan başka. Bana senden başka çare bulunmaz!" Son cümlemde biraz utanarak dönmüştü önüne. Sanırım fazla gerçekçi söylediğim için öyle olmuştu ama olan buydu. Sandalyesinden ayrılarak etrafında oynayarak bir tur attıktan sonra karşısına geçtim. "Seni anan benim için doğurmuş canım hamurunu benim için yoğurmuş canım." Bu kısımda Lalezar anneme göz kırpıp önüme döndüm ve testiyi sallamaya başladım atmak için. "Seni anan benim için doğurmuş canım hamurunu benim için yoğurmuş." Söz biter bitmez tam önüne sertçe atarak tek seferde kırınca bu anı bekleyen miniklerim hemen kırılan testiye koşmuştu. Testide minik posetler içine paketlenmiş para ve şekerler vardı. "Kalkma kalkma otur lan!" Özgür o ayakla Boran'ın yanına ne zaman vardı bilmiyordum ama hararetle konuşurken oturtmaya ikna etmeye çalışıyordu Boran ise, "Oğlum mal mal konuşma lan çekil bak diğer ayağını da ben kıracağım!" Demişti sinirle ancak Özgür şaşırtıcı şekilde Boran'ı ikna edince sandalyenin karşısına Özgür geçti, o sıra Merih sanırım abimlere haber verdiğinden erkeklerde gelmişti bu sahneyi seyretmek için ve bende onlar gibi kenara geçerken koltuk altında değneklerini kenara atarak durdu karşısında. Üzerinde lacivert bir kumaş pantolonu ve beyaz bir gömlek vardı Özgür'ün ve o ayakla gayet iyi ayakta dururken bir şaşırmadım değil. Özgür bana baktığında ise sırıttı derince ben ise ne yapacağını merakla bekliyordum. "Sen dansözlere izin vermezsin ama ben dostumun mutluluğunu düşünürüm." "Ne?" Dedim anlamayarak. "Kalite kanka kalite." Dedi göz kırparak ve ben yine anlamazken o an çalan şarkıyla gözlerim irileşti. Roman havası çalıyordu ve Özgür ciddi manada roman oynuyordu. Aman Allah'ım şaka mıydı bu? Hayır birde o alçılı el ve ayağa rağmen o kadar iyiydi ki... Ellerini iki yana açmış belini erkeklere has oynatırken Boran'a yaptığı cilve şaka olmalıydı. Ya benden iyi olamazdı ama! Boran gülmemek için kendini zor tutarken Özgür elini yumruk yaparak kemerinin tokasının hizasına getirdi ve karnını yukarı aşağı oynatınca başını eğerek güldü Boran. O an bir yumuşadım, tamam Boran gülüyor ve eğleniyorsa susabilirdim şimdilik. Özgür arkadaşı olarak cidden iyi iş çıkarmıştı. "Kalite kalite, marka marka!" Kızlarda oldukları yerden bağırarak eşlik ederken bizim erkekler de gülmekle meşguldü. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler ya Özgür de işte öyleydi eli ve ayağı düzgün olsa daha neler yapardı kim bilir o kadar iyi ve çekici oynamıştı şimdi, doğruya doğru. Dakikalar sonra bir kaç dakika soluklandık hepimiz. Özgür'ün performansı hepimizin hoşuna giderken Zara bana değinmişti sonunda bir an unutuldum sandım. "Helal olsun be yengem." dedikleriyle güldüm ama hemen sonrasında suratım düştü, "Ben bu şarkıyı istemiyordum ama, ya ne güzel kendi şarkımı seçmiştim." "Bende anlamadım ki özellikle listede yer vererek belirtmiştim hâlbuki." Dedi Hevdem hem konuşup hemde şalımı kontrol ederek eliyle. "Bunun için üzülür mü insan yavrum?" Boran karşıma geçince omuz silktim. "Ben kendi sarkımı seçmiştim ama o daha güzeldi." "Hangi şarkıydı?" "Delalım var ya hani, oydu ne güzel halay çeke çeke patlatacaktım testiyi!" Hafiften sinirlenince ellerini yanaklarıma koyarak okşadı, "Bu da güzeldi yavrum, çok güzel oynadın, yeminle az kalsın milleti unutup seni yakaladığım gibi çekecektim kollarıma. O kadar tatlıydın ki." Yanağımı seven parmakları sıkarak çekiştirince, "Ya Boran yapma acıyor." Diyerek çıkıştım ama kime diyorsam. "Üzülme hadi, sevineceksen ben söyleyeyim sana şarkıyı olur mu?" Dedikleriyle gözlerim şokla irileşti. "Gerçekten mi?!" Başını salladı, "Mutlu olacaksan evet." Diyince boynuna atlamamak için zor tuttum kendimi. "Evet evet n'olur yap yoksa Özgür en iyi ben oynadım gecenin yıldızı benim diye diye delirtecek beni. Bir kozum olmalı benimde lütfen." Dediklerimden sonra başını iki yana salladı. "Çocuk gibisiniz yavrum çocuk." Ona öpücük attım karşılık olarak. Başını iki yana salladı ve sahneye doğru gitti. Bir kaç dakika sonra ise çalan zurna ve davulla birlikte şarkıyı canlı söyleyeceklerini anlayınca heyecanla etrafıma bakmaya başladım. Hevdem ve Zara'da benden farksızken erkekler ve kadınlar el ele halaya girmişlerdi bile, etrafımızda çember yaptıklarında kızlarda hemen girmişlerdi halaya ve ben tek başıma ortada kalmıştım. O an davulcuyu ve zurnacıyı arkasına alarak bana doğru gelen Boran'la gülümsemem büyüdü. Elindeki mikrofonu ağzına yaklaştırdı. Ama bu adamın sesi de güzeldi acaba söylemeden sustursa mıydım? Saçmalama Gece adam seni bu kadar insanın içinde kısıtlamıyorken ağzını bile açma bence, dedim kendi kendime çünkü gelin olmama rağmen gözlerimin içine içine bakarak ilgilerini belli eden bir kaç erkek görmüştüm. Hayır bir insan bu kadar canına susamazdı ki Boran fark etse öldürecekti sonra suçlu o olacaktı. Neyse ki ters bakışlarla def etmiştim onları gitmeyenler ise uzaktan uzağa anca izlerlerdi saadetimi. Kehribarlarına, gülen gözlerle bakarken başladı bana yaklaşarak, "Diyarbekir yoluna le diyarbekir yoluna, toydum düştüm toruna le, toydum düştüm toruna. Bu sevdalar boşuna le bu sevdalar boşuna. Delalım, delalım, delalım, delalım, delalım..." Bir parça bu kadar iyi okunamazdı şakasız, sesi zaten güzeldi ve böyle söyleyince daha fena çıkmıştı. Gözlerimin içine baka baka söylediği şarkıyla ise daha beter kapılıyordum ona. İyice yaklaşarak gözlerimin içine baka baka, "Bu sevdalar boşuna le, bu sevdalar boşuna." Demiş mikrofonu kızları olduğu yöne doğru kaldırınca salondan aynı anda yükseldi yüksek ses. "Delalım, delalım, delalım, delalım, delalım." Elbisemin kolunu mendil niyetine sallayınca onunla birlikte eşlik ettim şarkıya ama sessizce sadece onun sesi duyuldu. "Süverek sularına le. Süverek sularına. Bak gözümün yaşına le, bak gözümün yaşına. Bu sevdalar boşuna le, bu sevdalar boşuna. Delalım, delalım, delalım, delalım, delalım." Diyerek devam etti müziğe, gözlerimiz ayrılmazken hem oynnamış hemde o güzel sesine aşık olmuştum. El ele tutuşmayı bırakıp alkışlarıyla ritim tuttu herkes. "Bazi köşkü bahçalar le, bazi köşkü bahçalar, yâr oturmuş saz çalar le, yâr oturmuş saz çalar. Delalım kaşı, gözü loy cigerimi parçalar." Niye bu kadar içten söylüyorsun be adam hamile karım var bayılır demiyor musun hiç. Delalım kısmını herkes söyleyerek eşlik ederken ne kadar mutlu olduğumu kelimelerle anlatamazdım ve ben bu kadar güzel bir gece olacağını bile tahmin etmezdim. "Delalım kaşı, gözü ley cigerimi parçalar." Dediğinde daha fazla dayanamayarak gülerek beline sarılınca tek koluyla sardı belimi ama salınarak oynamaya devam ettik. Sonrasında durmak ne mümkün. Özel olarak yaptırdığımız pop şarkılardan yapılma mixi çaldırmış ayaklarımız şişene kadar oynamıştık kızlarla ve kadınlarla. Erkekler pek bizim tarafa geçirtilmedi ama Boran'la yine oynadım karşılıklı. Halayla son verdik güne ama ne gündü. Tabi bu olayların içinde birde sürekli Hevdem'i dibimde tutma çabalarımda vardı çünkü Merih erkeklerle ilgilendiği için o kalabalıkta pek denk gelememiştim ve bu süre içinde babamın gözüne batmasınlar diye gözümün önünden kaybetmemeye çalıştım. Hevdem'in elime çantamı vermesiyle kapımı kapattı Boran. Herkesi gönderdikten sonra arabamıza geçmiştik beni konağa o bırakacaktı. Öyle çok yorulmuştum ki her an uykuya dalabilirdim. Konağa gitmek odaya çıkmak yıkanmak giyinmek derken bile bayılasım geliyordu ve tüm bunlar bir yana ben daha konağa gider gitmez ellerime kına yakacaktım, şu an için sadece avucumda vardı. Koltuğu geriye doğru biraz yatırınca rahatça uzandım. Araba hareket edip yola koyulunca gözlerimi kapatmak istedim ama kapatırsam uyuyacağımı bildiğimden direndim. "Çok yoruldun değil mi?" Diye sordu Boran. Sadece mırıldanarak, "Hı hı." Dedim. Güldü. O nasıl hâlâ enerjikti ya. Bir eliyle direksiyonu tutarken diğer elini uzatarak yanağımı sevdi. "Eline kınanı yaptıktan sonra uyu hemen, duşunu sabah alırsın uğraşma bu saatte." Yine konuşacak mecalim olmadığı için mırıldanarak onayladım onu. Eli yanağımdan karnıma kaydı ve avucunu karnıma koyarak devam etti yola. Ara ara baş parmağı ile okşadı ama çekmedi elini. Bir süre sonra ise araba durunca geldiğimizi sanarak doğrulmak istedim ama Boran tepemizdeki ışığı kapatıp üzerime eğilince kaldım öylece. Elini koltuğumun yanına koyarak üzerime iyice eğildi, "Tüm gün bunun için delirdim ve sen sürekli gülerek beni daha da delirttin." Diye fısıldadı dudaklarıma doğru ardından dudaklarıma kapandı. Elim anında can bulmuş gibi ensesini kavrayarak kendime çekerken ona şevkle karşılık verdim. Üst dudağımı emerken alt dudağını emdim, alt dudağıma gectiğinde ise üst dudağını kavradım ve inledim boğukça. Öpüşü hoyratlaşınca başımı geriye doğru dahada bastırarak saçlarını çekiştirdim. Ağzıma sızan dili ise ince bir sızı saldı bedenime. Dakikalarca birbirimizi öperken nefes nefese ayrıldı benden. Tamam ben ayılmıştım artık. Saçlarını karıştırdı, arabayı tekrar çalıştırmadan önce ise, "Sadece bir gün kaldı." Diye mırıldandı. Gülmekle yetinirken dudağımın çevresini sildim. Dayanamıyordu daha fazla. Konağa gelince zorda olsa son kez ayrılmıştık ve üzerimi değiştirip pijamalarımı giydikten sonra kızların hepsi kına yakmak için sıraya geçerken en önce ben anneme kınamı sürdürmüş üzerine çoraplarımı ellerime giydirerek kurtulmuştum bu olaydan. Annem kızlara kına yakmaya devam ederken ise kınalı ellerle yatağa beni götürmesi için abimden yardım almıştım. Beni yatağa sokmuş üzerimi iyice örtmüş ve en son saçlarımdan öperek gitmişti. Günüm daha güzel bitemezdi. 🔗🗝️🔗 Düğün kınadan daha meşaketli olmayacaktı bana göre ama yine de erkenden başlamıştık hazırlıklara. Yine oteldeki odamda hazırlanacağım için ben ve Hevdem'i abim getirip bırakmıştı otele ve gelir gelmez ise bir tanecik konuklarımızı görmek için odaya koşturarak girmiştik. Makyajımı yapacak olan makyözüm ve ekibi düşündüğümün aksine mükemmel derecede samimi ve iyilerdi o kadar mutluydum ki ayıp olmasın diye de sakin durmaya çalışıyordum ama nerede. Yiyecekler ve aparatifleri en iyi şekilde hazirlayan görevliler gözüme girmişti, odada benim için özel olarak hazırlanmıştı. Öncelikle saçlarım yapılacağı için bolca sohbet edebilmiştim Mustafa beyle, tabi konumuz biraz altınlardandı tahmini ne kadar takılıra bir girdik daha da çıkamadık. İsteme günümde Lalezar annem belimin, kolumun ve boyunumun derken ölçülerimi almıştı altınlar için. Gelecek olan altınlar da muhtemelen ona göre gelirdi. Gözüm asla altınlarda değildi tek derdim huzurlu ve mutlu olmaktı. Saçlarımı yapmak için ekstra yardım olarak Mustafa beyde girişince kahvemi yudumladım. Boran'la sabah konuşmuştum o da şu anlarda damat tıraşı olmak üzereydi sanırım. Sabah kahvaltıdan önce ise annemle yaptığım konuşma aklıma gelince gözlerim dolmasın diye kendimi biraz zorladım. Duştan yeni çıkmıştım ve o odamda beni bekliyordu doğrusu şaşırmış ve beklememiştim. "Biraz konuşalım mı?" Demişti çekine çekine. O an bu durumda olduğumuz için kime kızsam bilemedim. "Konuşalım anne." Diyince ise rahatlamıştı anne dediğim için. Babama söz vermiştim affetmesemde geçmişi unuturum kötü olmayız demiştim artık. Ellerimi tutarak okşamıştı, gözlerimin içine ise özlemle bakıyordu. "Biliyorum sana analık yapamadım, sen benden yardım istedikçe geri ittim görmemezlikten geldim seni... Sen daha doğduğun zamanlar öyle çok severdim ki kucağımdan indirmezdim ama babaannen izin vermedi buna, aldı kucağımdan seni bir emzirmek için verirdi. Bana büyüyünce gidecek bir daha göstermezler kanlılarımız boşuna bağlanma evlat diyerek! Sadece emzir büyüt ne sevgini ver ne sesini yoksa hem ona hem kendine çektirirsin demişti. Çok karşı çıktım ama dinlemedi, Kalender'de kızım büyüyünce üzülmesin güçlü olsun kimse ezmesin diyerek anası ne derse yaptı. Anası zamanında çok çektiği için kızının da başına gelmesin istedi ama en büyük kötülüğü kendi yaptı. Zamanla beni de inandırdılar kendilerine," bu kısımda sertçe yutkunmuştu. "Sen kaçırılana kadar böyle ilerledi bu, seni sevmemeyi öğrendim ben yavaş yavaş, içimde yüreğimde kendisinden büyük evlat aşkı vardı sen ve Ferman'a karşı ama sadece içimde, onları bir daha dışarı yansıtamadım. Ferman'ı da senin için bıraktım ilgilenmeyi, onu severde sararsam acı çekersin diye. Bakma böyle dediğime doğumdan sonra seni kucağımdan aldılar ya hani ondan sonra psikolojim iyiden iyiye bozulmaya başlamıştı zaten. Sen kaçırıldıktan sonra ciğerim yandı benim, yapmayın etmeyin dedim ama tehdit etti babaannen beni sonrasında artık iyice kendimi kaybetmeye başladım tuhaf bir buhranın içine girdim, babanla tüm ilişkim bitmişti artık onu kocam olarak görmezdim ama sizin yanınızda hiçbir şeyi çaktırmazdım anlamayın diye..." "Zaman ilerledikçe ise sen bana her bakışında sevgi dilendin evleneceğini öğreneceğin zamana kadar öğrendikten sonra çocuk halinle yardım istemeye başladın ama bulamayınca hastalanmaya iyice erimeye başladın hem babaannenin eğitimi hem sevgisiz ailen derken çok korktuk bir şey olacak sana diye. Ankara'ya gönderdik seni ondan sonra iyice koptuk içimde azıcık kalan annelik dürtüleri de yok oldu gitti sadece acı ve hasretlik çektim. Sonrasında istesemde annelik nasıl yaparım nasıl severim bilemedim ben, tedavi olmak için Ankara'ya gidince yalan yok iyi geldi şimdi artık korkmuyorum senden." Kaşlarımı çatmıştım son kısımda ve o da bunu anlayarak elimi okşamaya devam etmişti. "Bana söyleyeceğin her kötü sözden, itmenden ve annen olarak görmeyeceğinden. Şimdiye dek hep özür dilesende affetmez boşa dil dökme derdim kendime ama şimdi ne olursa olsun sen konuş seni bilsin affetmese de seni gormese de ölümlü dünya bilsin neler hissettiğini dedim. Şimdide diyorum kızım biliyorum affetmez yüreğin ama izin ver bundan sonra kalan ömrümde işe yaramasa da analık edeyim sana. Kurban olayım izin ver kalan ömrümü anan olarak geçireyim..." Göz yaşlarına dayanamayarak ağlayınca ben donmuş tepki vermemiştim. Belli ki telafi etme derdindelerdi, herkes kendince haklı kendince acılıydı. Ben bu dünya da onları gönülden asla affetmezdim malesef ama geleceğim için artık huzur isterken de daha fazla çektiremezdim kimseye. Bu sefer ben onun ellerini tutmuş yaşlı gözlerinin içine bakmıştım. "Doğruyu demek gerekirse benim anneye ihtiyacım yok artık." Sertçe yutkunmuştu korkuyla. "Ama sana izin vereceğim anam olman için daha doğrusu bana veremediğin o sevgiyi torununa ver anne." Elini karnıma yaslayınca yeniden ağlamaya başlamıştı sessizce. "Ona ne kadar iyi nene olursan bana o kadar iyi ana olursun ben başka şey istemem sizden. Sende babamda beni unutun torununuzu evladınız bilin inanın o zaman çok daha fazla mutlu olacağım." Sonrasında sarılmıştık sıkıca ben ağlamamıştım tuhaf bir şekilde ama o yılların acısını döker gibi ağlamış ferahlayarak kalkmıştı yanımdan tabi kalkmadan yanaklarımı öpmesi beklediğim bir şey değildi. Sonuç olarak bu yükte omuzumdan kalktığı için rahatlamıştım. Kıpkırmızı, yer yer daha koyu olan kınalı ellerime bakarken derin nefesler aldım. Odamın kapısı çalınca sürekli fotoğraflar ve videolar çeken Hevdem durularak kapıya ilerlemiş ve açmıştı yavaşça. Kapıdaki koruma elindeki büyük Şakayık buketini uzatınca aldı Hevdem. "Gece hanıma gönderildi." Diyince Hevdem başıyla onaylayarak kapattı kapıyı ve farklı renklerdeki şakayık buketini kucağıma verdi. "Kesin eniştem gönderdi, yahu bu adam niye bu kadar mükemmel anlayamıyorum." Ona gülerken saçlarımı yapanlarda izin vererek bıraktılar beni bir kaç dakika. Doğrusu Boran kolay kolay dalından koparılmış çiçek hediye etmezdi bana şakayık gönderse saksısında gönderirdi, isteme gecemde bile gül buketimi bir kereye mahsus o şekilde almıştı şimdide aynısını yapmışsa azıcık üzülebilirdim. Buketin arasına göz atınca gördüğüm notla hemen alıp açtım bakalım ne yazmıştı aşkım. Ancak notu açıp okuduğum an, daha ilk kelimesinde tüm kanım çekildi bedenimden sanki. "Yaban gülüm, duydum ki evleniyorsun ufak bir hadiye göndermezsem olmaz dedim. Sen yaban güllerine bayılırsın hoşuna gideceğini biliyorum. Neden inatla bana acı çektirmek istiyorsun anlamıyorum tek suçum seni sevmek miydi? Ben yine severdim seni, hamile olman karnındaki o iğrenç varlığa rağmen seni yine seveceğim. Sözde sevdiğin ama bana acı çektirmek için birlikte olduğun o adamla kalan son zamanlarını güzel geçir çünkü onun olanı ona verdikten sonra bir daha asla seni benden alamayacak. Sen hep benimdin hepte benim olacaksın! Sadece bekleyeceğim. Sevgilerimle :)" Ben hayatım boyunca özellikle bu çiçeğe bayılırım dememiştim ve şimdiye dek şakayık çiçeğimde olmamışken bana nasıl bayılırsın diyordu anlamıyorum. Bu adamı tanımıyordum ve eminim o da beni tanımıyordu ufak bir yanlışlık vardı ortada ama bu neydi nasıldı bilmiyorum tek bildiğim çok kötü şeyler olacağıydı. "Gece hanım iyi misiniz?" Makyözümün sorduğu soruyu duydum ama anlamadım ne cevap verebilirdim ki. "Abla titriyorsun!" Sandalyemden ayağa kalkarken tenimin buz kestiğini kan dolaşımımın yavaşladığını ya da bilemiyorum hızlandığını hissettim. Ensemden aşağı soğuk soğuk terler akarken midem çalkalanmaya başım dönmeye başlamıştı. "Kurtulamıyorum." Diyebildim titrekçe sonra gözümden sıcak yaşlar iri damlalar halinde tek tek dökülmeye başladı. Çicek ellerimden kayıp düşerken notta yanında yer buldu. Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlarken saçımı başımı yolmak kendimi bir yerlerden atma isteği arasında gidip geliyordum. Cok güçlü bir sinir krizi eşiğinde gibiydim. Etrafımda sesler çoğaldı ama anlamadım. Dün o kadar çok eğlenmiştim ki sonrasında ağlayacağımı unutmuştum, bu hep böyle olmuştur çünkü. Gece önce mutlu olsun sevincin doruklarına ulaşsın o hazzı tatsın sonra yere çakılsın en sert şekilde. Hayat mottom buydu benim niye alışamamıştım ki ben! Ruh hastasının teki odama kadar rahatça çiçek yollayabiliyorken kimse bana sakin ol dememeliydi bence. "Enişte buraya gelmen lazım hemen!" "Güzelim ne oldu bana bak hadi." Abimdi bu, ellerimi tutup yüzümden çekerken, "İstemiyorum!!" Diye bağırdım yüzüne o an telefondaki Boran'ın beni duyduğundan habersizdim. "Bitirin gönderin herkesi istemiyorum düğün falan! Defolun gidin hepiniz!" Gözleri irileşirken delirmiş halim onu endişelendirmişti fazlasıyla. Bileklerimi ellerinden kurtarmak isterken bırakmayarak beni göğsüne bastırmaya çalıştı. "Doktor çağırın hemen sinir krizi geçiriyor galiba. Hamile ve astım hastası kötü olmadan gelsinler ambulans göndersinler!" Korumalardan biri hızla dışarı çıkarken bağırarak bırakmasını istiyordum beni. Ne zaman bitti desem bir şey oluyordu. Karnımdaki bebeğime varana kadar bilirken beni bebeğimle tehdit ediyordu resmen, kimdi bu Allah aşkına çıldıracaktım artık! Ya yine Boran'a zarar vermeye kalkarsa bunun düşüncesi bile çıldırtıyordu beni, bir kez daha Boran'sız kalamazdım ki bu sefer kendimi yakardım cayır cayır. Sinirlerim boşalmış gibi abime dayanamayarak direnmeyi kesince göğsüne bastırdı beni sıkıca sararak. Başımı üst üste öperken okşadı sakinleşmem için ama hıçkırıklarım durmaksızın devam ederken boğazım ağrıyla düğüm düğüm olmuştu, nefes alamayacaktım birazdan acıdan. Abimden biraz uzaklaşabildiğimde bir elimi karnıma diğerini boynuma yaslayarak sakinleşmeye çalıştım çünkü kriz geçirmek istemiyordum. Boğazım öyle çok ağrıyordu ki taş yutuyormuş gibi hissettim ciddi manada, ancak başımı şiddetle dönünce tökezledim. Abimin eli sırtımdayken refleksle kavradı karnımdan beni. "Güzelim korkuyorum ama ben." Sesi endişenin her tonunu barındırırken koluna tutundum. "Abi iyi değilim." Dedim korkuyla. Başım şiddetle dönerken elim ayağım boşaldı bir anda ve şiddetli bir uğultu kulağımda baş gösterirken her yer tamamiyle karardı. "Gece!" En son onun sesini duyduğumu sanıyordum o kadar. 🗝️🔗🗝️ Bahoz, Özgür, Civan ve Alaz varken tıraş olmak üzereydim en son ama Hevdem'in aramasıyla dünyam durmuştu sanki. Gece'nin acı dolu çığlığı bir kaç saniye için felç etkisi yaratmıştı bedenimde. Berberden nasıl çıktım arabayı nasıl kullandım zerre kadar bilgim yoktu, o an için sadece karımın yanında olmayı diledim. Büyük otelimizin kapısında durur durmaz hemen arkamda ambulansın durmasıyla aklımı kaybedeceğimi zannettim. Gece için mi gelmişlerdi? Allah kahretsin ne bok olmuştu ki bu kadar kötü! Korumalarımdan biri ambulans görevlilerini arkasından götürürken kendime küfrederek koştum peşlerinden. Bir üst kattaydılar ve asansörü beklemeden merdivenlere yöneldim, ilk yardım servisinden önce odaya yetiştiğim an ise onun bedeninin düşüşünü Ferman'ın anında kucağına almasını izledim. Dudaklarım korkuyla adını haykırırken yanında bitmiştim hemen. "Bana ver!" Dedim kollarımla onu zaten sarıp kendi kollarıma alırken. Kuş kadardı zaten ama şimdi iyice hafiflemişti. "Hiçbir sey olmayacak hamile olduğu için bayıldı kendine gelecek." Dedim kendi kendime. Cansız yüzü etimden et koparırken kapıya doğru koşarcasına adım atmıştım ki yardım ekibi girince onu ellerindeki sedyeye yatırmamı istediler. Yaptım, başına dikkat ederek yatırırken canı yanmasın diye dua ettim. O gözleri örtülüydü ya hani ağlamış canı yanmıştı ya öl dedim kendi kendime, "Öl geber amına koyayım ne boka yarıyorsun ki sen!" Diye bağırdım öfkeyle. Baş ucuna çökerken onunla ilgileniyorlardı. "Karım hamile ve astım hastası." Dedim telaşla. Kız onaylarken genel kontrolünü yapıyorlardı. Baş ucuna çökmüş saçlarını okşarken kaç tane dua etmiştim hangi sureleri okudum ezbere bildiklerimi doğrumu okudum bilmiyordum. Bir kaç saat önce neşeli sesiyle cıvıl cıvıl bana kınası tutmuş rengi koyu olmuş diye anlatıp durup sevinirken şimdi baygın bir şekilde yatıyor olmasını kaldıramıyordum. "Neden hâlâ uyanmıyor hastaneye götürsenize!" Diye bağırdım şiddetle. Buna rağmen kız iğnesini hazırlamaya sakince devam etti beni yanıtlarken. "Tansiyonu düşmüş beyfendi, solunum sıkıntısı da yok bu yüzden yatıştırıcı bir iğne yapacağım on beş dakikaya kalmaz uyanacaktır. Endişe etmenize gerek yok." İçim bir parça olsun rahatlamıştı ama gözlerini açmadan bana o güzel mavi gözleriyle bakmadan ikna olamazdım. "Tamam, yatağa yatıralım sorun kalmadı." Dedi kız kontrolünden sonra. Hemen ayaklanarak geçtim önlerine. "Ben yaparım." Diyerek kollarımı dizleri ve kollarının altından geçirerek tek seferde aldım kucağıma. Odadaki çift kişilik yatağın sol tarafına dikkatle yatırdıktan sonra üzerini örttüm. Uyanacaktı sorun yoktu... "Bizlik bir durum kalmadı ama hasta uyanana kadar burada duracağız." İlk yardım ekibi odanın dışına çıkarken içeridekilere göz attım herkes çıkarılmış olmalı ki Hevdem ve Ferman dışında kimse yoktu. Gece'me döndüm tekrar, saçlarını yüzünden çektim yumuşakça. Canı yanıyor muydu, ağrısı var mıydı şu an ne hissediyordu bilmiyordum ama bilmek isterdim ona daha iyi gelebilmek için. Elimin tersiyle yüzünü severken, "Buna ne sebep oldu karım niye bu hâle geldi?" Diye sordum kısık fakat tehlikeli bir tınıda çünkü biliyordum ki ne sebep olduysa onu yok edecektim. "Ben de seslere geldim, söyle Hevdem ne oldu?" Hevdem kıpkırmızı olmuş gözleriyle masanın üzerindeki çiçek buketini ve notu kucağına alarak yanıma gelince son kez Gece'nin yanağını severek uzaklaştım ondan. Ferman da yanımıza gelmişken Hevdem çiçeği gösterdi burnunu çekerek. "Korumalardan biri ablama çiçek geldiğini söyleyerek verdi bende ablama verdim çiçeği sen gönderdin sandım enişte ben üzerinde durmadım ama ablam içindeki notu okuduktan sonra birden bire ağlamaya başlayınca korktuk." "Ben çiçek falan göndermedim ama!" Sert çıkışımla irkildi. Elindeki notu bana uzatınca hemen alarak okudum, okudukça kağıt avucumda buruştu. "Orospu çocuğu!" Diye tısladım. "Sikerim böyle işi lan!!" Diye bağırdım kendimi tuatamayarak. "Ne oldu ne vardı lan içinde ne yazıyor?" Saçlarımı sertçe karıştırdım. "O orospu çocuğu işte kim olacak adı gibi Omurgasız! Yakalayamadım bulamadım amına koyayım orospu çocuğunu!" "Tamam sakin ol-" "Olamam!" Diye çıkıştım suçlu olmamasına rağmen. "Olamam işte her boku hallediyorum ama iş o piçe gelince hiçbir imkanım yetmiyor onu bulmama! O göt herifin sırf gücü yetmediği için dipte olduğundan yapabildiği tek şeyi yaptı korkutmayı seçti ama ben durmam, durmayacağımda!" "Ne olursa olsun yardım ederim Boran biliyorsun şimdi gideceğim çicek nereden sipariş edildi kim getirdi kim göturdü hepsine bakacağım jandarmaya da bildireceğim." Diyince yüzüne bakmadan onayladım onu ama biliyordum ki yine bir şey çıkmazdı bunun altından bu sebeple bir süredir aklımda olan planı devreye sokmam gerekiyordu. Alaz Amil'den yardım alacaktım bir pisliği bulmak istiyorsam eğer onun gibi pisliklerden yardım almalıydım. Hayır pislik olan Amil değildi ama tanıdıkları vardı. Omurgasız kendi çapında güçlü bir uyuşturu baronuydu yani her ne kadar kimse yüz olarak görmemiş olsa da onu tanıyanlar vardı ve onu bulmaları içinde benim adıma bir mafyayla anlaşacaktı Alaz Ağa. Gece duyarsa asla izin vermezdi mafyaya bulaşmama bu sebeple benim yerime Alaz anlaşacaktı onlarla. Anlaşacağı kişiler dediğine göre en iyileriydi bu sebeple bulabileceğimize inanıyordu. Başka çarem kalmamıştı, Gece'yi kurtarmak zarar görmesini engellemek istiyorsam mecburdum buna. Gece uyandıktan sonra konuşacaktım Alaz'la. Tam o sırada kıpırdanma ve kısık bir inilti duyunca anında döndüm Gece'ye elini avucuma alarak okşadım hemen. "Buradayım sevgilim, buradayım bebeğim sakın korkma." Kısık gözleri bana değer değmez dolmuştu yine. Ferman dışarıdaki görevlileri hemen içeri aldı, bir kaç soru ve kontrol sonrasında gittiklerinde ise, "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" Diye sordum Ferman ve Hevdem'e. Ferman tereddütle Gece'ye bakarken ne kadar endişelendiğini gorebiliyordum ama şimdilik karımla yalnız kalmalıydım onu başka türlü kendine getiremezdim yoksa. 🗝️🔗🗝️ Abim ve Hevdem odadan çıkınca doğrulmak istedim yatakta ve Boran anında yine dibimde bitmişti. "Eve gitmek istiyorum." Dedim tarazlı sesimle, boğazım hâlâ biraz ağrıyordu. "Öyle bir şey olmayacak." Dedi net bir tavırla. Gergindi hemde fazlasıyla acaba notu görmüş müydü? Görmese sorgulardı anında ne oldu diye. Yanımdaki ufak boşluğa oturup sırtını başlığa yasladı ve kollarımdan tutarak incitmekten korkarcasına çekti göğsüne. Gözlerim yine dolarken sıkıca kollarımı sardım ona. Sıcak göğsüne sığınmak onu hissetmek bu dünyadaki en iyi şeydi. Bir eli enseme ulaşarak saçlarımın arasında ovmaya başlayınca gevşemeye başladım iyice. Bu hareketini seviyordum. Yatağın yanındaki dolabın üstünde bir bardak ayran vardı ve onu alarak dudaklarıma yaklaştırdı, "Yavrum, hadi biraz iç iyi gelecek sana." Diyince başımı göğsündeyken geri çektim. "İstemiyorum." "Yapma Gece'm lütfen biraz iç tansiyonun düştü o kadar, hadi." Diyerek tekrar dudaklarıma yaklaştırınca elini ittirerek, "İstemiyorum işte! Midem bulanıyor istemiyorum!" Diyince bir kaç damla dökülmüştü eline. Göğsüne gömülürken derin bir nefes aldığını hissettim şişen göğsünden. Ayranı dolabın üzerine koyarken elini yatak örtüsüne sürerek temizledi. "Eve gitmek istiyorum." Diye yineledim isteğimi. "Orospu çocuğunun teki canı yanıyor diye elinden bir şey gelmediğinin farkında olarak böyle ufak bir oyuna kalkışıyor, benim karımın güya neşesini kaçırıp gününü zehir etme peşindeyken ona istediğini vermem ben yavrum." Başımı ona doğru kaldırıp, "Ama Boran." Dedim ağlamaklı bir sesle. "Aması yok yavrum." Lafımı kesince burnumu çekerek eğdim başımı. Derin bir iç çekti ardından başımı öptü. "Güzel günümüzü gölgelemek bitirmek istiyor, belliki haber alacak adamları var aramızda bu yüzden senin kötü değilde iyi olduğunu görmesini istiyorum iyi ol mutlu ol ki o orospu çocuğu kudursun!" "Ama korkuyorum." Dediğim an bedeni kaskatı kesildi. Onun yanındayken korkmam canını yakmış olmalıydı. Başımı tekrardan ona kaldırdım, göz yaşlarımı akmaması için tutarken kederli kehribarlarının içine diktim gözlerimi. "Ya yine zarar gorürsen yine seni alırsa ben bu sefer dayanamam Boran o yüzden korkuyorum... Lütfen evimize gidelim hiç kimse umurumda değil şu an." Büyük bir nefes verirken rahatladığını hissettim. Uzandı ve alnımdan öptü derince. Kollarımı sıvazlayarak kendine bastırdı bedenimi. "Ben sana ölürüm be yavrum korkun buna olmasın." "Böyle söyleme!" Diye çıkıştım. "Ben ölsem sen nasıl hissedersin?" Bedenimdeki eli sıkılaşırken çehresi sertleşti. "Düşüncesi bile kalbimi sıkıştırıyor böyle söyleme bir daha!" Diye buz gibi bir sesle konuşunca ürperdim ancak geri durmadım. "Aynen!" Dedim sinirle. "Bende tıpkı böyle hissediyorken sende böyle konuşma o zaman!" Sert bir nefes verdi. "Yavrum tamam hakkın var ama güven bana. Şimdiye kadar seni hep korudum ömrümün sonuna kadarda böyle olacak bu, elbette bende dikkat ediyorum ama sana ettiğim kadar değil asla." Öptü tekrar yatışmak ister gibi alnımdan. Saçlarımı okşadı. "Güvenliği artırdım zaten orospu çocuğu da giremediğinden yanına yanaşamadığından çicekle not göndermiş tehlikeli olsaydı otele bile giremezdi o çiçek şimdi bana güven ve herkesin inadına ayağa kalkarak kimin karısı olduğunu kim olduğunu göster herkese." Her şey güzel ilerlerken kimseyi sevindirmeyelim diyordu haklıydı da ama bütün modum gitmişti heves falan kalmamıştı ki bende. "Bize bir zarar veremez değil mi?" Dudaklarını boynuma üst üste bastırıp kokladı derince. "Hayatta olduğum müddetçe ne sen ne de bebeğimiz bir zarar görmeyeceksiniz bunun için gerekirse canımı veririm." Dedi boğuk sesiyle. Başı hâlâ boynumdayken devam etti, "Bir takım planlarım var ve sana bunları sonra anlatacağım tek istediğim korkmadan yaşamaya devam etmen çünkü ben dayanamam... Günlerini korku içinde geçirmene dayanamam bebeğim lütfen ne olursa olsun korkma." Boynuna sıkıca sarıldım, tıpkı onun gibi derin derin nefes aldım boynundan bende. "Tamam, düğün olacak herkese inat çok eğleneceğim yine." Başını geri çekti hafif. "Söz mü?" Diye masumca sorunca çok tatlı geldi. Başımı aşağı yukarı salladım. "Söz." Dedim. "Tıpkı dünkü gibi değil mi?" Gülümsedim, "Dünden de çok eğleneceğim sevgilim." Dememle sertçe öptü dudaklarımdan. "Hep iyi ol Allah'tan başka bir şey istemem." Dedi ve kemiklerimi kırmak istercesine sarıldı sıkıca. Sıcaklığı içime dek işledi. Bir süre öyle durduk bana pek bir şey anlatmadı ama üzerinde durmadım anlatacaktı konuşacaktık bu konuyla ilgili zaten. "Kadın korumalarını arayacağım normalde korumalar var ve zaten içeri giren herkes aranıyor diye onları geri çekmiştim ama çağıracağım, yakınında olacaklar hep sakın korkma tamam mı?" Usulca, "Tamam." Dedim. Gözlerim ayrana takılınca, "Midem daha iyi şimdi, versene." Gözlerimle işaret ettiğim yere bakınca dudakları kıvrıldı bardağı alarak bana yaklaştırınca üzerinden kalkarak oturdum ve bardağı elime alarak bir kaç yudum içtim. Soğuk ve tuzluydu doğrusu iyi gelmişti mideme. Bardağı kafama dikip hepsini bitirince derin bir oh çekerek boş bardağı beni ilgiyle izleyen adama verdim. Ayranı içince iyi olduğuma kanaat getirmiş gibiydi. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı, yanaklarımı yumusakça öptü tek tek. "Yan odanda olacağım tıraş olmak için ekibi de göndereceğim ve hazırlanacaksın bu olay olmadan önceki gibi, tamam mı?" "Tamam." Dedim kısıkça. "Merak etme iyiyim Boran." "Seni merak etmemek imkansız yavrum." Dedi son kez alnımdan öpüp çıkmadan. O çıkar çıkmazda girmişti ekip ve Hevdem. Boran artık ne dediyse hiçbiri olanlardan bahsetmeyip aksine neşeyle oturtmuşlardı koltuğuma.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE