Hevdem mürdüm renginde boynu ve kolları dantelli belden aşağısı bol tül etekli bir elbise giymişti. Hafif makyajı su dalgası yapıp iki yanından saldığı saçları ile peri gibi olmuştu.
Aynadan kendime bakarken makyajıma diyecek tek kelime yoktu çünkü muteşemdi. Koyu göz makyajı ve renklerle göz rengim ortaya serilmişti. Saçlarımı önden tek tel dışarıda kalmayacak şekilde dümdüz bir şekilde ayırarak sabitlemişlerdi, gerisi ise hafif kabarık sonrasında kalçalarıma değen saçlarımı hafif ancak belirgin dalga şekilleri vererek sabitlemişlerdi bozulmaması için. Saçlarımı o kadar beğenmişlerdi ki yaparken gereğinden de yumuşak davranmışlardı saçlarıma. Duvağımı da gümüş tacımla birlikte takmışlardı. Kulaklarım ve boynumda pırlanta setim vardı şu an için. Gelinliğim ise tarlatansız olmasına rağmen bol ve genişti kat kat bindirilen tüllerinden dolayı. Gelinligimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum fakat fazlasıyla ihtişamlı ağır ve şık bir gelinlikti. Askılıydı, göğüs olduğumdan göbek deliğime dek ince bir dekolteye sahipti fakat onu yarıya kadar kapattırmıştım, gelinliğin üst kısmı kınalığımdaki gibi elmaslarla bezeliydi fakat renkli değil şeffaf elmaslardı bunlar ne kadar uzaktan bakarsan bak ışıltıları göz alıcıydı. Gelinliğimin kuyruğu fazla uzundu ama kaldırabilecek kadar iyiydim güveniyordum kendime.
Ekipler eşyalarını toplarken düğüne de katılacaklardı ve buna da çok mutlu olmuştum.
"Abla diğer ayakkabınıda versene."
"Abartma Hevdem!" Diye çıkıştım sinirle. Gelin ayakkabımın birini almış altını tamamen kendi adıyla doldurmuştu ve diğerini de yapma derdindeydi ama olmazdı tamam çok inanmıyordum belki ama başkalarının da hakkına giremezdi. Diğer ayakkabının altına Diljen'i, Zara'yı ve Fisun'u yazmıştım ama Adar'ın attığı mesajla onun ve Serkan'ında isimlerini yazmıştım zorladıkları için.
"İyi de benim ne suçum var abla, Merih nasıl sıkıştırdı biliyor musun? Adam abisinin ayakkabısını kendi adıyla doldurdu beni de tehdit ediyor. Mecburum anlasana." Dudaklarını büzerek baktı gözlerimin içine. "Bari bir tane olsun yaz." Diyince yazdım adını bıkkınca.
Odanın kapısı ise pat diye açılınca neye uğradığımızı şaşırdık desem yeriydi, düğünün başlamasına yarım saat gibi bir süre varken daha kimse gelmemişken bu patavatsız kim diye düşünmeme gerek kalmamıştı.
"Özgür?" Dedim şaşkınca. "Kapısız yerden mi çıktın ne diye çalmıyorsun?!"
Gülerek hızla yanıma geldi seke seke. "Ayakkabını verde adımı yazayım Diljen ile yan yana!" Dedi nefes nefese. Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken, "Oha." Dedim kendimi tutamayarak.
"Oha moha versene şunu." Diyerek elimdeki ayakkabımı aldı ve kendi ismini yazdı, Diljen'in adını zaten görünce ise sırıttı. "O bücür beni reddetsin dursun kaderi gerekirse zorla yeniden yazar onu kendime mahkum ederim!" Dedi yemin eder gibi.
"Diljen sonun olacak gibi hissediyorum." Ayakkabımı sertçe aldım ve yere atarak geçirdim ayağıma. "Hayır anlamıyorum seviyor musun sevmiyor musun o da belli değil."
"Hoşlanıyorum." Dedi kendinden emin bir tavırla. "Kabullenmek zor olsa da hoşlanıyorum ondan bunca zaman beklediğim ve eşim olması gereken kız o bunu anladım. Başka türlü aklımdan çıkmayışının bir anlamı olamaz." Son kısımda dediklerini kendi kendine dese de duymuştu
Ellerimi bellerime koyarak baktım ona yandan yandan. "Şansına küs Özgür abi bence. Diljen gibi biri senin gibi kadın çetelesi uzun upuzun birini asla kabul etmez kusura bakma. Biraz kara sevda gibi senin ki."
"Ses sus be sanki sizin ki çok mümkün!" Diyerek çıkıştı şiddetle Hevdem'e. Kız irkilerek geriledi. "Hem ben ikna edebileceğime inanıyorum onu, naz yapıyor naz."
"Tam bir umutsuz vakasın Özgür, şimdi hemen dışarı çık Boran seni burada gördüğü an bu sefer kimse alamaz elinden." Kafasına daha yeni dank etmiş gibi odadan aynı hızla çıkınca güldük Hevdem ile. Kendimi biraz durgun olsamda iyi hissediyordum, zaten kimseye bir şey anlatmamışlardı henüz.
Sadece dakikalar sonra ise annemler gelmişti, abim ve diğerleri de odaya doluştuklarında kuşak bağlamayı burada yapacaklardı, tabi öncesinde Fisun ve Hevdem'in kapıyı açmaları gerekiyordu.
"Enişte kapının menteşelerinden bir sorun var galiba, açılmıyor." Diye seslenince Hevdem, kapının arkasından Merih'in sesi geldi. "Yok yav dur birde ben deneyeyim açmayı." Babam Merih'in sesini duyar duymaz kaşlarını çatarken kapının ardında ufak bir arbede oldu sanırım. Boran galiba bir tane yapıştırmıştı ensesine.
Hevdem kapıyı çok az açınca bir deste parayı uzattı Boran, onu görmesemde kolundan tanımıştım. Hevdem parayı alırken Fisun'la bakıştı kal gelmiş gibi. Sanırım fazla iyi bir kalkınmaydı onlar için.
"Şu paraları şöyle saçıp durma ya!" Diye yükselince herkes bana döndü o an tek olmadığımı fark ettim. Dilimi ısırarak başımı eğdim hemen. Rezilin tekiydim ama haklıydım, bebeğimin rızkı etraflardaydı hep.
"Kızlar kapının arkasından çekilinde gireyim artık, daha fazla para istiyorsanız da önce karımdan izin almalıyım yoksa bu gidişle beni o almayacak odaya." Sevdiğimin sesiyle gülümserken para yüzünden mallaşan Hevdem'i Fisun kolundan tutarak kenara çekti ve kapıyı açtı. İlk adımını atarak tüm heybetiyle içeri girdiği an yerdeki bakışları ağırca yukarıya doğru tırmandı. Kehribarları koyulaşarak yoğun bir parlaklıkla gözlerime çıktığında nefesini tuttuğunu farkettim. Adımlarını zorlukla atarak bana doğru geldiğinde ondan farklı değildim. Kalbim yerini zorlayarak tepinirken midemde kelebekler uçuyor kasılıyordu.
İkimizde aynı anda yutkunduk.
Simsiyah özel dikim takım elbisesi zırh gibi üzerine oturmuş zaten nefes kesiciyken daha da zorlamıştı beni. Yakışıklı yüzünü sevme dürtüme engel olmak çok zorken ağzından çıkacak kelimeleri merakla bekledim. Ben değil herkes sesini kesmiş bize odaklanmıştı aslında ama onları göz arda ettim sevdiğim adam karşımdayken.
Tam önümde durunca çıldırttıcı kokusuna birde parfüm eklediğini farkettim hafiften. Kıskanç yanımı bastırmalıydım çünkü onunda kıskanacağı çok şeye sahiptim şu an. Elini uzatınca titremesine engel olamadığım elimi avucuna bıraktım. Gözlerimin içine baka baka öptü nazikçe elimi. "Melekler nurdan yaratılmıştır ve görüyorum ki o nurlardan biri tam karşımda zira böylesine ışık saçan, nefes kesen bir varlık topraktan yaratılmış olamaz." Dediği an dizlerim titredi. Öyle güzel söz etmişti ki ömrüm boyunca unutamazdım.
Gözlerim sevgisi karşısında dolarken uzanıp yüzümü avuçları arasına aldı ve alnımdan öptü derince. "O kadar güzel olmuşsun ki ne desem tanımlarım seni bilmiyorum Gece." İsmim dudaklarından öyle güzel döküldü ki o an tek güzel şeyin ismim olmadığını baştan aşağı o olduğunu anladım.
"Boran." Diye fısıldadım güçsüzce. Hafifçe geri çekilirken belli belirsiz güldü, "Sadece adımı söyleyerek nasıl bir çok sey anlatabiliyorsun anlamıyorum." Onun gibi gülümsedim derince. Etraf insan doluydu ve büyüklerimiz de buradayken fazlasıyla yakınlaşmıştık bu sebeple her şeyi bu gecenin sonuna bıraktık. Yalnız kalacağımız ana.
Abim bana yaklaştı oğlunu karısının kucağına vererek, "Hazırsak kuşak bağlayalım mı gelin hanım?" Diyince gülerek onayladım onu başımla. Ceketenin iç cebinden çıkardığı kuşağı açtı ve yaklaştı bana bu anı ikinci kere ancak bu defa en güzel duygularla yaşıyorduk.
Besmele çekti abim kuşağı yaklaşarak belime sarınca, "Allah mesut etsin," dedi ve bağladı ardından çözerek tekrar sardı belime. "Allah ayırmasın." Dedi ve tekrar bağladı sonra aynısını üçüncü kere tekrarlayınca, "Allah yuvanızı bozmasın." Hep bir ağızdan amin denildi. Abim alnımdan sıkıca öperek, "Ömrünce eksik olmasın mutluluğunuz." Diyince derin bir tebessüm yayıldı dudaklarıma. Ardından yüksek sesle dua okundu, bittiğinde ise duvağımı örttüler odadan çıkana kadar. Büyük bir zılgıt koparken Boran'ın koluna sıkıca sarılarak odadan çıktık, asansöre kadar hep beraber yürüdük. Asansöre zor olsada gelinlikle girebildim ve aşağı indiğimizde herkes salona geçmişti. Hevdem ve Zara arkamızdan gelirken salona doğru yürümeye başladık. Boran sürekli telkin etse de heyecan etmeden olmuyordu. Salona yaklaşırken üç farklı kadının da etrafımızı sararak bize eşlik ettiğini görünce ilk an anlamasamda İlgen'i tanıyınca jetonum düşmüştü. Yani cidden yuh bu üç kadın nasıl her defasında bu kadar değişebiliyorlardı. Gören tam kürt kızları derdi öyle bir havadalardı ama ellerinin ne kadar maşalı olduğunu kimse bilemezdi zamanından önce.
Duvağımı başımdan kaldırmış geriye attırmıştım Boran'a salona gireceğimiz için, "Gece." Dedi duvağımdan ellerini çekerken. Ellerini ensesine atınca gergin olduğunu farkettim. "Kızım ben senden gözlerimi alamıyorum harbi harbi." Diyince duraksadım şaşkınca. "Dün de fenaydın ama bugün böyle beyazlar içinde... Of bilmiyorum günü burada bitirip gitmeye ne dersin yavrum?" Ciddi ciddi sorunca gülmemek için zor durdum.
"Saçmalama Boran derim. Hem beni ikna ettin bugün olacak diye hemde kendin diyorsun gidelim. Hadi yürü herkes bizi bekliyor." Kolunu çekiştirince huysuzca ilerledi ama salona gireceğimiz an toparladı ifadesini. Gözleri sürekli bana kayıp durmuş yutkunarak dönmüştü, beni nasıl gururlandırıp mutlu ettiğinden bir haberdi.
Şarkımız çalınca girdim onun kolunda içeri. Ellerinde erbanelerle bize eşlik ederek kırmızı halıda ilerleyen dansçı ekibiyle masamıza kadar yürürken alkış sesleri susmadı. Misafirlerle selamlaşıp dururken sanatçıların söyledikleri şarkılarla tekrar halaya durmuştu herkes. Bu sefer tamamiyle kadın erkek karışık olduğundan dünden kalabalıktı. Garsonlar sürekli servis yapıp duruyor etrafı topluyordu, halay asla durmadan devam ederken Boran ile birlikte bir süre bizde halay çektik, yine karşılıklı çektik, mendillerimizi salladık bu süre boyunca dünkünden de çok güldüm eğlendim inadına. Tüm sevdiklerim yanımdayken mutsuz olmam çok zordu zaten. Hele de Boranım benim yanımdayken.
Yaşlılar ve genç adamlar bir arada sohbetler ediyordu, halay çeken gençler biten şarkıyla durularak yerlerine geçerken Boran'ın bana doğru geldiğini farkettim, saatlerdir üç güvenlikçi kadın ciddi manada kimseye soluk aldırmayacak şekilde benim hem yakınımda hem de uzağımdaydılar. Hiç korkmadım ve olması gerektiği gibi eğlenerek istediğim gibi geçirdim düğünümü.
Boran yanıma gelince omuzlarımı tuttu, merakla yüzüne bakarken üzerime eğilince nefesimi tuttum heyecanla, "Gelinim benimle bir reyhani oynamaz mı?" Diyince ise heyecanla daha bi irileşti gözlerim. "Gercekten mi Boran." Güldü, "Gerçek olmasa niye sorayım yavrum?"
"Haklısın tabi ama ben seninle tango da yapmak istiyordum."
"Ömrüm, bu kadar adamın içinde tangoyu nasıl yapalım hadi tamam dedim bu gelinlikle sence tango yapılır mı?"
"Yapılmaz mı?"
"Yapılmaz."
"Haklısın sanırım, tamam. Reyhani oynayalım şöyle en aşk bakışmalısından olur mu?" Güldü halime sonra elimi nazikçe tutarak alanın ortasına getirince karşıma geçti. Dünden beri insanlar o kadar çok konuşmuş ve konuşmaya devam ediyordu ki anlatamam bunu hem kendim duyuyor hem tahmin edebiliyordum. Daha önce karısına bu kadar ilgili, çekinmeyen, düşkün bir damat daha görmediklerine neredeyse emindim. Tek korkum nazar değdirmelerindendi.
Reyhani çalmaya başladığı an da ise her şey durmuş bir tek o ve ben vardık.
Oyun boyunca gözlerim gözlerinden kopmadı, önümde diz çöktü gelinliğimin eteğini öpüp alnına koydu, etrafımda döndü karşıma geçti ama o bakışları asla değişmeden aşkla bakmaya devam etti. Hep olacağı gibi.
Müzik bitince utandım biraz doğrusu. Herkes tebrik ederken Boran yanımda bitmiş eliyle belimi sarmıştı bile.
"Bıktım ben bıktım öleyim artık!" Diye bağıra bağıra amcamın omzundan aşağı sarkan Rona'yı görünce kendimi tutamayarak kahkaha attım. Renas amcamın peşinden koşarken, "Midesi bulanıyor Jiyan amca düzeltir misin lütfen kızı." Diyordu.
"Bu ikisi büyüyünce olmazsa hayata küserim net." Zara'nın dibimizdeki sesiyle irkilirken meyvesuyu tutuşturdu elime içmem için. "Bence oldular bile." Diyerek ekleyen Hevdem oldu.
"Enişte maşallah yalnız yine baya iyiydiniz ama korkuyorum vallahi nazar edecekler diye sizi. Bir görseydiniz nasıl hayran kaldılar size kadınlar..." Derken kendide hayran kalmış gibi iç çekti fakat hemen sonra topladı kendini. "Ama tabi kaç çifti de birbirine düşürdünüz Allah bilir."
Belimdeki eliyle bedenimi kendine yasladı Boran, "Kimse umurumda değil karım mutlu olsun yeter bana." Diye ciddi ciddi konuşunca Zara ve Hevdem aynı anda iç çekti.
"Yav Gece!" Diye seslenen Adar Serkan'la birlikte yanımızda biterken peşinden Fisun da geliyordu. "Desene şu adamlara birazda grani çalsınlar biz diyince yapmıyor."
"Bir yürü git be!" Diyerek çıkıştım anında. "Bu nasıl bir tutku ya sabahtan beri beynimi şisirdin onu çalsın bunu çalsın diye, iki dakika götün sandalye yüzü görmedi!" Bozuldu dediklerime Fisun'a kaydı gözleri.
"Ayıp oluyor ama bir devlet askeri bulunuyor karşında." Diyince daha da parladım. "Kendin diyorsun işte komutansın be sen komutan az oyna yahu az!"
"Yavrum sakinleş." Dedi Boran şakağıma öpücük bırakırken. Esasen umurunda değildi aksine hoşuna gidiyordu bunlara bağırmam.
"Lan sınırda mıyız dağda mıyız?! Komutanız diye askeriz diye eğlenmeye hakkımız yok mu bizim ha?" Diyerek Fisun'a sordu, omuz silkince ise, "Var!" Diye yükseldi. "Gebertecek şerefsiz kansız yoksa içimizdeki fırtınayı böyle dindiririz. En çok bizim eğlenmeye ihtiyacımız var!" Elbette sonuna kadar kendince haklıydı ama bende haklıydım işte!
"Ya git oyna ötede, napıyorsan yap ama bana bulaşma! Senin yüzünden pastam devriliyordu!"
"Pastanın benim yanımda ne işi vardı!"
"Ya iki saniyede iki metrelik alanı halay diyerek bitirdin pastaya uçtun resmen dua et son anda abim seni yakaladı da geri çekti yoksa yemin ederim kim olduğuna bakmaz rezil-i rüsva ederdim seni komutan!"
Yüzünü buruşturarak Boran'a bakış attı, "Fazla sinirli bu kadın bence yol yakınken vazgeç sen." Diyince sabır çektim Allah'a. Boran aksine daha sıkı sararak kendine çekerken öptü başımdan. "O benim tek varlığım, ne gelse başım üstüme ondan." Baygın bir ifadeyle geriledi Adar.
"En azından birileri sevmek ne biliyor kaçmıyor korkak gibi." Bunu diyen Fisun'du ve laf kimeydi belliydi ancak ben Adar'ın hiçte korkak biri olduğunu düşünmüyordum. Aralarında neler geçmişti acaba. Serkan ablasının Adar'la olan münasebetinden rahatsız gibi aralarına girerek, bakışmalarını kesti bedeniyle.
Ama Adar kendine edilen lafın altında kalmak istemezcesine gerilmişti. "Çok şükür korktuğumuz bir şey yok ortada sadece güvenmiyoruz, aldanmıyoruz artık eskisi gibi. Kişiye göre muamele." Diyince kaşlarımı çattım. Fisun kırılmıştı bu sözlere ne yani şimdi Adar Fisun'a güvenmiyor muydu ama neden? Yıllar önce annesi yüzünden terk ettiği için miydi acaba hâlâ onun acısını mı taşıyordu bu adam? Öyleyse Fisun'a geçmiş olsun.
Abim ve Pare'nin bize doğru geldiğini farkedince kollarımı açtım Devran'ı almak için ama Devran bey huysuzca kaşlarını çatarak annesinin koynuna sokulmuştu. "Sesten dolayı huysuz bakma sen ona." Başında kulak üstü kulaklık vardı ama sesi fazla bastıramıyordu belli ki. "Ben erkenden ayrılacağım için geldim, rahat durmuyor."
"Ne gerek var gitmene Pare," diyerek girdi araya Boran. "Çık yukarı bir oda verelim yatır çocuğu başına adamlarımızdan birini koy zaten az kaldı düğünün bitmesine." Gitmesini istemiyordum Boran da öyle. Pare Ferman'a bakarak durumu tartarken bu daha mantıklı geldiğinden kabul etmişti ve abimle birlikte çıkmışlardı salondan.
Bizimkiler konudan konuya atlarken sahnedeki sanatçımız çiftlerin dans etmesi anonsu verince müzik girmişti. Başta kimse sahneye çıkmadı, biz çıkacaktık ama sahneye çıkan ikiliyi görünce hepimiz onlara baktık şaşkınca. Anlaşılan koca salonda cesaretiyle göz dolduran ilk çiftimiz bunlardı.
Renas Rona'nın elini tutarak ortaya geçince belinden tutarak kızı kendine çekmiş Rona da dişlerini göstererek gülerken ellerini zorlukla omzuna koyabilmişti Renas'ın bunun için parmak uçlarına kalkmıştı.
"Yavrum kusura bakma ama amcan ne kadar ağlarsa ağlasın Rona bizim gelinimizdir artık." Kulağıma doğru gülerek dediklerine umutsuzca bakış attım. Umarım pek iyi bir karar olmadığını erkenden anlarlardı zira ben Rona'nın ne derece fena bir velet olduğunu şimdiden görebiliyordum.
Sonra bir anda amcamı gördüm onlara doğru koşarken ama yengem son anda kolundan yakaladı o karnıyla. "Karışma çocuklara!" Diyerek çıkışmıştı ama amcam ondan kurtulmaya çalışarak Renas'a uzanmaya çalışıyordu. "El kadar çocuk senden daha centilmen be adam bir kere olsun ne zaman dans ettin benimle?!"
"Baslatma dansına kızımdan uzak tut şu veleti!"
"Asıl sen uzak dur çocuklarımdan!" Diye bağırdı yüzüne sonra ise yumuşuyarak omuzlarından tuttu amcamın. "Hadi belime koy ellerini dans edelim azıcık sonra söz bir daha yan yana getirneyeceğim onları."
"Söz mü?" Dedi ciddiyetle amcam.
"Söz söz koy sen ellerini belime hayde." Amcam mecburen yengeme elleri yerine sarılırken yengemin uyarısıyla homurdanarak geri çekilip ellerini beline koydu.
Onlara sırıtarak bakarken gözlerim yanımızdakilere kayınca gözlerimi kıstım, tek tek cesaretini toplayan ya da kimseyi umursamayan çiftler sahnede yerlerini alırken buradakiler birbirlerine bakıp duruyorlardı. Alaz Ağa Maria'yı, Bahoz Yasmin'i dansa kaldırırken Boran da belimdeki elini sıkarak dikkatimi kendine çekmek istedi.
"Gel hadi dans edelim." Diyip beni sahneye doğru çekince koluna tutunarak ilerledim. Elinin içine elimi bırakarak omuzuna tutununca belimi kavrayarak gelinliğimin izin verdiği kadar yaklaştırdı kendine. "Yorulmadın mı?" Diye sorunca kaşlarımı kaldırarak, "Hayır." Dedim. "Daha oynayacağım ben kızlarla."
Yüzünü yaklaştırdı, burnu yanağıma sürtününce kalbim tekledi, tüm gözler üstümüzdeyken daha ne kadar sınırları utanmazca yıkacaktı. "Artık odamıza geçtiğimiz anlara geçiş yapmak istiyorum." Yutkundum ağırca, omzunu sıktım uyarırcasına. "Boran gelin ile damat harbiden danslarında ne konuşuyorlarmış öğrendim."
"Ne konuşuyorlarmış?" Diye alay edercesine konuşunca güldüm istemsizce, omzunu sararak başımı omzuna yaslayarak yasladım bedenimi tamamen ona. "Senin gibi edepli bir adam ne konuşuyorsa onu işte." Burnunu saçlarımın üzerinde duvağımda hissettim. "Ben sadece karım ve bebeğimi düşünüyorum düğünün sonunda odamızda artık dinlenme aşamasına geçsinler istiyorum o kadar. Neden bu kadar fesatsın anlamıyorum yavrum, sürekli günahımı alıp duruyorsun." Kucak dansının imasını yaptığını unutmasam inanacağım yani. Kollarında huzurla hafifçe salınırken annemi gördüm ve anında dikleştim. Babam annemi dansa kaldırmıştı!
Boran da baktığım yere bakınca gördü annemle babamı. "Aralarındaki buzlar eriyor sanırım." Dedi.
"İkisiyle de aramı düzelttim şimdi sıra kendi aralarında," derin bir iç çektim. "Umarım çok mutlu olurlar artık." Gözlerimin içine baktı, "Umarım." Dedi içtenlikle.
Yine bizimkilere bakarken Kubar amcam Fisun'u Serkan ve Adar'ın arasından alıp kızıyla dans ederken Adar küfrederek geri çekilmiş Serkan da Hevdem'i alarak dansa kaldırmıştı. Zavallı Merih kedinin ciğere baktığı gibi bakıp duruyordu Hevdem'e, yaklaşamıyordu bile. Zara telefonuyla ilgilendi bir kaç saniye sonra hepimize göz atıp gidince bir şeyler karıştırdığını düşündüm. Özgür ise o hâliyle Diljen'i çekiştirirken kız hâlâ saygısını koruyarak istemediğini belirtiyordu ama kime. En son Merih onları farkederek anında ayırıp kızı kurtarmak istercesine alıp dansa kaldırmıştı. Özgür çocuk gibi küserek seke seke Adar'ın yanına gitmiş masadaki çerez tabaklarından almıştı eline. En son abimi gördüm salona girerken o da Pare'yi çekerek dansa girince eksik kimse kalmamıştı bizden diyordum ki ilerdeki masalarda duran Mara'yı farkettim.
Dikkatim, Boran'ın kollarındayken onlardaydı. Mara kaynanasıyla otururken hemen tepesinde duruyordu Cahit, kızdan gözlerini ayırmazken annesi gözüyle dansa kaldır der gibi hareketler ediyordu ama Mara bunların farkında bile olmadan dalmıştı. Cahit neden bu kadar zorlanıyordu bilmiyorum ama aralarının kötü olduğunu fazlasıyla hissetmiştim. Cahit kızı kaldırmadan masalarına giden Civan'ı farkettim. Kıza ne dediyse Mara gülerken Cahit adama kilitlenmişti ve o öyle dururken Boran'ın biricik erkek kuzeni Civan Mara'yı kolundan tutup dansa kaldırdı hatta gelip tam yanımızda dans etmeye başladılar.
Cahit ateş saçan bakışlarla karısına bakarken masadaki çerez tabağını o da hırsla alıp yemeye başladı.
Civan nişanlıydı ve sadece üç hafta sonra Van'dan gelin getirecekti Mardin'e bu sebeple kardeşi gibi gördüğü kuzeniyle dans etmesi kimse için absürt olamaz sorun teşkil etmezdi asla bundandır ki rahatça gülerek birazda nispet yapar gibi dans ediyordu Civan'la.
"Yanında ben varken başkaları ile ilgilenme." Aşık olduğum sesiyle gözlerimi hemen kehribarlarına çevirdim. Sırnaştım, "Kıskandın mı?" Diye sordum çocuk gibi.
"Evet." Dedi net bir şekilde. "Benim gözüm senden başkasını görmezken seninde görmesin istiyorum." Erimek üzereydim karşısında.
"Görmüyor ki zaten kıskanç kocam benim. Ben sadece ufak bir göz analizi yaptım o kadar." Masum bakışlarım tatlı gülüşüme onaylamaz bakışlar attı. "Şöyle bakıp durma yoksa öperim. Sonra rezil olduk diye başımın etini yeme." Diyince kestim gülümsemi yapar mı yapardı netice de.
Dansımızdan sonra takı töreni başladı ve abartısız bir saat sadece takı töreni yaptılar onda da Boran kimsenin bana her hangi hiçbir şekilde takı takılmasına izin vermedi çünkü hem ayakta fazla sabit kalamayacağımdan hemde güvenlik amaçlı ne olur ne olmaz diye yaklaştırmadı. Getirilen özel kilitli sandıklara koyuldu takılar ve paralar ise başka bir masada aile büyükleri ile sayılmaya başlandı çünkü çok fazla olmakla beraber tek kişi ile olamayacak bir işti. Onlar sayarken gençler yine halaya tutuşmuş bizde sürekli tebrikleri alıp durmuştuk. Düğün boyu tonla fotoğraf çekildik Boran'la ama en zoru insanlarla çekilmekti çünkü bitmiyorlardı kesinlikle.
Nakit olarak on beş milyon TL gelmişti bunun içinde altınlar yoktu. Altınların hepsi benimdi ve iki sandık altından bahsediyordum kaç bilezik kaç altın kaç set geldi sayamadım. İçinde taç, kemer, ve boynumdan karnıma kadar uzanan fazlasıyla pahalı altın kolyeler vardı. Gözüm de gönlümde genişledi yeminle onlardan sonra net bir elli milyona yakındı gelir düğünden, doğrusu beklediğimin fazla üstüydü. İlk evlendiğimiz zamanda çok fazla takılmıştı ama bu kadar da değildi acaba bu sefer özel olarak davet edildikleri için mi gelmişti?
Neyse iyice bulanmıştı beynim altınlardan paralardan.
En son herkes halaya tutuşurken kız kardeşimle bol bol karşılıklı oynamıştık. Günün sonuna dek nefessizce eğlenmiştik olması gerektiği gibi. Sonunda herkesin tebriklerini alıp gönderirken saatlerce süren düğünümüzde sonuna gelmiştik.
Arabaya bindirildikten sonra uzun bir konvoy çekmiş ardından son gazla ayrılmıştık onlardan. Karanlık yolda ilerlerken yüzümde tatlı bir gülümsemeyle arabayı kullanan kocamı seyrediyordum koltuğuma uzanmış vaziyette. Korumalarımızla birlikte bizim için hazırlanan çiftlik evine gidiyorduk, Bertan Ağa orada kalacak diye biliyordum fakat o tek katlı müstakil bir eve geçmek istemiş kabul etmemişti çiftlik evini bu sebeple bir kaç gün baş başa kalacaktık çiftlik evinde.
Çiftlik evine trafik olmadığı için kısa sürede gelince inmiştik arabadan. Korumalar kapının önünde ve çiftliğin etrafına koğuşlanırken bahçede ilerleyerek eve yöneldik. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açarak itti Boran ardından manidar bakışlarını bana çevirdi. Eliyle evin içini gösterdi, "Evinize hoşgeldiniz gelin hanım." Diyince sırıttım. Gelinliğimin ön kısımlarını parmaklarımda toplayarak kaldırdım, "Hoşbulduk diyelim." Besmele çekip ilk adımı atıyordum ki kolumdan tutarak durdurdu ve hiç çekinip zorlanmadan tek seferde kucağına aldı beni.
Refleksle tutundum boynuna, "Çok ağırım ama gelinlikle indir lütfen Boran belin ağrıyabilir." Diye endiseyle konuşurken güldü alay eder gibi. "Benim belim kuvvetlidir yavrum öğrenemedin mi hâlâ?" Yok canım öğrenmez olur muyuz hatta kanıt olarak içimde bir tane taşıyordum. Güldüm sadece. Eve girip kapıyı ardından ayağıyla kapattı sonra, ışıklar biz geleceğimiz için yakılmıştı sanırım, bundandır ki Boran merdivenlere yöneldi hemen kucağında benimle.
"Seni evimize taşıyarak sokuyorum bilmediğim başka adetler kaldıysa söyle çekinme." Diyince boynuna daha sıkı sarıldım merdivenleri çıkarken. "Yüz görümlülüğümü aldın mı?"
"Aldım bebeğim."
"Tamam aferin almamış olsaydın yüzümü göstermezdim sana." Ukala bir gülüş takındı bana yan bir bakış atarken. "İnce bir duvak mı engel olacaktı yüzünü görmeme?"
"Duvak formalite kocacım istesem bir adım yanıma yaklaştırmam seni biliyorsun." Homurdandı haklılığım karşısında. Yalan değildi ama ne yapayım.
Bu evdeki odamıza girdiğimizde gözlerim irileşti mobilyalar yenilenmiş ve balayı odası gibi hazırlanmıştı birde. Yatağın üstünde sahte gül yaprakları komodin makyaj aynasının üstündeki kokulu mumlar ve loş ortamla tam gerdek odası havası verilmişti.
Boran beni dikkatle yere bırakınca hemen duvağımı kapattım bu halime gülerken ben karşısında ellerimi birleştirerek bekledim yüz görümlülüğümü. Ne kadar çok altın takılmış olursa olsun kocamın ki hepsinden de değerliydi benim için. Ceketinin iç cebinden tutup çıkardı kolyemi. Geleneksel beşi bir yerdeyi çıkarmıştı, tam altınları çevresi incili altın cerçeveye koydurtmuştu, dişlerim görünecek kadar sırıtırken yaklaştı bana ve altın zincirin klipsini açarak duvağımın altından boynuma taktı besmele çekerek. Kolyeyi taktıktan sonra ise derin bir nefes alarak sanki ilk defa yüzümü görecekmiş gibi bir heyecanla duvağımı tuttu ve yavaşça kaldırdı yüzümden.
Işıl ışıl yanan kehribarları ömrüme hayattı, gormezsem ölecekmişim gibi hissediyordum. Sıcak avuçları yüzüme değdi, avuçları arasına aldı yüzümü sonra usulca yaklaştı ve alnımdan öptü sıkıca. Her öpücüğü eşsizdi ama bu öpücükleri daha derinlerime nüfuz ediyordu. Yanaklarımı okşadı baş parmakları, bileklerine tutundum. "Ömrüme, hayatıma yeniden tekrar hoş geldin Gece'm benim." Dedi alnını alnıma yaslarken.
Tirekçe nefes aldım, az önceye kadar rahatça patavatsızlık yaparken iyiydi ama şimdi tüm gardlar inmiş gibi kedi gibi uyusallaşmıştım. "Hoşbuldum yeniden hayatına Boran'ım benim." Gülüşü büyüdü, dayanamayarak sıkıca sarılınca aynı karşılığı verdim.
"Sonunda Özgür itini bu kelimeden ettiğin için helal olsun yavrum sana." Hafifçe geri çekildim omuz silkerek. "Benim olan benimdir başka kimse onu sahiplenemez!"
Öptü sertçe boynumdan, huylandım. Üst üste öperken sordu, "Mavi mavi kimin yari?" Diye. Boynuna sarılırken cilveyle, "Senin yarin." Diyince güçlü kolları sıkıca sardı bedenimi.
"Benim tabi, olmaz mı?! Kokusuna öldüğüm mis gibisin be yavrum delirtiyorsun." Sakalları boynumu çizerken huylanarak omzularımdan ittiriyordum ama daha da sert öpucüklere boğuyordu beni. Gülerken sonunda sesli bir opücük bırakıp oh çekerek ayrılınca biraz şaşkınca baktım yüzüne.
"Boran." Dedim hayretle. "İyi misin kocam benim az daha resmen yiyordun beni?"
Aşık olduğum kehribarları ışıldadı, eli ince belimi sararak kendine çekti bedenimi. Yüzüme eğilince omuzlarına tutundum, gözleri adım adım koyulaşmaya başlamıştı. "Yerim tabi. Kızım kaç gündür uyku uyuyamıyorum ben haberin var mı sen ve bebeğimizden uzak? Şimdi, her şey bittiğine göre artık bu gelinlikten kurtulup baş başa ve dip dibe hasret giderebilir miyiz bebeğim?" Sıcak nefesi tenimi yakarken sertçe yutkundum ancak hemen topladım kendimi.
"Tabiki de giderebilirsin ama önce gelinliğimi açman gerekecek." Dudakları ukalaca kıvrıldı. Daha da yaklaştı yüzüme dudakları dudaklarıma değmek üzereydi. "Hay hay sevgilim kucak dansın için ne istersen yaparım gelinliğini çıkarmada ne var ki?"
Dudağımı ısırdım istemsizce, gel de günlerdir bu anı bekleyen tahammül sınırlarının sonlarında gezen bir adama bunu anlat. "Şey." Diye mırıldandım ürkekçe. "Yaklaşık bir kırk kadar düğüm çözmenden bahsediyorum ben." Bir anda kal geldi sanki. Hızla toparlamak adına konuştum. "Hani sen dedin ya başka ne adetler var diye işte bu da onlardan biri, kırk düğümü açarsan ne kadar sabırlı ve sevgili bir eş olduğun ortaya çıkıyormuş."
••••••••Bölüm Sonu••••••••
Nasıldı bakalım🫣
Düğün falan beni baya zorladı aksiyon sahnesi yazsam daha az zorlanırdım kesinlikle. Umarım beğenmişsinizdir.
En sevdiğiniz sahne neydi peki?
Cahit ve Mara da Pare ve Ferman da bundan sonra sık sık göreceğiz sahne sahne merak etmeyin.
Ve artık bebişimizle daha çok vakit geçirecek bir Boran yazmaya 💅
Beni sosyal medya hesaplarımdan ve buradan takip etmeyi unutmayın lütfen
watty: Hayalfreya
Instagram: Hayalfreya
tiktok: Hayalfreya
ve buradan Kilitliyazar profilimi takibe alabilirsiniz duyurular için
Bir dahaki bölüm görüşmek üzere sizi seviyorum 💙💙💙