İnsan ömründe kaç defa sever bilmem ama ben ömrüm boyunca tek bir adama takılıp kaldım. Onu yeri geldi kendimden çok sevdim. Gerçi ben herkesi kendimden çok sevdim. Annemi, babamı , kardeşimi.... Ama en çok Bora'yı. Sevmek öyle ağzı dolu dolu söylemek, sevmek tüm mevcudiyetimle sevmek. Onsuz geçen yıllarda bile ona değil içimdeki sevgisine ihanet etmemek. O hep varmışcasına hep benimleymişcesine sevmek. Ben kavuşmayı bilmeden sevdim. Kavuştuğumda yandım... Kaybettiğinde küle döndüm... Şimdi küllerinden yeniden doğmuş gibi harlanıp yanmaya devam ediyordum.
.
.
Biz kavuşsakta sevdiğim tam anlamı ile mutlu değildi. Onun bu hali hepimizi mutsuz ediyordu. Tuğra Mahir adında bir arkadaşları olduğunu ilac ve medikal sektörde Türkiye'nin ve dünyanın sayılı firmalarından birinin sahibi olduğunu söylemişti. Onunla görüşerek Bora'nin ameliyat raporlarını göndermiştik. Mahir özellikler Almanya ile ortak yapım işleri olduğu için raporları ordaki doktorlara inceletmisti. Doktorun tavsiyesi üzerine Bora ve Mert ile Almanya'ya gittik. Mahir bizim için ordaki tüm bağlantıları ayarlamış ve biz doktor ile görüşüp gerekli testleri yaptırdıktan sonra beklemeye başlamıştık.Bu süreçte Bora oldukça karamsar bir kimliğe bürünmüştü. Çok sevdiği işi artık yoktu ve malesef uzun bir süre eskisi gibi de olamayacaktı. Mahalledeki saçma sapan dedikodular da onun kulağına gitmişti. Sakat adama gül gibi kız verdiler diye. Oysa bilmiyorlarki gerçek sakatlık vücutla değil kafayla oluyor. Annem beni rahat bıraksa ben şimdi o mahallenin önünde çıkar Bora'yla göbek atardım. Yıllardır içimde büyüttüğüm sevdama kavuşmuşum. İki koltuk değneği mi mutluluğuma engel olacak. Ah annem ah. Benim annem tam bir melek malesef hep iyilik düşünür ve milletin kötü niyetini bilmeden kimsenin diline düşmeyelim diye diye bizi de sindirir. Oysa konuşmak isteyen sen ne yaparsan yap konuşacak. Bora'nın bu sessiz hali beni ne kadar üzüyorsa Mert'i de bir o kadar üzüyordu. Abisine bakarken göz bebekleri titriyordu. Ellerimi yavaşça Bora'nın elleriyle birleştirdim.
" ben sonuçlarının güzel olacağına inanıyorum."
Ela gözleri kısılıp küçük bir tebessümle bana baktı.
"umarım "
Bu sırada Mert abisinin bu sözü ile gözlerini kapattı. Bu çocuk bu kadar duygusal mıydı? Sürekli şebeklik yapan eğlenceli çocuk bir anda değişti. Küçüklüğünden bu yana Bora'ya hayrandı. Gerçi kim hayran değildi ki. Benim sevgilim hem çok iyi hem çok zeki hem çok yakışıklı..... Düşüncelerimin ortasında Bora'nın elimi sıkması ile sıyrıldım.
" ne düşünüyorsun güzelim. Yüzün şekilden şekile girdi." Dudağımı ısırıp ikisine baktım.En iyisi doğruyu söylemekti. İkisi de gözlerini dikmiş bakıyordu.
" ne be düşündüklerimi de mi kıskandın Bora.?
İlk defa gerçek bir gülüş peydah oldu gözlerinde
"elbette içinde senin olduğun herşeyi kıskanırım."
" seni düşündüm. Mert'in benim hatta tüm mahalledeki özellikle kızların (yüzümü ekşitip) sana olan hayranlığını."
Önce Mert'e baktı. Onun yüzünün de ilk kez bu denli aydınlanmış olduğunu gördüm. Sonra bana döndü. " iyi ki hayatımdasınız. Bu kadar yük gerçekten fazla bana. Bomboş hissediyorum. İşimi sağlığımı kaybettim. Siz de olmasanız ben diye birşey olmazdı. "
Sözleri yüreğimi en içten titretti.
" Bora biz bir aileyiz ve senin yerinde Mert olsa yada ben olsam sende bizim yanımızda olurdun. " kafası ile onayladı "olurdum."
Konuşmamız arasında doktorun bizi çağırması ile içeriye girdik.
Doktor yanında başka iki doktor ile bizi bekliyordu.
Bizimle gelen tercüman ile konuşmaya başladığında kadının yüzü aydınlandı ve heyecanla bize döndü.
" Bora beyin filmlerini incelemiş ve sonuç olarak var olan tahribasyona küçük bir operasyon ile geçireceklerini bir kaç aylık fizik tedavi sonucunda koltuk değneklerinden kurtulacağını söylüyor. "
Kadının sözlerinin bitmesiyle yerimden kalkıp Bora'ya sarıldım. Biliyorudum bunun olacağını biliyordum. İnsan hisseder ya . Daha buraya gelmeden biliyordum . Derdi veren Allah bizi şifa bulmak üzere buraya yolladı. Bunlar hepsi ilahi senaryonun tecellisiydi.
Doktorlardan bir diğeri başka şeyler söylediğinde pür dikkat dinledik.
"ayrıca yapılacak yanlış bir hareket eskisinden daha kötü hale de getirbilirmis o yüzden acele etmeden yavaş yavaş eski halinize dönmenizi söylüyor."
Bora elimi tutup " iki ay içinde sevdiğim kadınla evlenmem lazim evet derken hiç birşeye ihtiyaç duymadan dimdik ayakta durayım yeter."
Kadının tercümesi ile doktorlar anlayış ile gülümseyip bizi tebrik etmiş ve bir hafta içinde ameliyatı yapacakları söylemişlerdi .
Şimdi sıra ailelerimize haber vermekteydi. Bizimkiler de ameliyat zamanı burda olalım deselerde Bora kabul etmemiş ve Mert'in de ameliyat sonrası dönmesini istemişti. Ben ise fizik tedavi sonlanana kadar ondan ayrılmaya niyetli değildim.Ne kadar ısrar etse de ondan bir gün bile ayrılmak istemiyordum ki nitekim öyle de oldu.
.
.
.
Ameliyat günü gelmiş çatmış ve Mert ile birlikte heyecanla Bora'nın hazırlanmasına yardım etmiştik. Doktor üç saat süreceğini söylemiş ve risksiz bir operasyon olduğunu mikro cerahhi ile yapılacağını söylese de içimizdeki heyecan ve korku dinmiyordu. Bora en güzel bakışları ile bizi süzerken biz ona umut aşılarcasına bakıyorduk.
Sedyeye alınıp ameliyathaneye gitmek üzere odadan çıktık. Görevliler sedyeyi iterken ellerim elinde onunla ilerliyordum. Hemen yanımda Mert cıvıl cıvıl bir sesle yine kendinden beklenen enerjiyi abisine yolluyordu. Bu çocuğun enerjisi insana geçiyordu. İçten içe ne kadar duygusal olduğunu bilmesem gamsız adamın teki derdim. İçinde fırtınalar kopsada dışardan herşey güllük gülistanlık görünüyordu. Artık vedalaşma vakti gelmişti. Eğilip sımsıkı sarıldım . " beni çok bekletme yapılacak bir düğün bizi bekliyor."
" merak etme bebeğim ucunda ölüm olsa da söz konusu sana kavuşmaksa yarım yamalakta olsa gelirim."
"biliyorum gelirsin. Sen yeterki gel nasıl gelirsen gel ama bana gel."
Ela gözleri ışıl ışıldı. Benimkiler de ondan farklı değildi. O ışıklar sel olup taşımayı beklerken biz onu bastırıp mutluluğa gitmeye karar vermiştik. Kafamı tutup anlımdan öptü. " sen benim kabul olmuş duamsın." Mert'e bakıp "yengen sana emanet gözünden tek damla yaş düşmeden beni beklemesini sağla"
Mert anlayışla bizi izliyordu ve abisine güven verircesine elini omuzuma attı. Son kez bende hayranı olduğum gözlerinde öptüm ve el sallayarak kapıların kapanmasını izledik. Gözlerimi sımsıkı kapatıp Mert'e sarıldım .
" sakın ağlayayım deme sarı afet ."
dediği komik gelince göz yaşımı sildim.
" sarı afet mi?"
" öyle bakma be . Seni ilk gördüğümde bu sarı afet kim diye sormuştum abime ."
" seni kıvırcık serseri" diyip saçlarını karıştırdım. Ben bu aileyi seviyordum. Hepsi gerçek içten samimi insanlardı. İyi ki diyebileceğim ikinci ailem.
" Bu arada siz cidden ne ara böyle büyük bir aşka düştünüz?"
İnanamayan gözlerle baktım ona.
"Cidden şimdi oturup sana onu ne Zaman sevmeye başladığımı mı anlatayım.?"
" neden olmasın. Böyle sevda herkese nasip olmuyor."
" nerden başlanır bilmem ki. Bora ben kendimi bildim bileli hep vardı hayatımda. Hatırladığım orta okuldayken onu camda beklediğimdi. Ben doğarken aşık oldum sanırım."
" aşk " deyip sustu.
"peki kıvırcık serseri sen ne ara tutuldun bu hastalığa."
"boşver be yengem benim ki tedavisi olmayan bir hastalık. "
"belki vardır çaresi."
" belki ... yada çare olmak isteyen yoktur."
anladığım çare benim sözü diken gibi batan kardeşimdeydi. Bu işe en kısa zamanda el atacaktım ama önce şu koca adama kavuşmam lazımdı.
.
.
.
Ameliyatın üzerinden birgün geçmiş ve bize bilgi verilmesini bekliyorduk . Doktor içeri girdiği gibi Bora'nın reflekslerini kontrol etti. İki gün içinde hastaneden çıkışımızı yapacak ve Mahir'in bizim için ayarladığı eve geçecektik. Mert son sınıfta ve sınavları olduğu için dönecek biz ise tedavimize devam edecektik .Mahir de yarın arkadaşını görmek üzere gelecekti. Onunla tanışmayı dört gözle bekliyordum. Artık hayatımızda adını altın harflerle yazdırmış bir dost olarak kalacaktı.
.
.
.
Hastaneden çıkalı bir ay olmuş ve fizik tedavi başlamış bizde haftada üç gün hastanede geri kalan günlerde de evinizde yapabileceğimiz hareketleri yapıyorduk. Mert eve çıktığımız günden sonra gitmişti. Güneş teyze ne kadar gelmek istese de Bora asla kimsenin gelmesine müsade etmemis ve bizim düğün hazırlıklarının yapılmasını istemişti. Annemler hergün arayıp aldıklarını yaptıklarını anlatıyor ve heyecanlarını paylaşıyorlardı. Babam ise benle yumuşak konuşsa da Bora'yı sürekli tehtid ediyordu .
Bende o gün giymek istediğim gelinliği çizmiş ve Çiğdem'e mail atmış dikimini usta terzimize yaptırmasını söylemiştim.Bazen Güneş teyzedeki aşırı heyecan bana da geçmiyor değildi.
.
.
.
Tedavimizin artık ellinci gününe gelmiştik. Bugün Bora ilk defa desteksiz tam güç ile ayağına basacaktı. Gerekli tüm tedbirler alınmış ve onun yapmasını bekliyorduk. En ufak bir ağrı bile olsa bu deneme daha sonraya ertelenecekti. Yanında duruyor elini sıkı sıkı tutyordum . Bora da aslında farkında olmadan elimi acıtacak kadar sıkıyordu . Yavaş yavaş ayağını yere koymaya ve diğer ayağını da kaldırmaya başladı. Yürümeye yeniden başlayan bebek misali. Aylardır ayağına basamamanın verdiği huzursuzluk insanda umutsuzluğa da sebep olmuyor değildi.İlk adımını tamamladığında hem fizyoterapist hem doktoru hemde ben onu izliyorduk. Ağrı yok dediği an sevinçle boynuna sarıldım.Doktorun devam etmesini istemesi ile acele etmeden yine aynı yavaşlık ve güçle tekrar denedi. Bizim için ayrılan parkurun sonuna kadar yürüdük ve geri dönüp tekrar başladığımız noktaya döndük.
Doktorun onayı ile artık bacak kaslarını güçlendirmek üzere yeni egzersiz programı yapıldı ve bunun içinde iki aylık bir sürecin bizi beklediği söylendi.
Bora ise bu tedavinin ülkemizde yapılıp yapılamayacağını sordu. Evet sonunda evimize dönüyorduk ve tedavimize orda devam edebilecektik. Tabi bir ayrıntı daha vardı. Bora'nın bir iki ay daha sabredecek gücü yoktu.
" ben iki ay daha dayanamam yanımda gördüğünüz bu muhteşem kadına kavuşmak için 10 yıl bekledim." Doktorlar gülerek ona gerekli cevabı verselerde tercümanımız bize yanakları kızararak anlatmıştı.
" çok aşırı performans göstermediğiniz sürece beklemeye gerek olmadığını söylemişlerdi." Artık kadın bize nasıl sadeleştirip anlattiysa adamların kurduğu bir sürü cümleden anca bunu söylemişti.
.
.
.
Almanya'da ki son gecemizdeydik. Annem ve güneş teyzenin yemin ettirmesiyle aynı odada uyumuyorduk. Buna en çok Bora sinirleniyordu.
" yavrum bak dönünce yine baban seni bana göstermez düğüne kadar . Gel bu gece birlikte uyuyalım."
Aslında bende çok istiyordum onunla uyumayı. Ama sağolsun annemler öyle saçma şeyler söyleyip deli etmişlerdi ki bende yemin etmek zorunda kalmıştım.
" Bora yemin ettim ben "
Sıkıntılı bir nefes alıp verdi.
" Tövbe ederiz güzelim. Tüm günahı bana kurban olurum gel az öpeyim ha "
Karşımda bu şekilde konuşan sevimli mi sevimli Boram varken nasıl dayanacaktim.Bende sarılıp öpmek istiyordum.Arada beni sıkıştırdığı yerde öpmese yeminli olduğum için ben ona dokunmayordum.
Ama bı ara annem yemin bozdum diye sadaka dağıtmıştı. Aklıma gelince hemen Dilara'yı aradım.Maddi durumu kötü olan öğrencilerine bir miktar para yollayıp yeminimi bozdum.
Bora öylece beni izliyordu.
" yavrum sen ne yapıyorsun böyle anlatsan da ben de anlasam ?"
Gülümseyerek yanına gidip kollarımı boynuna doladım. " tövbe Allah'ım binlerce kez tövbe diyerek dudaklarına bastırdım dudaklarımı. Garibim benim bu deli saçması hareketlerime bakıp şaşkınlıktan bir süre öylece durdu. Daha sonra kucağına çekip belimden tutarak kendine bastırdı. Allah'ım bu nasıl bı yangın . Dudaklarını hissetmek ayrı vücudundan geçen sicaklik ayrı etkisi altına almıştı.
Derin derin öpüştükten sonra son kez alt dudağımı çekiştirip hafifçe uzaklaştı.
" bebeğim tövbe etmene değdi mi dersin?"
Omuzuna vurup göz devirdim.
" bende özlemiştim."
" bayadir konuşmak istiyorum ama nasıl söze girsem bilemedim ?"
iyice kollarının arasına yerleşip yerimi sahiplendim.
"ikimizin konusamayacağı birşey yok ki aşkım neden çekiniyorsun."
O da benim gibi sımsıkı sardı kollarını bir bütün gibiydik . Gibisi fazla biz zaten bir olmuştuk.
" gerçekten evliliğe hazır mısın bitanem ?"
"daha açık konuşsan"
Derin nefes alıp söze girdi" ben sana yapılanları hazmedemiyorum hepsini öldüresim var . Sana kıyamıyorum. Seninle evlenmek hem en büyük arzum hemen en büyük çekincem. Beni istememenden deli gibi korkuyorum."
" ah benim deli adamım ben seni nasıl istemem.Ben hep seninle hayallerimde evli mutlu çocukluydum. Şimdi bunu gerçeğe dökme zamanı geldi. Ben o olayı unuttum gerçekten unuttum öyle laf olsun diye değil. Özellikle Selim abi bana Murat'ın yaşadığı hayatın fotoğraflarını göstermesi bile yetti. İkimizde kötü niyetli insanların kurbanı olduk. Küçüktüm ve bununla nasıl baş edeceğimi bilmedim. Kimsenin bana inanmayacağını ve babamı üzeceklerini düşündüm. Öyle ve ya böyle bugüne geldik. Ben hayatımı kurdum ve olanları unuttum. En kısa zamanda Murat ile de iletişime geçip bu kadar cezanın yeterli olduğunu söylemeyi düşünüyorum. "
Saçlarımı defalarca kez öptü.
" sen çok güçlü bir kadınsın . Sana gücüne hayranım. Sanırım Murat'ı ben bile affettim."
Dedikleri ikimizinde tebessümüne sebep olmuştu.
" ayrıca diğer mevzuya gelirsek denemeden bilemeyiz ."
Dediğim şeyleri bir süre düşündü ve kollarını gevşetti.
" şimdi mi?"
Kahkaha atarak yerimden doğruldum.
"ne şimdi mi?"
"ne gülüyorsun deneyelim dedin ya kızım?"
Gülme krizi gibi birşeydi bu asla durmuyordu. Bora karşımda deliye bakar gibi baktıkça daha çok gülesim geliyordu.
" alay et sen ben sana bunların hepsini. hesabını sorarım."
" aaallay hhhah yok " kendimi durduramıyordum . En iyisi hava almak diyerek cama doğru gittim ve açıp içime çektim havayı. Adam o kadar yıl beklemiş ki sabrı sınırlarda bunu görebiliyordum . Bende ondan farklı sayılmazdım. ikimizinde tüm arkadaşları evli ve çocuklu iken biz hala bu konuları konuşamıyorduk.
Nefesini ensemde hissettiğimde gülmekten yaşarmış gözlerim kendiliğinden kapanmaya başladı . Elleri usulca belimden sarılırken sırtım göğsüne yaslandı. Derin bir nefes alıp burnunu iyice boynuma yaklaştırdı. İstemsiz bende ona daha çok alan açtım. Bir yanım deli gibi dokunuşlarına hasretken bir yanım daha vakti var diyordu. Şu vakti var diyen yanıma küfür edip kendimi ana bıraktım. Boynuma sert bir öpücük bırakıp geri çekildi. Bir anda ayazda kalmış gibi üşüdüm. Ona dönüp baktığımda sırıtan yüz ifadesi ile bunun bir rövanş olduğunu anladım. Ama hiç geri adım atmaya niyetim yoktu. Kollarımı boynuna doladım ve onun yaptığı gibi boynunu öptüm. titrediğini hissettim.
" kızım vapma zor dayanıyorum." sesi buğulu ve arzu barındırıyordu.
" bu gece biraz kokuna bulanmadan geçsin istemiyorum nasılsa babam düğüne kadar bir daha yaklaşmaya izin vermez" diye elini tutup yavaşca odaya doğru ilerledik. Işığı açmadan ay ışığıyla aydınlanmış odada ilerleyip yatağın yanına gelince tam karşısına geçip gözlerine baktım . Bir insan ancak bu kadar güzel bakardı. Karanlıkta bile gözlerinin ışığını görüyordum. Yada aşk denen hastalık bana bunu böyle gösteriyordu.
Tişörtünü tutup çıkardığımda nefes alışverişi hızlandı. Onun bu hallleri beni daha çok heyecanlandırıyordu. Sonra alt eşofmanının ipini açıp ellerimi lastiğine geçirip indirdim. Sadece iç çamaşırı kalmıştı.
Sonra kendi tişörtümü ve altımı çıkarıp sadece iç çamaşırlarıyla kaldım. Örtüyü açıp yatağa girdiğimde hala öylece bana bakıyordu.
" gelmeyi düşünmüyor musun?"
Sözlerimi bekler gibidi. Hemen yatağa girip sırt üstü uzandı. Anlaşılan beyimiz benden bekliyordu.
" Bora neden böyle uzaksın. Sen demedin mi birlikte yatalım."
Hemen bana döndü ve eliyle yüzümü kavradı . Bir yandan yanağımı oşarken bir yandan konuşmaya başladı.
" yavrum ben dayanamıyorum. Keşke giyinik olsaydık. Şimdi vücudunun sıcaklığını hissetsem duramam. "
Biraz daha yaklaşıp elimi göğsüne koydum ve başımı boyun girintisine dayadım. " tenimiz birbirini tanısın istedim. "
kollarıyla sardı beni " sanırım bu konuda haklısın bitanem.Ama şuan acilen seni öpmem lazım " kahkaha atarak kafamı kaldırıp bir bakış attım. Elleriyle yüzümü tutup dudaklarını dudaklarıma sertçe bastırdı. Öpüşü sert başlasa da bir anda yumuşacık bir hal aldı. Bir eli sırtımda gezinip dururken diğer eli bir anda kalçama indi. Beklemediğim bu hareketle inledim. Aslında ikimiz de inledik . Bir anda dudaklarımdan ayrılıp beni sırt üstü yatırdı. Dudakları boynuma indikçe kıvranmaya başladım . Ordan göğsüme yol aldı en son ellerinin sırtımda sütyen kopçasını açmasını hissetim. Ama ne ara üstümden çıkardı bilmiyorum. Avuçlarıyla yoklayarak hissetmeye çalışıyordu.
" çok güzel tam istediğim gibi sert ve dolgun"
ben bu dakikalarda tamamen sesimi yitirmistim.
" Yavrum arkanı dön daha fazlasına ikimizin de dayanamayacağı kesin diyerek üzerimden yana doğru kaydı. Dediğine uyup sırtımı döndüm . Arkamdan sımsıkı sarılıp bir eli karnında bir eli göğsümde ve nefesi ensemde Allah'ım içimdeki yangın bir damla suya hasret bırakmıştı beni. Odanın karanlığına rağmen gözümün önünde havai fişekler çakıyordu.
" yavrum hareket etme gözünü seveyim. İflahım kurudu. Kapat gözlerini uyu."
" uyu demesi kolay tabi. Sanırım tişörtümü giymem lazım."
Biranda eğilip kendi tişörtünü yerden aldı. Ben tam doğrulacağimda son kez diyerek üstüme boylu boyunca uzandı. Bacaklarımın arasına girdi ve tekrar öpüşmeye başladık. Alt bölgemde hissettiklerimi ilk defa yaşıyordum . Bu çok fazlaydı.Elleri tüm vücudumu geziyordu. Her iki göğsümünde ucunu ağzına alıp öptükten sonra tişörtü başımdan geçirip giydirdi .
"uyu güzelim . Bu düğün işini bir hafta içinde halletmeyen Bora'ya adam demesinler."
Sessizce arkamı dönüp gözlerimi kapattım yoksa bu gece bitmezdi. Böylece evliliğe tamamen hazır olduğumu da anlamış olduk.
.
.
.
Sabah uyandığımızda hızla hazırlanıp hava alanına geçtik. Uçakta ikimizde uyumuştuk. Anons sesi ile uyandık. Tabi tüm gece kıvranmaktan uyuyamadığımız için bu yolculuk ilaç gibi gelmişti. Yolcu girişinden çıktığımız zaman tüm ailemiz bizi kapıda bekliyordu. Evet bu bizim için büyük bir heyecan sebebiydi. Koltuk değnekleri ile girdiğimiz kapıdan ele ele dimdik yürüyerek ailemizin yanına vardık. Bu anda herkesin yüzünde gülücükler olsada hep gözleri yaşlıydı. Hüzün ve mutluluk bir arada yaşanıyordu.
.
.
.
Nikah için en erken beş gün sonraya gün almış ve düğünü bahçemizde yapmaya karar vermiştik. Ben bu süreçte İstanbul'a gitmiş ve gelinliğimin son provasını katılmış ve ordan en yakın arkadaşlarımla Ankara'ya dönmüştüm. Kına gecemizi evde sadece ailelerimiz ve çok yakınlarımızla yapıyorduk. Dedikodu çıkaran ve samimiyetine
inanmadığmız hiç kimse yoktu. Arkadaşlarım ve kuzenlerimle doya doya göbek atmış eğlenmiştim. En son kına yakılacağı zaman bahçeye inmiştik. Eğlence kısmında hiç bir erkek yokken şimdi onlarda bize katılmıştı. Bora hemen yanımda oturmuştu.
BORA
Kına için annem kadınların geleceğini söylediğinde gözüm kapıda girmelerini bekledim. Giren herkese hoşgeldiniz deyip Azra'mi bekledim . Tam görüş alanıma giriyordu ki annem yüzünü kırmızı bir örtü ile örtüp yanıma doğru geldiler. Örtüye rağmen sarılıp kafasından öptüm . Ele ele bizim için ayrılan sandalyelere oturduk. Kına merasimi başladı ve annem gelip gelinin eline altın koyup eldiven taktı. Benimde küçük parmağıma aynı işlemi yaptılar ve Sezen annem altını iğne ile ceketime taktı. Bu merasimleri hiç sevmesemde gönülleri olsun diyerek hep sustum.Benim ilgilendiğim atacağımız imza ve nüfus cüzdanında yazacak soyadımdı.
Anneme dönüp " anne kızın yüzünü açsana nefes alsın ne diye kapattın."
Güneş hatun gözlerini kısıp yüzüme baktı kaş gözle millet var diye işaret etti.. Eee diyerek bende gözümü kısıp kafamı salladım . Eğilip kulağıma " yeminle nazar olur kız bir içim su . Kes sesini şimdilik. Burdaki erkek sayısına bir bak ."
Kadın önce bir içim su deyip kalbimi tekletmis
ardından erkek var deyip kıskançlığa sürüklemişti. Baktım cidden baya erkek vardı. En güvendiğim adamlar ise köşede oturmuş bu tarafa bile bakmıyorlardı. İşte adam gibi adamlar. Ah annem ne diye dedin ki . Hele Azra bana gelinliğini bile göstermemişken. Kendime yarın içinde sabır dileyerek ana döndüm. Benim sağlık durumundan dolayı ben oynatmadıkları için babam ile Nazım amca Azra ile geçip oynayacaktı. Nazım amca eğilip kızının örtüsü açıp anlından öptü. Kıskançlıktan ölebilirdim benim açmam lazımdı. Annem beni ekarte edip resmen yaşlı kura benim kuzumu emanet etmişti. Kollarını kaldırıp oynamaya başlayınca pür dikkat onu izlemeye başladım. Koyu kırmızı kaftanın içinde Hürrem Sultan misali asil ve ihtişamlı duruşu beni benden aldı. Hele yüzünü döndüğü zaman annemin deyimi yetersiz kaldı. Yaptığı hafif makyaj ve kafasındaki tacı ile bir insan olduğuna inanmak imkansızdı. Bu gerçek değil ancak bir masal prensesi olabilirdi. Tuğra yandan dürtünce dönüp onlara baktım . Mert ve Mahir bir noktaya odaklanmış bakıyorlardı.İkisninde gözünde hüzün, kıskançlık ve aşk akmıyorsa bende birşey bilmiyorumdum.
"bunlar hayırdır."
" Mert benim baldıza yanık bunu biliyorum da Mahir ne alaka çözümedim."
Tuğra önümüzdeki çerez tabağından bir tane Mert'e birde Mahir'e fındık fırlatınca ikisi de olduğu yerden irkilerek bize döndü.
yüzümdeki sırıtma ile göz kırptım hayırdır.
.Mert başını eğip yok bişey dedi. Bu çocuk beni deli ediyordu. İlla her şeyi içinde yaşayacak. Mahir'e dönüp baktığımda
" Gülfem " dedi
Tuğra ile şaşırıp "burda mı?" Bizim bildiğimiz onun yanık olduğu Gülfem İstanbul'da yaşıyordu.
Kafası ile karşıtı gösterdiğinde ikimizde dönüp oraya baktık. Gülse ile Azra'nın kuzeni yanyana duruyordu.
Beynim algılamıyordu " hangisi ,?"
Aklımdan binbir senaryo gidip geldi yoksa Gülse miydi onun Gülfem'i . Mertle aynı kişiyi mi sevmislerdi.Hem Gülse gerçekten çok küçüktü ona göre .
" Kahverengi örtüsü olan "
" hadi ordan " deyip elini koca karı gibi ağzına kapatan Tuğra 'ya bakakaldim.Mahir bizim arkadaşımız olsada farklı dünya görüşü olan insanlardık. Ona göre kapalı insanlar geri kafalı ve demodeydi. Allah'ın işine bak ki bizim kalpsiz ve inancı kıt prensimizin kalbini baş örtülü ve oldukça prensipli bir kadın çalmıştı. Azra'dan duyduğum kadarıyla çok prensip sahibi ve inancının hakkını vererek yaşayan biriydi. Hadi hayırlısı olsun deyip ona baktım.
Önündeki çerez tabağından bir avuç alıp Tuğra 'ya fırlattı.
" imalı imalı bakma. Tamam büyük konuşmuş olablirim ama o benim gördüğüm diğer dinciler gibi değil "
Tövbe tövbe bu çocuk vallahi olmamış. O kadar yurt dışında en iyi okullarda oku et ama cahil kal.
"oğlum dinci değil buna muhafazakar derler."
" tamam sizin dediğiniz gibi olsun . Zaten bende benim bildiklerimin yanlışlığını zamanla anladım.Annemin bedduası tuttu."
dediğinde hepimiz gülmüştük. Evet Mahir de böyle bir adamdı...
.
.
. Gecenin sonunda tüm yabancılar gitmiş ve biz ailecek kalmıştık. Bizim evde annemin ve babamın akrabaları diğer evde. arkadaşlarım. Nazım amcaların evde bizikinden farkli değildi. Nazım amcada sagolsun bir yanyana gelmemize müsade etmemişti. Herkesin içinde bı sarılıp anlından öpmüstüm çiçeğimi.
Buna da şükür
Sabah erkenden annemin gereksiz ve aşırı heyecanı ile güne başladık. Azra kuaföre gitmek istemeyip evde hazırlanacağını söylemiş ama annem ısrarla ya
yetişmezse diye söyleniyordu. En son babam yahu kız yetişirim dediyse yetişir hem onun süse ihtiyacı mi var sen kart oğlunu hazırla diyerek susturmuştu. Anasını satım herkeste laf sokarken beni seçiyordu. Benim hayırsız arkadaşlarımda babamı onaylayınca anladım ki bu dünyada bir çiçeğim bir Mert vardı beni beğenen .
Tamamen hazırlanınca gelin almaya karşı binaya girdik. Beni düşündükleri için binanın girişinde bekliyorlardı. Merdiven inip çıkmam bu aşamada sıkıntıydı. Babam bunun içinde gönüllü olunca olunca yok artık deyip bu işi kesinlikle benim yapmam lazım diyerek veto ettim. Nazım amcaya hava atarcasına kızını aldım şovu yapacak ama benim sevdiğim kıza kavuşma anılarımı yok edecek adam aklınca.
Kapıya yaklaştıkça kalabalığın içinden bembeyaz bir peri kızı karşıladı beni. Yüzünü örten ince tülden duvak,dağınık topuz içinden çıkan birkaç tel saç özgür bırakılmış. Bütün gerdanı ve omuzlarını gözler önüne serecek şekilde düşük omuzlu danteller içinde tülden gelinlik. Benim hayallerimin ötesinde güzelliğine bakarken gözümden yaşlar aktığını fark edemedim. Annem babam Nazım amca Sezen annem herkesin gözü yaşlı bize bakıyorlardı. Elimi uzattığımda beyaz tülden eldivenli zarif elleri ellerimin içinde kayboldu.
" çok çok güzelsin çiçeğim . " Zarif kibar elini kaldırıp göz yaşımı sildi. Önce elini öptüm ardından koluma koyarak gelinimi aldım . Bizim bahçede bize ayrılan yere geçip annemin isteği üzerine öğlen yemeği öncesi Mevlid okunmuş ve ardından yemekler dağıtılmıştı. Saat tam 15.00 da nikah memuru geldiğinde benim şahidim Tuğra çiçeğimin şahidi Selim ile masaya oturup nikahımızı kıydık. Artık çifte nikahlı karımdı Azra'm. Nikahtan hemen sonra duvağını açıp öpmek yerine sımsıkı sarıldım sevgilime . Kalbim kalbine denk olsun ,sevgim sevgine bulansın. Rabbim birbirimizi bir ömür boyu birbirimize bağışlasın.
Nikah sonrası takı, resim derken akşam olmuştu neredeyse. Hiç ağrım olmasada ağrım varmış gibi dizimi ovduğumu gören Sezen annem ve Mert beni yanıltmayan güzellikte kalpleri olan muhteşem insanlardı. Hemen gerekli olanı yapmış ve Nazım amca annem ,babam da bu durumu kritik edip bizi evinize yollamaya niyetlenmişlerdi. Azra da oldukça tedirgin görünse de gerçeği açık edemezdim. Şimdilik varsın o da öyle sansın. Tek bir kişi de bana ağrın mi var diye sormamıştı. Bu süreçte nasıl etkilendiğimi bildikleri için . Böyle güzel bir aileye sahip olmak en büyük şansımdı.
Tuğra ile Mahir bile bu duruma inanmış görünüyorlardı. Kısaca herkesle vedalaşarak teşekkür edip benim daireye çıktık. Azra annemden aldığı ilaç ve kremlerin olduğu poşeti eline alıp kapıyı kapatınca kollarımı birbirine bağlayıp duvara yasladım. Tabi buna gülen yüzüm ve arzu ile onu süzen gözlerimde eşlik ediyordu. Azra şaşkın bir o kadar da şüpheci bakışlarla beni süzerken
" telaşa gerek yok çiçeğim herşey erken kavuşmak içindi."