Sevmediğim şeylerin başında gelenlerden biri de alay etmek olmuştu her zaman. İnsanların dış görünüşüyle, karakteriyle, hareketleriyle, ismiyle ve daha nicesiyle alay etmekten hazetmeztim. Taki Yargı'ya kadar. Bana kısa sürede yaptığı şeylerden mi bilmem ama ona karşı fazla önyargılıydım. Normalde kimseye önyargılı yaklaşmazdım. Ön'Yargı'. Neden her yerden çıkmaz zorundaydı ki? Aptal!
Bundan sonra göze göz dişe dişdi. Benle uğraşan herkese fazlasıyla karşılık verecektim. Herkes hakettiği muameleyi görecekti. Nasıl olursa olsun. Birilerine karşı nefret besleyip kin tutan biri de olmamıştım. Olmakta istemezdim açıkcası. En ufak bir şeyde karşısındakinde öfke besleyen insanlar tanıyordum. O öfke gün geçtikçe büyüyor ve nefrete dönüşüyordu, onlara göre. Birilerinden nefret etmek kolay değildi bence.
Yani olmamalıydı.
Canımızı yakan ya da bizi üzen bir insana saniyesinde 'senden nefret ediyorum' demek sadece boş birkaç sözden ibaretti. Çünkü nefret bu kadar kolay değildi, olmamalıydı. Nasıl ki aşk kutsalsa nefretde kutsaldı bana göre. Her duygu kutsaldı dahası.
Birilerine karşılık verirken, o kişinin bana öfke beslemesine sebep olmak istemezdim. Çünkü öfke, benim için kutsal olan nefret duygusuna -onlara göre basit olan- nefrete dönüşecek ve birçok saçma harekete sebep olcaktı. Bunun olmasına gerek olmadığı gibi kimse canımı yakmadığı sürece, benim de öfkelerini kazanacak bir şey yapmama gerek yoktu.
Kaçıncı yapışım olduğunu hatırlamadığım topuzumu tekrar yaptım. Saçımla uğraşmak istemediğim için gelişi güzel bir topuz yapayım dedim demesine lakin saçımı maşa yapsam bu kadar uğraşmazdım. Topumuzu yaparken sağ dirseğimi arabanın camına çarptım. Acımıştı, bazen gerçek anlamda sakar mıyım diye düşünmüyor değildim. Aslında bunu düşünmeme sebep olan çevremdeki insanların sürekli sakar olduğumu bilinç altıma işlemeleriydi. Yoksa ben sakar olduğumu falan düşünmezdim zaten. Sonuçta her insan az çok(!) sakarlık yapabilirdi değil mi ama?
Henüz yeni evimize taşınmadığımız için babam bırakıyordu sabahları okula. Aslında okula yürüyerek gelebilirdim fakat şubat ayında olduğumuz için hava soğuktu.
"Paran var mı?"
Hayır anlamında kafamı salladım. Olsa bile var mı diyecektim sanki? Nasılsa o para her şekilde harcanacaktı. En iyisi bana vermeleriydiki kumbarama koyabileyim. Babamın cüzdanından çıkardığı parayı alarak yanağına öpücük kondurdum.
"Görüşürüz baba." Arabadan indiğimin salisesinde soğuk tüm bedenimi yalamıştı adeta. Düne göre hava daha soğuktu bugün. Montuma biraz daha sarılarak okula adımladım. İçimde anlayamadığım şekilde bir heyecan kıvılcımlaşmıştı. Bugün neler olanağını merak ediyordum. Herhangi bir karmaşa olacak mıydı acaba?
Ne salak kızsın. Olacakları düşüneceğine test çöz, test!
İç sesime karşı burun kıvırmakla yetindim. Aslında haklı sayılırdı. Seneye son sınıf olacaktım ve önemli bir sınavın yükü yüklenecekti omuzlarıma. Şimdiden çalışmak en iyisiydi. Birinci dönem dokuzuncu sınıfın konularını neredeyse halletmiştim. Bu dönemde onuncu sınıfı halletsem, seneye çokda zorlanmazdım. Bu mantıklı fikri aklıma not ederek adımlarımı hızlandırdım. Rüzgar keskince esiyordu. Bir türlü düzgünce yapamadığım topuzumuda açmıştı zaten.
Sınıfın olduğu kata geldiğimde etrafa bir göz attım. Bizden kimse yoktu.
Yeni sınfıma girerek dün Asel'in oturduğu sıraya oturdum. Kızlar henüz gelmemişti. Sınıfta tek kız bendim anlayacağınız. Duvar kenarındakilere çevirdim bakışlarımı bu defa. Erkekler kendi aralarında konuşuyorlardı. Bakışlarımın onlara değerken bir ikisinin de bana değmişti. Umursamayarak muhabbetlerine geri döndüler.
Saçmaydı. Aynı sınıf içinde konuşmayı bırak birbirinin yüzüne bakmamak bile saçmaydı. Fakat bunu değiştirebileceğimi sanmıyordum.
Bakışlarım erkeklerin oturduğu yerde fazla takılı kalmış olsa ki "Çok kesmedin mi sence de?"diye konuştu içlerinden biri. "Haspam!"derken gözlerimi devirmeyi de ihmal etmemiştim.
Çantamın en ön gözündeki mavi siyah renkli kulaklığımı alarak telefona taktım. Biraz erken gelmiştim okula herhalde. Kızlar gelene kadar şarkı dinleyebilir ve test çözebilirdim. Ama ondan önce yapmam gereken bir şey vardı, saçlarım.
Bu defa güzel bir topuz yapacaktım. Evet evet! Bunu başaracaktım. Tokayı çıkararak siyah dağınık saçlarımı özgürlüklerine kavuşturdum. Kafamı öne doğru eğerek saçlarımın aşağı sarkmasına izin verdim. Parmaklarımı tarak misali kullanırken uzun saçlarımın arasına geçirdim. Aynı işlemi birkaç defa tekrar ettikten sonra saçlarımı toplayıp kafamı arkaya doğru attım. Aslında kafamı arkaya doğru atmadım. Bildiğin sıraya kafa attım.
"Ah!"Hızlı hareket ettiğimden olsa kafamı sıraya çarpmıştım. Saçımda olan elimi alnıma götürerek çarptığım yeri ovdum. Daha fazla bağırmamak adına kendimi sıkarken gülüşme sesleri sinirimi bozdu. Neden sürekli rezil olmak zorundaydım ki!
Öldürücü olduğunu sandığım bakışlarımı bana gülen şahsiyeti âlâlara çevirdim. Bu Yargı hangi ara geldi? Çok güzel hiç olmaması gereken birine rezil oldum. Gülmekten kısılmış gözleriyle beni süzdü.
"Aptal olduğun kadar da sakarsın." Alt dudağımı ısırarak sakinliğimi korumaya çalıştım fakat ne mümkün.
Sinirle konuştum "Sen kime aptal diyorsun, beyinsiz?"cebinde olan ellerini cebinden çıkarttıktan sonra dudaklarını yaladı. Birkaç adımla yanıma yaklaştı.
"Bak kızım sabrımı sınama!"kim kimin sabrını sınıyordu acaba?
"Bana kızım demeyi kes! Ayrıca sen benim sabrımı sınama,"duruşumu dikleştirerek gözlerine baktım. "Sen kimsin de bana kafa tutuyorsun?"
"Asıl sen kimsin de benimle lanlı lunlu konuşuyorsun?"aklıma gelen şeyle aptalca sırttım.
"Ah pardon! Sen Yargı'ydın değil mi?"söylediğim onu memnun etmişcesine güldü.
"Bende yasama yürütme."
Gülüşü yüzünde donup kalırken gözlerini kısarak baktı. Anlamaya çalışıyordu. Tabi ona da hak vermek lazım, böyle küçük bir beyinle ancak bu kadar oluyor.
Sırıtmam bakışlarıyla kahkahaya dönüştü. Elimle ağzımla kapatmış gülüşümü bastırmaya çalışıyordum fakat nafileydi. Bir türlü durduramıyordum.
"İğrençti,"dedi yüzünü buruşturarak. "Aslında fena sayılmazdı,"sesin sahibi ismini henüz bilmediğim fakat sitedeki fotoğrafından simasını bildiğim iğrenç çocuktu. Gülmemek için kendini tuttuğu, birbirine bastırdığı dudaklarından anlaşılıyordu.
"Kes sesini Yalın,"demek ismi Yalın'dı. "Makas vereyim mi?"dedim düşünmeden. Yargı'da dahil birkaç kişi yüzünü buruşturup iğrenircesine yüzüme baktılar.
Bunlar hep Egemen'le fazla takıldığım için oluyordu. Ne zaman bir araya gelsek bir sürü espri yapıyor ve uzun süre bilinç altımda bulunmasına sebep oluyordu. Beş gün önce yani onbeş gün tatilinin son günü görüşmüştük. Tabi ki bu esprinin de konusunu geçmişti.
"Yaşın büyümüş fakat beynin ergenlik çağlarında kalmış,"tek kaşım benden bağımsız şekilde kalktı. Bu defa yapmaya çalışmadım. Oldu bildiğin.
"Benim beynim var en azından,"cevap vermesine fırsat tanımadan telefonumu aldım ve omzuna çarparak havalı olduğunu sandığım şekilde sınıf kapısına ilerledim.
Lanet olsun çok cool bir hareketti!
Eminim popo üstü düşmek çok havalıdır!
Diyeceksiniz bu iç ses ne saçmalıyor? Şöyle anlatayım; Yargı'ya omuz attıktan sonra havalı bir şekilde kapıya doğru ilerledim. Tam kapıdan çıkacağım sıra da birine çarptım ve bom, yerdeyim.
Küçük bir acı eşliğinde inledim. Tabi Yargı ve diğerleri gülüyorlardı. "
Özür dilerim,"gözlerim sonuna kadar açılmış şekilde kafamı kaldırdım. Yukarıdan bana bakan çocuk az önce özür mü dilemişti? Hani bu okulda özür dilemek yoktu? Kuralları takmıyor muydu acaba?
Hızla yerden kalkarak karşısına geçtim. "Sen.."dedim şaşkınlığımı üzerimden atamazken. Anlamamış şekilde "Ben.."dedi. "Senden benden özür mü diledin az önce? Ben mi yanlış duydum?"diye konuştum hızlıca. "Yanlış duymadın. Özür diledim,"gözlerim şaşkınlıkla büyürken "Gel bir sarılcam,"dedim. Boyu benden uzun olduğu için parmak uçlarıma yükseldim.
"Oha!"
Asel'in meşhur ohasını duyduktan hemen sonra kollarımı boynundan çekerek geriye adımladım. Şaşırmış ve soru soran gözlerle bakan kızlara 'ne' dercesine kafamı salladım.
"Kim bu çocuk?"
"Neden ona sarılıyordun Çakılcım?"ben az önce bu çocuğa sarılmıştım değil mi? Hep şaşkınlıktan.
"Seni daha önce bu sınıfta gördüğümü sanmıyorum?"kızların sorusunu es geçerek çocuğa baktım.
"Yeniyim çünkü;"kuralları bilmediği için özür dilemişti demek. Eminim kısa sürede ona da kuralları anlatacaklardı. Keşke öyle olmasaydı da arkadaş olsaydık.
"Ben Milas bu arada?"diyerek elini uzattı. Daha önce bu ismi duymadığıma emindim. "Bende Çakıl Erva,"diyerek elini sıktım. Gülümseyerek kafasını salladı.
Gördüklerim gerçek miydi? Gamzeleri mi vardı? Elim benden bağımsız şekilde, gülümsediğinde derince ortaya çıkan gamzelerine gitti. İzlediğim bir filmde görmüş ve karşıma çıkan gamzeli birinde denemeyi istemiştim. Yaptığım hareket karşısında şaşkına dönerken gülüşü dondu.
Yaptığım aptallığın farkına vararak geri çekildim. Ne aptaldım ben sabah sabah!
Yüzüm alevalırmışcasına yanıyordu. Eminim kırmızının ellitonu olmuştum. "Şey ben özür dilerim. Bir an da şey oldu..affedersin," gözlerimi ayakkabılarıma dikerek saçlarımın yüzüme düşmesini ve yüzümü kapatmasını sağladım.
"Sorun değil,"diyerek tekrar gülümsedi. Ya neden bunu bana yapıyorsun? Gülümsemesene! Şu gamzeler çıkmasın ortaya!
"Görüşürüz,"diyerek olay mahalini terk ettim.
Lavaboya giderek alev almak üzere olan yüzüme su çarptım. İki parça mendil kopartıp yüzümü silerken lavabonun kapısı açıldı. İçeri giren Asel ve Lila'nın bakışlarından soru yağmuruna tutacaklarını anladım.
"Soru sormadan dinleyin!"diyerek anlatmaya koyuldum.
▪
Kızlara her şeyi anlattıktan sonra sınıfa gitmiştik. Asel Lila'nın yanına yani arka sırama oturmuştu. Dersin başlamasına beş dakika vardı. Bu sürede şarkı dinleyecektim. Masanın üzerinde duran kulaklığımı alarak taktım. Şarkı listesine girerek karıştıra bastım. Hangi şarkıyı dinlesem diye karar veremezdim çünkü. Teoman'ın sevdiğim şarkılarından biri çalmaya başlamıştı.
Çantamdan kitabı çıkarıp işleyeceğimiz konuya göz gezdirdim. Önemli bulduğum yerlerin altını çiziyordum. Sağ kulaklığımın kulağımdan çıkarılmasıyla afalladım. Kimin çıkardığını görmek adına sağıma baktığımda ise şaşırmıştım. Kızlardan birini bekliyordum fakat yanıma oturmuş ve kulaklığımı kulağına takmış olan kişi Milas'dı. "Güzel şarkı,"diye mırıldandı. Şaşkınca ona bakmayı sürdürürken tekrar konuştu.
"Buraya oturmamda ve kulaklığını kullanmamda sakınca yoktur umarım?" kafamı hayır anlamında sallarken"Hayır yok," diyerek cevapladım onu.
Gülümseyerek kafasını sıraya yasladı. Bende fırsattan istifade ederek onu incelemeye başladım.
Buğday tenli ve kumral saçlıydı. Yan şekilde durduğu için belirgin şekilde ortaya çıkmış köpürcük kemiği vardı. Siyah pantolon ve siyah kazak giyerek renkleri kendiyle bütünlemişti. Bu haliyle ne kadar da havalı olduğunu düşünürken aklıma gelen gamzeleriyle, harika diye geçirdim içimden.
Kolumun dürtülmesiyle arka sıraya döndüm. Lila kaşlarıyla bir şey anlatmak istercesine yanımı işaret etti. Anlamazca kafamı sallayıp yanıma baktım. Tabi ki de sırıtarak beni izleyen Milas'ı görmeyi beklemiyordum.
"Beğendin mi bari beni?"