Büyük binanın önünde durdum. Soğuk rüzgar saçlarımı savuruyor, ellerim titriyordu ama bu kez korku değildi; öfke ve kararlılık vardı içimde. Kaan’ı, onun yaralarını, yıllardır kaybettiğimiz her şeyi düşündüm. Artık duramazdım. Adımı içeri attım. Binanın içi sessizlikle karışık bir tehdit havasıyla doluydu. Tanıdık, buz gibi bakışlar arkamdan geldi. O adam, her zamanki gibi, kontrolü elinde tutuyor, bana meydan okur gibi bakıyordu. “Leyla,” dedi, sesinde aynı keskin soğukluk. “Böyle gelmeye cesaret edebileceğini mi sandın?” Gözlerimi ona dikerek ilerledim, kalbim küt küt atıyordu. “Kaan’ı rahatsız etmeye bir saniye daha kalkışırsan… bunun bedelini ödeyeceksin,” dedim, sesim titremedi. Adam kaşlarını çattı, gülümsedi ama bu kez alaycı değildi; tedirgindi. “Sen… beş yıl sonra hâlâ bu kada

